Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Doğa geçtiğimiz hafta başından beri okula gidemiyor. Bol öksürüklü grip sonrasında bronşite çevirdi. Ateş de eklenince hem o hem biz oldukça zor günler geçirdik. Çocuğunun hasta olması bir anne için ruhsal olarak gerçekten de iç acıtıcı ve fiziksel olarak da ciddi anlamda yorucu bir durum. Her ne kadar her hastalıkta direnç kazanıyor olsalar da insan yıpranıyor böyle dönemlerde. “İyi bakamıyorum sanırım ben bu çocuğa, besleyemiyorum, kesin üşüttü” düşüncelerinden girip “okulda mı, serviste mi üşüttü acaba” dan çıkıyorsunuz. Yüzme derslerine götürdüğünüz için bile kendinizi suçluyorsunuz. Diğer yandan “kızım sütünü, yumurtasını, etini eksik etme” diyen annenize sinir oluyorsunuz. Çünkü o an siz zaten miniğiniz için maksimum uğraş içerisinde gece gündüz iyileştirmeye çalışırken, dışardan gelen yorumlar annenizden bile olsa sinirinizi kaldırabiliyor. Bir de ilaç konusu var tabii. Beni en çok rahatsız eden, en çok suçladığım şey; ilaçlar! Ona verdiğim her kaşık ilaç beni zehirliyor sanki. İşte bütün bunlar biraraya gelince sakin ve an’da kalabilmek zorlaşıyor.
Her defasında, her hastalıkla, her aksilikte yeni bir şey öğreniyorum, kendimle uğraşmayı da sevdiğimden biliyorsunuz ya çabalıyorum hep sevgide kalabilmek için. Çoğu gelgitlerimi, içsel konuşmalarımı da paylaşıyorum buradan sizlerle. İşte bu defa son zamanlarda üzerinde çalıştığım, araştırdığım bir konunun bana çok yardımı oldu; Şiddetsiz İletişim
Süreci dışardan gözlemlemeyi denedim bu defa. Kendimiz ve Doğa için bu durumu nasıl kolaylaştırabilirim, söylenmeden, kendi kendimi de üzmeden bu hastalığı nasıl atlatırız diye yola çıktım ve Şiddetsiz İletişim’in sihirli kelimelerinden biri olan Empatiyi kullandım. Bu arada sanmayın ki şiddet kelimesi sadece vurmak ya da kırmak anlamına geliyor. Bazen bir kelimemiz bazen de göz ucuyla bir bakışımız bile şiddet içerebiliyor. Empati kurdum öncelikle okula gidemediği için kalbi kırık ve ateşli yatan, bir yandan da havlayarak öksüren Doğa ile, aynı zamanda salya sümük grip Serdar ile, bu tablo karşısında dehşete düşüp her dakika arayan “iyi besle onu” diyen annem ile, her defasında verdiği ilaçlara söylendiğim doktorumuz ile, doktorumuza söylenen babam ile… ve çok şükür ki bugün 10. gündür evdeyiz; sakin zihnim, pisim iyileşti yanıbaşımda fıstık yiyor. Belki de gülüyorsunuz içinizden, çok basit geliyor size bu durum, sonuçta ne dertleri olan insanlar var değil mi ama? Ailemiz içindeki küçük kriz durumlarını ne kadar sakin kalarak, sevgiyle çözersek bu toplumun geneline de yansır diye düşünüyorum. İşte bu nedenle çok önemsiyorum Şiddetsiz İletişim’i. Siz de sevdiklerinize karşı ağzınızdan çıkan kelimeleri, karşınızdakilerin sizi üzen kelimelerini bir düşünün, farkedin bakalım neler bulacaksınız. Orada sadece empati kurun ve sevgide kalın başka birşeye ihtiyacınız yok.

Bu arada tabii her gün düzenli yapmam gereken belli bir programım var evde, bazı duruşlar ve meditasyonlar eğitim gereği. Fakat gelin görün ki bu durumda pek de mümkün olmadı Ne oldu? Bu süreçte yoga Doğa oldu benim için. Ona sabırla gece gündüz hizmet edebilmek, şükredebilmek, dua edebilmek bütün duruşların ve meditasyonların yerini aldı. Anne olmanın verdiği haz bir yaş daha büyüttü beni bu hafta. Yeni yıla bu hislerle girdim. “Her ne olursa oldun bir kadın için hayattaki her konuda ona rehberlik eden bir evladının olması gereçekten bir mucize” dedim. “İlahi aşk bu” dedim. Çünkü başka hiçbir şeye benzemiyor.
Dün geceden beri düşünüyorum da, Bilgi Üniversitesi Yönetimi “porno tez” olayında Şiddetsiz İletişim’i kullansaydı herşey çok daha farklı olabilirdi. Öğretmenlerin odalarını kilitlemek ve hard disklerini toplamak yerine onlarla empati kurulsaydı düşünün bi neler olurdu. Ama gördüğüm kadarıyla kimsenin birbirini anlamaya çalışmadığı bir tablo var ortada.
Not 1: Şiddetsiz İletişim ile beni tanıştıran biricik dostum Sedef’e çok teşekkür ediyorum. Bu konuyla ilgili bu ay İnfomag dergisindeki köşemde ayrıntılı bir yazı yazdım.
Not 2: Doğa’nın bronşitinin arka planında kullandığımız bir sprey var. Alerjik reaksiyon bronşite çevirdi fakat grip de varmış tabii altında. Bir de kulladığımız polar uyku tulumunu hayatımızdan çıkardık bu vesile ile. Siz de kullanıyorsanız eğer bilin ki polar kumaşlar terlettiği için bronşit ve alerjik hastalıklara sebebiyet verebiliyormuş.
Not 2: Şiddetsiz İletişim ile ilgili http://www.siddetsiz-iletisim.com/ adresinden bilgi alabilirsiniz.

Zaman kavramını sil baştan yeniden öğretti bana 2010. Zamanın içinde zamansızlığı yaşattı. 2011′de daha da “an” ların içinde olup kendimle olan yolculuğumda yepyeni kapılar açabilmeyi diliyorum.
Yeni yıl için bir mesaj yazmak istedim facebooktan. En eski kitaplarımdan olan Krişnamurti’nin ‘İç Özgürlük’ kitabını aldım elime, gözlerimi kapadım ve bir sayfa açtım;
“Özgürlük, korkuya, zorlamaya, güvence içinde olacağım diye didinmeye izin vermeyen bir ruhsal durumdur” Krişnamurti.
İç özgürlüğünüze ulaşabileceğiniz ışıl ışıl bir yıl olsun…


Kontrolü bırakmak adına ciddi anlamda sınandığımı düşünüyorum bugünlerde. Bu öyle birşey ki son 1-2 haftadır hiçbir plan yapamıyorum. Ne planlasam ya erteleniyor, iptal oluyor, ya da şekil değiştiriyor. Sanki Tanrı benimle dalga geçiyor. Ama bu kadar da gözüme soka soka yapıyor olmasına kendime göre oldukça anlam yüklüyorum tabii. Sorguluyorum kendimi yine bu aralar. Kendimi pürüzlerimle, hiçbir şey bilmeyen halimle kabul ediversem artık ne şahane olacak. Her güne “bugün hiçbirşey bilmiyorum” diye başlamak istiyorum artık. Bilmekten de, farkında olmaktan da yoruldum. Konuşmaktan hele daha fazla yoruldum. Konuştukça da kendimden sıkılıyorum adeta. En güzeli Doğa ile olmak böyle zamanlarda… Adı üstünde Doğa işte olduğu gibi neyse o yani… “Koy anne bacaklarını kafanın arasına hah şimdi yirmi dakka dur öyle” diyen Doğa ile…

A; Brahma, Virat, Visva, Sarasvati, Father, Rajas, Body, Gross, Jagrat, Past, Sat, Omniscience, Creation, Being, Sleep, Prakriti, Birth
U; Vishnu, Hiranyagarbha, Taijasa, Lakshmi, Son, Sattva, Mind, Subtle, Svapna, Present, Chit, Omnipotence, Preservation, Becoming, Not sleep, Jivatma, Life
M; Siva, Isvara, Prajna, Durga, Holy Ghost, Tamas, Soul, Casual, Sushupti, Future, Ananda, Omnipresence, Destruction, Non-being, Negation of the two, Paramatma, Death.

Sat: Mükemmel varlık
Chid: Mükemmel bilgi
Ananda: Mükemmel mutlu
Prakriti: Doğa ana
Rajas: İhtiras
Brahma: Yaratan
Vishnu: Hayatın koruyucusu
Ishwara: Yaratan
Saraswati: İlim tanrıçası
Lakshmi: Şans tanrıçası
Sattwa: Işık, saflık
Tamas: Karanlık, tembellik
Sushupti: Meditasyon hali
Jivatma: Kendi kendine, ferdiyet
Paramatma: Yüksek benlik
Siva: Yıkıcı
Durga: Shakti’nin kişileştirilmiş hali
Hiranyagarbha: Shasrara Chakra

Şimdi arkanıza yaslanın derin bir nefes alın… Sizi tam da kalpten mutlu edecek bir hikayem var. Hani şu yan tarafta “Yaşamış Örnekler” diye bir kategori var ya, hayallerini yani kendini gerçekleştirebilenleri anlatıyorum ve çok da çıkmıyor bu kategoriye içerik… işte şimdi anlatacağım arkadaşım Beliz Kudat tam da konuyla ilgili. Beliz’i yaklaşık 98 yılından bu yana tanıyorum. BTHaber’de 5 yıla yakın birlikte çalıştık. Hem çalıştık hem eğlendik, çok şey paylaştık, iş arkadaşlığındandan öte yol arkadaşı olduk çoğu zaman. Fakat bir süre sonra benim Ericsson’a geçmem, sonrasında da Doğa’nın doğumuyla birlikte işten ayrılmamla iyice koptuk, görüşemez olduk. Tabii görüşemediğimiz yıllarda değiştik, dönüştük her birimiz, içimizde ve dışımızda yaşananlar değiştirdi bizi. Ne mutlu ki öyle de oldu bugünkü “kendimiz” olduk, hiçbir şey sebepsiz değil.
Sözü uzatmadan asıl anlatmak istediğim konuya geleyim. Yıllar sonra geçtiğimiz bayram tatilinde Bağdat Caddesi’nde yürürken rastladık Beliz’e ailecek. Ayaküstü sohbetimiz sırasında “Gidiyorum ben” dedi. “Guatemala’ya bir yetimhanede çalışmaya gidiyorum gönüllü olarak.İşten ayrıldım, herşeyi bıraktım!!!!” O an hissettiğim mutlulukla kucaklamışım sımsıkı onu. Şaşırmadım açıkçası. Beliz, hayalleri, amaçları uğruna herşeyi yapabilecek güçte bir arkadaşımdır bilirim. “Yolun açık olsun” dedim, içimdeki derin mutluluk, heyecan o günden beri sönmedi. Şimdi bir de blog yazmaya başladı. Gayet akıcı bir gazeteci kalemine sahip olduğundan çok güzel anlatıyor oraları, çocukları,kendini, yaşadığı yeri… Her postunu ağlayarak, kimi zaman hıçkırıkla birlikte böğürerek okuyorum. Lütfen siz de bu blogu takibe alın, okuyun, ilham alın, o çocukların, ve özellikle de Mayaların sevgisi size de geçsin. Beliz kendisiyle ne kadar gurur duya azdır. İyi varsın arkadaşım.
http://laturcaenguatemala.blogspot.com/

Foto Beliz’in blogundan.
