Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Haftanın değerlendirmesi

Yine klasik bir cuma akşamı pisim uyudu ben kendim için ne yapsam diye düşünmekteyim. Harıl harıl okumak, 2 film izlemek, yazmak, meditasyon, nefes yapmak isteyen bir kişiyim. Ama büyük bir ihtimal 1 saat sonra falan koltukça uyuyakalacağım. Sonra Serdar gecenin bir körü gelecek yorgunluktan bitmiş bir şekilde. Uykumun arasında kapağı ne yaptınız diye soracağım, sonra bir sohbet ve benim uyku gitmiş. Tabiki Serdar kaçıncı rüyada o sırada.
Bazen düşünüyorum da ben de aynı tempoda çalışmaya devam ediyor olsaydım halimiz dumandı. Hoş böyle maddi manevi çok mu rahatız? Hayır ama seviyoruz biz bu halimizi. İyi ki bu kararı almışız ve iyi ki evden çalışıyorum. Çok yorucu ama olsun ben mutlu, çocuğum mutlu, içim rahat.

Güzel bir haftaydı…pisimi bıraktım kendi haline. Krizler de kendiliğinden çözüldü. Böylece, bir defa daha gördüm ki anne ne kadar rahat olursa çocuk da o kadar rahat oluyor. Bu karşı konulmaz bir gerçek. Tabiki her kriz sizin istediğiniz gibi çözülmüyor, ya da birden bire sizin istediğiniz herşeyi yapmaya başlamıyorlar. Sadece sizin bakış açınız ve olaylara yaklaşımınız değişince, onların da tepkileri değişiyor, daha yumuşuyor, sakinliyorlar. Farkı çok çabuk farkediyorlar. Antenleri çok açık bunların, bildiğiniz gibi değil!
İşte size birkaç örnek;

Uyku öncesi zıplama krizi
-Zıplamak mı istiyorsun kızım gel zıpla istediğin kadar, ama sadece en yanındayken zıpla olur mu yoksa çok kötü düşebilirsin
-aaaa tabiki anne evet

Evden çıkarken
-Doğaaaa hadi çıkıyoruz evden
-…..
-Eeee o zaman ben gidiyorum hoşçakal
-Dur ben de gelicemmm
-Hava çok soğuk şu kırmızı atkımı takıyım
-aaa ben de atkı isterimm

Sabah kahvaltı krizi
-hadi gel kızım omletin hazır
-İstemem ben omlet
-Peki cornflakes ye o zaman
-aaa tabiki evet
(geçen haftadan beri yumurtayı redediyor, bu sabah yedi kendiliğinden)

Baba krizi
-Babam gelene kadar puzzle yapalım mı anne
-Baban geç gelecek kızım toplantısı varmış
-Arayalım mı anne babamı
Baba aranır konuşulur ve sonra ikna olur.

Banyo krizi
-Temizim ben ama anne
-Ama terledin Doğa bugün çok, bak rahatlayacaksın yıkanınca
-Saçımı yıkama anne tamam mı lüffennn (ağlama krizinde)
-tamam bir bakalım saçına gir sen bir şu küvete önce, al şu kovalarını, suluğunu, kurbağanı
-aaaa evet
(önce biraz suyla oyun, vücudu yıkanır ve en son saçında basar çığlığı)

Şimdi benimle aynı kriz durumlarından muzdarip sevgili 2-2,5 yaş anneleri, ben anladım ki kararlı olup, sakin kalabiliyorsanız çözüm kolay oluyor. Ama sinirlenirseniz kriz bitmek bilmiyor. Sanmayın ki ben sinirlenmiyorum artık yok öyle birşey tabiii, an oluyor ki camdan atasım geliyor ama biliyor musunuz asıl şimdi alışıyorum sanırım anneliğe ve yeni yeni bu kadar çok seviyorum anne olmayı. İçimdeki bütün duyguları seviyorum.

Meditasyon

Önce nefes, ağız tamamen açık…
Nefes alıyorum, veriyorum, en az yüz defa.
Her nefeste temizleniyorum, oksijenle yıkanıyor iç organlarım, hücrelerime kadar doluyor oksijen. Her nefeste şükrediyorum. Bugün burada, şu an bu bedende olduğum için şükrediyorum.
Nefes bitince sessizliğe bırakıyorum kendimi.
Havai fişekler çakmaya başlıyor önce içimde.
Yeşil, sarı, beyaz, mavi renk renk patlamalar…
Ve işte orada…
En sevdiğim…
İşte geldi yine…
Mutluluktan ölecekmiş gibiyim…
Mor ışık…büyüyor küçülüyor, önce hortum şeklinde… sonra her yer mor duman… Çekiyorum içime, çektikçe tekrar büyüyor küçülüyor. Sadece ben… bedenim yok…ellerim, kollarım, bacaklarım yok…
“Tanrım olması gereken her ne ise olmasına izin veriyorum…”
“Teslim olmama, bırakmama yardım et…”
Sessizliğin sesi harika…
İçimin sesi, tadı, kokusu, rengi nefis…
Seviyorum bu anları, içimdeki renkleri, ışıkları… her şeyi…
Hımmmmm huzur içimde…
Mutluluk yine bende…
Tanrı ve evren ise tam kalbimde…

Ve…kabul ediyorum ki doğru zamanda, doğru yerde, doğru şeyi yapıyorum.
Akışa güveniyorum, inanıyorum…

İlk kuaför maceramız

Bugüne kadar hep anneannesi kesti saçlarını. İlk defa kuaföre gitmeyi kabul etti.

Aslında planlı olmadı. Yürüyüş yaparken kuaförün camındaki balonları gördü ve içeri girmek istedi. “Orası çocuk kuaförü saçını kestirelim mi?”dedim. “Aaaa tabiki” dedi. Bu “tabiki” kelimesi de “ve de” gibi sıkça kullandığı meşhur kelimelerinden. Mum gibi durdu saçı kesilirken. Ben şok tabii.
Tüy gibi saçlarını düzelttirdik, 2 parmak kestirdik. Kahkül istedim ama kuaför önermedi çünkü kız çocuklarında özellikle alında tüylenme yapıyormuş. 15 yaşına kadar kahkül önermiyorlarmış. Bunu da hayatımda ilk defa duydum. Oysa ki biz hep kahkül kesiyorduk annemle Doğa’ya:) Pek de yakışıyordu zilliye.
Bu da 2 tüy saçıyla kalmış hali:) Çok beğendi kendini kuzucuk.

Mutlu kedi Boris

Bu Boris. Canım dostum Elif’in Doğa için aldığı harika birşey. Ama şimdilik Elif’in evinde yaşıyor. Doğa ona “mutlu kedi” diyor. Çünkü Elif’in evinde bir de Maviş ve Efe var. Maviş zaten heykel gibi birşey. Asalet akıyor her yanından. Doğa birkaç kez mamasını yerken yanına gitti tabii o da hırladı normal olarak. Şimdi onun adı bizde “kızgın kedi”. Efe ise çok akrobatik yerinde duramayan cinsten. Pek bir sevişgen ama.
Ama bu Boris beni de aşık etti kendine. İçine sokası geliyor insanın yumuşacık. Çok bebek ama süpürge sesinden bile korkuyor. Doğa ona yünler, toplar atıyor oynamak için, o ise kaçacak delik arıyor. Bizimki de tepiniyor yerlerde gülmekten. Sanıyor ki Boris onunla yakalamaca oynuyor.
Serdar’ın çocukken çok kedisi olmuş ama ben hiç hayvan bakmadım evde. Fakat gelin görün ki bu Boris’te kaldı aklım…Doğa biraz daha büyüsün sanırım bizim eve bir kedi gelecek eninde sonunda.

Doğa’yı biz bebekliğinden beri “Doğa Pisi” ya da “pisimiz” diye seviyoruz. Sanırım bu nedenle kedilere kendini bu kadar yakın hissediyor:))

İnsan değilim

Banyo sonrası giydirebilmek için bunlarla oyalanıyor. Yoksa giydirilmesi neredeyse imkansız.

Evden dışarı çıkarken ille de yüzüklerimi, küpemi takacağım diye tutturuyor. Birini takıyor beğenmiyor sonra öbürünü deniyor.

Ayakkabı giymez, palto giymez, yemek yemek istemez, gündüz uyumak istemez. 2-3 yaş arası çocuğu olan annelerin kesin bir psikolojik destek almaları gerektiğini savunuyorum artık ya da çok ciddi, düzeli bir şekilde meditasyon, yoga yapmalılar. Yok başka türlü sabırlı olmak mümkün değil.
Herşey üstüste geldi ve bağırdım bugün, gerçekten çok sinirlendim artık. O sinirle şöyle dedim: “Bir insan bu kadar üzülmez ki ben de insanım”
Bu kokoş insandan gelen cevaba bakın siz: “Sen insan değilsin annesin ama”
Bir yumru saplandı boğazıma gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.
Şu an tek hayalim; bir dağın tepesine çıksam ve orda öylecene dursam, sadece dursam ve havayı koklasam, içime çeksem, nefes alsam.