Uzaklaştık biraz buralardan, üç nesil gittik gezdik geldik. Dinlendik bolca, dinledik birbirimizi. Rüzgarı, dalgaları dinledik, yağmuru seyrettik, yüzdük, oyun oynadık, uyuduk, yedik, içtik… durduk öylece aynı yerde 4 gün. Kılımızı kıpırdatmak istemedik. Aşağıdaki fotoda pisi anneannesi ile…

Geleli bir hafta kadar oldu fakat elim gitmedi bilgisayara. Ekranı bile görmek istemedim uzunca bir süredir ilk defa. Basit şeyler yapıyorum bu hafta. Her yaptığımı büyük bir mutlulukla, şükrederek, farkında olarak yapıyorum. Çorapları katlarken bile andayım. Brokoli çorbamı pişirirken de sadece çorbanın rengini düşünüyorum ve brokoli denen bu sebzenin pişerken çıkardığı kokuya yoğunlaşıyorum. Kısa yürüyüşler ve mutfak alışverişleri dışında evdeyim genellikle. Her gün mutlaka bir dolap ya da çekmece buluyorum toplamak için. O da olmazsa Doğa’nın kitaplarını, kalemlerini, oyuncaklarını düzenliyorum.

Doğa okuldan geldiğinde birlikte oyunlar oynuyor, resimler yapıyoruz. Salatayı birlikte hazırlıyor, babamızı bekliyoruz. Geç gelecekse bir güzel keyif edip yiyoruz başbaşa. Bulaşıklar bekliyor oyun oynamak isterse tekrar. Varsın beklesin, gece yerleştirilirler… pisi okuldan gelince onunla oynamaktan, kıkırdamaktan daha önemli başka birşey yok!

Pisi uyuyunca da Serdar ve “ben”den daha önemli birşey yok. Neden mi böyleyim bu aralar? Çok farklı nedenlerim var;

Tatilde bir çocuk koştu geldi oturdu kucağıma. Pisi ile aynı yaşta ama çok minik görünen, konuşamayan sadece sürekli gülen, gözlerin ışık saçan bir çocuk. “Prematüre doğdu. Bu nedenle biraz geç gelişiyor” dedi annesi. Anladım tabii söyleyemedi geri kalanını, dile getiremedi… Kolay mı kabullenmek, anne olarak böyle bir durumu. Seviştik çok ışık saçan o melekle, bolca sarıldık, sarmalaştık. Nasıl da mutlu oldu Doğa ile oynamaktan. Doğa neden konuşamadığına bir anlam veremese de anladı. İçselleştirdi o an ve bana baktı, anlaştık gözlerimizle. Siz de karşılaşırsanız böyle bir ışıkla lütfen sevgi verin onlara ve kulaklarına şöyle fısıldayın; “Seni olduğun gibi, sen olduğun için çok seviyorum”

Serdar’ın babasıyla ilgili çizilen vahim tablo ve  buna rağmen babasına dair her gün ayrı bir umutla uyanması…

Anneannemin ismi lazım olmayan hastalığının tekrar nüksetmesi ve halen dimdik ayakta olması…

İşte bu yüzden, yavaşlayıp şükretmekten, “sevgi” de kalmaktan ve şifa vermekten başka birşey yapmak gelmiyor içimden bugünlerde…



Toplam : 9 Yorum var

    Nazlı Ayça Özkarahan Şubat 11th, 2010 at 3:47 am

    Özgürcüğüm, kararmış içime ışık gibi geldi valla yazdıkların, hep aklımda olması gerekenleri hatırlattın. Yine girdim bir koşturmacanın içine, sürekli bir ‘yetişmeyen’ le uğraş halindeyim. Ama durmak gerek, bir an yetişememeninde güzelliklerini yaşamak gerek. Bunu okuduktan sonra annemi arayıp sabah seninle kapkara konuştum ama şimdi daha iyiyim demek geldi içimden.
    Öpüyorum seni,
    Ayça

    Tugba Şubat 11th, 2010 at 4:12 am

    bunu okumak o kadar iyi geldi ki bana özgür…
    hangi cümleyi kursam, boş…

    ceyda Şubat 11th, 2010 at 4:17 am

    özlemisim.. herkese acil şifalar diliyorum..

    mermaid Şubat 11th, 2010 at 6:36 am

    Bu yazıyı ne çok sevdim. “Siz de karşılaşırsanız böyle bir ışıkla lütfen sevgi verin onlara ve kulaklarına şöyle fısıldayın; “Seni olduğun gibi, sen olduğun için çok seviyorum””
    İnsanların sadece bu cümleyi anlaması ve kalpten kabullenmesi, etrafımızda çeşitli farklılıkları olan herkesin bu ülkede mutluluk içinde yaşamasını sağlardı. Ve en çok söyleyeni iyileştirirdi sanırım. “bir gün herkes engelli olabilir” gibi kaba ve kalpsiz bir yaklaşımın aksine, ne kadar içten.
    Bolca şifalar diliyorum yakınlarınıza.

    didem kaptan Şubat 11th, 2010 at 7:51 am

    hoşgeldin özgür… dinginliğin bize de bulaşşın:)

    nese Şubat 11th, 2010 at 11:38 am

    Ozgur…
    Hayran kaldim yaptiklarina…
    Ayakta alkisladim seni, dilerim hep boyle olur…
    Fotograf da ayni duyguyu veriyor, huzurlu dingin ve sevgi dolu.
    Cok cok mutlu oldum…

    brajeshwari Şubat 11th, 2010 at 11:51 am

    Sevgide kalarak şifa veriyorsun zaten herkese… Bu yüzden hep sevgide kalmak gerekiyor…

    Çok geçmiş olsun canım…
    Herkese acil şifalar…

    Selen Şubat 11th, 2010 at 11:39 pm

    Gozlerim doldu okurken.
    Tesekkurler.

    Özgür Turan Şubat 12th, 2010 at 11:46 am

    Özlemişim bir yandan da yazmayı, sizlerle içimdekileri paylaşmayı. Teşekkürler bu içten yorumlara…

Yorumunuz: