Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Nasıl bir uyuşukluk çöktüyse bugün kımıldamak istemedik evden. Doğa da hepimiz birlikteyiz ve özellikle de babası evde diye pek mutluydu. Eee tabii bütün gün yedik bir yandan da. Ben ne kadar sebze diye kıvransam da Serdar’ın her haftasonu olduğu gibi kebap krizi tuttu.
Bugünkü oyunlarımız;
Veterinercilik ( Zürafayı muayene edip bacaklarına nivea krem sürme)
Berbercilik
Dedektifçilik
Uzaya gidiş ( Battaniyenin altına girip roket olma, sonra Mars’a gidiş ve dünyaya dönüş)
Balık tutmaca
Güzellik kremleri sürünme
Puzzle ( seksen defa yapılan 3 lü mickey puzzle)
Işıkları söndürüp projektörle tavanda gezegenlere, gökyüzüne bakış; (Serdar’ın çok lazımmış gibi aldığı National Geographic Projector)
Akşam 8′deki yoga dersine giderim diye düşünmüştüm ama yok olmadı. Yorulduk biraz tabii ama ne hayal ettim biliyor musunuz? Keşke hayatımız böyle olsa; Örneğin bir gün veteriner olsak, ertesi gün berber, diğer gün astronot… Çok oyun oynamışız sanırım:)
Bir de şu var; Bu cücelerin en tatlı yaşı 3 yaş sanırım.

Akşam üzeri mutfaktayım. Çağırıyor beni içerden; “Anneee geeel, biraz döküldüü”. Gidiyorum içeriye hali bu şekil. Sinsi bir gülümseme. Suratındakileri yalamak, yanakları ısırmak geldi içimden. Kayda geçilmesi gereken anlardan biriydi. Bir defa daha çok mutlu oldum bu eğlenceli insanın annesi olduğum için.

Cuma günü buluştuk. Ne zaman buluşsak bir konu aydınlanır, bir şeylere çözüm bulunur ya da kendisinden süper tavsiyeler gelir. Örneğin “hadi yoga öğretmenliği eğitimi başlıyor, hemen arıyorum kayıt yaptırıyorum seni” der. Ya da “Vipassanaya gidiyoruz gelsene” der, ya da “Nefes seansı var gel” der. Der der der, bu kadın beni hep ayartır, içimi kemirir dururum sonra günlerce. Kim mi? Esra Ekren kendisi; Kuantum Terapisti ve Transformal Nefes Koçu. Birlikte nefes yaptık, kuantum terapisi yaptık. Çook şey paylaştık. Tanıdığım birkaç özel insandan biri. Bilmem belki de insan değil, başka bir şey…
Konumuz “para” idi cuma günü. Onda da bende de hep para hikayeleri vardı. Zaten burada da en son para konusuna değinmiştim. Konuş konuş nereye kadar en sonunda yazalım dedik konuştuklarımızı. Buyurun efendim Esra Ekren’den size para konusundaki olumsuz inancınızı değiştirmeniz için öneriler;
“Para bir sevgi enerjisidir. Denge varsa, para akışında da sorun yoktur. Denge vücudun dişi ve eril tarafı arasındaki dengedir. Vücudun sol yanı dişi ( Alıcı, yaratıcı, kararları alan), sağ yanı ise eril taraf (Veren, kararları uygulayan, yaratıcılığın ifadesi).
Denge 4 şekilde bozuluyor;
1. Almaz, hep verirsek
2. Vermez, hep alırsak
3. Alır, aldığından çok verirsen
4. Verir, ama verdiğinden çok alırsan
Bolluk bilinci, kaynağın bol ve sınırsız olduğun ve bu kaynağın aslında içindeki ruhun olduğunun farkına varmaktır. Evrende her şey çeşitli, bol ve sınırsız. Sınırlı olan ve sınırları koyan zihnimizdir. Zihnin sözlerine değil, gördüğünüze inanın. Doğaya, evrene bakın, her şey ne kadar bol,çok çeşitli ve kusursuz. Ve bu gerçeği bilerek rahatlayın.
Hayatımıza ne kadar çok sevgiyi alır kabul edersek zaten para da onu takip edecektir..Huzur, sevgi,hoşgörü, kabulleniş olduğu ve hayatımızda an be an çoğaldığı sürece akışla beraber akıyor ve ihtiyaçlarımız da kendiliğinden karşılanıyor ve evren bize hizmet ediyor olacak..
Bir şeyi ne kadar çok isterseniz ona o kadar enerji yüklersiniz ki bir yerden sonra artık MUHTAÇLIK enerjisine dönüştürürsünüz bu isteğinizi.. İHTİYACIM VAR dediğiniz noktada da zaten yapacak birşey kalmıyor..İstediğiniz herhangi birşeyin size gelmesini gerçekten istiyorsanız bunun ne olduğunun hiçbir önemi yok inanın insan, para, iş vs vs.. lütfen o enerjiyi serbest bırakın…yani ona muhtaçlık sergilemeyin..Deneyin ve
görün serbest bırakın..İsteyin ama NASIL demeyin…Gerçekleşeceğinden emin olun.. NASIL, NEREDEN sizin konunuz degil.. Bunlar YARATICIYA ait konular..Ve ne acıdır ki
kardeşimize, annemize, eşimize güveniyoruz ve onlara birşey yapmaları için bir konuda rica ettiğimizde onların bunu yapacağından mutlaka emin oluyoruz da herşeyi yaratan,
ve herşeye gücü yeten varlığa aynı güveni gösteremiyoruz..
İşe kendinizi sevmekle, kendinize hoşgörü ve merhamet göstermekle başlayın..dışarıda bir alem yok..hersey içeride..ne kadar içeriyi temizleyip değistirirsen, o
kadar dünyanı da değistirirsin..
DÜŞÜNCELERİNİ DEĞİSTİR Kİ MUCİZENİN ASLINDA HERŞEY OLDUĞUNUN FARKINA VAR..MUCİZE SENSİN.. ”
PARA SEVGİDİR DUASI
Evrensel Kutsak Kaynak
Kendimi ve hayatımı senin bereketine açıyorum.
Bu onurlu evrende özgürce dolasan berekete,
Birkaçımıza değil hepimize yetecek berekete.
Kutsal bir varlık olarak aydınlanma yolumda
kendimi açıyorum.
Yardım et,
Paranın senden ayrı olmadığını öğrenmeme
Benim senin parçan olduğum gibi
Senin de benim parçam olduğun gibi
Paranın da senin bir parçan olduğunu
Öğrenmeme yardım et.
Paranın ruhsal eğitim sürecimin
vazgeçilmez bir parçası olduğunu öğrenmeme,
Parayı kontrol edenin ben olmadığımı
öğrenmeme yardım et.
Öğret bana,
Parayla ilgili alışkanlıklarımı değiştirmeyi
Parayı sevgiye dönüşen bir enerji olarak
görmeyi.
Öğret bana,
Dünyaya gönderdiğim her para değeri bir sevgi ve ışık seli olarak aksın.
Gönderdiğim her para değeri ona dokunan insana sevgi aşılasın.
Her gecen gün kalbimi ve zihnimi,
paranın sevgi olabileceği düşüncesine açılmama yardım et.
Para ile ilgili olumsuz düşüncelerden arınmama
Paranın sevgi olduğu düşüncesine
sahip çıkmama
Yardım et.
Bunun için ve her gün hayatıma getirdiğin,
bereket için sana sonsuz şükran duyuyorum.
Takdirin gibi olsun.

“Tanrı ile Sohbet”in ilk kitabını bugün bitirdim. Kitabı okurken özellikle şu son 2 gündür çok ironik şeyler geldi başıma. Dün Starbucks’tayım. Tam arkamdaki masada bir çift tartışıyor. Ben bir yandan kitaba konsantre olmaya çalışırken bir yandan naklen dinlemek zorunda kalıyorum tartışmayı. Ve çoğu zaman kendi kendime oynadığım oyunu oynayıp, yüzlerini görmediğim bu çiftin tiplerini, yaşlarını hayal etmeye çalıştım. Tartıştıkları konu o kadar yüzeyseldi ki herhalde dedim bunlar taş çatlasa 25 civarıdır. Tartışmanın sonuna doğru kız ağlamaya başladı. Oğlan onu sakinleştirdi ve masadan kalktılar küs bir şekilde. Bir de baktım bunlar annem-babam yaşında. Ve bütün bu olaylar zarfında benim kitapta okuduğum bölüm neydi biliyor musunuz? İlişkiler! Ve işte kitabın bu bölümünden küçük bir alıntı: “Eğer yaşamda garanti istiyorsanız, hayatı istemiyorsunuz demektir. İstediğiniz, yazılan senaryoların provasıdır. Hayat, doğası gereği garanti vermez. Garanti, amacı çarpıtır.”
Bugün de Cafe Nero’dayım ve yine okumaya devam. Yan masada 3 kadın sohbet ediyorlar. Kitaba odaklanmak için i-pod’umu takıyorum. Bir süre sonra pili bitiyor i-pod’un ve yan masaya yine kulak misafiri oluyorum. Kadınlardan biri diyor ki diğerine; “Sen de para bol rahatsın ya biz ne yapalım hiç gelmez ki bize para”. Benim kitaptaki konu; Para ile ilgili çekirdek inançlarımızı nasıl değiştiririz? Kitapta şöyle anlatıyor; Örneğin sürekli “yeterince param yok” gibi bir inancınız varsa bu çekirdek düşünceyi değiştirmenin en hızlı yolu düşünce-söz-yapma sürecini terse çevirmek. Yani “hayalimdeki evi alacak kadar param olsun istiyorum” demek yerine “hayalimdeki evi alacak kadar, yeteri kadar param var” demeniz gerekiyor. Bu çekim yasasının bir kuralı zaten çoğunuz bilirsiniz, evrene yaydığımız titreşimlerle ilgii bir durum. Kitapta para ile ilgili olumsuz düşünce sisteminizi nasıl değiştireceğiniz çok ayrıntılı açıklanıyor.
Hayır sanmayın ki ben böyle habire cafelerde kitap okuyorum:)) Atom karınca misali hop migrosa, hop eve, hop yogaya, hop yuvaya cüceyi almaya giderken aralarda sadece dinlenmece vakitleri bunlar:)
Yukarıdaki foto da bugün çekildi sahilde; yosun ve deniz kokuyor.

Doğa’yı yuvaya bıraktıktan sonra Fenerbahçe Parkı’nda aldım soluğubu sabah. Yürüdüm, yürüdüm, kaç tur attım bilmem. Sonra alt tarafta bir kayıkhane var, yanında da küçük bir çay bahçesi. Oturdum, açtım kitabımı, söyledim çayımı. Ama yok okuyamıyorum. Böyle midemde bir buruntu, seçim sonuçlarını sindirememiş olmanın verdiğibir huzursuzluk. Yine aynı his geldi oturdu tam kalbime. “Ne işimiz var burada?” dedim yine. Ege’ye gitmeli. Küçücük, deniz kenarı bir yerlerde olmalı. Her sabah martı sesleriyle uyanmalı, dalgaların sesini dinlemeli, Doğa’yla birlikte denize taş atmalı. Seçimi düşünmemek, gazete görmemek için gittim oraya. Bir satır okudum denizi izledim, iki satır okudum düşündüm, üç satır daha okudum yine daldım gittim uzaklara. Çok gidesim var yine. Serdar’ı bir ikna edebilsem. Hani dese ki tamam gidiyoruz, 2 saniyede toplanmayan ne olsun. Neyse, bu akşam Serdar’ın başının etini yemece…
Not: Dün yaptığımız kukla ile gittik okula, bir de ne görelim millet abartmış. Hani sanki aileler kukla yapma yarışmasına katılıyor. Bu veliler hırsı beni daha da deli etti bugün.
