İnsanın birşeyler yazmaya başlaması neden bu kadar zor?
Kafamızın içinde yüzlerce, binlerce düşünce yüzerken neden bunları sözcüklere dökmekte bu kadar zorlanıyoruz acaba? Netlik bu kadar zor mu?
Hep bir sonraki cümleyi düşünmek aslında hayat görüşümüz mü? Hep geleceği düşünmek ve şu anı kaçırmak.
En son ne zaman kontrolünüzü tamamen bıraktınız? Hiç korkusuz, endişesiz ve özgürce.. Ne zaman tüm vücudunuzu saran bir enerjiye, coşkuya kendinizi teslim ettiniz? Daha da ötesi siz teslimiyetin keyfini en son ne zaman çıkarttınız?
İşte benim nefesle deneyimlediğim tüm duyguların, belki de beni en şaşırtanı, teslimiyet.. Kontrolü bırakmanın bu kadar zor, teslim olma duygusunun bu kadar hafif olabileceğini bilmiyordum. Kontrolü bırakmanın kişiyi bu kadar güçlü kıldığı hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
Çocukluk dönemimden itibaren devamlı verilen tüm sorumlulukları üstlenen (hatta fazlasıyla), onun için hep kendini ve mümkünse yaşam alanındaki herşeyi kontrol etme gereği duyan (işini şansa bırakmayan!! – her ne demekse) bir yetişkine dönüşmüştüm. Tek hatırladığım bundan iki sene önce daha 30 yaşındayken kendimi ne kadar yorgun, yılgın ve güvensiz hissettiğimdi. Kendi hayatımı kontrol etmem, sorumluluklarımı üstlenmem yetmiyormuş gibi başkalarının hayatlarının da bilfiil içindeydim.. Kontrol, kontrol, kontrol. Her olasılığı düşünmeli ve birşey yapılacaksa nasılını, zamanını herşeyini bilerek hareket etmeliydim. Beklenmeyen süprizler, özellikle de kötü süprizler olmamalıydı, ya da olursa da benim tarafımdan çözümlenmeliydi.. Ancak bu şekilde yaşamın varolduğuna inanıyordum. Ve sonuç olarak hem çevremdekilere hem de kendime inanılmaz bir öfke duyuyordum. Çünkü çok yorulmuştum ve kimsenin bunu görmeye niyeti yoktu.
Ve simdi… Şimdi bir hafta sonraya plan yapmak bile bana bir asır sonrası gibi geliyor, hatta sabah kalktıktan sonra kendimi o akışa bırakıp günün bana getirdiği süprizleri kucaklıyorum.. Şimdi insanlara HAYIR diyebiliyorum, ya da benim sorumluluğum değil ayrımını yapabiliyorum. Evet, herşey bizim sorumluluğumuzda değil; başkalarının ve Tanrı’nın da sorumluluk alanları var ve bu alanlara karışmak gerekmiyor. Hayatımda hergün başka bir tat, deneyim ve ben kendimi tamamen bu benden tamamen bağımsız ama bir o kadar da bana bağlı gelişen bu yaşama bırakıyorum.. O gücü, güveni, hafifliği herbir hücremde ayrı ayrı hissediyorum. Kontrolü bırakırken ironik bir şekilde kendi hayatınızın iplerini elinize alıyorsunuz.. Tüm yaşamınızın size ait olduğunu ve her ne olursa olsun kalbinizin, iradenizin ve evrenin bir bütün olduğunu bilerek…..
Nasıl mı??? Nefesle.. Evet, nefes alarak parçası olduğum evreni tekrar keşfettim. Bu, bir çocuğun kendini annesinin kollarına bırakmasına benziyordu adeta. Nefes aldım ve kendimi parçası olduğum ve herşeyin kendi doğasında ahenkle işlediği bu evrene bıraktım. Öyle kolay olmadı tabii.. Öncesinde insanın kendisiyle yüzleşmesi ve kabullenmeyi öğrenmesi gerekiyor; Hani bizlerin “İyi” ve “Kötü” diye adlandırdığımız (aslında sadece birer enerji formu olan) her türlü olayı, olguyu kabullenmeyi. Evet düşünsenize, sonuç istediğiniz gibi olmasa da onu kabulleniyorsunuz ve olmasına izin veriyorsunuz. İşte tam da bu noktada o teslimiyetin hafifliğini, verdiği garip güven ve birlik duygusunu deneyimliyorsunuz. Biliyorsunuz ki; siz, Yaratıcınızla birliktesiniz, onun bir parçasısınız ve her ne olursa olsun siz kendinizsiniz ve Birsiniz.. Ve bir sonraki adımı düşünmeyi bırakıyor ve yaşamızın tadına varmaya başlıyorsunuz. Burada seviliyorsunuz ve güvendesiniz.. Tıpkı nefes alıp vermek gibi.. Hayatı, size getirdiği deneyimleri içinize çekiyorsunuz ve sonra bu deneyimlere tutunmadan salıveriyorsunuz.. Ve sonra yeni bir nefes, yeni bir deneyim..

Sevgiyle,
Ceyda Göçmen

Not: Transformal Nefes terapistim Ceyda, bizlere nefesin büyülü dünyasını anlatmaya devam edecek…

Yorumunuz: