Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Okul durumlarımız

Geçen gün taksi şoförü sordu “ne olacaksın büyünce” diye. Bizimkinin cevap; “İtfayeci ve de postacı”. Herşey bir yana bu “ve de” bağlacını kullanma şekli beni öldürüyor.
Fotoğraftaki de itfayeci yeleği ve hortumu. Geçen hafta resim dersinde yaptılar. Gymboree’de en sevdiğim ve bence en faydalı olan ders resim.

2 gündür sokaklardayız. Uzun zaman sonra ilk defa bugün pusetinde kendi kendine konuşarak, anlatarak 2 saat kadar durdu. Neyse ki bir kinder ve bir lolipop ile kapattık günü. Pek hoşlandım tabiii bu durumdan ben, havayı içime çekerek yürüdüm gönlümce. Bu mor atkı ve bere sırf ben boynuma şal bağladım diye takıldı.
Müzik & oyun dersimiz vardı bugün. Öğlene doğru aşırı yorulmuş bir şekilde çıktık oradan. Hem yorulup hem para ödüyorsunuz yok hiçbir mantığı yok bu işin. Evde yorulduğumdan daha çok yoruluyorum orada hatta çünkü Doğa bütün oyunlara benim de katılmamı ve bütün dans, hareket vs. he ne varsa benim de yapmamı istiyor. Bugün birara nevrim dönmüş “aaa yeter ama” dedim. Baktım bütün anneler aynı his içinde hepsi birden söylenmeye başladı. Neyse ki üyeliğimiz bu ay sonu bitiyor . Bu kadar sosyallik yeter anne-kız. Özgürleşme vakti gelmiştir. Aralık itibariyle haftada 3 gün yarım gün anaokuluna başlıyor cadı. Denemelerimiz başladı bu ay haftada bir saat gidiyoruz. Bayıldı yeni okula, “tavşanlı okul”diyor oraya. Ben de çok sevdim, tam bize göre sıcacık ve sevgi dolu…yakında anlatacağım size de…

Biz de böyle hayal kurabilsek keşke

-Zıplayan kornalar burling yaparlar
Trambolinde yaşarlar.
Bak böyle müzik açarlar ( elleriyle bir düğmeyi çeviriyormuş gibi yaparak)
Böyle zıplarlar

(Zıplıyor sürekli koltuklarda, çılgınca bir zıplamak ve bunu söylüyor bir yandan)

-Zıplayan kornalar kim Doğa?

-Zıplayan korna onlar bak böyle zıplarlar

-????!!!!

-Bana trambolin al anne lüffen

-Hhıhı???

-Bi de enstrüman al mesela keman al, davul al

-Hıııııııııııııııııı?

Hayata sarılın

  • Ben kategorisinde.
  • 3 Yorum Var

Annemin ameliyatı başarılı geçti ve iyileşme süreci başladı.
Bu 1 hafta içinde bir defa daha öğrendim ki;
-Reiki enerjisi gerçekten üstün bir enerji, çok güçlü.
-İnsan sadece yarattıkları ve düşündükleri ile varoluyor. Düşünceleri ile yaratıyor.
-Şu kısacık ömrümüzde hiçbirşeye üzülmemek gerek. Bugün, şimdi sağlıklı iseniz, nefes alabiliyorsanız gerisi boş.
-Sağlığınız, aileniz, nefes alabildiğiniz her an için şükredin ve her güne böyle başlayın.

Annemle aynı gün 2 bebek ve 2 genç insan daha ameliyat oldu. Sayı vermiyim moraliniz bozulmasın ama çoğu başarısız oldu. Bu doktorlarla ilgili birşey değil. Kimi kalp dokuları yumuşak olduğundan aleti kabul etmiyormuş. Minicik bebekler gördüm ameliyata giren ya da muayeneye gelen… çok sinir bozucuydu.

Bebeklerinize, çocuklarınıza sarılın, hiçbir yaramazlıklarına kızmayın, para, iş, güç hiçbirşeyi stres yapmayın. Sadece şükredin ve herşeyi akışına bırakın. Olmasına izin verin. Biraz salıverin kendinizi bugünlerde. Ekonomik krizi de boşverin, haberleri izlemeyiverin gitsin. Siz kendi tapınağınızı yani evinizi, yuvanızı sıcacık tutun yeter…
Özlemişim seni blog ve dostlarımı…

Kriz dolu günler

Günün en eğlenceli anıydı. Masaya çıktı, salata tabağını önüne çekti ve salatanın üzerindeki bütün kırmızı biberleri tek tek yedi. Bayılıyor bu işe, her akşam salatayı birlikte yapıyoruz, ben doğruyorum o salata tabağına koyuyor. Meyve yemeyen insan kırmızı biber yiyor. Neyse ki yiyor tabii ama yine “domates de çok güzel birşey” ya da “marulun tadına bakmak ister misin” gibi belki 150. defa aynı cümleleri kurdum bıkmadan. Hani yanında yiyin sizi gördükçe alışır sever diyor ya uzmanlar yok öyle birşey. Her akşam neredeyse yanar döner meyve tabağı yapıyoruz tık yok bizimkinde. Ancak bizi besliyor elleriyle. Ya da mandalina kabuklarıyla yemek pişiriyor falan.
Haftaya 2,5 yaşında olacak fakat bugünlerde sanırım 2 yaş sendromu tavana vurdu. Herşeyimiz kriz! Evden çıkarken giyinme ve çiş yapma, yatarken yatakta zıplama, giyinme ve özellikle donsuz durmak isteme, banyoda saç yıkanmasın diye türlü pazarlıklar, dışarda sürekli bir koşma hali, kendini yere atmalar, yerlere yatmalar, dışarda girdiğimiz tuvaletlerde hele neler neler…anlatmakla, yazmakla bitmez.
Her gün çeşit çeşit krizlerle mücadele et sonra gece yatırırken “bi öpüşelim mi anneeee” diyor ve orada ip kopuyor işte. Herşey unutuluyor ve ertesi gün yepyeni krizlerle bir gün daha başlıyor. Her gün bir o kadar daha güçlü ama bir o kadar da tükenmişlik hissiyle uyanıyorsunuz. Bu da böyle garip, karmaşık bir his işte; Annelik.
Annemin operasyonu perşembe günü. Meğer ne kadar acıtıyormuş insanı annesinin hastalığı. Söz konusu kişi anne olunca başka oluyormuş bunu anladım 2 haftada. Bu da apayrı bir konu. Şu anda yazacak gücüm yok ama. Haftasondan sonra belki…

Düşlediklerinizin hepsi gerçekleşti mi bugüne kadar? Ya da hayattaki en büyük düşünüz ne? ‘Tanrılar Okulu’ kitabını okuduysanız eğer bu sorular size yabancı gelmeyecektir. Ben kitabı hamilelik gibi özel bir dönemimde okumuştum ve gerçekten de ağır gelmişti konusu. Çünkü çok şeye meydan okuyan bir nitelikte. Kitabın yazarı, ekonomist ve sosyolog, European School of Economics Kurucu Rektörü Prof. Stefano E.D’Anna, 16 Ekim’de Asemble Eğitim ve Danışmanlık’ın düzenlediği “Bütünlük, Kuantum Liderlik ve Kurumsal Uzun Ömürlülük” adlı eğitimi vermek üzere İstanbul’a geldi. Kendisiyle bir röportaj yapma şansım oldu ve kitabı tekrar okudum. Bugünlerde dünya gündeminden düşmeyen ekonomik krizle ilgili D’Anna’nın söyledikleri sizi de düşündürecek eminim. Fakat öncelikle ‘düş’ü nasıl tanımladığı daha fazla önem taşıyor bana göre. Çünkü bunu anlamaya çalışır ve gerçek anlamda üzerinde düşünür, içsel olarak kendinizle çalışırsanız güzel bir yerlere varabilirsiniz. Zaten sizin dışınızdaki herşeyde bu şekilde oluşuyor. Yani nasıl düşlediğiniz ve düşündüğünüz önem taşıyor.
D’Anna’ya göre ‘düş’ bir amaç, hedef ya da istek değil. Örneğin bir yazar olmak ya da bir araba sahibi olmak düş değil. D’Anna düşü şöyle tanımlıyor: “Düş, varlığımızın bir durumudur. İnsanoğlunun genel bir aktivitesidir. Gerçekten ne için doğmuş olduğunuzu düşünün. Bu çok önemli. O zaman düşlemeniz daha kolay olacaktır. Ne için doğduğunuz, bu hayata neden geldiğinizi bulursanız, düşünüz için savaşmak, mücadele etmek zorunda kalmazsınız. Hayatınız bir çabadan ibaret olmaz. Başarı kendiliğinden gelir. Evren sizin için çalışır.””
Psikoloji ile ekonominin birbiri ile yakın bir bağ içerisinde olduğunu anlatan D’Anna, “Düşünce kaderdir. Aynı zamanda finansal kaderdir. İlişki, psikoloji ve ekonomi arasında bir gerçeğe, olaya sebep olur. Ekonominin en önemli şey olduğunu düşünürüz ama ekonomi düşüncenin bir yansımasıdır. Örneğin, Türk gibi düşünerek Türk ekonomisini yaratırsınız. Farklı düşünürseniz o zaman farklı bir ekonominiz olur. Bunu çok iyi anlamadığımız için ekonomiyi ekonomi ile değiştirmek istiyoruz ama ekonomi bir etkidir” şeklinde konuşuyor.
D’Anna’ya göre, bir şirket kriz için hazırlıklıysa endişelenmemesi gerekiyor. “Bu endişe ile yürüyen şirketler kriz nedeniyle ölmeyecekler. Onlar zaten ölmüşler” diyen D’Anna, bir şirketin sahip olması gereken en önemli şey vizyon sahibi bir lider olduğunu vurguluyor. Şirketin kurucusunu şirketin DNA’sı olarak tanımlayan D’Anna, liderin sahip olması gereken özellikleri şöyle açıklıyor: “Şirketlerin uzun ömürlü olabilmesi için iyi bir kurucuya sahip olması gerekiyor. Bu kurucu düşlemeyi, yaratmayı, vizyonları için boşluklar yaratmayı, yer açmayı bilmeli. Bu aslında sihirli bir faktör. Bazı insanlar buna sahip oluyor. Biz buna bütünlük diyoruz. Kendi içimizde bölümlerimiz var. Bu nedenle de dünyayı bu bölümler halinde görüyoruz. Kendi içimizdeki gibi bölüyoruz dünyayı. Ama dünya biz onu nasıl görüyorsak öyledir. Objektif değildir. Bir liderin kendi içindeki birliğe ulaşması gerekiyor. Bu da ancak bölümleri ve sınırları ortadan kaldırarak gerçekleşebilir. Aynı Atatürk ve Gandhi’de olduğu gibi”.
Kitaptan da biraz hatırlatma yapmak gerekirse, ‘Tanrılar Okulu’nda, Dreamer yani D’Anna’nın düşleyeni şöyle diyordu: “Bu adamlara hizmet etmen, onların rahatı, huzuru için çalışman, düşün ilkelerini sürekli hatırladığın anlamına gelir. Senin değişimin onları daha canlı, daha sorumlu ve daha özgür kılacaktır. Ekonomi budur. Gerçek liderin görevi, çalışanlarını kollamak, sevmek ve onlara hizmet etmektir. Bir bünyedeki en uzak hücrelerin bile göztilmesi gerekir, çünkü onlar da liderin projesini geliştirir ve hızlandırırlar.”
Şubat’ta yine geliyor
D’Anna, Asemble tarafından gerçekleştirilecek 3. Düş + Zaman= Gerçek (Labirentten Kaçış) Konferansı için 2 Şubat 2009′da yine İstanbul’da olacak . Bu konferansın düzenlenmesindeki amaç, şirketlerin ve çalışanların sürekli aynı problemlerle uğraşması ve bulunan bütün çözümlerin yeni problemler yaratması. Bu tekrarların yaşanmaması için bugünden geleceğimizi yaratmak ve bu farkındalık bilinci içerisinde yeni bir oluşuma ihtiyaç duyulmakta. Kriz ve problemleri aynı bakış açısıyla çözmek mümkün değil, çözüm yukarıdan bakabilme sanatını bilebilmek. Bu konferans ve konuşmacılar bu bakış açısını paylaşarak, içimizdeki yaratıcılığın ortaya çıkmasını sağlayamayı hedefliyor.
*Bu yazı Infomag dergisi Kasım sayısında yayınlanmıştır.