Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Yoga’ kategorisi arşivi

Faydası yaşamadan anlaşılmıyor

yoga1

Üç ayı geçti yogaya tekrar dönüş yapalı. İlk olarak yıllar önce Rus bir yoga hocası ile ufak gruplar şeklinde çalışmalarla başladı yoga maceram. Daha sonra, BThaber’de çalışırken ofisin arka sokağında ufak bir yoga stüdyosuna giderdik iş çıkışlarında. O yoğun temponun ardından cennete düşmüş gibi olurduk Beliz Kudat ve ben. Tabii işlerin yoğunluğu ağır bastı o dönem ve biz de hazır değildik henüz içselleşmeye, bir süre devam ettikten sonra bıraktık dersleri. Bıraktık bırakmasına da, ben o zamanlardan beri evde yapmaya devam ettim. Uzun süre çalıştım kendi kendime evde. Hatta bir dönem oldukça ilerlemiştim, asanaları kolaylıkla yapabiliyor, uzun süre aynı pozlarda durabiliyordum. Fakat şimdi düşünüyorum da belki de fazla zorlamış olabilirim vücudumu, çünkü bu yıl boyun ağrısı ile gittiğim fizik tedavi doktorum boynumda çok önceden kaynamış olan bir çatlak olduğunu söyledi. Tabii hafızamı zorlayınca hatırlıyorum ki evde yoga yaptığım dönemlerde şiddetli boyun ve baş ağrılarım oluyordu. Ama tabii ben hiç yoga sebepli olacağını düşünmemiştim. Belki de değildir bilemiyorum. Çünkü boynumdaki çatlağın ne zaman ve ne şekilde oluştuğu, nasıl kaynadığı tespit edilemedi. Ama demek yoga yaparken boyunda bir zorlama oluyordu ki o kadar şiddetli ağrılarım oluyordu. Evde kendinizle çalışırken özellikle boynunuza çok dikkat edin. Zorlandığınız yerde durun. Bütün bunların şimdi farkına varıyorum çünkü gerçek anlamda yoga yapmaya başlayalı henüz 1 ay oldu diyebilirim. Daha öncekiler ısınma turlarıymış yani bu döneme hazırlıkmış diyelim. Ya da doğru hocaları buldum diyelim. Kaivalya Yogashram ve hocalarıyla tanışana kadarmış her şey.
Sizlere yoganın faydalarını buradan ansiklopedik bilgi şeklinde anlatacak değilim. Faydaları ancak yaşayarak anlaşılabiliyor. Zaten google’da yoga yazarsanız yeteri kadar bilgiye ulaşabilirsiniz. “Holistik bir yaşam şekli” diyebilirim sadece. Evet bir yaşam şekli olursa ancak faydalı. Yoksa haftada 1 ya da 2 bir yoga kursuna gidip jimnastik gibi hareketleri yapıp eve dönmek ancak vicdanınızı rahatlatır başka da bir işe yaramaz. Yaşam şekli haline getirmek için ise emek vermek, çalışmak, felsefesini okumak, araştırmak gerek. Ben henüz tam olarak istediğim zamanı ayıramıyorum. Şimdilik haftada 3 gidebiliyorum sadece ama amacım her gün yogaya vakit ayırabilmek. Çünkü bu kadarla bana kattıklarını gördükçe, tamamen hayatıma girdiğinde neler kazanacağımı düşünemiyorum bile. Şimdilik bana kattıklarını şöyle sıralayabilirim;
*Konsantrasyon
*Yavaş olmayı öğrenmek, sabırlı olabilmek
*Kaslarımda uzama, rahatlama
*Boyun, sırt ağrılarımda iyileşme
*Nefesimin farkında olma
*Öfke kontrolü
*Anın farkında olma
*Vücudumun fiziki farkındalığı
*Kendi enerjimin farkına vamak
*Pranayı anlamak (Yogada Prana, evrende var olan tüm enerjinin toplamı olan kozmik evrensel enerjidir.)
*Zaman sorununu halletmek yani istediğim her şeye yeteri kadar zaman bulabilmek
*Özdisiplin
Bu yazıyı öyle bir günde yazdım ki; Bugün bahar nezlesi ve grip karışımı bir şekilde sürünerek gittim yoga dersine. Ders enerjimi o kadar yükseltti ki günümü nezleye rağmen ayakta kolayca geçirebildim. Aklımda hiç yoga yazmak yoktu ama kitap bilgilerindense gerçek deneyimler çoğu zaman daha faydalı oluyor düşüncesinden yola çıkarak sizlere yoga maceramı paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.

*İnfomag Mayıs sayısı köşe yazım.

Bugünlerde en çok ne yiyorsunuz?

Pembe hastalığa yakalandım diyen insan cuma akşamı kusma + ateşle sabahı sabah ettirdi yine bize. Neyse bugün toparladı. Biliyorsunuz en son 2 hafta önce yine bir ateş maceramız vardı. Bu kış böyleyiz biz. Bu defa tek fark var; Birlikte hastalanmadık, ben ayaktayım neyse ki. Bu da yoga ve nefes sayesinde tabii. Bir de beslenme de yaptığım bazı önemli ekler. Eskiye göre daha bol meyve yiyorum ve kefir içiyorum her gün. Bol meyve derken bir portakal yeme durumu var bende bu aralar. Hatta bugün Brajeswari’yi geçirdim içimden 2. portakalımı yerken:)  Hani 1 kilo koysalar önüme yerim hepsini sanki. Vücut neye ihtiyacı varsa onu ister çok. Renkleri bile önemlidir yediklerimizin. Örneğin portakal turuncu renk yani 2. çakra; Karın bölgesinde göbek deliğinin biraz altındadır. Yaratıcılığın, saf dikkatin, bilginin çakrasıdır. Böbrek üstü bezleri, bağırsakları ve cinsel organları temsil eder. Çakralarınızı açmak isterseniz, meditasyonunuzda başınızın üzerinden beyaz bir ışık girdiğini ve bütün çakraları tek tek temizlediğini imgeleyebilirsiniz. Her çakraya geldiğinizde önce beyaz ışıkla temizleyip sonra da kendi rengini düşünebilirsiniz. Bir de çakralar için özel mudralar var, onları da kullanabilirsiniz. Siz de bir düşünün  bu aralar en çok ne istiyor canınız ya da hangi renkte yiyecekler tüketiyorsunuz en fazla? Ya da hangi bölgenizde problem varsa oradaki çakranın rengine uygun bir beslenme deneyebilirsiniz.

Karın, Hara bölgesi olarak geçiyor. Çok önemli bir bölge. Örneğin, transformal nefes koçları karnınıza bakıp nefesini izleyerek karakter tahlilinizi yapabiliyorlar. Çünkü doğru nefes, alırken karnı şişirip sonra yukarılara kalbe, oradan boğaza doğru akan ve karnı içinize çekerek yavaşça aşağılara inen ve en son kök çakradan toprağa inen, uzunca verilen bir nefes. Transformal nefes tekniğinde bu nefes 45 dakikalık bir seansta çalışılıyor. Fakat mutlaka bir nefes koçu eşliğinde yapılması gerek. Kendi kendinize seans yapabilmeniz için öncelikle en az 5 seans bir nefes koçu ile çalışmanız ve daha sonra 5 günlük nefes eğitimi & kişisel gelişim seminerine katılmanız gerekiyor. Birkaç kişi bu nefes tekniğini burada anlatmamı istedi fakat malesef bu mümkün değil çünkü kişiye özel bir çalışma olduğundan mutlaka nefes koçu ile çalışılması gerekiyor. Kişiye özel çünkü çözülümleri büyük oluyor ve nefes seansı sırasında bu çözülmelere nefes koçu gerekli müdahaleleri yapıyor. Ne anlatacaktım, nereden nereye geçtim. Neyse bugün de konumuz çakralar ve nefes olacakmış:)

Yarın Doğa’nın yuvasında kukla partisi var. “Kendi kuklalarını kendileri yapsın, getirsin” dediler. Tabii bir hastalıkla uğraşmaktan pek bir malzeme edinemedik. Evde olanlarla ancak bu kadar yapabildik. Hani benim bu konularda pek de becerikli olmamam göz önüne alınırsa fena bir şey çıkmadı ortaya. En azından kendisi yaptı. Gözleri daha önce bir tokanın üzerinden kopmuştu saklamışım, burnu ve ağzı fındık kabuğu, saçları da yünlerden.

img_1701

Kefir

kefir4_5Bu hafta ev dışında zamanımın çoğu yogada geçiyor. Geçen hafta Doğa’nın hastalanması ve sonra da bana geçmesi nedeniyle gidemediğim 2 dersimi de tamamlamaya çalışıyorum. Derslere böyle üstüste gitmek çok iyi geldi, iyice açıldım birden. Mihri Hoca sağolsun engin bir deniz. Bir bilgi denizi! Oturup günlerce konuşsam yine de sıkılmam her an yeni bir bilgi daha ediririm kendisinden. Bugün dersten önce bizlerle ilginç bir paylaşımda bulundu. Yaklaşık 2 aydır düzenli olarak kefir içtiğinden ve sağlığına ne kadar faydası olduğundan bahsetti. Hem de evde kendisi mayalıyormuş. Önce inek sütüne yapmış istediğikıvamı yakalayamamış. Daha sonra keçi sütüne denemiş ve tam kıvamını tutturmuş. Özellikle keçi sütü, biliyorsunuz mutlaka, inek sütüne göre çok daha faydalı. Hele bir de içine kefir mayalanıp içilince tabii tam bir mucizevi içeçeğe dönüşüyor. Ben haftaya Mihri Hoca’nın Kadıköy’de tarif ettiği bir yerden gidip kefiri alıp evde mayalayacağım. Keşke Doğa’ya da içirebilsem ama günlük sütün bile tadını ayırt eden bir şahsiyet kefiri nasıl içer bilinmez:) Neyse anne sağlıklıysa çocuk da sağlıklı. Ne gerekiyorsa yapmak gerek sağlık için.

İşte Kefirle ilgili Tübitak’ın sitesinden aldığım bilgiler;

Kefir esasen Kafkasya’da yapılan yöresel bir içecektir. Fakat ülkemize son yıllarda kimi rahatsızlıklara iyi geldiği düşüncesiyle evlerde üretilip kullanılmaya başlanmıştır.
Kefirin evde yapımı oldukça kolaydır. Kefirin ana maddesi süttür. Yapım aşamasında ilk önce süte maya olarak kefir tanesi katılır. Kefir tanesi, karnabaharı andıran bir yapıda, bezelye büyüklüğünde ve beyaz renklidir. Üzerinde çok çeşitli mikroorganizmalar bulunur. Kefir için kullanılacak süt iyice kaynatılır ve 25°C’ye kadar soğutulduktan sonra kaymağı alınıp üzerine kefir taneleri eklenir. Kefir tanesinin miktarı her 1 litre süt için 15-20 gram kadardır. Eğer hava soğuksa kabın etrafı yoğurt yapımında olduğu gibi bezle sarılabilir. Bundan sonra karışımın pıhtı halini alması beklenir. Pıhtı hazır olduktan sonra buzdolabında saklanır. Soğuduktan sonra da süzgeçten geçilerek tanelerden arındırılır ve içilmeye hazır olur.

Kefirin faydalarına gelince… Öncelikle kefir besin değeri oldukça yüksek, sindirimi kolay bir içecektir. Bağırsak rahatsızlıkları, sinirsel rahatsızlıklar, iştahsızlık, ve uykusuzluğa iyi geldiği bilinmektedir. Ayrıca halk arasında ülser, yüksek tansiyon, bronşit, astım, safra bozuklukları ve diğer bazı hastalıkların tedavisinde etkili olduğuna inanılmaktadır. Yakından tanıdığım bir yüksek tansiyon hastasının kefir sayesinde oldukça iyileştiğini biliyorum. Fakat kendisi aynı dönemde normalden fazla kilo almış ve bunun sebebinin kefir olduğunu düşünüyor. Eğer kefirin iştah açıcı ve besleyici özelliklerini düşünürsek büyük olasılıkla bu doğru bir tahmin.

Bu da günün olumlaması; “Bütün organlarım muhteşem bir düzenle yapmaları gereken işlemleri yaparlar. Keyifle ve neşe ile.” – R. Şanal’ın “Kuantum Olumlama” kitabından.

Öğrenci hazır olduğunda öğretmen geliyor

Bu sabah Doğa’yı yuvaya bıraktıktan sonra biraz yürüyüş yaptım ve kendimi birden Kaivalya Yogashram’da buldum. Daha önce web’de bakmıştım, bir tek apartmanın numarası kalmış aklımda ama elimle koymuş gibi küt diye gittim. Ersin Hoca karşıladı beni, tanıştık. Kısa bir sohbet sonrasında karar verildi, yarın başlıyorum. Şimdilik sadece İntegral Yoga’nın saatleri bana uyuyor. Aslında Hatha Yoga’ya da gitmek istiyordum ama şimdi ihtiyacım olan bu demek. İyice ısındıktan sonra belki şartları biraz daha zorlar, hani Serdar’a Doğa’yı cumartesi kahvaltıda başbaşa bırakır, böylece Hatha derslerine de katılabilirim:) İntegral Yoga ile ilk defa tanışacağım yarın. Hamileliğimden önce Hatha yapmıştım uzunca bir süre hatta hamileyken de bazı asanalara evde devam ettim ama sonrasında bıraktım. yoga11

Bugün gün boyunca şunu düşündüm; Öğrenci hazır olduğunda öğretmen geliyor. Ve de neye ihtiyacınız varsa o şekilde geliyor. En güzeli kabul edip, karşılamak. 

1 yılı geçti transformal nefesle tanışalı. Evet ilk zamanlar ciddi çözülmeler yaşadım, özellikle seminer sonrasında çok yol katettim, kendimle ilgili çok şey keşfettim ve hemen hemen çoğunu hayata geçirdim şu an. Fakat sürekli yapamıyorum. Nedenini bilmiyorum. Ya ben ihmal ediyorum ya da böyle olması gerekiyor. Bir türlü zaman yaratamıyorum. Yani toplasan günde 100 nefes yapmam gerekiyor ama 100 nefesi yapacak vakit bir türlü bulamıyorum. Seminerde Hollandalı bir nefes koçum vardı ve “hiçbir şeye vaktim yok sadece Doğa bütün vaktimi alıyor” dediğimde aynen şöyle demişti bana: “Bu senin düşüncen. Sadece bir düşünce. İstersen neler yapabileceğini tahmin bile edemezsin”. Nefesin hem fiziksel hem de ruhsal anlamda çok faydasını gördüm. İntegral Yoga da nefes ağırlıklı. Biliyorum ki yine harika dünyalara götürecek beni.

Doğa’yı yuvadan aldım hafif yağmur çişeliyordu. Biraz yürüyelim istedim,”nereye gidiyoruz” soruları başladı. Yuvadan aldıktan sonra hep aynı soru; “Nereye gidiyoruz?” ya da “Ne aldın bana?” Eve gidiyoruz dedim ısrarla ama yok tepiniyor beni bir yere götür diye. Taksiye bindik, eve yaklaştık halen ağlamaya devam. “Ağlaman bitene kadar seninle konuşmayacağım” dedim. Beyaz Fırın’a çevirdim taksiyi artık pes ederek. Taksiden inerken aynen şöyle dedi; “Hıh ağlamamı bitirebilirim artık”. Gık çıkarmadan oturdu, 2-3 çikolatalı birşeyler götürdü, üzerine su içti ve “artık eve gidebiliriz” dedi. Çıktık, yarım saate yakın kedileri kovaladı,duvarlardan atladı, su birikintilerinde zıpladı, şarkılar söyledi. Eve geldiğimizde ben bitmiştim.