Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Geçen gün taksi şoförü sordu “ne olacaksın büyünce” diye. Bizimkinin cevap; “İtfayeci ve de postacı”. Herşey bir yana bu “ve de” bağlacını kullanma şekli beni öldürüyor.
Fotoğraftaki de itfayeci yeleği ve hortumu. Geçen hafta resim dersinde yaptılar. Gymboree’de en sevdiğim ve bence en faydalı olan ders resim.

-Zıplayan kornalar burling yaparlar
Trambolinde yaşarlar.
Bak böyle müzik açarlar ( elleriyle bir düğmeyi çeviriyormuş gibi yaparak)
Böyle zıplarlar
(Zıplıyor sürekli koltuklarda, çılgınca bir zıplamak ve bunu söylüyor bir yandan)
-Zıplayan kornalar kim Doğa?
-Zıplayan korna onlar bak böyle zıplarlar
-????!!!!
-Bana trambolin al anne lüffen
-Hhıhı???
-Bi de enstrüman al mesela keman al, davul al
-Hıııııııııııııııııı?

Annemin ameliyatı başarılı geçti ve iyileşme süreci başladı.
Bu 1 hafta içinde bir defa daha öğrendim ki;
-Reiki enerjisi gerçekten üstün bir enerji, çok güçlü.
-İnsan sadece yarattıkları ve düşündükleri ile varoluyor. Düşünceleri ile yaratıyor.
-Şu kısacık ömrümüzde hiçbirşeye üzülmemek gerek. Bugün, şimdi sağlıklı iseniz, nefes alabiliyorsanız gerisi boş.
-Sağlığınız, aileniz, nefes alabildiğiniz her an için şükredin ve her güne böyle başlayın.
Annemle aynı gün 2 bebek ve 2 genç insan daha ameliyat oldu. Sayı vermiyim moraliniz bozulmasın ama çoğu başarısız oldu. Bu doktorlarla ilgili birşey değil. Kimi kalp dokuları yumuşak olduğundan aleti kabul etmiyormuş. Minicik bebekler gördüm ameliyata giren ya da muayeneye gelen… çok sinir bozucuydu.
Bebeklerinize, çocuklarınıza sarılın, hiçbir yaramazlıklarına kızmayın, para, iş, güç hiçbirşeyi stres yapmayın. Sadece şükredin ve herşeyi akışına bırakın. Olmasına izin verin. Biraz salıverin kendinizi bugünlerde. Ekonomik krizi de boşverin, haberleri izlemeyiverin gitsin. Siz kendi tapınağınızı yani evinizi, yuvanızı sıcacık tutun yeter…
Özlemişim seni blog ve dostlarımı…

Günün en eğlenceli anıydı. Masaya çıktı, salata tabağını önüne çekti ve salatanın üzerindeki bütün kırmızı biberleri tek tek yedi. Bayılıyor bu işe, her akşam salatayı birlikte yapıyoruz, ben doğruyorum o salata tabağına koyuyor. Meyve yemeyen insan kırmızı biber yiyor. Neyse ki yiyor tabii ama yine “domates de çok güzel birşey” ya da “marulun tadına bakmak ister misin” gibi belki 150. defa aynı cümleleri kurdum bıkmadan. Hani yanında yiyin sizi gördükçe alışır sever diyor ya uzmanlar yok öyle birşey. Her akşam neredeyse yanar döner meyve tabağı yapıyoruz tık yok bizimkinde. Ancak bizi besliyor elleriyle. Ya da mandalina kabuklarıyla yemek pişiriyor falan.
Haftaya 2,5 yaşında olacak fakat bugünlerde sanırım 2 yaş sendromu tavana vurdu. Herşeyimiz kriz! Evden çıkarken giyinme ve çiş yapma, yatarken yatakta zıplama, giyinme ve özellikle donsuz durmak isteme, banyoda saç yıkanmasın diye türlü pazarlıklar, dışarda sürekli bir koşma hali, kendini yere atmalar, yerlere yatmalar, dışarda girdiğimiz tuvaletlerde hele neler neler…anlatmakla, yazmakla bitmez.
Her gün çeşit çeşit krizlerle mücadele et sonra gece yatırırken “bi öpüşelim mi anneeee” diyor ve orada ip kopuyor işte. Herşey unutuluyor ve ertesi gün yepyeni krizlerle bir gün daha başlıyor. Her gün bir o kadar daha güçlü ama bir o kadar da tükenmişlik hissiyle uyanıyorsunuz. Bu da böyle garip, karmaşık bir his işte; Annelik.
Annemin operasyonu perşembe günü. Meğer ne kadar acıtıyormuş insanı annesinin hastalığı. Söz konusu kişi anne olunca başka oluyormuş bunu anladım 2 haftada. Bu da apayrı bir konu. Şu anda yazacak gücüm yok ama. Haftasondan sonra belki…

