Londra ile tanışmam BThaber’de muhabirlik yaptığım yıllardaydı. Gerek Avrupa gerekse de Amerika’da birçok farklı şehir gördüm mesleğim sayesinde. Fakat Londra’nın yeri bir başkadır bende, nedense kendimi hiç yabancı hissetmediğim, tam tersi oraya aitlik hissi ile vakit geçirdiğim bir şehirdir. Geçtiğimiz günlerde yaptığım Londra seyahatinden de yine aynı hislerle döndüm İstanbul’a. Bu defa ailem vardı yanımda ve tam tersi iş değil gezi amaçlı oradaydık. Yaklaşık 12 yıl sonra tekrar orada olmak farklı hissettirdi bana. Bir yandan insanın bakış açısının ne kadar değişebileceğini görürken, diğer taraftan da günlük hayatı özellikle de çocuklu hayatı Türkiye ile karşılaştırmadan edemedim.

En son Londra’ya Ercisson’un R380 cep telefonunun lansmanı için gitmiştim. Hatırlar mısınız bilmem, şimdiki uzaktan kumandalardan bile kalın, outdoor aktivitiler için uygun ısıya, soğuğa, çarpmaya, düşmeye dayanıklı ilk GPRS telefonuydu, yani o zamanın iyi telefonlarındandı. Ericsson ise daha o zamanlardan başlamıştı mobil medyayı konuşmaya. Oldukça etkileyici bir lansman yapmışlardı, fakat o zaman mobil dünyaya yönelik dinlediklerimiz özellikle biz Türk gazetecilere hayal gibi gelmişti. Hayalden gerçeğe dönüşen bu uygulamalara yıllar sonra Ericsson’da çalışmaya başlayınca yakınen tanık oldum. Ve şimdi görüyorum ki uzun süren toplantılar boyunca konuştuğumuz herşey öngörülerin de ötesinde gerçekleşmeye devam ediyor. Gözlemlerime göre İngilizler de cep telefonuyla konuşma ve mobil uygulamaları kullanım konusunda oldukça ilerdeler. Hemen hemen herkes i-phone kullanıyor ve metroda kindle okuyor. Fakat restoranlarda i-pad kullanan ve ebeveynlerinin telefonunda oyun oynayan çocuklar yok denecek kadar azdı. Çocuklar genellikle açık alanda parklarda oynuyorlar ya da kitapçılarda uzunca vakit geçiriyorlar.

 

Ahşaptan yapılmış bir korsan gemisi. İçi ıslak kum dolu çocukların oynaması için.

 

3 yaş çocukları için özel alan; Ağaç evler

 

Havanın oldukça soğuk ve yağmurlu olduğu günlerde bile parklarda kumların üstünde çıplak ayak oynayan çocuklar gördük. Zaten çocuklar yağmura ve soğuğa alışmış olsa gerek çoğu ne bere takıyor ne de şapka. Şemsiye kullanan da pek yok gibi. İngiliz anneleri gayet titiz ve temiz çocuk bakıyorlar fakat çocuklar bir o kadar da endişeden uzak bir şekilde oyun oynuyorlar. Parklar çok geniş ve çok seçenek var. Tahta salıncakta, çadırlara, içi ıslak kum dolu kocaman bir korsan gemisinden ağaç evlere kadar çok farklı oyun alanı var parklarda. Hemen oyun alanının yanı başında ise her Türk annesinin gördüğünde emimin ki şaşıracağı kadar temiz bir çocuk tuvaleti ve alt değiştirme ünitesi mevcut. Ayrıca parkların yakınında mutlaka çocuklar için sağlıklı ve pratik yemek seçenekleri de bulunuyor.

Günlük hayatın akışında ne ulaşım ne de yeme içme olarak zorlandığımız bir durum olmadı. Doğa’nın yürüyüş konusunda sıkıntı yaratmaması bizi çok rahatlattı ve ulaşımımızın neredeyse tamamını metro ile yaptık. Yemeklerde ise tabiî ki öncelik Doğa’nın sağlıklı beslenebilmesine yönelik oldu. İşte bu noktada Türkiye’yi arıyor gözünüz fakat İtalyan restoranları ve fish & chips kurtarıcımız oldu. Et ve tavuk tüketmemeye çalıştık ve en büyük sorunu süt konusunda yaşadık. Büyük marketlerden aldığımız sütlerin tadı ya su gibiydi ya da garip bir aromatik tadı vardı. Anlayacağınız süt gibi süt bulamadık. Pek bir suni geldi tatlar bize. Kahvaltı için Cafe Nero ve Le Pain Quotidien’den vazgeçemedik. Özellikle Cafe Nero, kablosuz İnternet’i, sıcak kahveleri ve güzel sandviç seçenekleriyle orada da gönlümüzde yer etti. Ama benim favorim Le Pain; Hem lezzetli hem de sağlıklı beslenmek istiyorsanız tek adres burası ve şehrin hemen hemen her noktasında var.

Covent Garden'da canlı opera eşliğinde paella

Paketlenmiş hazır gıda konusunda Amerika kadar olmasa da İngilizler de oldukça yol almış. Tabiî ki bu çok da alkışlanacak bir durum değil bana göre. Marketler insanların işten çıktığı saatlerde dolup taşıyor ve baktığınızda çoğu insan hazır paketlenmiş yemekleri tercih ediyor. Öte yandan en çok imrendiğim şey glutensiz ve organik ürünler bölümlerindeki çeşitlilik oldu. Çoğu büyük markette neredeyse apayrı büyükçe bir bölüm sadece bu ürünlere ayrılmış. Sokaklar genel anlamda temiz görünüyor ve her adım başında çöpleri ayrıştıran geri dönüşüm kutuları var. Havaalanına giderken de oldukça büyük ve detaylı bir geri dönüşüm tesisi gördük. Fakat sigara izmaritlerine bir çözüm bulunamamış. Dünyanın halledemediği en büyük sorunlardan biri bana kalırsa ve gittikçe de büyüyen bir sorun Londra’da da karşımıza çıkıyor. Çok fazla sigara içen insan var ve izmaritlerin çoğu yerlere atılıyor. Alışveriş anlamında ise kitapçılar dışında bizi cezbeden hiçbir şey olmadı. Bugün hemen hemen her marka Türkiye’de elimizin altında. Fakat birkaç katlı, içi genişçe, rahatça kitap inceleyebileceğimiz, okuyabileceğimiz kitapçılarımız neden halen yok bilemiyorum.

Tabiki elimizden şemsiyelerimiz hiç eksik olmadı.

 



Toplam : 6 Yorum var

    Evo Mayıs 2nd, 2012 at 10:51 am

    Ozgurcum,

    Besbelli ki cok guzel gecmis bir tatil.. :)

    En guzel sey, yanimiza kar kalan sey bence bunlar iste, otesi yok. Fotograflara da bayildim, zaten o sisli&puslu havasi bana cok cazip!

    Saglikla gezmeler, paylasmalar olsun hayatimizda..

    Operim bolcana.. 😉

    Ps:yazmadan edemedim, dilerim bizim memleket ebeveynleri de ipadgillerin oyuncak olmadigini kavrar er gec bir gun!

    Özgür Turan Mayıs 2nd, 2012 at 9:17 pm

    Evrimcim, o ka dar soguktu ki donduk ama gezmelerimizden odun vermedik:) dondugumuzde birkac gun isinamadik.
    Tasindin artik sen nasilsa goruselim ozledim canim.
    Optum

    sedef Mayıs 2nd, 2012 at 11:09 pm

    Pek güzel yazmışsın canım, ellerine sağlık!
    Gözlemlerin çok net. Keyifle okudum :)
    Çocukların parklarda oynaması kısmına da yine pek özendim… İçinde temiz kum havuzlarının olduğu, güvenli oyun parkları çocuklar için bir lüks değil, hakiki bir ihtiyaç!

    Özgür Turan Mayıs 3rd, 2012 at 10:23 am

    Sedefçim, sağol canım. Benim aklım halen oradaki parklarda desem:) Nasıl temiz nasıl geniş ve alternatifli hem anne hem çocuk için. Herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Bizim burada Göztepe Parkı’nda kırık bir salıncak vardı bir yılda ancak tamir edildi. Halen de yamuk duruyor.

    tanya Mayıs 4th, 2012 at 4:16 am

    Ne güzel geçmiş bir tatil:) Londrayı cok severim bende:) Evde hissettiğim nadir avrupa şehirlerindendir.

    Yağmurunu,sisini hep severim.

    Bak hiç çocukla gitmediğimden o konuda yorum yapamayacağım ama eminim bizim parklardan bin kat temizdir ve bakımlı.

    Özgür Turan Mayıs 6th, 2012 at 9:43 am

    Tanyacim,bal dok yala parklar oyle temiz yani. Cocukla rahat gidilebilir canim.

Yorumunuz: