Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Evlemek, çocuk doğurmak istiyoruz mutlu olmak için. Kocamız hep bize ilgi göstersin istiyoruz. Çocuğumuz ‘uslu’ olsun, ‘başarılı’ olsun istiyoruz. Bizim başaramadıklarımızı başarsın, biz de gurur duyalım istyoruz. Aslında insan bünyesine tamamen ters bir durum olan evliliği de türlü kalıplar içine sokarak daha da sıkıcı ve karmaşık bir hale sokuyoruz. Doğa, evlenmeye “eğlenmek” diyor. Örneğin geçenlerde “Ben büyüyünce babamla eğlenmeyi düşünüyorum. Bana gelinlik kostümünü verir misin anne” dedi:) Bizler de evlenmeyi eğlenmek olarak görsek de, şu sınırlayıcı zihinlerden kurtarsak kendimizi. Evlilikleri kendimize de eşimize de tutsaklık şeklinde yaşamasak. Sevginin aslında ne kadar özgür bırakan bir yanı olduğunu görsek ve karşımızdakine göstersek fena mı olur.
Arkadaşlarımız bize istediğimiz gibi davranınca mutlu oluyoruz. Patronumuz bize beklediğimiz terfiyi verirse “harika patron”, vermezse “uyuzun teki” oluyor. Pekiiii, madem böyle, neden biz herkesi kendi koşulları içinde öylesine sevemiyoruz. Neden hep yaftalamakla meşguluz birbirimizi ve çocuklarımız? Kendimizi koşulsuz sevemediğimiz için olmasın?
Mutlu olmak için hep bir koşul arıyoruz. Bugün biriyle sohbetim sırasında, “Mutluluk yok. Bahtına ne çıkarsa kabul edip oturuyorsun aşağı” dedi bana. İlişkilerden bahsediyorduk. “Evli olan da mutsuz bekar olan da” dedi. Düşündüm de… şikayet etmeye programlanmış adeta bünyelerimiz, şükretmeye değil. An’ın içindeki tılsımı bulmaya değil. Bahtımıza çıkacak olanı yaratmaya değil…
Bugünlerde Stefano E. D’anna’nın şu cümlesine fena halde takılmış durumdayım; “Dünya böyle çünkü sen böylesin”.
Tanırsınız kendisini; Tanrılar Okulu kitabının yazarı. Geçtiğimiz yıllarda tanışıp röportaj yapma şansım olmuştu kendisiyle. Sohbetimiz sırasında en çok dikkat çektiği cümleydi bu. Nedense geçen gece uykumun kaçtığı bir sırada aklıma geldi. O akşamdan beri aklımdan hiç çıkmıyor. Ne demek istiyor?
Çevrene bak. Ne görüyorsan o sensin. Mutlu olamıyorsan eğer, yaratmıyorsun o zaman. Koşullardan, olasılıklardan bağımsızlaştıramıyorsun kendini. Bana kalırsa her geçen gün daha da anlam kazanacak olan birşeyler söylemek istiyor yazar. Dünyanı güzelleştirmek istiyorsan birşeyler yapmaya çalışma, sadece OL demek istiyor.
Stefano’ya da sevgiler yollayalım buradan…
Toplam : 10 Yorum var
guzel yazı, elıne saglık
tam da bunları düşünürken, pek iyi geldi
ellerine aklına sağlık! özledim seni, öpüyorum!
hepimizin ilk okuduğumuzda beğenmeyip yarıda bıraktığımız, daha sonra elimize alınca çok keyifle bitirdiğimiz en az bir kitabı olmuştur… kitap değişmiş olamayacağına göre…
Didemcim, teşekkürler canımcım.
Ayçacım, pazar akşamı dolunay kova burcundaydı. Halen etkisi sürmekte haberin ola:) Ben de özledim tatlım. öpüyorum seni ve kızları.
Sevi,kitap aynı. Bilgi aynı..
küçük bilge doğa..ne güzel laflar ediyor ,bayılıyorum:)
Her satırına sonuna kadar katlıyorum Özgürcüm.. Öteye gitmeye gerek yok, ben yapıyorum bunların bir kısmını..

Naz dan beklememeyi hedefleyişim hamilelik öncesine denk geldiğinden belki bir tek o konuda kontrollü, yerinde davranıyor olabilirim. – her zaman değil tabi –
Geliştirebildiğim halimse, uzak durmak. Ama bak yine yok benimsemek, kabul etmek, memnun olmak
Uyuz muyum neyim ben???
Kucakladım sizi..
E.
Sevgili Serap,
onların bilgeliklerinden öğrenecek çok şeyimiz var. Bilerek geliyorlar o kesin.
Evrimciğim, uyuz falan değilsin:) hiçbirimiz mükemmel değiliz ki olamayız. Olduğun gibi tamamsın, bütünsün. ay nasıl da hızlı hızlı söyler gibi yazmışsındır şimdi sen bunları:)
öptümm.
Yorumunuz: