Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Bicycle day

Öbür yarım, kardeşim Onur’un uzun süredir içinde olduğu güzel bir proje var;  Bicycle day

2.albüm çıktı; “Habbit in Wonderland”

 bicycleday_front

Albümü bazı cafeler, restoranlar, klüpler, müzelerde hatta bazı sokaklarda bulabileceksiniz.

“Music is free” diyorlar ve bana göre çok deneysel, alkışa değer bir iş çıkartıyorlar ortaya.

Onur, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde araştırma görevlisi. Burslu okuyup bitirdiği müzik bölümünde akademik kariyer yapma kararı aldı. Çocukluğunda kendi oyuncaklarını hep kendi yaratırdı. Yaratıcılığın sınırlarını zorlardı çoğu zaman. Eğitim hayatı da zor oldu tabii biraz annem ve babam için. Çünkü bu özellikte çocuklar mevcut sistemi kabullenmekte çok zorlanıyorlar. Ruhları hep özgür kalsın istiyorlar. Kendisinin müziğe olan inancı ile anne-babamın ileri görüşlülüğü ve fedakarlıkları sayesinde bugüne gelindi. Çok gurur duyuyoruz tabii bugün onunla, attığı her adımıyla. Sisteme uymakta halen zorlanıyor, isyan ediyor çoğu zaman ama neyse ki artık müziği var yazdığı, çizdiği, söylediği… kendini bulduğu…

Şimdi Onur’un hemen hemen aynısından bir tane de bizim evde var. Aynı onun küçükken yaptığı gibi kapakları zil yapıyor. Mikrofonuyla uyumak istiyor. Şarkılar besteliyor, hep sahnede olmak istiyor, içi içine sığmıyor. Sesleri ayırt ediyor, tanıyor… Umarım ben de annem-babam gibi bir yol açabilirim bu cüceye…

 bicycle day2

habbit in wonderland

onur karagöz; vocals, computer
alican okan; computer, rhodes, synthesizers
berke can özcan; drums

in some tracks featuring feryin kaya on doubless

recorded@çatı123 in july & september 2009

mastered by emre değer & tolga tüzün

designed by ilkay can saray

http://bicycleday.muxtape.com

http://www.lastfm.com.tr/music/Bicycle+day

http://www.facebook.com/bicycleday

Yolu yarıladım

İyi ki doğmuşum! Yıllardan beri geçirdiğim en hoş doğumgünüydü. Aynen bu fotoğraftaki gibi renkli balonlar uçuşup durdu içimde bugün.

balon

Sabah uyandığım gibi saçımı bile taramadan koşturdum Bağdat Caddesi Acıbadem’e kan aldırmaya. Aylardır ötelediğim bir hormon tahlili bugüne denk geldi tesadüf bu ya. Ama sabah kendimi dışarıya atıp havayı koklamak, kısa da olsa kendimle bir yürüyüş yapmak nasıl da iyi geldi. Eve geldim bizimkiler kıkır kıkır… bana resimler yapılmış, hediyeler paketlenmiş, kahvaltı hazırlanmış, Doğa’nın omleti bile yapılmış hatta yediriliyor bizzat babası tarafından. Derin bir nefes aldım oturdum kahvaltımı yaptım ve bu güzel başlangıç götürdü zaten bütün günü.

Öğleden sonra Doğa’yı anneme bırakıp doğruca veli toplantısına gittik büyük bir heyecanla. Pisimizin bütün öğretmenlerini dinledik, güldük, şaşırdık, eğlendik, gurur duyduk, gözyaşlarımızı zor tuttuk. Toplantı sonrasında pastamızı aldık anneme gittik, yedik, içtik, güldük, eğlendik. Bırakmak istemedim gece annemde Doğa’yı, yanımda olsun doğumgünümü yaşasın benimle istedim. İyi ki öyle yapmışım. Şu saate kadar oyunlar oynadık üçümüz…

Şimdi evimizdeyiz. Bir yandan papatya çayımı içiyor bir yandan da sizlere yazıyorum. Serdar da kitabını okuyor. Görüldüğü üzere, ne başbaşa kalabildik ne her zamankinden farklı bir program yapabildik. Pek bir sakin, dingin oldu bu doğumgünü, iyi de geldi böylesi:) 35 böyle birşeymiş sanırsam:) Yolun yarısı… yolum sevgi olsun…

Uyumaktan çok sıkılıyorum

Evet aynen böyle söylüyor başlıktaki gibi. Yuvadan alıyorum eve geliyoruz. Sanırsınız bunlara yuvada enerji içeceği içirmişler. Öylesine bir hareketlilik, enerji yatma saatine kadar devam ediyor. Sonra 1 saate yakın süren uykuya ikna etme süreci başlıyor. Geçen yıl akşam 8 olduğunda uykum var diyip odasına kendisi giden cüce bu yıl akşam 10′dan önce yatmıyor ki bu da bana göre çok geç bir saat. Ama ona göre hiç de değil… Önce babam uyutsun diyor. Sonra tam Serdar masal anlatmaya başlıyor, “Aaa yanlış söylemişim ben aslında annem uyutsun istiyordum” diyor. Eee bir değiil iki değil bu akşam artık “işim var baban uyutacak beni de çağırma artık” dedim. Biraz mızıldandı, “uyku tutmadı beni bir türlü” dedi, ağladı ama uyudu sonunda. Kumanda bizde olsun artık istiyorum. Sen git o gelsin şeklinde bizi oynatır oldu iyice. Ne zaman ki biraz ipleri gevşetsek hemen başlıyor bizi yönetmeye. Numaradan ağlamalar, “sinir ediyorsunuz beni” şeklinde diklenmeler, sınırları delmeye çalışmalar.

Yaşın henüz 3,5 pisim ya, bunun 6 yaşı var, ergenliği var… var da var…  Bak boynumun sağ tarafı tık tık atıyor böyle zamanlarda…

Son zamanlarda düşünüyorum da aynı dayına benziyorsun. Zırdelisiniz ikiniz de işte! Ondan böyle birbirinizi bir acayip sevişiniz de:)

IMG_2220

Sadece 1 kilo et için…

Bu bayram pek bir sevimsiz olabilirim. Önceden söyliyim de okuyunca içiniz daralmasın. Ama tabii amaç sizi de kendimi de daraltmak değil biraz olsun içinde yaşadığımz dünyaya neler yaptığımız konusunda farkındalığımızı geliştirmek. Kendi kendimi eğitirken bir yandan öğrendiklerimi, dinlediklerimi ve okuduklarımı da sizlerle paylaşmak en sevdiğim şey.

Bugünü aslında kendime ayırmayı planlarken çok da tesadüfi olmasa gerek Fatih’in seminerinde buldum kendimi. Zaten röportaj için bolca konuşmuş, sohbet etmiştik ama yine de hem Maya Takvimini hem de ekolojik bilgileri detaylıca dinlemek çok iyi geldi bana. Fakat verdiği birkaç rakam beynimde şok etkisi yarattı, seminerden çıktığımdan beri bunu düşünüyorum. Rakamlar Home belgeselinden. Ben de izledim belgeseli hatta yazmıştım da burada fakat her nasılsa bu rakama dikkat etmemişim;

1 kilo patates için üretmek için 100 litre su gerekiyor. 1 kilo pirinç üretmek için 4000 litre su gerekiyor. 1 kilo et üretimi için ise 13 bin litre su gerekiyor.

2025′ten önce 2 milyar insan susuzluktan etkilenebilir.

Doğanın kaynaklarını nasıl da akılsızca, bencilce kullandığımızın net bir örneği. Bilmem anlatabildim mi?

home

Bıkmadan yazmaya devam edeceğim bu belgeselin içeriğini. Halen izlemediniz mi yoksa? 2012 filmine gitmek yerine örneğin kendinize bir iyilik yapın ve bunu alın izleyin.

Büyüyor mu ne?

bilgisayar

“Sinir ediyorsunuz beni” dedi bize haftasonu arabadaydık. Ne yaptık, niye sinir ettik anlamış değiliz.

“Ben de maillerime bakıcam. Bir sayfa aç bana” gibi şeyler söylüyor bilgisayarın başına oturup. Kendince bir yöntem bulmuş, aynen fotodaki gibi kullanıyor mouse bir güzel. Çok karşıyım ben bu kadar küçük bilgisayarla haşır neşir olmasına. Mümkünse ne kadar geç o kadar iyi bana göre. Böyleyim işte biraz kuralcıyım ya da kimilerine göre geri kafalıyım bilemem.

Winx, barbie hiç bilmesin istedim. Hep uzak tuttum. Ama kontrolüm dışında öğrendi her ikisini de. Bıraktım kendi haline bu defa, iyiki de bıraktım bağımlısı olmadı. Yine de hiç sevmiyorum kız çocuklarıda bu konseptleri.

Bir de gece uyuturken papaz eder oldu bizi. Önce babam uyutsun diyor. 2 masal sonra “karıştırmışım ben aslında annem uyutsun istiyordum” diyor. Gidiyorum yanına, “tamam artık gözler kapansın, kaşınma, sevme, masaj falan bitti” diyorum. “Böyle demenden hiç hoşlanmıyorum. Mesela seni seviyorum falan desen…” diyor. Hadi bir posta daha başlıyoruz kaşı, sev, şimdi kaşı, şimdi sev, sırtıma masaj, ayağıma masaj… derken uzuyor gidiyor.

Ha bir de Gormiti izler oldu o kısıtlı televizyon izleme saatlerinde. “Hava lorduyum ben” diyor.  Ben orman lordu,  Serdar da toprak lorduymuş. Winx izlemesin diye yırtınırken ben şimdi de Gormiti çıktı başımıza. Şu televizyon ve bilgisayarı camdan atasım var bu aralar.

Sedef’le konuşmak biraz olsun rahatlattı beni; Anatema’da da yazdım biraz önce. En azından doğru yolda olduğumu anladım ama halen şoktayım. Ne kadar hızlı büyüyorlar!

Bir çocuğun büyümesini izlemek de aslında bir meditasyon ama bu apayrı bir yazının konusu:)