Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Yine konferansta not aldığım 2 önemli bilgi;
*Öngörünün elektrofizyolojik karşılığı ölçülmüş; Deri geçirgenliğine, EEG ve EKG’ye bakılmış. Çıkan sonuçlar şöyle;
-Kalp sezgisel bilgiyi alabiliyor.
-Kalpten beyine bilgi gönderilebiliyor.
-Kalp sezgisel bilginin snırlarını açabiliyor.
*Dünyada en çok satan ilaç çeşitlerinde ilk 4 sırada;
1. Kolestrol düşürücüler
2.Antidepresanlar
3. Mide ilaçları
4. Şizofreni hastalığı için olan ilaçlar

Bu haftasonumu 2. İstanbul Parapsikoloji Konferansı’na ayırdım. Şaşırtıcı bir kalabalık vardı. İnsanların ruhsallığa olan merakının arttığının bir kanıtıydı bu görüntü. Diğer yandan da artık cevapları dışarıda değil içimizde aramamız gerektiğinin farkında varıldığının. Konferans’ın ana konusu bana göre, “Ruhsallığın bir bilimi olabilir mi? ” ve “Ruhsallık ve bilim nasıl birlikte ilerleyebilir, bütünleşebilir?” Kuantumdan, uzaktangörüye, radyesteziden, yogaya ve enerji psikolojisine kadar bütün konular bilimsel açıklamalarıyla verildi. Hepsini tek bir postta anlatmak pek de mümkün değil. Konuşmacılardan ilginç bulduğum anektodları bu hafta içerisinde küçük başlıklar altında paylaşacağım sizlerle.
İlk olarak Stanley Krippner’in sunumundan;
“Şamanlar, Amazon ormanlarında bulunan 80 bin farklı bitki arasından çeşitli bitkileri seçip “medicine” denilen karışım bitkiler elde ediyorlardı. Örneğin, karıştırdıkları 2 bitkinin biri beyin hormonlarını içerirken diğeri de sindirim sistemine etki eden bir bitki oluyordu. Sanki adeta bütün bitkilerin moleküllerini biliyorlardı. Bir de kaktüslerden elde edilen “peyote” adında bir bitkiyi vizyonlar görme, algı ve bilinç düzeylerini değiştirmek için kullanıyorlardı. Fakat bu bitki kutsal törenler adını verdikleri belli ritüellerle alınıyordu. Daha sonraları Amerikan Hükümeti bu bitkinin kullanımını yasakladı. Çünkü kutsal törenler dışında bilinçsizce kullanıldığında uyuşturucu etkisi yapabiliyor.”
Şamanizmin bir din değil ruhsal bir teknoloji olduğunu savunan Krippner, bitkisel tıp alanını bilim ve ruhsallığın birlikte çalışabileceği bir alan olarak görüyor. Krippner’in verdiği diğer bir ilginç bilgi de şuydu ki; bugün Amerika’da halen şifa veren şamanlar varmış. Özellikle Irak-Afganistan’da savaşmış askerler ile psikologlarla ve birlikte şamanlar da çalışıyormuş. Askerlerin savaş bölgesinde kaybettikleri ruhsallıklarını geri kazandırmaya çalışıyorlarmış.
San Francisco, Saybrook Lisansüstü Eğitim Okulunda psikoloji profesörü olan Dr. Stanley Krippner, yirmi beşi aşkın ülkede ve Interamerican Psikoloji Birliğinin dört kongresinde rüyalar ve/veya ipnoz hakkında atölye çalışmaları ve seminerler gerçekleştirmiştir. Journal of Indian Psychology ve Revista Argentina de Psicologia Paranormal dergilerinin editörlerinden olup, St. Petersburg’daki Uluslararası Psikoterapi, Danışmanlık ve Grup Liderliği Okulu’nun ve Prag’daki Czech Unitaria’nın yönetim kurulunda görev yapmaktadır.

*Bu aralar garip bir yoğunluk var. Dergi için röportajlar üstüste bindi. Köşe yazımı yine son dakika yetiştirdim. Evden çalışmak iyi mi kötü mü halen karar verebilmiş değilim. Tek bildiğim şu an böyle olması gerektiği.
*Haftasonu Parapsikoloji Konferansı’ndayım, beklerim… İnfomag ve sizler için ilginç bilgiler toplayacağım eminim.
*Yarın konferansın yabancı konuşmacılarından ikisiyle röportajım var; Biri Kuantum Bilinç diğeri ise Yoga Psikolojisi konusunda. Yine kaydadeğer bir gün olacak yarın…
*Doğumgününden sonra Doğa’ya bir olgunluk geldi ama hayır olsun demekten başka ne diyim bilemiyorum.
*Mayaladığım kefiri Serdar da içmeye başladı. Pek bir keyif veriyor bu bana. Ama bunun dışında kendisi halen toksik beslenmeye devam hem de her türlüsünden.
*Bu aralar bir de hayatımdan kendiliğinden giden 2 insanı düşünüp duruyorum. Yeri geliyor zihnimi konuşurken buluyorum, yeri geliyor ayna tutuyorum. Dostluk yolunda ilerleyen arkadaş olarak gördüğüm2 insandı bunlar. Birbirinden ayrı, gitmeyi seçtiler. Ee gitmek de özgürler tabii, kendi seçimleri. Yolları açık olsun…
Pek bir alakasız oldu yazdıklarım birbiriyle ama bu aralar böyleyim işte…

Akşam yemeğinde yine yerinde duramadı, dolanıyor mutfakta. Mutfak balkonundan kartın renkli bir torba bulmuş, “Bunlar benim iş evraklarım kimse alamaz” diyor bir yandan. Bizi taklit ediyor aklı sıra, ne zaman Serdar’ın ya da benim işle ilgili birşeylerimizi almak istese bu tarz uyarılarda bulunuyoruz.
Biz de oyunu uzattık. “aaa iş evrakların demek mesleğin ne senin?” dedik.
“Atatürkçüyüm” demez mi?
Baktık birbirimize, güldük epeyce… Belli ki yuvada bugün Atatürk ve 19 Mayıs anlatılmış. Ama Türkan Saylan’ın gittiği gün de bu söylenir mi…
Neyse aldık biz mesajı; Atatürkçü, güçlü, aydın bir kadın olacaksın!

Zaman zaman böyle denge duruşunu deniyor, kendi kendine yakalıyorum. Arkadan çekebildim ancak çünkü önden çekersem sinirlenir diye korktum:) Bacağı kasığa dayayamıyor bir türlü çok sinirleniyor:) Düşüyor kalkıyor yine deniyor yılmadan. Sanırım kendi de farkında bir dengeleme gerektiğinin kendisine bu aralar. Bilinçli ya da bilinçsiz yapıyor işte ihtiyacı var demek.
3 yaş itibariyle dikbaşlılık, kuralları delme çabaları, inat ve tiyatro oyuncusu hali aynen devam. Hatta artarak devam demek daha doğru olur.
Esra teleskop almış kendilerine doğumgünü hediyesi. “Neden bununla Jüpiter’i ve Mars’ı göremiyorum” diye ağlar durur 2 gündür.
Bugün Darıca’daki Hayvanat Bahçesine gittik. Çok eğlendi,coştu, ata bile bindi ama eve gelince “Neden kanguru yok bu hayvanat bahçesinde” diye ağladı durdu.
Yani bizim gündemimiz “neden” sorusu bu aralar. Ama soru ile birlikte ağlama krizleri de cabası. Hele ki kendi mantığına yatmayan birşeyse çok fena!
İstiyorum ki denge duruşuna geçtiğim bir an öyle kalayım günlerce. Kimse dokunmasa kalsam nolur? Açlık, susuzluk falan umrumda değil, sadece sessizlik istiyorum biraz o kadar.
