“Dünya olduğu gibi. Tıpkı kar tanesinin olduğu gibi. Kendi deseninin öyle olmasını var ettiği gibi. Yaşamanızı olduğu gibi yaratıyorsunuz. Gerçekten açlığın sona ermesini istediğin anda açlık olmayacaktır. Bunu gerçekleştirmek için sana tüm olanakları verdim. Bu seçimi yapmak için her türlü olanağa sahipsin. Ama yapmadın. Yapamadığın için değil. Dünya yarın açlığa son verebilir. Son vermeyi seçmiyorsunuz. Her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesinin nedenleri olduğunu düşünüyorsunuz. Hiçbir geçerli neden yok. Ama her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesine aldırmazken yeni bir hayat için elli bin çocuk dünyaya geliyor. Buna sevgi diyorsunuz. Buna Tanrı’nın planı diyorsunuz. Öylesine bir plan ki rasyonellik ve mantık bir yana, şevkat bile barındırmıyor.

Yalın söcüklerle size söylüyorum; Dünya bu halde çünkü siz seçtiniz. Sistematik olarak kendi çevrenizi yok ediyorsunuz, sonra da doğal felaketler olarak tanımladığınız olayları doğanın ya da Tanrı’nın intikamı olarak düşünüyorsunuz. Kendinizi kandırıyor ve bu kandırmacayı intikam olarak tanımlıyorsunuz.

Hiçbirşey ama hiçbirşey doğadan daha şevkatli değildir. Ve hiçbirşey doğaya insan kadar gaddar olmamıştır. Tüm bunlardan sıyrılıp sorumluluğunuzu reddediyordunuz. Kendi hatanız olmadığını söylüyorsunuz. Evet doğru, bu bir hata değil, seçim sorunu.

Tüm savaşları yarın durdurabilirsiniz. Gereken tek  şey düşünce birliğine varmanız. Ama birbirinizi öldürmeyi durdurmak kadar basit bir şeyde bile anlaşamıyorsunuz. Yumruğunuzu sıkarken cenneti nasıl yaratabilirsiniz? Kendiniz için yapmadığınızı sizin için yapamam; bu yasadır.

Ne şeytan var ne de cehennem. Kendi kurtuluşunuz, kendinizi gerçekleştirememenin sarhoşluğundan ayılmakla mümkün. Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Zaten, bu bir savaş değil, bir süreç. Bunu bilmediğiniz sürece, süreci sürekli mücadele olarak algılayacaksınız. Mücadeleye uun zamandır öylesine inanıyorsunuz ki etrafında dinler yarattınız. Dinler mücadeleyi amaç ediniyor. Bu sahte bir öğreti. Zafer mücadelede değil, kendini aktif olarak akışa bırakmakta.”

Neale Donald Walsch-Tanrılar ile Sohbet 1. kitaptan bir alıntı. Yazar burada iç benliği, içindeki Tanrı, içindeki “ben” ile konuşuyor. Uzun zamandır kitaplığımda duran ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Filmini 2 defa izledim ve hayran kalmıştım. Ama kitabı daha nefismiş.

Bugün dünyanın mevcut koşullarına bakarsanız her anlamda “birlik” bilinci oluşturulamadığı için bu haldeyiz. Bu bilinç oluşana kadar da böyle gidecek. Yazdığım alıntıyı böyle yorumladım ben. Lütfen sizler de yorumlarınızı yazın, tartışalım.

**Doğa’nın ateş azalarak halen devam. Yine yanımdaki koltuktan uyuyor şu an.



Toplam : 3 Yorum var

    Muge Cerman Mart 11th, 2009 at 7:22 am

    Özgür’üm; muhteşem bir paylaşım, çok teşekkür ederim. İyi ki yazdın, daha farklı bakış açıları geliştirmeme neden oldu bu yazı. Umarım daha fazla yer verirsin bu kitaptan alıntılara.
    Sevgi ile kal…

    sufi Mart 11th, 2009 at 9:05 am

    Özgürcüğüm
    o kitap sanıyorum 4 ciltti. Yazılanlar; cahil bile okusa boyut atlatacak güzellikte doğal ve sevgiyle yazılmış hakkın sözleriydi sanki.Bir daha mı okumalı yeniden acaba?
    Kuran da aynı şeyi söylüyor zaten “iki gönül bir olsa yürü dese şu dağlara yürütür “diye.İnsanoğlu aslında herşeye muktedir.sevgilerimle dilek.

    serap er Mart 12th, 2009 at 4:18 am

    Hayatımızda varolan,bizi rahatsız eden tüm yanlısları,kötülükleri aslında yarın gunesin doğacagını bildiğimiz gibi değiştirebileceğimizi bilmemiz gerekiyor.Bunu yapamıyoruz çünkü bilinçaltımızda yatan tonlarca olumsuz zihin ve korkular var..Bir yandan korkularımıza ve imkansızlıklara sıkı sıkı sarılmısken bir yandan “olmasını istiyorum ama olmuyor” diyoruz.Bireysel olarak her birimizin hem toplum için hem kendimiz için bu olumsuz zihinleri korkuları iptal edip yerine olumlularını ve sevgiyi yerleştirmemiz gerekiyor.O zaman akış hepimiz için farklı olacaktır…Denemeye değer..

Yorumunuz: