Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






İnsan vücudunun olağan işleyişi, biyolojik saatler ile yönetiliyor. Biyolojik saatlerin bir kısmı esnek kabul edilebilen sistemler, ancak bir kısmı oldukça kesin bir kontrol içerisinde yürüyor. Bu kontrollerden bazıları gezegenlerin döngülerine, bazıları ise tamamen moleküler döngülere bağımlı.
Beynimizin ve vücudumuzun en karmaşık işlevlerinde bile büyük bir düzen içerisinde işleyen tüm bu zamanlama mekanizmaları, bilim adamlarının yaşlanmaya yönelik araştırmalarında da geniş ve ayrıntılı bir bakış açısı sunuyor. Parkinson hastalığı, kanser, mevsimsel depresyon ve ilgi noksanlığı sendromu gibi birçok hastalık, biyolojik saatlerdeki düzensizlikler ile ilişkilendirilmiş durumda.
Bu zaman dilimlerinin fizyolojisi ise henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ancak nörologlar (sinir bilimciler ) ve diğer araştırmacılar, insanın ‘zamana yönelik ‘ sorularının çoğuna artık cevap verebiliyorlar. Örneğin neden zamanın akıp gitmesini istediğimiz anda, sanki zaman sonsuza dek durmuş gibi hissediyoruz? Veya tam tersine, eğlendiğimiz vakitlerde neden zaman çabucak geçiveriyor? Zaman dilimlerinin saniyelerden saatlere kadar bölünmesi, bir kronometre gibi işleyen beyindeki iç saat tarafından düzenleniyor. Bu sayede de ‘bize doğru atılan bir topun ne kadar sonra bize ulaşabileceği’ gibi basit zamanlama hesaplarını yapabiliyoruz.
Beyindeki önemli merkezlerden olan bazal gangliyonların ‘Striatum’ adı verilen bölgesi, beyinde binlerce nöronun tek bir nöron üzerinde birleştiği ender yerlerden biri ve beynin tüm zamanlama mekanizmalarından da buranın sorumlu olduğu düşünülüyor.
Tüm canlılarda, gün boyunca belirli biyolojik parametreleri düzenleyen ve genellikle 24 saatlik ritimler halinde işleyen, belirli iç saatler bulunuyor. Vücut saatimizi, dünyanın kendi çevresindeki dönme hareketi nedeniyle ortaya çıkan aydınlık-karanlık döngüsüne göre ayarlayan biyolojik saat ise ‘Sirkadiyan Saat’ olarak biliniyor.
Sirkadiyan saatin kendini en güzel gösterdiği durum ise, günlük uyku-uyanıklık ritmimiz. Ancak tek etkisi uyku saatlerimiz üzerinde değil. Günün 24 saati boyunca, vücudumuzda bir sürü fizyolojik ve metabolik değişiklik görülüyor. Örneğin gece boyunca bağırsak hareketleri ve idrar üretimi baskılanıp sabah saatlerinde normale dönüyor.
Ancak sirkadiyan ritimler, çevresel etkenlere tam bir bağımlılık göstermiyor. Uzun süre güneş ışığından mahrum kalan madencilerle yapılan deneyler sonucunda, güneş ışığı olmadığında bile sirkadiyan ritimlerin aynı şekilde devam edebildiği ortaya çoktan konuldu.
Bilim ve Teknik Dergisi
S:418 Eylül 2002

Zihnim vırvırvır konuşmakta dünden beri, sakinleştirmek adına da pek birşey yapamadım gündelik işlerden ve Serdar’ın aniden gece ateşlenmesiyle birlikte sabaha kadar başındaydım. Doğa annemlerdeydi dün gece. Oysa ki birkaç gün öncesinden planlanmış bir geceydi dün. Doğa annemlere yatıya gidecek ve biz de başbaşa en romantiğinden bir akşam yemeği yiyecek ve hatta sonrasında da sinemaya gidecektik… Fakat hayat bana koca bir ders daha verdi dün, “plan yapma” dedi bir defa daha.
Havuza her gidişimizde ciddi bir şekilde uyardığım tek şey var; “Kollukların yokken büyük havuzun kenarından yürüme ve havuzdan suluğuna su doldurma”. Fakat bu uyarımla ben mi yarattım, o mu merak etti bilemiyorum ben havuzda iken gelip benim yüzdüğüm taraftan suluğuna su doldurmak sitedi. “Yapma, tehlikeli” dedim. Dinlemedi ikinci defa geldi. Ayağında pembe crocslarıyla, elinde suluğu, yengeçli mayosuyla dengesini kaybedip düştü havuzun en derin yerine. Tam da dibimde. Bakıyorum, gidiyor suyun dibine. O donmuş halimle önce mayosundan sonra da saçlarından tuttum çıkardım. Tabii o an bütün havuz personeli, etrafta güneşlenen kim varsa koştu geldi sağolsun. Kitlenmiş olan annem en güzel müdahaleyi yapıp anında ters çevirdi Doğa’yı ve kusturdu. Yuttuğu bütün suları çıkarttı. O anlar bende kopuk. Çok net hatırlamıyorum. Kulağımdaki tek ses annemin “Tutsana Özgür çıkarsana haddii” demeleri ve etraftakilerin “çocuk düştü koşun” diye haykırışları… Kustuktan sonra uzunca bir süre ağladı, çok korktuğunu söylerek… Ben gözyaşlarımı içime akıttım, tiyatro oynadım geri kalan saatlerde. Onu o havuza tekrar sokup yüzdürebilmek, korkusunu alt edebilmek için akla karayı seçtim. Neyse ki giredik birlikte tekrar yüzdük, oyunlar oynadık. Çocukluğuma dair, benim de havuza düştüğüme dair uydurma hikayelerle, nasıl da cesurca suyun yüzeyine çıktığına dair konuşmalarla sonlandırdık günü. Ben de sonlandım o gün sanki, ömrümden ömür gitti diyebilirim. Planlar bozulmasın, olay hemen kapansın, zihinlerde yer etmesin diye annemlerde yatıya kalması programını bozmak istemedim. Onu anneme bıraktım, Serdar beni almaya geldi, arabaya bindim ve bıraktım gözyaşlarımı aksınlar diye. Ne kadar süre aktılar bilmiyorum ama içimdekileri çıkartana kadar bağırarak ağladım. Uzunca bir süre o anı tekrar tekrar yaşadım. Elimle saçlarından tutup suyun yüzeyine çıkarışım hiç gitmedi gözümün önünden. Birkaç saniye daha geç kalsaydım, ya o an havuzda olmasaydım, ya düşerken kafasını vursaydı… gibi binbir olasılık düşündüm. Sonra durdum, benim de orada olup, onu çıkartmam, o anı yaşamam gerekiyormuş dedim. İkimiz de yarattığımız deneyimle iyi ki yüzleşmisiz dedim. Uyarılarımı dikkate almadığında neler olabileceğini görmesi iyi oldu dedim. İşte ağır geldi o an annelik. Hem de çok.
Bir de kızımın ne kadar sınırları delici bir tipleme olduğunun bir defa daha farkına vardım. Tehlike arz eden durumlarda ciddi sınır koyup, kararlı davranmak da ne kadar da doğru yaptığımı gördüm. Siz siz olun sakın güvenmeyin bu cücelere, benim çocuğum yapmaz, denemez demeyin.
İşte böyle bir günün ardından planladığımız üzere herşeye rağmen çıktık bir kadeh şarap içtik. Zaten benim mutlaka nefes almam gökyüzüne biraz bakmam gerekiyordu. Fakat eve döndüğümüzde Serdar’ın ateşi çıktı ve sabaha kadar ateşliydi. Bugün yine aynen devam etti. Dinlenmesi ve kendine iyi bakması gerekiyor.
Doğa iyi çok şükür. Babasının ateşini ölçüp ilaçlarını içiriyor:) Dedesine havuza nasıl düştüğünü ve nasıl korktuğunu anlatmış. Hoşuma gitti duygularını açıkça anlatmış olması. Çünkü bu gibi yaşanmış olaylar farkında olmadan ciddi yaralar açabiliyor derinlerde ve uzunca yıllar kalabiliyor içerilerde bir yerlerde.
Kafamın içindeki düşünceler ve onları kovalayan olasılıklar neyse ki duruldular biraz bu akşam itibariyle. Her ne oluryorsa “an” da oluyor.
“An” larıma anlam katan bu ikisi iyi ki var…

Hiç kimse bir ada değildir.
Ne de bütünüyle kendisi,
Her insan kıtanın bir parçasıdır,
Gövdenin bir bölümü;
Bir toprak parçası deniz tarafından alıp götürülse,
Avrupa azalır.
Tıpkı haritadaki burun gibi,
Tıpkı senin veya bir arkadaşının sahip olduğu mülk gibi;
Bir insanın ölümü de beni azaltır,
Çünkü ben insanlığın kendisinde içeriğim,
Öyleyse asla haber gönderip sordurma
Çanlar kimin için çalıyor diye;
Onlar senin için çalıyor.
JOHN DONNE, 1624
(Mustafa Güresti çevirisi)
demiş yazan ne güzel söylemiş….mümkün müdür ki bir çiçeği ezmek, gökteki bir yıldızı rahatsız etmeden?… bizden gayrısı yok dışarıda… dışarısı zannettiğin de zaten içeride… yargıladığımız da biziz… eleştirip, beğenmediğimiz de… sevdiğimiz, hoşgördüğümüz, bağrımıza bastığımız da…
BIRAKMA zamanı artık… diğerleri zannettiğimiz KENDİMİZE olan öfkemizi, acımasızlığımızı, yargıçlığımızı, kızgınlığımızı… affetmeye olan direncimizi ve kindarlığı…..
YENİ bizin sevgiyle doğmasına şahitlik edelim…
Eskiyi bırak ki, yeni gelsin… eskiyle getirdiğin ağırlıkları bırak ki, ruhun coşsun, yükselsin…
YENİ SEN..YENİ BAŞLANGIÇLAR… YENİ BİR ŞANS.. YENİ HAYAT…
Belki de ben ve diğerleri diyen o AYIRIMCI taraf, hala dur otur diyor..boşver diyor… biz boyle iyiyiz diyor… bozma keyfimizi diyor…
SEN ONA RAĞMEN kulak ver evrenin çanlarına…
ÇANLAR BİZİM ÇALIYOR… BİRLİK İÇİN… BİR OLMAK İÇİN…

Güneşin battığı yerden doğması konusunu düşündünüz mü hiç? Bildiğiniz gibi kıyamet senaryolarından biridir ama burada anlatılmak istenen aslında kıymetli Ergün Arıkdal’ın açıkladığı gibi ; “Dünyanın alt üst olması değil, insanın kendisinin alt üst olması demektir. Ve uykunun tersi uyanıklıktır. Dünyanın alt üst olması denince, illa ki, mağma tabakasını volkanlardan dışarıya fırlaması akla gelmemelidir.Bu, küçük kıyamet sahibi olarak insanın alt üst olması demektir. En iyi alt üst oluş, nefsani halden vicdani, ahlaki, makul vicdana geçiştir. Yani mevcut olan bütün eksik hallerin, mükemmel, olgun, yetkin hale geçmesi, siyahın beyaza dönüşmesidir. Güneşin battığı yerden doğması budur. Güneşin battığı yerden doğuşu, bir devrin, bir devrenin bitişi anlamında geliyor.” Kıymetli hoca muhteşem yorumlamış. Yolu ışıkla dolsun. Kendisinin makalelerinden bir ufak bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Bu akşam güneş tutulması var biliyorsunuz. Bugünlerde düzenli “Güneşe Selam – Surya Namaskara” yapmanızı öneririm. Duruşları ayrıntılı olarak buradan görebilirsiniz.

Yağmurdan, selden, ekonomiden şikayet etmek yerine çözüm yolları aramaya, birlik bilinci için neler yapabileceğimizi sorgulamaya başlasak biran önce çok iyi olur. “Vah vah havuza da gidemiyoruz” demek yerine bir dursak düşünsek içinde buluduğumuz şartları, salt kendimiz için değil, ülkemiz için değil dünyamız için neler yapabileceğimizi düşünsek. Tek bir dünya, BİR TEK olduğumuzun farkına varsak. Bu saatten sonra ne yapılabilir, olan oldu demeyelim. Evet verebileceğimiz maksimum zararı verdik dünyamıza, yani kendimize aslında, evimize. Yine de olumlu niyetler için hiçbir zaman geç değildir ve gün bugündür diyorum. Tasarruf yapmaya, az tüketmeye, bilinçli tüketici olmaya, bizde olanı paylaşmaya, çevreye saygıya ve sevgiye devam ama olumlu niyeti de eksik etmeyelim.
Yoğun meditasyonlar yapılıyor ve yapılacak dünyamızın dönüşümü için. 17-18 Temmuz tarihlerinde Birlik Bilinci için Küresel Senkronize Meditasyon’a katılmak istiyorsanız şuradan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
Ayrıca, bir diğer meditasyon da, ilki 7 Temmuz’da yapılmış olan, Dünya ana – Bilinçli Dönüşüme – Niyet Meditasyonu. İkincisi, 17 Temmuz’da 19:00 -19:19′da yapılacak. Bu meditasyonla ilgili olarak bana ulaşan açıklama şöyle;
“Dünya ekolojik sistemini yok edecek, insanlığın ve yeryüzündeki diğer canlıların varlığını tehlikeye sokacak, fosil yakıta dayalı, kar amaçlı vahşi üretim-tüketim sistemlerinin ve insanı bu sistemlerin mekanik aracı haline getiren teknolojinin, doğayı kemiren ve meta haline getiren bakış açısının, kutsal kitaplarda üstü örtülü işaret edildiği, maya takvinde açıkca belirtildiği, doğanın ekolojik felaketlerle çoktan sinyallerini verdiği ve BM Milletlerin İklim Kuruluşu IPCC nin raporları ve bilim insanlarının araştırmaları ve çeşitli yollarla insanlara ilettikleri uyarılar göstermektedir ki, İnsanlık olarak BİLİNÇLİ BİR DÖNÜŞÜMÜ seçmenin ve açıkca bunu Evrene bilinçli olarak topluca ifade etmenin veya herşeyi yok oluşa terk etmenin son adımındayız.
Dünyanın yaşamın ve hepimizin en yüksek hayrına, Bilinçli Dönüşümü seçen dostlarla birlikte, insanlığın en yüksek potansiyellerine odaklanamanın yaratacağ sinerjinin de farkındalığıyla; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak –potansiyellerin ortaya çıkmasına ve lutufla yaşamlarımıza akmasına NİYET edeceğiz.
Katılmak isteyen dostlara da sevgiyle haber veriyoruz…..
Bilinçli Dönüşüm Niyet-Meditasyon saati
*17.07.2010 saat 19:00 ile 19:19 arasında 19 dakika yapılacaktır…
“NİYET: İnsanlık Ailesinin bir ferdi ve dünyada yaşayan bir canlı olarak;
Dünya üzerinde, doğanın, canlıların ve insanların yaşamını tehdit ve insan eliyle kurulmuş tüm sistemlerin; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak dönüşmesine NİYET ediyoruz. BİRLİKTE NİYETİMİZLE ilgili potansiyeller ortaya çıksın. Ve hayatımıza aksın. NİYETİMİZLE ilgili sorumluluğumuzu kabul ediyor ve Yaşamlarımızı Kutluyoruz. Ne Mutlu Bize.”
Öte yandan 17-18 Temmuz 2010 Birlik Dalgası – Bilinçli Kavuşum’un Maya Takvimi’ndeki anlamını buradan okumanızı tavsiye ederim.
Not: Alternatifkarma’nın facebook grubu açıldı; bir tık
