Dün gidebileceğim  beni  çeken  bir  film  bakarken yeni  gösterime girmiş  orijinal adı PERFECT  SENSE  (maalesef  ki Türkçeye çevirisi  “yeryüzündeki  son  aşk”  olan)   bir  film dikkatimi çekti. Orjinal ismi ile çeviri de uyumsuzluk da  hat safhada.

Filme  gidince bu filmin, gerçekten çok sevdiğim “hiçbir şey  göründüğü gibi değildir” söyleminin (bazılarına göre klişe ama benim düsturumdur )  fazlasıyla canlı bir örneği olduğunu, ne afişindeki  resmin, ne de ona uydurulmuş ismin  bu filmin anlatmak  istediği derinliği yansıtmaktan çok çok uzak olduğunu  anladım.

Film ;  5 duyu, farkındalık, zihin, madde, ruh bağlantılarını, insanın içindeki kıyameti, karanlık ve ışığın ne kadar birbirlerinin içinde olduğunu çok güzel ustaca bize hap kıvamında  veriyor. Bunları bize aktarırken de gizli sorularla düşünmeye sevkediyor ;

Farkında mıyız, ne kadar  farkındayız, hatta neyin farkındayız, sahip olduğumuz güzelliklerin farkında mıyız, sahip olduklarımıza sahip çıkıyor muyuz, sahip olduklarımız için  şükrediyor muyuz.?

Bizler dünyada  yaşıyoruz. Dünya farkındalığı, sahip olduğumuz beş duyu organımızın ve  düşünceler havuzunun bizde yarattığı bir farkındalıktır. Dış dünyada olan biteni algılayan beş  duyumuz değil aslında zihnimizdir. Zihin algılar, bilgi biriktirir, bu bilgilerden beslenir, büyür ve  başta beş duyumuzun uyaranları olmak üzere sayısız düşünce uyaranlarıyla eylemler  yaratır, deneyimler kazanır. İşte bu eylemler ve deneyimler zihnimizi hem biçimlendirir hem  de sınırlandırır. Ve ne yazık ki kendimizi zihnimiz zannediyorsak, onun sahte hayallerini  gerçeğimiz sanıyorsak ve buna inanmışsak ta işte bu sadece sahip olduğu verilerin dışına çıkamayan, bildiklerinin dışında sorulara yanıt bulamayan kısıtlı, sınırlı bir bilgisayar programının ya da sınırlı bir düşüncesel matrix’in içine hapsolup, onun kader arkadaşı olarak bu yaşamı sonsuz olasılıklara sahip iken, sınırlı olduğumuz yanılgısına  kanarak, yani derin uykuda  uyumaya  devam ederek  kafesin kapısı açıkken hatta ne acı ki kafes  bile yokken  esaret içinde yaşıyoruz demektir.

Bizlerin dünyada  öğrenmeye geldiğimiz en önemli gerçeklik; maddeyi ruhsal boyutu  ile  yaşamayı  öğrenmek  ve madde  boyutundaki  (ki  bunun  yansıtıcısı zihindeki ) acılardan, kederlerden, suçluluklardan, vicdan azaplarından, öfkeden, nefretten, kızgınlıktan,  zihnin uydurduğu  ve sürekli  korkularla, endişelerle, kısıtlamalarla,sınırlarla, aşağılamalarla, kurban rolleri ile üzerini süsleyip önümüze her seferinde farklı  bir  yemek kıvamında sunduğu geçmiş  ve geleceğe ait yalanlarla dolu hep aynı yemeği yemeği yemeyerek, artık zihnin bizi bu yollarla oyalayarak dikkatimizi, algımızı, hayatımızı, dünyasal farkındalığımızı elimizden  almasına  kararlılıkla “ BURAYA KADAR  KOMUTA  BENDE ARTIK VE GERÇEĞİN  FARKINDAYIM” diyebilmektir.

Ruhsal  gerçek  farkındalığın  yaşanabilmesi  için önce  dünyasal  farkındalığın  yaşanması gerekir. Bunun  içinde  zihnimizin, duyularımızın, hayatımızın, yaşadıklarımızın, nefesimizin, olup biteninin FARKINDA OLMAMIZ lazımdır. Filmin kanırtarak, bazen canınızı yakarak, zorlayarak sizi bu konuda düşünmeye sevkettiği gibi ; ruhsal farkındalığa yani sonsuz anlayış, koşulsuz  sevgi , hoşgörü  ve affetmeyle gelen derin huzur, mutluluk  ve  olma  haline  belki de duyularınızı  kaybetmeden de sadece farkındalığınızı  artık farkında olmaya  vererek  ve  farkında olarak yaşamayı seçerek de yapabiliriz.

İnsanın  kıyameti  zihninden  ruha geçiştedir aslında. Bu filmde;  bu  kıyameti, sadece UN ve YAĞ bir insanın hayatta kalmasına yeterli  iken sürekli acıkan, bir türlü doyuramadığımız, her zaman gözü aç ve talepkar zihnin beslendiği damarlar tek tek kesildiğinde, artık beslenemez  olduğunda nasıl çıldırdığını, saldırganlaştığını, kabalaştığını, can çekiştiğini, bağırdığını ve  nihayet  kıyamet  gerçekleştiğinde  ve her şey bitip  pes  edip  kenara çekilip Ruhun Gerçeğine o huzurlu, sonsuz  bir kabulün, sonsuz  sevginin, anlayışın  olduğu dingin sessizliğe yerini bırakmasını izliyoruz.

O sessizlikte artık sesler, bağırmalar, gürültüler, yalnızlık, korkular,geçmiş,gelecek, yalanlar, hikayeler, ayrılıklar, şekilcilikler, sınıflandırmalar, savaşlar, çatışmalar, sen, ben,onlar  yoktu…BİZ vardı..BİR  vardı..RUH  vardı..İhtiyaç duyulan  ne  bir şey, ne bir  yoksunluk, ne bir hareket…Sadece  öylece  OLDUĞUN  GİBİ  OLMAK…Ve  ÖTESİ…HEPSİ  BU..

Karanlık  vardı…Karanlığın  içinde  Işık ta vardı..bunun  farkına  varabilmen için de gerçeğin  gözleriyle ruhunun, kalbinin farkındalığı  ile  bakıp görmen  gerekiyor..zira  BAKMAK  GÖRMEK  DEĞİLDİR…

FARKINDA  OL  SAHİP  OLDUKLARIN,  SAHİP  OLDUĞUN  GÜZELLİKLERE  SAHİP ÇIK VE  ŞÜKRET…

FARKINDALIK  CENNETİN KRALLIĞIDIR..CENNET  BAHÇESİNDE  BİR  ÖMÜR VADEDER..FARKINDA OLARAK YAŞAMAK; TANRININ  VARLIĞINI  DUYARAK, HİSSEDEREK  YAŞAMAK  VE ALINAN  HER NEFESE, ATILAN HER ADIMA, KOKLANAN  HER  ÇİÇEĞE,  DUYULAN  VAROLUŞUN  HER SESİNE, DOKUNULAN  HERŞEYE VE  HERKESE, HİSSEDİLEN  BÜTÜN GÜZELLİKLERE,  GÖRÜLEN  TAMAMI  MUCİZE  OLAN  YARATILMIŞLIĞA  YARATICININ   ZAMANI OLAN “AN”da  SEVGİYLE  ŞÜKRETMEKTİR.

HER  YENİ GÜNE  DUYULARINIZ, VARLIĞINIZ   UYANDIĞINDA  SİZE  SUNULAN BİR ARMAĞAN  BU FARKINA  VARIN  VE KABUL  EDİN , ŞÜKREDİN..ÖNCE  YARATICIYA

“  BANA  NEFESİNDEN  ÜFLEDİĞİN, RUHUNDAN  BİR PARÇA  VERDİĞİN  VE  VERDİĞİN  TÜM YAŞAM HEDİYELERİN  İÇİN  ŞÜKREDİYORUM. “  DİYELİM.

ÖNCE  KENDİ  GÖZLERİMİZE , SONRA  EN SEVDİĞİMİZİN  VE  SEVDİKLERİMİZİN  GÖZLERİNİN  DERİNLİKLERİNE  GÖRMENİN, DUYMANIN, TATMANIN, HİSSETMENİN, DUYMANIN, VAROLUP  AN’I YAŞAMANIN  EN  BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ  OLDUĞUNU  BİLEREK  GÖNÜLDEN  SEVGİYLE 

“  SENİ  SEVİYORUM  VE  SENİ  GÖRÜYORUM…”  DİYELİM..

Belki  seçersiniz…Belki gidersiniz bu filmi görmeye.. Kimbilir…

BEN  DAHA ÖNCE YAŞADIĞIM BİR FİLMİ GÖRDÜM…ÇOK ŞÜKÜR…



Toplam : 9 Yorum var

    guguk kuşu Eylül 13th, 2011 at 2:48 am

    ne güzel bir yazıydı, nasıl doya doya okudum, hani sokakta oynarsın, için yanar susarsın, koşa koşa mahalle çeşmesine gider, elini tutarsın suyun altına ve kana kana içersin ya, işte öyle….evet çok haklısın elbette zihnimiz bizi biçimlendirir ama aynı zamanda kontrolü eline geçirmesine izin verirseniz, sizi kendine esir eder ve sınırlandırır. sevgiyle kalın:D
    filmi izleyeceğim. seni de ilgiyle takip edeceğim.

    love and smile Eylül 13th, 2011 at 3:21 am

    BU filmi merak ediyordum.. şimdi daha da çok..

    ESRA EKREN Eylül 13th, 2011 at 12:38 pm

    Sizlere ilginizden dolayı çok teşekkür ediyorum..iyi seyirler ve ruhun ve kalbin rehberliğinde özgür bir yaşam diliyorum..en içten sevgilerimle..

    Evrim Çetiner Eylül 15th, 2011 at 10:40 am

    Sevgili Esra,
    Özlediğim yazılarınla, ifade yeteneğinle bu şahane film & anlatımınla buluşmuş oldum! :)İlk fırsatta izlemek, seni de görebilmek üzere diyorum.
    Kucaklıyorum.

    ESRA EKREN Eylül 15th, 2011 at 1:46 pm

    Evrimcim çok sağol dostum..özledik..görüşmeyi ben de çok isterim..inşallah en kısa zamanda..opuyorum seni ve artık bir genç kız olduğuna inandığım genç bayanı..:)))

    Kamelya Eylül 17th, 2011 at 1:24 pm

    sevgili esra ,

    bu güzel ,içten paylaşımın tam benim de hissetmemeyi seçtiğimi farkettiğim ve hayatımda bunun beni kalbimle doyasıya sevme ve bu yaşamda varlığımı, varolduğumu anlayamamama neden olduğunu anlamayı düşündüğümde geldi. Teşekkürler…

    Sahip Olduklarımızın Farkında Mıyız? | Kuzinede Kızaran Ekmek Eylül 21st, 2011 at 4:52 am

    […] bakışıyla film böyle. Farkı ve beyin açıcı bir anlatım için Esra Ekren’in  bu yazısını okumanızı öneririm. Etiketler:  Film > Perfect Sense > Sinemada Yemek > […]

    ESRA EKREN Eylül 21st, 2011 at 11:41 am

    Sevgili Kamelya,
    ben teşekkür ediyorum güzel geri bildiriminiz için…
    ne kadar güzel ruhlara dokunabilmek, bir şekilde sevgiyle…
    sevgi dolu farkındalıklarla dolu,sağlıklı,keyifli bir yaşam diliyorum…sevgilerimle..

    ESRA EKREN Eylül 21st, 2011 at 11:45 am

    Değerli ” Kuzinede Kızaran Ekmek ” blog yöneticisi
    ilginizden dolayı çok teşekkür ediyorum…sizlerin de çalışmalarınızda başarılar diliyorum..sevgilerimle..

Yorumunuz: