Geceleri az uyuma durumum artarak devam ediyor. Dün gece yine 4 civarı uyandım. Sabah 6′ya kadar oturdum, gezindim, uyumayı denedim yok. Bildiğiniz cin gibiyim. Zorla uyutmak istedim kendimi yok o da olmadı. Uyumam gerek enerjim kalmayacak, okula  da gitmiyor Doğa, naparım, nasıl geçiririm ertesi günü bu uykusuzlukla derken, sabah 6 da yoga yaparken buldum kendimi. Evet aynen böyle. Genelde hep böyle oluyor. Plansız programsız pat diye başlıyorum yapmaya. Ve ister inanın ister inanmayın sabah yaptığım 20 dakikalık yoga beni fişek gibi yaptı bugün. Bir defa hemen ardından nefesim açıldı, vücudum kendine geldi, omurgam rahatladı. Üzerine 1 saatlik bir uyku da çektim bir güzel.

8 sularında Doğa uyandı. Çok dinamik ve neşeli başladım güne. Ee tabi Doğa da aynı enerjiyi aldı hemen. Fakat birara koptum; TV’de “Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlarda ormana dönmeli yurdumda…” şarkısı çalarken ben otur ağla! Doğa bir yandan tutturdu “Neden bilmiyorum ben bu şarkıyı” diye. Durdum biran baktım kendime. Tamam gelmiş yine malum dönem, tez dışarı atmak gerek kendimizi dedim! Yemek, çamaşır, maillerin kontrolü, dergiyle ilgili birkaç ufak iş, evin derlenip toplanması derken 3 gibi dışarı attık kendimizi. Gezdik, yedik, içtik, eğlendik.

beyaz firin

Yuvanın tatile girmesi ile Doğa ile başbaşa günlerimiz güzel başladı. Devamını diliyoruz…:) Yalnız bütün gün yuvadaki gibi bir aktivite yapmak istiyor. Kes, yapıştır, her türlüsünden boyama, hamur, puzzle… nereye kadar… Bir de bu aralar yüz boyamaya sardı. Bütün gün yüzünde boyalarla gezdi fotodaki gibi. Bugün evde birara “Bak bir anlaşma yapalım, sen biraz kendin oyna, ben de o sırada kahvemi içiyim, dinleniyim” dedim. Cevap şöyle geldi: “Ben bu anlaşmadan pek hoşlanmadım. Bence önce benimle oyna sonra kahveni iç”. Dediğini yaptım mı? Hayır yapmadım ama zorluyor çok beni sürekli onunla oynamam için. Eskisine göre kendiyle çok daha güzel vakit geçiriyor, oyunlar yaratıyor, konuşuyor kendi kendine, şarkılar söylüyor falan ama maximum 15 dakikayı geçmiyor bu süreler. Eee bende beklenti fazla sanırım biraz. Beklenti yok, karşılaştırma yok demiştik değil mi ama:)



Toplam : 2 Yorum var

    sufi Temmuz 2nd, 2009 at 12:16 pm

    Bazen düşünüyorum da bizim zamanımızda annelerimiz hiç bizimle oynamamıştı..Babalarımız hiç masal anlatmamıştı, ya da çok azdı bize anlatılan hikayeler.Ama yine de çok mutluyduk.Bizler kendi dünyamızda yepyeni masallar yaratırdık kendimize.Şimdi bir torunuma en az iki kişi gerekiyor.Her an değişik bir aktivite yaratmak anneden bekleniyor. Düğmelerle kendi kendime yarattığım oyunların sayısını bile unuttum şimdi.Acaba yeni çocuk eğitim sistemi mi yoksa eskilerin “kendi oyununu kendin yarat” sözü mü daha etkili? Düşündürücü bence.

    Özgür Turan Temmuz 4th, 2009 at 9:30 am

    Sevgili Dilek,
    kesinlikle haklısınız. Bugünkü koşullarda uyaranların fazla oluşu bence çok büyük etken. Kendi oyununu kendin yarat daha iyiymiş bence. Günümüz koşullarında tatminsiz, mutsuz çocuklar yetiştirmemek için çok dikkatli olmak gerekiyor. Ve eskisine göre işimiz çok daha zor bana göre. Beni anneannem büyüttü örneğin, annem hep çalıştı. İlkokulda kendi anahtarım vardı, eve girer ve annemin gelmesini beklerdim. Koşullar gereği çok erken yaşlarda sorumluluk aldım. Şimdi biz fazla üstüne titriyoruz çocukların. Kendi çocukluğuma bakınca biraz daha kuralcı olasım geliyor her geçen gün. Anne ve babama hayranım her anlamda.

Yorumunuz: