Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Yahu

Bugün okuldan geldiğinden beri her cümlenin sonu “yahu” ile bitiyor.

“Ne demek bu yahu? Pek bir anlamsız bir kelime galiba, kullanmasak mı acaba” diyecek oldum yapıştırdı lafı aynen;

“Anne ben yahu demiyorum ki  ahu diyorum aslında. Sen yanlış anladın”

“Ahu ne demek canım peki?”

“Eee kelebek sınıfından bir kızın adı….”

Gezdik, oynadık geldik

  • Biz kategorisinde.
  • Yorum Yok

Bursa’da kutladık 23 Nisan’ı kocaman bir aile olarak. Pisi büyükannesinin yanında olduğu için çok mutluydu. 3 gün boyunca parklarda oynadı, zıpladı, coştu. Biz de hasret giderdik birbirimizle. Yedik, içtik, paylaştık içimizdekileri. Eee daha ne olsun.

Serdar da iş sehayatinden döndü, dün akşam itibariyle biz de döndük ve çekirdek 3 kişilik ailemizleyiz sonunda. Doğa ile tatiller pek bir keyifli hale geldi. Tam tak koluna gez modunda. Ben de başladım yaz planları için kaşınmaya. Yerimde durasım yok.

Boğazımın gerisinde hafif bir karıncalanma hissi ve biraz halsizlik var bugün üzerimde. Alerjik demek istemiyorum kendime çünkü bıktım bu alerji kelimesinden son zamanlarda. Şimdiki doktorlar herşeye alerji diyor neredeyse. Belki de haklılar, yediğimiz bu hormonlu meyve ve sebzelerden hepimizin bünyesi alerjik oldu çıktı sonunda. Evden çıkasım gelmedi bütün gün. Bir de bu rüzgar da neyin neyi şimdi… Kendimi iyileştirip, bir toparlanayım yazacaklarım var. Birikti çok…

Uyku öncesi diyalogu

-Prenses Dragon’u biliyor musun sen anne?

-Yok hiç duymadım kim o?

-Kötülerle savaşan bir prenses.

-Okulda bir arkadaşın mı anlattı? Hiç böyle birşey izlemedik hatırladığım kadarıyla. Nerden çıktı bu, nerden öğrendin?

-eee boğazımdan çıkan bir kelime işte anne görmüyor musun…

Değişim rüzgarları

Maya Takvimi’ne göre,  18 – 30 Nisan arası Rüzgar (Ik) Trecanası’ndayız.

Fatih Keçelioğlu’ndan şöyle bir bilgi geldi aynen paylaşıyorum;

“İzlanda’da ki volkan patlaması ile Doğa Ana büyüme ekonomisine ve tonlarce zehirli gaz saçan havayolları endüstrisine “Dur” diyor!

Bakalım “değişim rüzgarları” daha neler getirecek?

Bu trecananın gündemi nedir? Onun temel özelliklerine bir bakalım. Tzolkinde 18. trecanadır. Bu trecananın gündemi ruh ve nefesle iletişimdir. İletiler almak ve göndermek için iyi bir zamandır. Bu 13 gün boyunca bir mektup yazmak veya telefonla konuşmak için zaman ayır. Kendini ifade et ve diğerleriyle iletişime geç. Ruhtan gelen daha ince ve hassas mesajlara kulak ver. Onlar her zaman bizimle konuşmaya çalışırlar, fakat çoğumuz nasıl dinleyeceğimizi unutmuşuzdur. İpuçlarını yakalamak için kendinin hakimi ol. Ruh bizimle iletişime geçmek için pek çok yöntem kullanır. Hayvanlar genelde bize ruhsal mesajlar getirirler. Eğer bir hayvan olağan dışı bir yolla sana kendini gösterirse ve dikkatini çekerse anla ki burada senin için bir mesaj vardır. Örneğin, eğer yürürken bir karga sana gaklarsa, o belki tehlikeye karşı gözlerini açık tutman için bir ikazdır. Ruh, rüyaları da mesaj vermek için kullanır bu yüzden gizli anlamlara dikkatlice bak.

Değişken ve kararsız bir dönemdir bu. Spiritüel, tuhaf ve hatta yerinde duramayan insanlar haberler verirler ve olayları etkilerler. Kontrolün zayıf olduğu bir dönemdir, deneyler yapılır ve sınırlar yıkılır.”

Atlas Okyanusu’nun ortasında bir ada ülkesinde bir yanardağ patlıyor ve bütün Avrupa Havayolları altüst. İnsanlar kalacak otel bulamayıp yollarda kaldı, mahsur kaldı, planlar, organizasyonlar iptal edildi, ertelendi. Hayal edemeyeceğimiz derece de geniş kapsamlı bir felaket ve hasar. Farkındasınız değil mi sizde başladı işte Doğa bize hesap sormaya. Ama bundan ders çıkarıyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Biz halen gündelik hayat koşuşturmacalarımız içerisinde sıkışıp kalıyoruz ve büyük resmi göremiyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde olabilecek her türlü felaketin bundan böyle her birimizi, dünyanın her noktasını etkileyebileceğinin halen farkında değiliz.

Duruyorum ve izliyorum sadece bu olanları bu ara. Ondan bir süredir yazamıyor olmam. Ne mi yapıyorum? Bolca yoga, meditasyon. Okuyorum bir de 2 güzel kitap. Yakında paylaşacağım sizlerle de. Bir yandan da Doğa’nın okuluna proje yetiştirmeye çalışıyorum, 23 Nisan balosu için kıyafet arıyorum. Bu yeni eğitim sistemine yabancı ve bir o kadar da  karşı bir veli olarak sorguluyorum bir orta yol var mıdır diye. İlle şehirden kaçmak mı gerek? Yok mudur bunun bir yolu diye düşünüp duruyorum…

Sabretmek

“Bugün okulda sabretmeyi öğrendik anne” dedi.

“Hımm nasıl oluyormuş sabretmek?” dedim.

“Yani ben çikolata istediğim zaman, sen ‘sonra Doğacım’ dediğinde beklemek. Bir de bal peteği yaptık. Arılar balı büyük bir sabırla yapıyorlarmış” dedi.

Dumur olmuş bir şekilde dinledim, bir süre bakakalmışım yüzüne.

“Öğret bana sabretmek nasıl birşey” dedim.

Sonra oturttu beni karşısına küçük taşlarımızdan hayali bir bal peteği yaptık birlikte.

Bir bilse ben yıllardır sabredilmeyi öğrenmek için çalışır dururum kendimle. Ancak o geldikten sonra anladım, öğrendim sandım da biraz sabretmeyi, halen de öğreniyorum her geçen gün.

Yine güzel bir ders verdi minik öğretmenim bana bugün.

Foto geçen yıl Kıbrıs’ta çekilmişti. Sabırla sandalyede ayakta spagetti yiyen cüce  ve ya sabır diyip fotoya bile girememiş annesinin fotosu!