Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.






Yeni yıla dair umutlar, kararlarla dolu her birimizin kafası eminim ki şu günlerde. Kimbilir ne listeler var zihinlerimizde. Her yıl yapılan ama ne yazık ki yılın daha ilk ya da ikinci ayında rafa kaldırılan ve uygulamaya konulamayıp sadece zihinde kalan o listeler. Uygulanamadığı için de zihin de arka planda sürekli bizimle konuşan ve her gün ayrı bir çeşit suçluluk duygusu salgılayan listeler. Gelin bu yıl hiç liste yapmayın, hiçbir karar almayın. Her ne olacaksa olmasına izin vermeniz yeterli. Ama tabiî ki olacakların ya da olmasını istediklerinizin sorumluluğunu sonuna kadar alacaksanız.
“Varlığının bütün gücüyle hata yapmak, titreyen bir ruh hali içinde hata yapmaktan kaçınmaktan iyidir. Sorumluluk, eyleminin karşılığında alacağın hazın ve ödeyeceğin bedelin fakında olmak ve farkındalığın temel alındığı bir seçim demektir. Ve sonra da bu seçimle barışık yaşamaktır” diyor Dan Millman “Dingin Savaşçı” adlı kitabında. Ilımlılık hakkında söyledikleri de kayda değer; “Ilımlılık, sıradanlık, korku ve karışıklık içinde saklanmak, kılık değiştirmektir. Şeytanın makul olduğuna kendini inandırmaktır. Hiç kimseyi mutlu etmeyen istikrarsız bir uzlaşmadır. Ilımlılık yumuşak yüzlüler, özür dileyenler ve dünya sahnesinde yer almaktan korktuğu için kenarda kalanlar içindir. Ağlamak ya da gülmekten, yaşamak ya da ölmekten korkanlar içindir. Ilımlılık, son yargısına varmadan önce şeytanın demlediği ılık bir çaydır”.
Gerek iş hayatınızda gerekse de özel hayatınızda ne kadar ve nerelerde ılımlı olmaya yönlendirildiğinizi bir düşünün. Özgürce seçimlerinizi yüksek sesle dile getiremediğiniz anları ve nedenlerini hatırlayın, o anlara geri dönün. Bu yıl seçimlerinizi daha özgürce yapmaya, kendinizi daha özgürce ifade etmeye ve seçimlerinizin sorumluğuna sonuna kadar sahip çıkmaya adayın kendinizi ne dersiniz?
Çok mu anarşistçe geliyor bunlar size? Hiç gelmesin çünkü olması gereken bu aslında. Kendinizi tanımanın, hayallerinizdeki dünyayı yaratmanın yolu buradan geçiyor.
Dan Millman’ın Dingin Savaşçı’sı nacizane yeni yıl kitabı önerim olsun size. Dünya jimnastik şampiyonu Dan Millman, kitapta kendi yaşam öyküsünü anlatıyor. Mayalara göre ruhsal bir uyanış yaşayacağımız 2011’in sonunda yaklaşırken okunması gereken en önemli kişisel gelişim kitaplarından biri. Geçtiğimiz ay vizyona giren 2012 filmine gitmenizi ise önermiyorum. Ama korkularınızı tetiklemek, beslemek istiyorsanız o ayrı tabii. Bu tarz korku bilincini artıran etkilerden uzak kalarak, onun yerine bolca okuma, araştırma ve eyleme geçme zamanı artık. Bugüne kadar seçimlerimizle kirlettiğimiz dünyamız için neler yapabileceğimizi, bireysel olarak üzerimize düşenlerin neler olduğunu araştırma, uyanık olma, seçimlerimizin sorumluluğunu alma vakti.
Sigara değil mide bulandıran; alışkanlık
Yeni yıl listelerimizde ilk sıralarda yer alan, “sigarayı bırakmak”, “içkiyi bırakmak” ya da “kilo vermek” gibi konularda yazarın görüşü ve deneyimleri şöyle; “Sigara içmek, içki içmek, uyuşturucu kullanmak, şeker yemek hem iyi hem kötüdür. Yapılan her eylemin kendi içinde hazları ve karşılığında ödenen bedelleri vardır. Her iki yanının da farkında olmak, senin gerçekçi ve yaptıklarının sorumluluğunu üstlenen biri olmanı sağlar. Ancak o zaman bir savaçının özgür seçim yapma olanağına sahip olursun, yapmak ya da yapmamak”.
“Sigara içki değil mide bulandırıcı olan; alışkanlık” diyor ve ekliyor; “Günde bir sigara içip sonra altı ay içmeyebilirim; bir başkasını içmeye dayanılmaz bir istek duymadan günde bir kere ya da haftada bir kere sigara içmenin tadına varabilirim. Ve sigarayı içtiğimde ciğerlerimin bunun bedelini ödemeyeceğini düşünmezlik etmem. Sonradan bu yaptıklarımın olumsuz etkilerini dengeleyecek uygun bir karşı eylemde bulunurum”.

Zaman kavramını düşünüyorum şu bir haftadır. Düşündükçe anlamsız geldi zaman denilen şey bana. Böyle dönem dönem birşey takılır kafama düşünürüm onu sürekli. Bu hafta 5. evlilik yıldönümümüzü kutlayıp 6. yılımıza girdiğimizin farkına varmak da bir garip geldi bana. Saçma sapan takvimler yaratmışız kendimize sayıp duruyoruz sürekli zamanı. Oysa ki yok işte geçmiş, gelecek. Şimdi var sadece. Şu an ne yapıyorsan o var. Ama biz beceremiyoruz şimdide yaşamayı. Özellikle şehir hayatında bunu yakalamak çok da kolay değil. Oysa ki mutluluk anlarda yani şimdide saklı geçmiş ya da gelecekte değil.
Bana kalırsa bunu en iyi becerebilenler çocuklar. Yani anda kalabilmeyi… Bir çocuğun büyümesini izlemek başlı başına bir öğreti. Hem kendinize hem de dünyaya dair çok şey öğreniyorsunuz.
Örneğin “zamanım yok” diye şikayet ediyoruz ya çoğu zaman, yok öyle birşey işte! Zaman yokluğunu da biz yaratıyoruz. Zaman hep var aslında. İstediğin zaman hep orada, anda. Herşeyi kontrolümüz altında tutabilme çabamız, mükemmel olma isteğimiz bizi hep zamanla yarışa sokuyor. Halbuki bir dursak biraz. Sadece dursak öylece… Ağaç gibi… Hiçbirşey yapmadan. Göreceğiz ki hiçbirşey bizim kontrolümüzde değil. İstediğimiz kadar kontrol etmeye çalışalım hayatı, kendimizi yırtalım, akış devam ediyor…

Aralık hep değişim ve temizlik ayıdır bende. Hep kırılma noktaları bu ay içerisinde olur. Hastalıklar, müjdeler, sevinçler, üzüntüler her ne gerekiyorsa yaşanır. Bu aralar yine böyle bir dönemdeyim. Enerjimi ancak yoga sayesinde dengeleyebiliyorum. Doğa’nın hastalanmasının ardından beklendiği üzere bana da sıçradı grip. Öksürüğüm başladığı gibi gittim dotora. Hasta olduğum o gün Doğa’yı bırakacağım kimse de yok, annem de malum gripten hasta evde yatmaktaydı. Giydirdim çocuğu öksüre tıksıra acele gittik doktora. Çocuk zaten hasta ona mikrop geçecek diye endişelenemem. Hoş endişelensem ne olacak benim hastalığım ilerlese çocuğa kim bakacak. Böyle bir kriz noktasıydı o an gözüm döndü gittik işte doktora. Domuz gribi başlagıcı dedi doktor. Malum ilaçları yazdı. 2 günde kalktım ayağa. İlaçlarla değil ama bolca sıcak çorba, meyve, zendefil, adaçayı ve uzun süredir kefir içmemin verdiği kuvvetle. Zorla yedim, hep yemek yedim hasta olduğum süre boyunca. Fakat tabiki de beklendiği üzere yatmadan ayakta geçirdim ama bu defa yordu beni, bitkin bıraktı. Vücudumun temel denge mekanizmasını bozdu. Baştan aşağı sarstı geçti.
Bu sabah Doğa’yı okula bıraktıktan sonra resmen savaş verdim kendimle. Baktım halim yok. Eve gelip yorganın altına girip akşama kadar çıkmamak ya da Mihri Hoca’nın dersine gitmek arasında gidip gelirken, ayaklarımı zorla ittirdim resmen yoga dersine.Ve her zamanki gibi “iyi ki burdayım” dedim ders bittiğinde. Yoga olmasa ayağa kalkamayacaktım bugün!
Doğa’ya doktorumuz ısrarla domuz gribi değil, bademcik dedi. Anlamış değilim annem ve ben öyleyken Doğa nasıl böyle kaldı. Belki de o farklı bir aşamasını geçirdi bilemiyorum. Bu arada bana test bile yapmadı doktor. Artık nezlenin bile aynı virüs olduğunu teste gerek kalmadığını söyledi. Fakat değişik bir ağrılı öksürük ve ses kısıklığı yapıyor bu virüs, bunu hissettiğiniz an doktora gidin. Erken yakalarsanız hızlıca oluyor iyileşme süreci.
Bu aralar kulaklarımda Şebnem Ferah ve Nora Jones son albümleri, elimde de Elif Şafak “Aşk” ile kendimi bulmaya çalışıyorum. Şebnem Ferah’ı ayrı bir yeri vardır bende. Yine bu son albüm de çok güzel, her şarkı ayrı tat! “Aşk” ise çok okumayı istediğim bir kitap değildi aslında, yazarını severim ama genelde best seller durumlarına biraz önyargılıyım da:( Bir de bu kadar derin bir konu nasıl da tek kitap ile bu kadar ticarileştirilir diye düşünüyorum. Ama çok sevdiğim biri “sen seveceksin al mutlaka” dedi, aldık birlikte. Fena da gitmiyor bakalım bitirmedim henüz.
Neyse, herşey bir yana biz cuma günü evleniyoruz…:) Yani 5 yıl önce öyleydi. Hep heyecan basar beni 5 yıldır 25 Aralık öncesi 1 hafta. Serdar dese ki “hadi gel yine düğün yapalım” valla koşarak giderim ne yalan söyliyim.:) Çok sevmiştim ben evlendiğimiz geceyi, çok eğlenmiştim kendi düğünümde. Çok büyülüydü o gece benim için. İşte bu hafta da büyülü o yüzden. Aşk içinde bir hafta yani…


Doğa ateşlendi pazartesi gecesi. Boğaz enfeksiyonu geçiriyor, bademciklere inmiş hastalık. Bakışlar halsiz, konuşmak istemiyor, çorba dışında birşey içmiyor, yemiyor. Zaten pazartesi akşamı yemekte köfte ve pilav vardı. Baktım yemiyor. Neden yemediğini sorduğumda aynen şöyle dedi; “Bu köfte boğazımı yakıyor lütfen bana ılık çorba ver”.
“Hah hoşgeldin grip” dedim ve 1 saat sonrası ateş başlamıştı. Neyse ki bugün ateşi düştü ama halen iştahsız ve keyifsiz. Serdar hiç dayanamıyor Doğa’nın hasta olmasına. Doktora gidiyoruz, orada bile ağzını bıçak açmıyor. Boğaz kültürü aldırmaya gittik, Serdar mümkünse kapıdan girmek istemiyor, donuk bir halde duruyor öyle. Tabiki ben her zamanki gibi Doğa’yı ikna etmeye çalışan insan oluyorum:) Doktor ve tahlillerden sonra bizi eve bıraktı ve ofise gitti.
Dün akşam baktım saat 17.00 civarıydı girdi kapıdan, ki kendisinden beklenmeyecek kadar erken bir saat bu. Elinde Güllüoğlu’ndan bir kutu tatlı! Biliyor ki Doğa ancak tatlı yer böyle zamanlarda, tıpkı babası gibi! Ben bu kadar sebze meyve insanıyken, bu ikisinin tatlı ve çikolata düşkünlüğü hasta ediyor beni.
Fıstıklı kadayıf almış Doğa seviyor diye. Açtık kutuyu, bizimki “Aaaa sarı saman tatlısına bayılırım. Kemal paşa ve şeker paşadan sonra en sevdiğim tatlı” dedi! (En sevdiği iki tatlı kemal paşa ve şekerpare:)) Koptuk tabiii! Ama ondan bile 2 çatal aldı bıraktı.
Hasta olunca bile komik bu pisi!

Geçtiğimiz hafta, Maya Takvimi Araştırmacısı ve Maya Takvimi Portalı Yazarı Fatih Keçelioğlu tarafından yayınlanmış bir basın bildirisi düştü posta kutuma. Basın bildirisinin konusu, Maya Takvimi Portalı’nın 2012’nin doğru anlaşılması için Hollywood’a yapmış olduğu çağrı! 2012 filmini izlediniz mi bilmiyorum ama benim filmle ilgili kişisel yorumum, bir aksiyon filminden çok komedi filmi olduğu yönünde. Ve de korku bilinci temelli olmakla birlikte, izleyicileri çok yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Bu konuda çok daha uzun yorum yazabilirim fakat aşağıdaki basın bildirisi size daha fazla katkı sağlayacaktır:) Aynen yayınlıyorum;
Dünyanın en büyük Maya Takvimi web portalı, dünya çapında ki “2012” izleyicilerine filmin sunduğu kıyamet ve dünyanın sonu mesajları yerine olumlu bir mesaj veriyor.
Roland Emmerich’in özel efektlerle dolu yapımı 2012 insanlığın binyıldır süren Dünyanın Sonu yarışında son dönemeci dönmesini sağladı. Ama pek çok insan için bu yarış yanlış bir yöne doğru yapılıyor. 2012 fenomenine çok daha dengeli ve olumlu bir şekilde yaklaşan Maya Takvimi Portalı, Hollywood’a yaptığı çağrıda Maya Takvimi çerçevesinde yaşanan değişimlere önderlik etmesini ve modern toplum için takvimin mesajını doğru ulaştırmasını istiyor.
Mayalarla ilgili ve büyük bütçeli bir diğer film olan Mel Gibson’un Apocalypto’su (2006) ile karşılaştırıldığında, 2012 filmi bu kadim kültürün bize bıraktıkları ile ilgili olarak çok daha büyük bir yanlış yorumlama hatasına düşüyor. Bu sefer Maya takvimine yapılan tacizin altında yatan dini bir motivasyon değil, sadece kitlelerin eğlenmesi ve gişe hâsılatı elde etmek. Ve 2012 tsunamisini yaratan sayısız hayatta kalma web sitesi guruları ve hatta evinizin altında konserve besinlerden hayatta kalma setlerine kadar donanımlı sığınaklar kuran emlakçılara kadar gidiyor.
“Türkiye ve Dünya’da GDO’lu gıdalar, demokratik açılımlar, küresel ısınma gibi bu kadar çok ciddi ve önemli mesele varken bu kadar gereksiz korku yaratmaya gerek yok” diyor Fatih Keçelioğlu.
“İnsanlar sürekli olarak gelecek endişesi içinde olmaktan tükenmek üzereler; neden onlara bekleyecekleri olumlu bir gelecek sunmayalım ki? Hem de aynı maliyete,” diyor Maya Takvimi Portalı Prodüktörü Birgitte Rasine.
Yüksek gişe hâsılatına rağmen izleyiciler o kadar da çok etkilenmiş değiller; bazıları filmi boykot ediyorlar. Maya Takvimi Portalı yoğun bir web trafiğine maruz kalıyor, gelen e-postalar ve sosyal medya platformunda ki takipçileri 2012 fenomeni ve Maya Takvimi ile ilgili objektif bilgi arıyorlar. Film eleştirileri yağmur gibi yağıyor ve insanlar SONY Pictures ve yönetmenden devasa prodüksiyon ve pazarlama kaynaklarını anlamsız tahribat yerine dünyanın yaşadığı çok daha geniş dramayı anlatmak için kullanmalarını ve en azından Maya takvimin anlamını isabetli bir şekilde anlatmalarını istiyor. İzleyici yorumları http://www.maya-portal.net/reviews/2012 adresinde görülebilir.
Stetson Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Program Yöneticisi Robert Sitler, filmi eleştirirken “Maya’nın yanlış yorumlanması 2012 fenomeni ile uç noktasına vardı ve artık Maya Uzun Sayım takviminin 21 Aralık 2012 tarihi etrafında hızla büyüyen bir sosyal hareket var. Etkileyici bilgisayar yapımı kıyamet görüntüleri ile “2012” filmi daha önce yaşanan Y2K fenomenine göre bu sıra dışı tarihe şüphesiz çok daha büyük bir ilgi çekecek. Ne yazık ki film bu tarihin önemine dair kafa karıştırıcı yanlış bilgiler yığınına katkı yapmaktan öteye gidemiyor,” dedi.

Dr. Carl Johan Calleman
“Gelecekle ilgili olarak korku yaratmak sorumsuzluktur. Maya takviminde asıl olan gelecek için bir umut ve daha iyi veya yenilenmiş bir dünya vardır, bir kıyamet değil” diyor Maya uzmanı ve yazar Dr. Carl Johan Calleman.
Maya takvimine adanmış önemli bir site olan Mayan Majix’in yöneticisi Michael Shore, “Maya Takvimini kıyamet gününe denk tutan ‘2012′ kutsal Maya takviminin anlamını bozuyor ve saptırıyor. Maya takviminin gerçek anlamı dönüşümle ilgilidir, dünyanın sonuyla ilgili değil” diyor.

Don Alejandro Cirilo Perez Oxlaj
Bugün yaşayan Mayalar ise dikkat çekici bir şekilde sessizler ve Hollywood’un pazarlama gücü ile savaşmaktansa kendi işlerine bakıyorlar. Mayayı temsil eden ve resmi bir hükümete tayin edilmiş tek Yerli Halklar Elçisi olan, Guatemala Ulusal Maya Konsülü Lideri Don Alejandro Cirilo Perez Oxlaj, insanlarının batının inatla yapıştığı dünyanın sonu kavramına ne kadar şüpheyle baktıklarını sürekli olarak belirtiyor. Maya’lar için 5,125 yıllık Uzun Sayım döngüsünün sonu, sadece bir sonrakinin başlangıcı demek: 2012’de dünya dördüncü Güneşten beşinci Güneşe geçecek ve pek çok insana göre bunun anlamı daha yüksek bir bilince atılan evrimsel bir adım, yani “çağların değişimi”.
Bugünlerde gelen haberlere göre Bay Emmerich 2012 sonrası dünyayı anlatan bir televizyon dizisi yapmayı planlıyor. O ve stüdyosu Maya Takvimi Portalı tarafından desteklenen uluslar arası topluluğun uzmanlığından ve gönüllü işbirliğinden çok iyi faydalanabilir.
Maya Takvimi Portalı Nedir
Maya Takvimi Portalı Maya Takvimine adanmış dünyanın en aktif web portalıdır. LUCITÀ tarafından bağımsız olarak kurulan ve desteklenen Portal, Maya Takvimi hakkında bilgiler içerir, sosyal medya platformu ile kişiler ve işletmeler için günlük Tzolkin enerjilerini yayınlar, Maya Takvimi ile uğraşan yazarlar ve diğer kişilerin bloglarını sunar, çatısı altında ki topluluklardan fotoğraf, sanat, müzik ve videolar yayınlar. Maya Takviminin modern toplumda oynadığı rolle ilgili olarak çok geniş bir yelpazeden seslere yer veren bir platformdur. Maya Takvimi Portalı ile ilgili daha fazla bilgi için lütfen http://www.maya-portal.net/ adresini ziyaret ediniz.
