Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Ne zamandır bizden birşeyler yazmıyorum. Bir tutturmuşum detoks, güneş, gökyüzü falan. Neyse biraz Doğa’dan bahsedeyim de kayıtlara geçsin istedim:) Doğa büyüdükçe pek espirili bir tip oldu çıktı. Gerçekten çok güldürüyor beni. Fıkranın ne demek olduğunu öğrendi geçen gün. Habire fıkra uyduruyor anlatıyor bana. Ben de uyduruyorum ama onunkiler gibi komik olmuyor. Bugün sinirlendi en sonunda; “ya anne mesela desen ki bulaşık yıkarken yanlışlıkla makineye kendimi koymuşum hahhaha ne komik dimi ama ahhaha?” Tuhaf şeylere takıyor kafayı bir de. Örneğin bugün bütün gün “bukelamun gökkuşağının üzerine konsa acaba ne renk olur” diye düşündü, sonrasında birlikte düşündük.
Büyüdükçe daha bir renklendi. İlgiyle izliyorum bu hallerini. Mor eteğin üzerine pembe giyiyor çıkıyor örneğin. Şu an her parmağında ayrı renk oje var. Okul tatil olduğundan şu 2 ay bazen oje sürebilirsin dedim. “Yaşasın benim de hayalim 2 gün ojeyle kalabilmekti” dedi, pek sevindi bu duruma. O ojelerin ne kadar zararlı bir maddeden yapıldığını anlattım ama yine de çok ısrar edince dayanamadım işte. Bir yanım çok gelenekselse diğer yanım da tam çılgın anne! Çocuk da böyle olacak haliyle sanırım:) Barbie konusunda çok tepkiliydim, yuvada arkadaşlarından gördü öğrendi bütün çabalarıma rağmen. Kostüm konusunda da öyleydim onu da öğrendi, artık oldukça esnedim. Halen prenses konseptli kıyafet, kitap, aksesuar dahil herşeyin oldukça gereksiz, yanlış yönlendirmeler olduğunu düşünsem de artık engel olmuyorum. Çünkü o deli merakı duruldu biraz olsun. Daha rahat tercihlerini ortaya koyabiliyor. Yaşayacak, görecek, deneyerek seçimini yapacak. Ne kadar tepki koyarsanız o kadar büyüyor konu. Tepki verdiğiniz her ne ise ve yaş kaç olursa olsun mutlaka deneyimlemek istiyorlar. Kendinizi hatırlayın siz de öyle değil miydiniz?

En sevdiği sayı halen 12, hiç değişmedi. 12 yaşına gelince kendi kendine gezmeye çıkabilir mi diye çok merak ediyor. 12′de ne varmış araştıracak, bulacak…
En sevdiği gezegen Satürn, kendi deyimiyle halkalı gezegen. Uzay ve uzaylıların yeri ayrı…
Bugünlerde en sevdiği müziklerden biri Tarkan- öp öp şarkısı, ki biz Tarkan dinlemeyiz ama Doğa CD’sini çok istedi aldık, dinlemiş ve sevmiş çünkü. Diğeri de Iron Man filminin müzikleri, evet yani ACDC dinliyor resmen. Hem de hastalık derecesinde. Serdar almış arabada dinliyordu. Bir defa dinledi, sonra vazgeçiremedik. Eliyle de “cavcavcav” diyerek elektro gitar çalıyormuş gibi yapıyor. Gerçekten şaka gibi! Yıllar önce Metallica’yı saha içinden en önlerden kafa sallayarak izleyen ben şimdi ACDC’ye 2 şarkı tahammül edemiyorum. Ama sen istediğin kadar evde rock, jazz, klasik müzik, etnik ..vs. dinle, çocuk Tarkan sevsin. Olacak şey mi? Hayır Tarkan sevenler kızmasın, tabiki herkesin zevki farklı ama işte yine görüldüğü üzere hiçbir şey bizim kontrolümüzde değil. Çocuğun anneye en büyük dersi!
En son hem hayvan hem de insan doktoru olmak istiyordu. Şimdi bugünlerde son karar; insan doktorundan vazgeçti. Veteriner ve cambaz olmaya karar verdi. Bir gün cambazlık bir gün veterinerlik yapacakmış. Ve yolda yürürken bulduğu her tür yüksek yere tırmanıyor. Gideceğimiz her yere oldukça geç gidiyoruz çünkü “cambazlık çalışmalarımı yapmam lazım” diyor gayet ciddi.
Diğer çocuk Pamuk ise beslenmesine ayrı bir boyut katarak prebiyotik yoğurtlarıma ve de Doğa’nın dondurmalarına göz koydu. Evet yoğurt ve dondurma delisi Pamuk, bugünlerde çok az yemek yiyor çünkü tavuklu mamasını değiştirdim, sebzeli bir mama aldım. Ama sevmedi, bir haftadır protesto ediyor resmen. Baktık olmadı yine tavuklu mamasından aldık karıştırarak veriyoruz. Serdar, “Dayadın hayvana sebzeyi yemez tabii. Ama bak Gandhi gibi dayattı haklarını geri kazandı” diyor:) Yani anlayacağınız dostlar, evde herkes kontrolü bırakmam için elinden geleni ardına koymuyor. Ha bir de Pamuk bilgisayara bayılıyor. Daha doğrusu ben nereye o oraya. Yakında buraya da el atabilir:) Ayrıca bu yaşımda da anneanne oldum. Doğa kendini Pamuk’un annesi, bizi de anneanne ve dede ilan etti.



Baharı yaşayamadan kavurucu sıcaklara ulaştık. Sürekli bir şikayet halindeyiz her birimiz farkında mısınız? Sıcak oluyor “piştik” diyoruz. Yağmur yağıyor “bu yaz günü de bu yağmur da nerden çıktı” diyoruz. Rüzgar esse ona da sinirleniyoruz. Dolayısıyla ne yağmurun ıslattığı toprağın kokusunun, ne rüzgarın serinletici okşayışının ne de güneşin içimizi yıkamasının keyfine varamıyoruz. Hep bir sonraki adımda zihnimiz. Örneğin sıcakta serinlemeyi düşünüyoruz, rüzgarda ısınmayı, yağmurda da biran önce şemsiye bulmaya çalışıyoruz. “An”dan uzaktayız hep. Hatta yağmurda su birikintilerine basıp eğlenmek isteyen çocuklarımızı bile azarlıyoruz kıyafeti kirlenir diye. Halbuki çocuklar “an” da, o an orada yağmurun keyfini yaşamak istiyor. Ama biz kendimize “an” da kalmaya izin vermediğimiz gibi çocuklarımızı da bu eşsiz keyifli anlarından alıkoyuyoruz.
Mutluluk “an”larda gizli oysa ki. Basitliğin içinde, minnet duygusu ile yaptığınız herhangi bir şeyde; sevgiyle yaptığınız bir yemekte, zevkle yazdığınız bir yazıda, tamamen teslimiyet duygusu ile zihninizi boşaltarak yattığınız bir uyku da belki de. Saf iyi niyet var bu saydığım eylemlerde, yargı ya da koşul yok. Örneğin “Bu salatayı yaparım ama yiyecekseniz” diyebilir misiniz sevdiklerinize. Sevginizi katıp, sunarsanız salatanızı, marulun tadından nefret eden biri bile olsa mutlaka tadına bakacaktır.
İşte hayatımızın her alanında saf iyi niyetimizi, gönlümüzü koyduğumuz her şey sevgiyle çoğalır. Ama sürekli hesaplıyorsa, planlıyorsa zihin korkularınız ve endişeleriniz daha büyür. Bunun sonucunda da kendinizi kıskaçlık, öfke, aşırı yemek gibi kendi içinde dengesi olmayan birtakım davranış kalıplarının içinde buluverirsiniz. Eğer ki bir gün bunlardan birinin tuzağına düşerse zihniniz, önce aynaya döndürün kendinize, bakın bakalım kıskandıklarınız kimi, neyi, sizin içinizdeki hangi sizi yansıtıyor? Sonra da kalbinizi açın en derinlerine kadar, çıkartın sevginizi, önce kendinize sonra da çevrenize dağıtın.
Ruhsal ve zihinsel detoksun temeli aslında basit olarak yukarıda bahsettiğim gibi. Bunun için çeşitli maddeler sıralayamıyorum size örneğin, “10 günde ruhsal detoks” gibi! Çünkü hepimizin bedeni farklı olduğu gibi, ruhu da ihtiyaçları da farklı. Dolayısıyla her öğreti ya da her terapi herkese iyi gelecek diye birşey yok. Kendi adıma konuşursam ben sadece ve sadece yoga yaparak ruhumu arındırabiliyorum. Özellikle Kriya Yoga ruhumu arındıran tek şey. Bugüne kadar yaptığım hiçbir çalışmanın yerini tutmuyor hep söylüyorum Mihri Hocam iyi varsın diye. Kendi yaptığım yoga çalışmalarının yanısıra Mihri Hocam’ın Kriya dersi hiç kaçırmak istemediğim ve bende çok özel yeri olan bir çalışma.
Sevgiyle, şikayet etmeden, basitliğin içinde var olabilirseniz dışarıdan hiçbir şeyin etkisi altında kalmazsınız. Tıpkı bir ağaç gibi dimdik durursunuz. Ruhsal detoks için kendinizi huzurlu hissedeceğiniz herhangi bir şey yapabilirsiniz. Sadece denemeniz, aramanız ve bulmanız gerek. Ama bilin ki sevgiyle yapacağınız her öğreti, her eylem aynı yola çıkar.

Kızımız 5 yaşında fakat henüz onu bırakıp hiç uzak seyahate gitmedik biz. İstedik çok ama yapamadık, koşullar elvermedi. Annemin çalışması ve işlerimizin yoğunluğu sebebiyle hep erteledik durduk. Geçtiğimiz hafta bir düğün için Konya’ya gitmemiz gerekti. Doğa bazen iş yemeklerimiz olduğunda anneannede kalmaya alışkın olduğundan, haftasonluk 1-2 gün bırakalım dedik. Onun da pek hoşuna gitti bu fikir. Gönül rahatlığıyla çıktık yola biz de…
Yaklaşık 1 yıldır gönlüm istiyordu gitmek, ziyaret etmek Mevlana’yı olmadı bir türlü vakti henüz gelmemiş meğer. Bavullarımızı otele koyar koymaz şehir merkezine indik gittik Mevlana Müzesi’ne. Giderken taksi şoförüyle sohbet sırasında “Bugün çok kalabalık olur mu?” diye sordu Serdar. Şöyle bir yanıt aldık; “Gönülden çağırılmışsan eğer içerde kimseyi görmez gözün. Sadece sen olursun”…
Tahminimizin çok üzerinde turist vardı, çoğunluğu Japon olmakla birlikte, oldukça da ilgililerdi. Müze gayet ihtişamlı ve güzel. Her türlü bilgilendirme mevcut, gerek yazılı gerekse de kulaklık kullanarak bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
Gelmişken Şems’e de gitmeden olmaz dedik başladık onu da aramaya. Biraz aradıktan sonra sokakları bulduk neyse ama üzüldük orası pek bir tenhaydı. Üstelik pek de mütevazi ve küçük bir türbeydi. Bizim çıkmamıza yakın biraz kalabalıklaştı ama hiç turist yoktu örneğin Mevlana’da olduğu kadar. Mevlana’nın gönül dünyasında bu kadar büyük değişimler yaratmış büyük bir alimin yanına giderken heyecanlandık biz.
Şems’e doğru içeri adımımı atmamla birlikte bir amca geldi yanıma eğildi kulağıma, “Baş örtüsü ister misin kızım?” dedi. “Sağolun istemem” dedim. “Tamam istersen veriyim ama istemezsen de böyle girebilirsin” dedi. “İyi ki buradayım tam da şimdi” dedim içimden ve girdim… Konya’dan döndüğümden beri o amcanın ne sesindeki ne de yüzündeki huzur zihnimden gitmiyor.
Fazla da anlatacak birşey bulamıyorum, geri kalan hepsi kalbimde…

Üniversite yıllarındaydım sanırım ‘sağlıklı beslenme’nin ne demek olduğunun ilk farkına vardığımda. Malum bol stresli bir üniversite sınavından çıkmıştım ve en çok istediğim bölümlerden biri olan gazeteciliği kazanmış olmanın verdiği rahatlıkla iyice de salmıştım kendimi. Hafif balık eti olan bedenim baktım ki gittikçe daha bir yuvarlak hale geliyor. Son çare olarak bir spor salonuna kayıt oldum ve spor hocamın desteğiyle sıkı da bir diyete girdim. Sonunda 9 kilo verdim ve istediğim bedene ulaştım. O gün bugündür hep dikkat ettim ama bir daha da diyet yapamadım. Ne zaman ki yoga ile tanıştım bedenim için neyin iyi olabileceğine kafa yormaya başladım. Bugün artık bedenimin gerçekten istemediklerini yememeye çaba gösteriyorum. Kilo alıp almamak ise gerçekten çok da umrumda değil çünkü zaten sağlıklı beslendiğinizde ve bedeninizi çalıştırdığınızda kilonuzda fazla değişiklik olmuyor.

Öte yandan insanın kendi bedenini her şeyi ile sevmesi gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar popüler kültür bize bunun tam tersini dayatsa da gözümüzü açık tutmakta fayda var. ‘Örnek anneler’ olarak doğumdan 2 ay sonra işe dönen süper modellerin haber yapılması, 5 yaşında çocukların elinde partiden çıkmış kıyafetleri ile ve yoğun makyajlı Barbie’lerle oynaması, 50 yaşında bir sanatçının plajda fotoğrafı çekilip kiloları yüzünden rencide edilmesi, bütün reklamlarda mutlu insanların süper fit ve güzel görünmesi buna sadece birkaç örnek. Bir yandan her daim fit olmamız gerektiği pompalanırken, diğer yandan abur cubur reklamları aldı başını gidiyor ve okul kantinlerinde çocuklar birbiriyle yarış ediyorlar gofret ve bisküvi yemede. Çocukların kimileri obezite sınırında, kimileri de yediklerini gizli gizli kusuyor. Mis gibi ev yemekleriyle beslenen, açık havada oyunu bilgisayara tercih eden çocuklar çok az bugün.
Bedenim için iyi olanları yiyorum derken sürekli sebze, meyve ile besleniyorum sanmayın, sonuçta şehir insanlarıyız ve her ortama girip çıkıyoruz. Fakat dikkatli olur özellikle de alışverişlerimizde etiket okuyabilme bilgisini edinirsek büyük yol katetmiş oluruz. Etiket okumak hem size hem de ailenize ummadığınız faydalar sağlar. Katkı maddeli her tür yiyecek ve içecekten sizi uzak tutar ve yarının çocuklarını da bilinçlendirmenizde önemi büyüktür.
En Çok Dikkat Edilmesi Gereken Gıda Katkı Maddeleri
Benzoik Asit (E210) ve Sodyum Benzoat (E211) gibi Benzoatlar – Soslar, margarin, ketçap, mayonez gibi gıdalarda kullanılır. Alerji ve astım hastalarında ataklara neden olabilir. Kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir.
BHA (E320) ve BHT (E321) – Yağlarda, hazır çorbalarda ve cipslerde antioksidan olarak kullanılır. Alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir. Bazı Avrupa ülkeleri ve Japonya’da kullanımları yasaktır.
Sunset yellow (E110), Tartrazin (E102), Amaranth (E123), Patent Blue V (E131), Green S (E142) gibi Gıda Boyaları – Renk vermek için şekerleme, dondurma, toz içecekler, salata sosu ve ketçap gibi pek çok gıdada kullanılırlar. Alerjik reaksiyonlara, astım ataklarına, çocuklarda hiperaktif davranış bozukluklarına neden olduklarından ve kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir. E123 ve E110, ABD ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde yasaklanmıştır.
Nitrat ve Nitritler (E249, 250, 251, 252) – Koruyucu, renklendirici ve lezzet artırıcı olarak sosis, salam gibi gıdalarda kullanılırlar. Baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler. Vücutta kanserojen bir madde olan nitrozamine dönüşürler.
Aspartam (E951) – Diyet gıdalarda kullanılan yapay tatlandırıcı. Çok kullanıldığında vücutta şişmelere ve başta sinir sistemiyle ilgili olmak üzere çok sayıda soruna neden olduğu iddia edilmektedir.
Siklamatlar (E952) – Diyet gıdalarda kullanılan yapay tatlandırıcı. Kansere neden olduğu için ABD’de yasaklanmıştır.
Sülfitler (E220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228) – Çeşniler, deniz ürünleri, jöleler, kremalı bisküviler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve sebzeler, dondurulmuş patates ve hazır çorbalarda, bira, şarap gibi içeceklerde bulunurlar. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, başta yanma hissi gibi bulgulara neden olabilirler. Duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilirler. Bazı vitaminlerin vücutta yıkımına neden olurlar. ABD’de bazı ürünlerde kullanımları yasaklanmıştır. Bu gıda katlı maddelerinin tümü ülkemizde kullanılmaktadır.

Bir önceki postuma yönelik birçok mail ve mesaj geldi. Ayrıca detoks konusunda da birkaç soru var. Tıp doktoru olmadığımdan öncelikle, her zaman detoks yapmadan önce doktorunuza danışıp, kendi vücut yapınıza uygun bir detoks yöntemi seçmenizi önereceğim. Bir yandan insan yaşını aldıkça da kendi kendinin doktoru oluyor, vücudunun neye nasıl tepki verebileceğini tahmin edebiliyor. Tahmin edemeyeceğimiz noktada ise uzmanlara danışmak gerekiyor. Benim buradan aktardıklarım kendi araştırmalarıma ve deneyimlediklerime dayanan yöntemler. Ama bendeki yöntemler sizde de birebir başarılı olacak diye birşey yok sonuçta her bünye farklı.
Bedenimizi bugüne kadar birikmiş zehirlerden temizlemek için detoks yapmalıyız. Çok basit ve ucuz yöntemlerle vücuttaki ağır metallerden toksik maddelerden kurtulmak mümkün. İnsan vücudu mucizevi bir biçimde kendi kendini temizleme özelliğine sahip. Düzgün beslenme, düzenli uyku ve biraz egzersiz bunun anahtarları. Bunlara ek olarak da doğal besinlerle vücudu desteklemek gerekiyor. Bol sebze ve meyve tüketmeli, böcek ilaçları ve hormonlardan sakınmak için organik ürünlere yönelmeli ya da en azından her sebze ve meyveyi mevsiminde tüketmeye başlamalıyız; doğal zamanında yetişen sebze meyvelere çok daha az hormon ve böcek ilacı veriliyor. Ayrıca böğürtlen, ahududu, çay üzümü, yaban mersini vb yabani meyveler hormon, böcek ilacı vb içermiyor, antioksidan deposu ve bağışıklık sistemini destekliyorlar. Artık bu tür meyveler (berry’ler) süper-meyveler olarak tanımlanıyor. Bunun yanısıra kayısı çekirdeği, acı badem ve üzüm çekirdeğinin kanser önleyici etkileri biliniyor. Keten tohumu, ısırgan (özellikle kökü) gibi bitkiler de bol lignan içeriyorlar ve kanseri önlemede etkililer. Spiriluna, ekinezya gibi desteklerle bağışıklık sistemini güçlendirebilirsiniz.

Evde uygulanabilecek basit bir detoks programı;
Hergün yapılacaklar (7 gün boyunca uygulanacak): Sabah ilk iş kalkar kalkmaz ılık bir bardak su ve 1 çorba kaşığı elma sirkesi. 1 saat sonra 1 bardak taze sıkılmış meyve suyu (portakal, elma, armut, kivi, nar vb 1 limon + 1 diş sarmısak (program boyunca hergün 1 diş daha eklenecek)+ 1 çorba kaşığı sızma zeytinyağı (her gün 1 kaşık artırılacak), 2-3 cm uzunlukta taze zencefil + 1 bardak su, blenderda karıştır ve iç; fazla hazırlayıp gün boyu da içebilirsiniz) 15 dakika sonra 2 fincan karaciğer detoks çayı: Karahindiba, zencefil, yonca, at kuyruğu, tarçın, maydanoz, balla tatlandırılarak. (bu bitkilerin hepsi aktarlarda ya da marketlerce kolayca bulunabiliyor, karışımı bolca bir kez hazırlayıp sıcak su ekleyerek ilerki günlerde kullanabilirsiniz. Gün boyunca bir gece suda beklettiğiniz ceviz, badem, fındık (kavrulmamış) çok aşırıya kaçmadan yiyebilirsiniz. Destek olarak boğa dikeni (milk tistle) tabletleri almanız öneriliyor. Eczanelerde bulabilirsiniz.
1. Gün: Sabah taze meyve yiyebilir, sebze suyu içebilirsiniz. Öğlen sebze salatası zeytinyağı, limon, elma sirkesi ve baharat ekleyebilirsiniz. Akşam taze meyve ya da sebze suyu.
2-4. Gün: Mümkün olduğunca taze meyve ve sebze suları (meyve ve sebze sularını karıştırmayın) bitki çayları. Toplam 16 bardak kadar tüketmeye çalışın. Potasyum suyu tüketin. Potasyum Suyu Hazırlanışı: Birkaç adet patatesin kabuklarını 0.5-1 cm kalınlıkta soyup bu kabukları havuç, kereviz, maydanoz, kırmızı pancar, bol soğan ve sarımsak (50 diş kadar) 40-60 dakika kısık ateşte haşla ve bir süre suda beklet. Süzüp gün boyu tüket. Bu sebzelerin organik olması çok yararlı olacaktır. Baharat eklemeyin. Çalışanlar bir gece önceden hazırlayabilirler.
4. Gün: 1. günle aynı.
6-7. Gün: Bol bol organik sebze ve meyve, bunların suları, bitki çayları.
Programa başlamadan 1 hafta öncesinde et ve süt ürünlerini kesinlikle kesmek gerekiyor ve bunlara program bittikten en az 1 hafta sonra yavaş yavaş başlamak gerekiyor. Program sırasında kendinizi fazla yormamanız, stresli ortamlardan kaçınmanız, spor yapıyorsanız daha düşük zorluklarda yapmanız öneriliyor çünkü arınma (detoks) süreci de kendi içinde enerji gerektiren, yorucu bir süreç. Ayrıca bu dönemde bol bol sauna, buhar banyosu, jakuzi gibi uygulamalardan yararlanmalısınız. En azından evde otururken termofor ya da sıcak su şişeleri ve battaniyelerle vücudu sıcak tutup bol bol terlemeye çalışmanız gerekiyor.Bu detoks programı çok değerli bilgilere sahip bir arkadaştan gelmişti bana. Dolunaydan bir hafta önce yapıp bedeninizi tamamen temizleyebileceğiniz bir yöntem.
Bunun yanısıra böylesine bir detoksa hazır hissetmiyorsanız kendinizi ve bu yönteme bedeniniz izin vermiyor, bazı rahatsızlıklarınız da varsa, kısmen bir beden temizliği yapabilirsiniz. Örneğin birinci seçenek olarak, haftada bir gün sadece sıvı alabilirsiniz, taze meyve ya da sebze suyu. İkinci seçenek olarak da, en son öğününüzü 16.oo’da yer ve sonrasında hiçbir şey yemez sadece bitki çayı içersiniz. Aslına bakarsanız haftada bir akşam öğünlerini sadece yoğurt ve meyve olarak almak bile temizliyor bedeni. Akşam öğünlerini kaldırmak ya da hafifletmek benim çok sık yaptığım birşey. İnanın çok sağlıklı hissettiriyor.
