Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






26 yıl gözlük kullandıktan sonra Pranik Şifa yöntemi ile gözlük kullanmayı bırakmış olan Leo Angart, doğal yoldan net görüş eğitimi vermek üzere geçtiğimiz hafta İstanbul’daydı. Bu ay İnfomag’da Leo Angart’ın bu eğitimiyle ilgili yazdım. Yazımdan bazı ilginç alıntılar;
“Leo Angart, kimsenin gözlük, lens gibi aygıtlara ihtiyacı olduğuna inanmıyor. Ayrıca doğal görme yeteneklerinize tekrar kavuşmanın birden fazla yolu olduğunu söylüyor. “Önemli olan rahatlamayı öğrenmek ve dünyayı olduğu gibi görmek” diyor.
Kendisi, 26 yıl gözlük kullandıktan sonra, ‘Pranik Şifa’ (Pranic Healing) dünyası ile tanışmış. Pranik Şifa yöntemi ile gözlerdeki statik (durağan) enerjiyi normal enerjiye çevirebiliyorsunuz. Bir hafta günde 2 saat bu yöntemi denemiş. Önceleri gözlüksüz öğle saatlerine kadar idare edebiliyormuş. Bir haftanın sonunda ise artık gözlüğe hiç ihtiyaç hissetmemiş ve o gün bugündür de gözlük kullanmıyor.
Angart, Danimarkalı ve 1970’lerin başından beri Hong Kong’da yaşıyor. Çeşitli ülkelerde danışman ve eğitmen olarak Nöro-Lenguistik Programlama, Hipnoz ve Pranik Şifa konularında hizmet sunuyor.
Angart’a göre, gözün şekli ve tansiyonunda oluşan değişiklikler ölçülebilir. Aynı fiziksel yapının, içinde bulunulan ruhsal duruma göre farklı fiziksel bulgular vermesi, bu tür problemlerin çözümünün de zihinsel olduğunu düşündürüyor. Bu araştırmalar bizi yaş ilerledikçe görme kaybının normal olduğu inancını sorgulamaya itiyor. Angart, görmenin zihinsel kısmını şu dört elemanın dengesi olarak değerlendiriyor :
- İmgeleme : Meditasyon / rahatlama
- İnanç : Hayatınızın bir döneminde görmek istemediğiniz ya da size çok aykırı gelen şeyler görmüş olmak, kısıtlayıcı bazı inançların gelişmesine yol açabilir. NLP bu konuda çok etkin ve hızlı yöntemler sunmaktadır.
- Enerji : Pranik Şifa ile görme sisteminizdeki statik (durağan) enerji kısa sürede size canlılık veren bir enerji biçimine dönüşebilir.
- Fiziksel egzersiz : Gözlük taktığınızda göz kaslarınız daha az kullanıldıkları için zayıflar ve Bates (Dr. William Bates) egzersizleri gibi egzersizlerle tekrar güçlendirilmeleri gerekir.
Angart’ın görme konusunda oluşturduğu temel varsayımları şöyle :
1. Görmenin yüzde 90’ı zihinseldir. Gözler sadece duyu organlarıdır. Gerçek görme olayı, beynin arka tarafında, iki görüntünün üst üste düşerek üç boyutlu bir görüntü oluşturmasıyla gerçekleşir.
2. Doğal olanı iyi görmektir. Hepimiz mükemmel görme yeteneği ile doğarız. Görme özürlü doğanlar yüzde 1’in altındadır. Kırsal alanlarda ve doğaya daha yakın yaşayan toplumlarda sağlıklı görme oranı çok yüksektir.
3. Görme öğrenilir. Yeni doğan bebekler önceleri dünyayı bulanık görürler. Görme ilk gelişen duyulardan biridir. Göz ameliyatı geçiren yetişkinler de buna benzer bir deneyim yaşarlar.
4. Görme alanımız enerji seviyemizi gösterir. Dr. Bates doğal görüşün sürekli değiştiğini fark eden ilk bilim adamıydı. Artık herkes yorgunluğun görme üzerindeki olumsuz etkisini biliyor.
5. Görme, bizden kaynaklanır ve bize geri döner. İçsel bir duyu olarak, görmenin metafizik yönü görmemizi etkiler. Jacques Lusseyran (Fransız yazar, filozof, direnişçi) çocukluğunda bir kaza sonucu gözlerini kaybetti. Gözleri tamamen tahrip olmuşken, kazadan kısa bir süre sonra hala görebildiğini farketti. Lusseyran, bandajlar açıldıktan sonra yaşadıklarını ‘And There Was Light’ (‘Ve Işık Vardı’) isimli otobiyografisinde anlatır.
6. Görme, neyin görülüp neyin görülmemesi gerektiğine ilişkin inançları yansıtır. Neyi görmenin uygun olduğu hakkındaki inançlar değiştiğinde, görme bozukluğu da önemli ölçüde iyileşir. Bunlar çoğunlukla, bir nedenle gelişmiş ve bilinç altına yerleşmiş tepkilerden kaynaklanır. Görsel eğitimin bilinçaltı ile uyumlu ilerlemesi sonucu gözler doğal durumlarına geri dönerler.
7. Egzersizle kaslar yenilenir. Gözlük veya lens kullanılması nedeniyle zayıflayan göz kaslarının egzersizle kendilerini yenilemeleri sağlanır. “

Herşeyin bir sebebi var. Bizim anaokulumuzu seçmemizin sebebi de benim Ayça’yı ve Doğa’nın Rana’yı bulmasıymış. Önce minikler sevdiler birbirlerini, sonra da biz. Öyle saf, öyle neşeli ve coşkulu ki arkadaşlıkları, onların bu hali bize de sıçradı. Fakat Ayça ile “çocuklar” konusundan çok da bağımsız bir bağ var aramızda. Hani “yıllardır tanıyormuşuz birbirimizi” gibi hissettiklerimden o. Yani ender gelenlerden, az bulunanlardan.
Bugün babam ufak bir operasyon geçirdi. Kolunda yıllardır ihmal ettiği, büyümüş olan bir yağ bezesini aldırdı. Ben babam ve annemin yanında hastanede olduğum için Doğa bugün mecburen ilk defa bensiz bir arkadaşına misafir oldu. Okul çıkışı Ayça, Doğa ve Rana’yı alıp evlerine götürdü. Doğa’yı almaya gittiğimde ilk söylediği şu oldu; “Nolur gitmeyelim anne biraz daha oynayalım”.
Öncelikle evrene beni böyle özel insanlarla tanıştırdığı için, sonra Ayça ve Rana’ya içten davetleri için, Doğa’ya da gösterdiği olgunluk için teşekkür ediyorum. Kızım bugün beni bir defa daha şaşırttı ve mutlu etti. Evet kabul ediyorum ki büyüyor artık… Buna bugün gerçekten inandım. Ben de büyüyorum. Her geçen gün daha sabırlı ve kararlı olmayı öğrenmeye çalışıyorum. Evet çalışıyorum çünkü derslerim hiç bitmiyor. Her gün bir yenisi geliyor…:) Örneğin halen zaman zaman PMS yani hormonlarım beni kontrol ediyor. Tıpkı dün akşam olduğu gibi. Hep söylüyorum ya; Doğa çok büyük bir öğretmen!

Giyinmek istemiyor. Diş fırçalamak istemiyor. Yemek yemek istemiyor. Sürekli “yeterince doydum ben” diyor. Taksilerde yere oturuyor, yani ayaklarımızı koyduğumuz yerde ve camla, kapıyla oynuyor. Taksi şoförlerini gıdıklamaya çalışıyor, sürekli kornaya bassınlar istiyor. Bugün soför “kurt var sanırım bunda” dedi. Adama döndü; “yanlış biliyosun sen inek var bende” dedi. Yolda elimi tutmuyor, alıp başını gidiyor. Bütün sokak kedilerini sevicem diye tutturuyor ve gidip seviyor. Her okul çıkışı bir aktivite istiyor; Mutlaka park ya da çikolata kelimeleri geçecek bu aktivitelerde. Bugün 35 aylık oldu. Doğumgününe bir ay kala yeni bir sendrom başladı sanırım bizde. Nedir bu biri bana söylesin. Yoksa delirmek üzereyim ben.
Bu gece diş fırçalama kavgamızda artık pes ettim, sinirlendim ve bağırdım. Ağladı uzunca bir süre. Sonra babası ile fırçaladı. İçerden buruk bir sesle, “Anne fırçaladım gel yıldız yapabilirsin” dedi. Gittim o küçücük ellerin birine yıldız birine aydede çizdirdi. Uyuyor şimdi mışıl mışıl ama ben o ellere gidip gidip bakıyorum. Bir yandan vicdan yaptım bağırdım diye, bir yandan nasıl yeterim ben bu cadıya, nasıl baş ederim diye düşünüyorum. Bu gece uyku yok bana.
Neyse gidip kefirimi içiyim bir ihtimal o uyutur beni.

Hiç üzülmeyelim, sinirlenmeyelim boşyere bugün olanlara; Türkan Saylan, Prof. Erol Manisalı ve diğerlerine… Yazıklar olsun diyorum sadece. Bu bilinç devam ettikçe daha niceleri çıkacak karşımıza. Hepsini biz yaratıyoruz kollektif bilincimizle. Bizde bu koyun psikolojisi oldukça kimbilir kaç tane daha Tayyip gelir bilinmez. Ama bir gün gelir Tayyiplerin de sonu gelir orası da hiiiiç bilinmez. Oturduğumuz yerden umut etmekle olmuyor ama sesimizi çıkarma vaktidir.
Bugün böyle biraz asabi bir post benden…

2008 Aralık ayında gitmiştim Astrolog Oğuzhan Ceyhan’a. Aynen şöyle dedi; “Ben sana sadece tarih tarih olabilecek olasılıkları veriyorum. Fırsatları değerlendirirsin, değerlendirmezsin ya da risklere dikkat edersin, etmezsin o senin tercihin”. Yıldız haritanıza göre çok değerli önerilerde bulunuyor ve verdiği tarihler de gerçekten birebir tutuyor. Bugün blog sayfasında önemli bir uyarı vermiş; HANTA VİRÜSÜ ile ilgili. Mutlaka dikkate alın derim. Geçtiğimiz aylarda yaşanılan uçak kazalarıyla ilgili de kazalar gerçekleşmeden önce ciddi uyarıları olmuştu.
