Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki çevremde “ne de olsa çocuktur” diyemiyorum çoğu zaman. Biliyorum ki ebeveynler var hep arka planda. Ebeveynlik şekilleri üzerinde de yargılama ya da yorum yapmak değil amacım ama o kadar saf sevgiyle dünyaya gözlerini açan bebeklerin, gün gelip de gözleri sevgisizce, hırçın bakan çocuklar haline gelmesine üzülüyorum. Üzülmek ne demek içim acıyor. Hiçbir çocuk bunu hak etmiyor. İşte böyle zamanlarda ciddi sorguluyorum ebeveyn olma kararının nasıl, neye göre verilmesi gerektiğini.

Hayat akıp geçiyor, bize de olanlara uyum sağlamak kalıyor fakat gözümüzü açalım biraz da canım. Önce kendimizi iyileştirelim ki hastalıklı çocuklar yetiştirmeyelim. 30 yıllık ilkokul öğretmeni olan annem, “Hiç bu son 2 yıldaki kadar dikkat eksikliği, geç öğrenme, yemek problemi olan ve okumada zorluk çeken çocuklarla karşılaşmamıştım” diyor.  Uykuları kaçıyor annemin bu yüzden, her gün buna kafa yoruyor, okuyor, araştırıyor ne yapılması gerektiği konusunda. Çalıştığı okulda yoğun çalışmalar yürütülüyor bu konuda. Her çocuk ayrı ele alınıyor. Çoğunlukla görülüyor ki, okul öncesi dönemde kazanılmış davranışlar hepsi. Ya çok televizyon izletilmiş, ya hiç konuşulmamış , iletişim kurulmamış çocukla, ya her işini annesi yapmış, ya bakıcılar arkasından gezip ağzına beslemiş, ya da malesef sevgi görmemiş… Eminim ki çok farklı nedenler de vardır ama geneli böyle annemin anlattığı kadarıyla.

Ben 3 aylıkken Bursa’ya yakın bir köy okulunda çalışıyormuş. “O okuldaki çocukların gözlerindeki pırıltıyı, heyecanı çok az çocukta gördüm” diyor. Çok çeşitli okullarda çalıştı bugüne kadar, özelinden devlet okuluna kadar hep en iyilerinde görev yaptı. Halen çalışıyorsa, bu da sadece meslek aşkından. Ama son dönemde üzüldüğünü, sıkıldığını görüyorum zaman zaman. Yine de çocuklarına yani öğrencilerine olan inancını, umudunu hiç kaybetmiyor. Her birinin hikayelerini, gösterdikleri gelişmeleri anlatırken gözlerinin içi gülüyor.

Çok isterim Doğa’nın annem gibi bir ilkokul öğretmeni olsun. Doğa’yı büyütme sürecinde, şu kısacık 3,5 yılda tabiki nesil farklılığından dolayı didişmelerimiz oldu ama Doğa ile ilgili çok erken yaptığı hiçbir tespitinde yanılmadı ve bizim hep baş destekçimiz, sağ kolumuz oldu biricik anneannemiz. En son geçtiğimiz cuma akşamı şöyle dedi bana; “Bütün çocuklu arkadaşlarına söyle hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Sadece boncuk dizdirin, makas kullandırın, hamur oynatın ve puzzle yaptırın. Yazı yazabilmeleri, parmak kaslarının gelişmesi için gerekli olanlar sadece bunlar”. Ben de tamam dedim söylüyorum işte size buradan. Tabiki de tahmin edersiniz ki , birçok öğretmen gibi çok karşı annem de alınan birçok oyuncağa, gereksiz tüketime.

Nereden geldi konu buraya da annemi anlattım ben de bilemedim. Aşkım depreşmiş sanırsam:) Yazmışken bir de fotosunu koysam iyi olur:) Şubat tatilinde Antalya’ya gitmiştik 3 nesil, bu fotoyu Doğa çekmişti.

Bu postu yazmama neden olan olay bende kalsın ama konunun annemle hiçbir ilgisi yok aslında. Yakından tanıdığım bir çocuğun kızıma davranışı üzdü beni geçtiğimiz günlerde. Kızım için değil çocuk için çok üzüldüm. Kızım görmeli, tanımalı farklılıkları, arkadaşlarını sevecekse her haliyle sevmeyi, kabul etmeyi öğrenmeli. Kabul etmek istemiyorsa da seçim yapabilmeyi öğrenmeli. Diğer çocuk için ise yapabileceğim birşey yok malesef. O da bir gün dönecek sevgiye… aslında yuvasına, her zaman bildiği tek şeye…

Yorumunuz: