Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Yoga’ kategorisi arşivi

Yolun başındayım

Bilmem hatırlar mısınız ama yaklaşık 1 ay kadar önceydi sanırım hani demiştim ya size büyük bir değişimin eşiğinde olduğumu hissediyorum diye. İşte onun tam da ortasındayım bugünlerde. Hücrelerime kadar hissediyorum, görüyorum ki değişiyorum, dönüşüyorum. Kalbim başka bir atıyor, gözüm başka bir görüyor bugünlerde. Adımlarım daha bir benle bir basıyor yere sanki. Kendimi tanıma, kendimle bir olma yolculuğumun tam da kırılma noktasında, önemli bir sürecindeyim. Kendimle kaldığım, yoga yaptığım zamanlar artarak devam etmekte. Uzun süre önce kayıt yaptırmış olduğum Yoga Eğitmenliği Eğitimi’ne başladım geçtiğimiz haftalarda. Uzun soluklu bir eğitim. Kendimle olan derslerim uzun. Öğretmenim Dada Acharya Hiranmayananda Avt. “Bu kainattaki herşeyin yogayla ilgisi vardır” diyerek başladı ilk derse. Öğretiyi içselleştirme ve öz disiplin konusunda Dada’dan alacağım çok şey var. Tek dileğimdi bana çok şey katan bu öğretinin hücrelerime kadar işlemesi. Yolum yoga olsun, sadece yoga…

Doğa da bir yandan ben evde asanaları çalışırken izliyor merakla.  Kimi zaman duruşların fotoğrafını buluyor kitaptan yapmaya çalışıyor. Bu aşağıdaki fotoda kendi tabiriyle “Lodos duruşu”nda örneğin:) Böylesine esnek bir bedenle doğuyoruz işte gördüğünüz gibi. Zihnimiz bulandırmasa ortalığı aslında böyle de devam edeceğiz ama bir noktadan sonra zihin giriyor araya ve denge bozuluyor. Beden ve zihin dengesini korumak adına yapılabilecek en iyi şeylerden biri yoga. Geçen derste çocuklara yönelik söyledikleri çok hoşuma gitti; “Çocuğu kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirmemiz gerekir. Gerçek eğitim budur. Çünkü insan bu yeteneğe doğuştan sahip. Bizler ise çocuğu ruhsal yapmadan maddesel yapıyoruz. Eski buddhalar çocuğa şöyle dermiş; Anne Tanrı, baba Tanrı, sen Tanrı”.

Bir de arkadaşlardan biri bal getirmişti ders arasında bitki çaylarımıza koyalım diye. Dada balın Hindistan’da kutsal bir yanı olduğundan bahsetti ve balla ilgili mantralar olduğunu anlattı; “Her yerde tatlılık, bal var. Zehiri bile bal düşünerek içersen birşey olmaz”.

Çok güzel insanlar tanıdım yoga sayesinde. Yıllar önce bir Rus hocadan duymuştum ilk defa Patanjali’yi. Çok disinlinliydi, ne oruçlar, ne arınmalar yaptırırdı. Sürünürdüm yerlerde. Sonra eski işyerimin köşesindeki bir yoga merkezinde ilk defa göz yogası yapmıştım. Hamile olduğum bilmeden bile evde yoga DVD’si ile mum duruşu yapıp duruyordum. Sonra hayatın aslında yoga olduğunu öğrendim Kaivalya’da. İkinci evim oldu orası. Hatha yoganın bedenim, Kriya’nın direkt ruhum üzerindeki etkilerini gözlemledim, yaşadım, yaşıyorum da halen. Şimdi Dada da katıldı bu güzel insanlar arasına. Yolun çok başındayım daha… öğreti derin olduğu kadar da gerçek ve hayatın ta kendisi aslında.

Pavanmuktasana

  • Yoga kategorisinde.
  • 1 Yorum Var

Sizlere faydalı olabileceğini düşündüğüm bazı duruşları buradan anlatacağım. İlk olarak Pavanmuktasana; Düzenli yapıldığında romatizmayı önlüyor. Özellikle birinci derece yakınlarında romatizma hastalığı olanların korunma amaçlı bu hareketleri düzenli olarak çalışmalarını öneririm.

Bu çalışma 2 yolla uygulanır. Fiziksel hareketler, bedenin, kemikler, eklemler, kemik-organları biribirine bağlayan bağlar, kaslarla vb.. arasındaki iletişimi sağlarlar.Fiziksel hareketler, bedendeki bölgeler arası iletişimi kurar, fark ettirir. Bu fiziksel hareketleri, nefesli ve sayarak uygulamak ise akıl-şuuru kontrol almayı öğretir, ki bu da sükunet, balans, konsantrasyonda hakimiyeti sağlar. Dolayısıyla fiziksel bedendeki ahenk keşfedilir. Fiziksel hareketleri nefesle tamamlamak, hareketler nefesle birlikte yapıldığı zaman, beyin dalgalarında yavaşlama meydana gelir.Bu da rahatlamayı ve farkındalığı arttırır. Bu method uygulandığında, fiziksel ve enerji seviyelerinde, bedende uyum ve hayatiyet kazanılır. İç organların fonksiyonu değer kazanır.

AYAK PARMAKLARININ KIVRILMASI (Padanguli Naman ):
Omurga dik, eller yanda basılı. Bacaklar aralık. Ayak parmaklarınızı önce kendinize doğru çekin, daha sonra ileri itin. 10 tur çalışın. Nefes konsantrasyonunuzu ise, ayak parmaklarınızı kendinize çekerken nefesinizi burnunuzdan alın, ileri doğru iterken verin.
BİLEKLERİ KIVIRMA (Goolf Naman ):
Aynı şekilde oturmaya devam edin, bu sefer, ayak bileğinizden ayağınızı nefes alarak, kendinize çekin, nefes vererek itin. 10 tur uygulayın.
BİLEKTEN DÖNDÜRMEK (Goolf Chakra ):
Sağ ayaktan başlayarak, saat yönünde nefes alıp-vererek çevirin. 10 tur çalışın. Aynı şekilde sol ayağı çalıştıralım. Hızlı çalıştırmayın, yavaş ve belli bir ritm tutturarak çalışalım.

Tam olarak hareketleri gösteren bir fotoğraf bulamadığım için koymadım. Sorularınız olursa lütfen yazın.

Kendimleyim…

Mümkün olduğu kadar az konuşmak ve sadece kendimle kalmak istediğim bir dönemdeyim bugünlerde. Nedenini bilmiyorum, didiklemiyorum ama böyle. Hiç konuşmadan yazabilirim örneğin günlerce. Hatta öylesine ki apartmanda ratladığım insanlara bile gülümseyerek merhaba der oldum. İçimden konuşmak gelmiyor, sadece gülümsemek yetiyor çoğu zaman. Gözler anlatıyor ya zaten herşeyi. Dönem dönem oluyor bu bana. Aslında bir anlamda ruhumu besleme yöntemlerimden biri diyebilirim. Ama bunu bir yöntem olsun diye yapmıyorum inanın. Kendiliğinden geliyor ve oluyor. Yani kendimle kalacağım zamanı hesaplamıyorum, önceden belirlemiyorum. Zaman kendi kendini yaratıyor. Fakat bu defa öncekilere nazaran biraz daha uzunca sürmekte. İşin ilginç yanı bu defa ilk defa bu sessizliğimin, kendimle kalışımın hayatıma ne kadar olumlu yansıdığını farkı ettim. Enerjimi dağıtmadan kendi odağımda kalabilmek, onlara da tam olarak odaklanmamı sağlıyor. Örneğin Doğa ile oyun oynarken başka hiçbirşeyle ilgilenmemek ve oyunun içine tam olarak girebilmek, yemek yaparken büyük bir keyif alabilmek, yemek yerken tadına vararak yavaşça yiyebilmek, her anı her ne yapıyorsan doyasıya yaşayabilmek…

Ve tabii yine aynı noktaya geliyorum ama hayatıma özdisiplin getiren, yavaşlamanın keyfine varmamnı sağlayan, beni benle buluşturan yoga öğretisine teşekkürler. Yavaşlamak derken pasif hayattan bahsetmiyorum. Günlük olarak takip etmem gereken oldukça fazla süreç. Bundan 4-5 yıl öncesine kadar sürekli şikayet ederek yaptıklarımı bugün şükrederek sevgiyle yapabiliyorum. Kendimle kalmak demek de bütün gün gözlerimi kapatıp meditasyon halinde kalıyorum olarak anlaşılmasın. Tam tersine oldukça hareketli geçiyor günlerim yastığa başıma koyacağım an’a kadar.  “Meditasyon 24 saat” der Mihri Hocam. Evet öyle gerçekten de, yemek yaparken bile meditasyon halindesiniz, uykuda da. Şu da bir gerçek ki şikayet ederek yaptığınız herşeyin enerjisi olumsuza dönüyor. Dikkat edin, gözleyin kendinizi ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Son günlerde birkaç farklı kişiden birbirinden farklı öyküler dinledim. Çeşit çeşit terapilere giden (Terapilerin isimlerini vermiyorum genelleme ve yargılama yapmamak adına) ve psikolojileri bozulan, depresyona giren insanlardan bahsediyorlar ve yardım istiyorlar benden. Terapist ya da psikiyatrist önermemi bekliyorlar. Gerçi bu durumlarda psikiyatrist anti-depresan vermek dışında ne yapar bilemiyorum. Çünkü gidilen terapilerde olduğu gibi bütün bilinçaltını çıkartıp, “hadi bakalım bununla şimdi başedebilirsen et” şeklinde yaklaşımlar duyuyorum, gözlüyorum. Çok yazık, eğitimsiz, tecrübesiz kişilerin yaşam koçu olarak gün be gün üremesi. Tabii herkesin yolu farklıdır, o terapisti seçen kişinin yolu da o dur diyeceksiniz ama inanın bana ama insanların bilinçaltıyla böylesine oynamak da doğru değil.

Bugüne kadar denediklerim, içine girip çıktıklarım arasında benim bildiğim ve bundan sonra da bileceğim, yolunda ilerleyeceğim tek öğreti yogadır. Herşeyin kökeni de budur. Diğerleri destekleyici methodlardır bana göre. Lütfen kendinizi teslim edeceğiniz öğretmenleri, yaşam koçlarını, terapistleri önce tanıyınız daha sonra uygulama alınız. Bu konuyu çok yazdım beni sürekli takip edenler bilir ama kulağıma gelen hikayeler devam ettikçe de yazmaya da devam edeceğim.

Haftasonunun dersi

“Uff anne hani sen yogaya gidecektin gitsene bi babamla başbaşa kalalım” diye başladık haftasonuna. Cumartesi sabahı vücudumda hafif bir halsizlik ve baş ağrısı ile uyandığımdan dinlenmek istedim ve sabah dersine gidemedim. Üzüldü ciddi ciddi babasıyla başbaşa kalamadı diye. Öğleden sonra ben veli toplantısına onlar da babayla kendi özel zamanlarını geçirmek içi yola koyuldular. Ama bu defa anneanne ve babaanne de dahil olunca programa Doğa mutluluktan havalara uçtu. Toplantıdan çıkıp yanlarına gittiğimde ağzı kulaklarındaydı. Ertesi gün erkenden uyanıp Disney On Ice gösterimize gittik. Gerçekten de ağzı açık izledi sonuna kadar (fotoda görüldüğü üzere). Üçümüz de çok eğlendik. Eve geldik, malum ev işleri, yemek, çamaşır..vs. derken akşam yemeğini hazırlayıp evden çıktım. “Hoşçakal anne, sana ve yogana öpücükler yolluyorum” dedi beni uğurlarken. Yine babasıyla kalacak ya kikirdemekten bir hal olmuş durumdaydı.
Tratak yani Bilinçli Bakan Göz Yogası yaptık dün akşam. İlk defa yaptığımı sanıyordum ama yaptıktan sonra hatırladım ki yıllar önce bir defa yapmışım. Çok güzel, özel bir deneyimdi benim için. Uzunca bir süredir böyle huzurlu hissetmemiştim. Tratak’ın hemen ardından Mihri Hoca’nın İntegral Yoga dersi vardı, ona da kalıyım gelmişken bedenimi de çalıştırıyım ruhum ve zihnim gibi dedim. Nasıl olsa pisi evde babasıyla kikirdemekte. Bıraktım kendimi nefese, “ne güzel bir akşam iyi ki buradayım” dedim ve başladı asanalar. “Ne kadar da esnemişim, artık rahatça uzun süre kalabiliyorum bak bu duruşta”, “Vücudum sanki benim değil, kendiliğinden giriyor poza”, “Bak bu duruşu çok seviyorum, şu sağ tarafta dakikalarca kalabilrim sanki” gibi bıdır bıdır zihnimle konuşurken ben bir anda birşey oldu ve kafamın içi sustu. Yerde dinlenirken bedenimi tamamen bütün ağırlığıyla yere bırakmışken bir gürültüyle birlikte yerden bir sallantı oldu. Çalkalandı sanki altımızda birşeyler. Şöyle bir kafamı kaldırdım baktım kimsede tepki yok. Allahım bir ben miyim zihni bu kadar uyanık olan dedim. Deprem miydi değil miydi diye kafa yorarken baktım an’ı kaçırıyorum. Öyleyse de geçti gitti dedim. Yattım ve devam ettim. Savasana yani derin gevşeme sonrasında hoca deprem olduğunu söyledi. Benim dışımda kimse hissetmemiş. Sanırım zihnimin en ayık olduğu derslerden biriydi, nedenini de tam bilemiyorum, çok didiklemek de istemiyorum. Öyle olması gerekiyordu mutlaka ki ben sallantıyı duydum ve ona rağmen devam edebildim. Bu benim için büyük bir dersti. Çünkü ben öyle bir durumda, yani bir deprem anında ciddi anlamda panik olabilecek bir tiptim. Son birkaç yıldır oldukça sakinlediğimin farkındayım ama bu kadarını da beklemiyordum kendimden. Kendimi çok sevdim dün akşam, o anı yaşadığım için ve orada olduğum için. Yoganın, bu derin öğretinin bana verdiği bu eşi bulunmaz hediye için evrene çok teşekkür ettim. Demek benim gibi sabırsız, kolay endişelenebilen insanlar bile bir gün gelip sakin kalabilmeyi deneyimleyebiliyorlarmış. Bu ufacık adım bile benim için büyük yollar aşmak anlamında…
Dersten çıktım eve yürüdüm. Geldiğimde pisi halen kirkirdemekteydi. Tam uyumak üzere, masal seansındaydı ikisi…

Her yerde her zaman yoga

Hazır pisi uyumuşken “yoga halısını” aldım sessizce, salona geldim ve klimayı açtım. Yoksa gündüz ondan gizli bunu yapmak ne mümkün. Onunla yapmak da güzel ama yalnız kalmaya öylesine ihtiyacım var ki bugünlerde. Daha doğrusu Doğa’yla konuşurken, ona olanları anlatmaya çalışırken bazen yorulduğumu hissediyorum. Öyle zamanlarda en iyisi birlikte eğlenceli bir kitap okumak ya da birlikte boyalara bulanmak oluyor. Böylece ikimizde mola vermiş oluyoruz.

Yoganın asanalar yani duruşlardan ibaret olmadığını her geçen gün daha iyi anlıyor ve fark ediyorum. Şimdilerde düşüncesi bile yetiyor çoğu kez. Tek bir asanayı düşündüğümde bile onun içine girebilmek, o duruşu hissedebilmek bu öğretiye olan hayranlığımı gün be gün artırıyor. Derken bir de nefes var tabii. Burun deliklerimi kontrol ederek uyandığım her sabah ve uykuya daldığım her gece yeni birşeyler öğreniyorum kendimde. Nefesle şarj oluyorum sanki. Nefesimi izlerken yaptığım meditasyon ise “an” da tutuyor beni. Çok seviyorum kendimi bu halde.

Bu akşam uzun zamandır dinlemediğim Zen Meditation Cd’mi koydum şavasanaya yatarken. Meditasyonum bitti ama halen çıkaramadım. Nasıl da iyi geldi, içimi yıkadı desem yeridir. Daha başka nasıl anlatılır bilmem.

Geçtiğimiz kış aylarında Sadhguru adında bir ruhsal lider gelmişti Hindistan’dan. Kendisiyle röportaj yapıp, bir grup meditasyonuna katılma şansım olmuştu. Bütün sosyetikler vardı diyim size meditasyonda. Adamın kıyafetini öpenler, dizlerine kapananlar falan. Bunlar benim dünya görüşüme ters şeyler. Yaptırdığı meditasyon pek de ilgimi çekmemişti açıkçası ama bende iz bırakan bir cümlesi olmuştu; “Yoga hayattır, hayat yogadır”. Ve tabii bütün yargılarımı bir kenara koyup dinlemiştim röportajı kayıt cihazımdan. Bende en fazla etki yaratanları yazmıştım; Buradan okuyabilirsiniz. Nerden nereye geldim, diyeceğim şudur ki, yoga gerçekten de hayatın tam kendisi aslında; O an ne yapıyorsan ona odaklanabilmek ve yaptığın her işi, bu çamaşır asmak bile olsa sevgiyle yapabilmek. Bunların ne kadarını yapabiliyorsunuz diye bir düşünün bakalım. Her zaman olmuyor değil mi? Evet o kadar da kolay değil. Ama farkında olursanız yapılabiliyor. En azından çabalamak gerekiyor.

Yoga yapıyor ama çeşitli nedenlerden dolayı ara verdiyseniz buradan takip ederek her gün bir asana yapabilirsiniz.