Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Yoga’ kategorisi arşivi

Yogaya bekliyorum

  • Yoga kategorisinde.
  • Yorum Yok

Her salı ve perşembe 10-11:00 arası CaddebostanSinerji’deyim. Yakında haftasonu grupları da olacak.
Benimle birlikte öğrenmek, yol almak ve yogaya gönülden vakit ayırmak isteyenleri bekliyorum.

“İçimizdeki pusula gönlümüz. Onu dinleyelim.”

Fatih Keçelioğlu’nu Türkiye’ye geldiği dönemlerde mutlaka yakalayıp röportaj yapıyorum, biliyorsunuz Bugüne kadar hep 2012’yi, güneşteki patlamaları ve Mayaları konuştuk. Hem de oldukça ayrıntılı konuşmuşuz, şöyle bir baktım da önceki röportajlarımıza ayrı birer kaynak olmuşlar. Fakat bu defa 2012 konuşmayalım istedim. Her ne olacaksa olacak zaten, gerek fiziksel gerekse de ruhsal boyutta, bizler bu bilinç sıçramasına kendimizi nasıl hazırlarız onu konuşalım istedim ve dolayısıyla konu tabiî ki de yogaya geldi. Özellikle yoga konuşmak istedim bu defa, çünkü biliyorum ki ben onu tanıdığımdan beri Tayland’da Agama Yoga Okulu’nda eğitim alıyor, oldukça fazla emek verdiğini görüyorum bu yolda.
Ben de bu öğretiyi bir yandan öğrenmeye devam ederken bir yandan da öğreten biri olarak, bugünlerde biraz sıkıntılıyım açıkçası. Çok uzun zamandır hissettiğim bir şey bu. Yoganın özünden gittikçe uzaklaşıyoruz gibi geliyor. En basitinden örneğin, görüyorum ki kadın dergilerinde yoga pozları gösteriliyor örneğin baş üstü duruş; “Her gün bunu yapabilirsiniz” diyor haberi yapan ve aşama aşama yazmış nasıl yapılacağını. Hem bir gazeteci hem de yogayı yaşayan biri olarak tüylerim diken diken oluyor inanın ne yorum yapacağımı bilemiyorum. Dergiden bakarak yapılacak bir şey değil yoga, olsa olsa jimnastik olabilir ancak o ama yoga olamaz. Yıllarını bu öğretiye vermiş hocalarımız, derinliğine eğitim almış genç yoga eğitmenleri dururken dergiye bakıp baş üstü duruş yapmak da neyin nesi? Sakatlanmaya davetiye çıkartır ancak başka da bir işe yaramaz. Neyse biz konumuza dönelim… Yoganın özüne inebilen genç eğitmenlerden biri olan Keçelioğlu’ndan öğrenelim.
Keçelioğlu, 2008 yılının başından beri düzenli olarak Tayland’daki Agama Yoga Okulu’na devam ediyor. 4 yıllık bir lisans programının ardından geçtiğimiz yıl eğitmenlik programını da tamamlamış. Bugün Türkiye’de çeşitli yerlerde eğitimler veriyor.
Neden Agama Yoga okuluna gittiğini sorduğumda Keçelioğlu’nun yanıtı şöyle oldu; “2001 yılından beri yoga yapıyorum. Yoga yaparken hep bir şey eksikti sanki. Hep asıl yogayı öğrenmediğimi hissediyordum. 2007’de Agama Yoga ile tanışınca o eksik yanımı anladım. Eksik olan şey asanaların gerçek anlamını bilmeden yapıyor olmamdı. Asanaların gerçekte neye hizmet ettiğini, asanalarda bilincin nasıl konumlanması gerektiğini ve gizli bedenlerimizi nasıl etkilediğini bilmiyordum. Bir asana yaparken aslında bir meditasyon şeklinde yapılmalı ve belirli bir enerji hareketine odaklanmak gerekiyor.”
Keçelioğlu’ndan aldığım bilgilere göre, AgamaYoga, öğrencilerine ne basitleştirilmiş Hindu mistisizmi ne de fitness temelli jimnastiğe benzeyen bir yoga sunuyor. Saf ve gerçek yoga disiplini veren uluslararası bir okul olan Agama’nın kurucusu, yogada modern düşünme eğiliminin savunucusu olan Swami Vivekananda Saraswati. Keçelioğlu, Agama’da yoganın çok derinliğiyle ezoterik bir ekol olarak anlatıldığını vurguladı.
Yoga bir din değil aslında deneyimsel bir bilim olduğundan bahseden Keçelioğlu, “Dinlerin hepsinin bir özelliği var. Dinlerde tanrı ile insan arasında aracı vardır. Yogada aracı yoktur. Direkt olarak evrenle ilişki içerisindesiniz. Ve deneyimseldir. Hiçbir şeyi kör inanç olarak almamak gerekiyor. Tamamıyla bedeniniz laboratuar ve siz bir bilim adamısınız. Teknik açılardan dolayı Kesinlikle dogma olmamalı” şeklinde konuştu.

Asanalar yoganın sadece yüzde 5’i
Agama’da Kundalini yoga en az 2 yıl yoga yapmış birisine, Pranayama da 2.ayda öğretiliyormuş. Benim eğitim aldığım hocam da eğitimin ilk kısmında Pranayama göstermemişti. Keçelioğlu da “Pranayama ve Kundalini için enerji yüklemesini kaldıracak enerji kanallarının temiz olması gerekiyor. Günde 2 paket sigara içiyor, bol alkol alıyorsanız, ilaç kullanıyorsanız oturun yarım saat pranayama yapın psikoza bile girebilirsiniz. Aklınızı kaybetmeniz bile mümkündür” dedi.
Agama yoganın aynı zamanda rezonans yasasına dayandığını söyleyen Keçelioğlu, “İhtiyacımız olan herşey evrende sonsuz bir şekilde var. Aslında insan hologrofik olarak evrenin tam bir kopyası. Yoga demek bu holografik olan makro evrenle bizim mikro evrenimizin birleşmesi demek. Zihin konsantrasyonu için çok önemli yoga. Bu konsantrasyonu kullanmadan yoga diye bir şey yok. Elindeki radyonun frekans arama düğmesini kullanman gerek. Dolayısıyla yoga sadece asanalar demek değil. Asanalar bütün yoga sisteminin sadece yüzde 5’i. Sabah uyandın evin önünde bir uçak var hayatında hiç uçak görmemişsin. Çok güzel bir otobüsüm oldu diyorsun. Yanındaki metal parçaları da ne diyorsun ve onları kesip kurtuluyorsun. Süper bir otobüsün var ama aslında ama uçamıyorsun. Yoga da aslında bizi uçuracak bir öğreti ama bugün Kali Yuga’da (Hint Zaman Anlayışı’na göre maddi ve manevi yozlaşmanın doruğa çıktğı dördüncü zaman devresi) olduğumuz için işin özü kaybolmuş durumda. Patanjalinin yoga sutralarına baktığınızda diyor ki, asana rahat ve gevşemiş bir zihin ile uygulanmalı. Zihin konsantre olmalı ve sonsuzluğa odaklanmalı. Aslında tek bir asana bile paranormal güçler uyandırabilen bir şey. Hatha yogayı bilerek yapmak ve asanalarda uzun süre durmak gerekiyor.

Her bir asana antenimizi doğru kullanmamıza yarıyor
Hatha yoganın bugün fiziksel bir yoga olarak anlaşıldığından bahseden Keçelioğlu, Hatha Yogayı şöyle anlattı: “Hatha yoga kendi içimizdeki ying ve yang (Ha ve Tha) tarafımızı dengelememizi sağlıyor. Ha Güneş, Tha ise Ay anlamında. Her bir çakranın alıcı ve verici yönleri var. Mesela anahata çakramla (Kalp Çakrası) evrensel sevgiyi alıyorum sonra bunu veriyorum bir başkasına. Hiç anahata çakrası güçlü olmayan birisinin önce alıcı yani ying sonra ise verici yani yang yönünü çalıştırması gerek. Ben bir şey alamıyorsam sana nasıl verebilirim ki. Sevgi almayı bilmiyorsam evrenden nasıl verebilirim. Neden sevgiyi alamıyorum? Çünkü makro evrendeki ilahi sevgi kanalıyla bağım kopuk. Yayın yapan yedi temel istasyon var ve benim de içimde yedi temel alan var bunlar da benim çakralarım. Bu çakralarımdan her birinin frekans aralığı farklı ve içerdiği duygu düşünce, enerjiler farklı. Anahata için, teslimiyet duygusu, ilahi sevgi ve düşünce formlarına ulaşmak istiyorsan bu antenini doğru bir şekilde o vericiye yönlendirmem gerekiyor. Yoga aslında çok teknik olarak bu kadar detaylara giriyor. Her bir asana bizim antenimizi doğru bir şekilde kullanmaya yarıyor. Ne yaptığımı bilmiyorsam kendimi yanlış yönlendirebilirim. Hatha yogada asanalar herhangi bir yoga kitabında anlatılmıyor. Örneğin yin yanımı fazla kuvvetlendiriyorsam farkında olmadan daha çok duyarlı hale geliyorum. Hangi ortama girsem oradan etkileniyorum, hastalanıyorum. Elmanın kabuğu yangdır. Elmayı dış faktörlerden korur. Senin kabuğun yoksa her şeyi sünger gibi çekersin.”

Kanal mesajlarına ihtiyacımız yok, bilginin kaynağı içimizde
Bana her gün birçok kanal mesajı geliyor. Gerek mail yoluyla gerekse de facebookta kimi arkadaşlarım aracılığıyla. Bu mesajların gerçekten ne amaçla kimler tarafından gönderildiğini anlamak zor. Fakat ciddi anlamda geniş bir kitle var bu mesajlara inanan ve hatta günlerini bu mesajlardan gelen koşullanmalara göre yönlendiren. Evet yoga yaparak farklı çakralarımızda çeşitli uyanışlar yaşıyor olabiliriz, sezgilerimiz kuvvetlenebilir, farklı içsel deneyimler yaşayabiliriz. Bunların hepsi normal ama önemli olan çakralarımızdaki bu uyanışı dengeli bir şekilde bedenimizde var edip sonra da bırakabilmek. Bu enerjileri dengeli kullanamayınca bakın neler oluyor. Keçelioğlu bu konuyu ayrıntılarıyla anlattı:
“Bir insanın hayata bakışı bilincin herhangi 7 seviyesinden biri olabilir. Yoga yapmayan ama spiritüel çalışmalarla ilgilenen çoğu insan ikinci çakrada yaşıyor. Hayal kuruyor ve daha yüksek bir bilinçte olduğunu sanıyor. Maya takvimiyle ilgili pek çok bilgi de hayal ürünü. Olaylara o bilinçten baktığımızda sadece güzel hayaller görüyoruz. Gerçek bir sorunla karşılaştıklarında nasıl davrandıklarına bakmak gerek. Örneğin kapsayıcı değiller. Birlik bilinci diyorlar ama uygulamada bir şey yok.
Kanal mesajları benim uzun süredir karşı tavır aldığım bir konu. Örneğin, 1994 yılında sadece Los Angeles’ta kayıtlı medyum sayısı 3 bindi. Kanallık, alıcı olmak demek. Alıcı olmak yin olmak demek. Bugün insanlarda genel bir yinleşme durumu var. Çünkü yin taraf pasif taraf. Çok pasif bir hayat yaşıyoruz. Çamaşır, bulaşık makinemiz var. Televizyon karşısında saatlerce oturuyoruz. Hazır besinlerle besleniyoruz. Bu da vücudu çalıştıran değil tembelleştiren besinler ve çok pasifize ediyor bizi, yinleştiriyor, medyumik yapıyor. İnsanlar bunu yapabiliyorlar ve kendilerini astral etkilere açabiliyorlar. Ama bunun çok büyük sakıncaları da var. Tibetli yogiler ve Amazon şamanları örneğin çok dikkatli olmak gerektiğini söylüyor. Kendini astral boyuta açtığında nereden bileceksin ki ışık dolu bir varlığın senin üzerinden iş yaptığını. Birçok karanlık güç var bunlar senden faydalanmak istiyorlar. Genellikle bu mesajlar Amerika üzerinden geliyor bize ve bunlara baktığında genelde egoyu şişiren mesajlar var. Çok güzel mesajlar da var ama satır aralarına bakmak gerek. Kanala bakarak aslında nasıl bir mesaj geldiğini görebilirsin. Bu tür şeylere ihtiyacımız yok. Her insan değerli, her insan güzel. Önemli olan sağlamcı adımlar atmak. Şu an öyle bir çağda yaşıyoruz ki kandırılmaya çok açığız; materyalizm çok tepe yapmış durumda, ego pohpohlaması var. Bazı yaklaşımlarda yeni çağcılığın tamamıyla bir tezgah olduğu ve böylece dünyadaki her şeyin iyi gösterilmeye çalışıldığı söyleniyor. Böylece gizli örgütlerle yeni çağcılar arasında çok organik bağlar olduğunu söyleyenler var. Burada herkes kötüdür mesajını vermek istemiyorum sonuçta kötü denen şey benim içimde de var kendi içimde çalışmam gerekiyor demek ki. Ben bu konuda huzurluyum çünkü gerçekten kendi hayatıma baktığımda izlediğim yol bana fayda sağlıyor. Özgüven veriyor, sevgi dolu ilişkiler yaşıyorum. Kendimi eskisine göre daha olgun hissediyorum. Dolayısıyla bilginin kaynağı içeride her zaman. Çağımızın hastalığı herkes dışarı bakıyor, aslında içerde. Doğru bir perspektifle teslimiyet gerekiyor.”

Bizde son durumlar

Hayat olması gerektiği gibi akıyor bugünlerde. Çoğunlukla akşamları yorgunluktan kemiklerim sızlayarak ama bir o kadar da mutlu giriyorum yatağa. Doğa ile her günümüz ayrı bir macera. Bu sabah kendimi şöyle derken yakaladım; “Pamuk bi rahat ver kıza. Doğa sen de bırak fiştikleme hayvanı. Ufff bi didişmeyin iki dakka”. Sürekli yapışıklar evde. Doğa tuvalete girince bile Pamuk banyonun kapısında ağzında topu bekliyor. Bir top oyunudur gidiyor evde olduğumuz zamanlarda. Pamuk her halini bize anlatır oldu, konuştu konuşacak gibi yani. Arada söyleniyor kendi kendine. İsmini biliyor, surat ifademizden bile ne hissettiğimizi, ona ne söylemek istediğimizi anlıyor. Sıcaktan o da bunalıyor tabii, şöyle bazen kucağıma alıp suyun altına sokasım geliyor. Hatta Doğa’yı küvete sokunca alıversek diyorum onu da biraz ferahlasa fena mı olur.

Yazmam gereken 2 keyifli röportaj var ama inanın vakit bulup toparlayıp da yazamadım. İkisi de apayrı konularda birbirinden ilginç hem de. Neyse tatile gitmeden yazma hedefi koydum kendime. Asıl tamamlamam gereken başka birkaç iş var biran önce ama bekliyorlar ne yazık ki. Yaz dönemi böyle, vaktimin büyük kısmı kızıma ait. Geceleri öyle bir yorgunluk çöküyor ki elim kolum kalkmıyor. Bir de Pamuk felaket tüy döküyor mevsimsel olarak. Elektrik süpürgesi yapıştı elime tabii haliyle. Çok abatmamak kaydıyla ara sıra süpürmek gerekiyor evi. Haftada bir gelen kadının yaptığı temizlik hiç mi hiç yeterli olmuyor. Birara daha mı fazla çağırsam kadını dedim ama yok kadından yani evde başka birinden sıkıntı geliyor ya bana vazgeçtim. Çok düşündüm ama sonum budur yani süpürgeden de hiç şikayet etmiyim o halde dimi ama:) Ama en komiği, Pamuk ve Doğa süpürge sesinden nefret ediyorlar, ikisi bir odaya kapatıyor kendini, ben evi süpürürken onlar oyun oynuyor. Ama aşağıdaki fotoda Pamuk perdeyle oyun oynuyor. En sevdiği oyun bu; Perdeye dolanıp yatağa zıplayıp öylece kalmak.

Ha bu arada bir de garip şeyler oluyor bedenime. Yorgunluğa mı vursam, değişim ve dönüşüm döneminde mi bedenimle ruhum desem bilemedim ama olmadık şeyler hissediyorum şu birkaç haftadır. Tansiyonda ciddi düşüşler (zaten düşük tansiyonluyum yapı olarak), cildimde kaşıntılar, kas ağrıları vs.. Bunların içinde beni en zorlayan ani tansiyon düşüşleri oluyor. Birden yere yığılacak gibi oluyorum. Mide bulantısı ile birlikte görüş mesafem falan daralıyor. Neyse, en detaylısından bir check up yaptırdım bu durumların sonucunda. Sonuçların tamamı pazartesi belli olacak ama büyük kısmı çıktı. Herşey normal görünüyor. Pazartesi doktorumla konuşup değerlendireceğim sonuçları bakalım. Tabii ilk yapılacak şey olarak doktora gittim ama kendimle içten içe konuşuyorum da bir yandan neden yarattım bu durumları diye. Hastalıkları da yaratan biziz ya sonuçta, derinlere inmem gerek biraz. Ama gelin görün ki ne yalnız kalacak fırsatım var, ne de içsel bir çalışma yapacak zamanım. Böyle olması gerekiyor o halde kendiliğinden olsun, her ne ise kabul ediyorum. Akışa güveniyorum.

Çok şükür ki her zaman yoga var benim benle, dengede kalmamı sağlayan. Asanaları yapamadığım günlerde düşüncesi bile yeterli olan. İsmimin anlamını gerçek anlamda hissetmemi sağlayan öğreti, iyi ki var.

Ruhsal detoks

Baharı yaşayamadan kavurucu sıcaklara ulaştık. Sürekli bir şikayet halindeyiz her birimiz farkında mısınız? Sıcak oluyor “piştik” diyoruz. Yağmur yağıyor “bu yaz günü de bu yağmur da nerden çıktı” diyoruz. Rüzgar esse ona da sinirleniyoruz. Dolayısıyla ne yağmurun ıslattığı toprağın kokusunun, ne rüzgarın serinletici okşayışının ne de güneşin içimizi yıkamasının keyfine varamıyoruz. Hep bir sonraki adımda zihnimiz. Örneğin sıcakta serinlemeyi düşünüyoruz, rüzgarda ısınmayı, yağmurda da biran önce şemsiye bulmaya çalışıyoruz. “An”dan uzaktayız hep. Hatta yağmurda su birikintilerine basıp eğlenmek isteyen çocuklarımızı bile azarlıyoruz kıyafeti kirlenir diye. Halbuki çocuklar “an” da, o an orada yağmurun keyfini yaşamak istiyor. Ama biz kendimize “an” da kalmaya izin vermediğimiz gibi çocuklarımızı da bu eşsiz keyifli anlarından alıkoyuyoruz.

Mutluluk “an”larda gizli oysa ki. Basitliğin içinde, minnet duygusu ile yaptığınız herhangi bir şeyde; sevgiyle yaptığınız bir yemekte, zevkle yazdığınız bir yazıda, tamamen teslimiyet duygusu ile zihninizi boşaltarak yattığınız bir uyku da belki de. Saf iyi niyet var bu saydığım eylemlerde, yargı ya da koşul yok. Örneğin “Bu salatayı yaparım ama yiyecekseniz” diyebilir misiniz sevdiklerinize. Sevginizi katıp, sunarsanız salatanızı, marulun tadından nefret eden biri bile olsa mutlaka tadına bakacaktır.

İşte hayatımızın her alanında saf iyi niyetimizi, gönlümüzü koyduğumuz her şey sevgiyle çoğalır. Ama sürekli hesaplıyorsa, planlıyorsa zihin korkularınız ve endişeleriniz daha büyür. Bunun sonucunda da kendinizi kıskaçlık, öfke, aşırı yemek gibi kendi içinde dengesi olmayan birtakım davranış kalıplarının içinde buluverirsiniz. Eğer ki bir gün bunlardan birinin tuzağına düşerse zihniniz, önce aynaya döndürün kendinize, bakın bakalım kıskandıklarınız kimi, neyi, sizin içinizdeki hangi sizi yansıtıyor? Sonra da kalbinizi açın en derinlerine kadar, çıkartın sevginizi, önce kendinize sonra da çevrenize dağıtın.

Ruhsal ve zihinsel detoksun temeli aslında basit olarak yukarıda bahsettiğim gibi.  Bunun için çeşitli maddeler sıralayamıyorum size örneğin, “10 günde ruhsal detoks” gibi! Çünkü hepimizin bedeni farklı olduğu gibi, ruhu da ihtiyaçları da farklı. Dolayısıyla her öğreti ya da her terapi herkese iyi gelecek diye birşey yok. Kendi adıma konuşursam ben sadece ve sadece yoga yaparak ruhumu arındırabiliyorum. Özellikle Kriya Yoga ruhumu arındıran tek şey. Bugüne kadar yaptığım hiçbir çalışmanın yerini tutmuyor hep söylüyorum Mihri Hocam iyi varsın diye. Kendi yaptığım yoga çalışmalarının yanısıra Mihri Hocam’ın Kriya dersi hiç kaçırmak istemediğim ve bende çok özel yeri olan bir çalışma.

Sevgiyle, şikayet etmeden, basitliğin içinde var olabilirseniz dışarıdan hiçbir şeyin etkisi altında kalmazsınız. Tıpkı bir ağaç gibi dimdik durursunuz. Ruhsal detoks için kendinizi huzurlu hissedeceğiniz herhangi bir şey yapabilirsiniz. Sadece denemeniz, aramanız ve bulmanız gerek. Ama bilin ki sevgiyle yapacağınız her öğreti, her eylem aynı yola çıkar.

PMS’e dair…

Zihnimle en fazla çatıştığım zamanlar PMS (Regl Öncesi Sendrom) olsa gerek. Hatta bazen öyle ki tamamen hakimiyeti kaybedebiliyorum. Bir bakmışım ki zihnim tamamen beni ele geçirmiş. Ye diyor yiyorum, git diyor gidiyorum, bağır diyor bağırıyorum. Oldukça aksi, huysuz, sinirli bir kadına dönüşüyorum çoğu zaman bu dönemlerde. Ne zaman ki Doğa uyarıyor o zaman gidip aynaya bakıyorum ve “Hadi durma zamanı” diyorum kendime. İşte o anda başlıyor zihin geri çekilmeye, farkına vardığım ilk anda.

Ne saçma sapan şeyler yapıyor insan bu dönemde. Örneğin aynı anda hem tatlı hem ekşi istiyor benim canım bazen. Mesela bir turşu atıyorum ağzıma, arkasından çikolata. Toksik oluyorum komple, hani öyle ki o mide benim değil. Üstelik farkına vara vara yapmak da ayrı konu ama seviyorum ben bu zıtlıkları. Örneğin gayet toksik bir günün ardından detox yapmak çok hoşuma gidiyor. Dengemi böyle buluyorum napıyım:) Neyse şaka bir yana son dönemde PMS sırasındaki tatlı krizleri için başvurduğum şeyler hurma, yaban mersini ve keçi boynuzu. Tabiki de bazen bunlarda da abarttığım oluyor miktar olarak ama en azından doğal olduklarını biliyorum ve faydaları var bedene. Bir de kendime yapabildiğim en iyi şey böyle dönemlerde akşam yemeğini sadece meyve ve yoğurt ile geçirmek oluyor. Üzerine de bir güzel bitki çayı.

Kök çakra aktive olduğundan kadının en yaratıcı, üretici olduğu dönem regl dönemi. Aslında iyi değerlendirmek, verim almak lazım. Yoğun fiziksel aktiviteden kaçınıp, vücudu mümkün olduğunca dinlendirip, doğal ve faydalı besinlerle beslenmek gerek. Yoga yine her şeyde olduğu gibi burada da devreye giriyor ama hatha yoga değil daha nefes ağırlıklı çalışmak gerek ya da ille de duruşlardan yapmak istiyorsa bedeniniz, ancak ilk 2 günü geçtikten sonra, öne eğilerek yapılanları tercih edebilirsiniz. Fakat özellikle mum duruşu gibi ayakların yukarı kaldırıldığı duruşların kesinlikle yapılmaması gerekiyor. Çünkü salgı bezlerini, dolayısıyla hormonları ters etkileyebiliyor.

Şimdi sizlere bugünlerde okuduğum ilginç kitaplardan birinden bahsetmek istiyorum; “Vücudun Gizli Mesajları” – Susan L.Levy -Carol Lehr. Kitap, klinik kinezyoloji sanatı ve uygulamasını anlatıyor. Kitabın her bölümü çok ilginç olmakla birlikte PMS’i anlatan bölüm ayrıca ilgimi çekti çünkü gerçekten de kafa yoruyorum bu dönemdeki gerginliklerimi azaltmak ve zihnimin kontrolüne girmemek için. Belki sizlere faydası olur diye düşündüm. İşte kitaptaki bilgilere göre PMS tipleri;

Tip A – Anksiyete: Korku, aşırı sıkıntı, alınganlık, güvensizlik, kırılganlık ya da ruhsal değişkenlik. Bu tip PMS yaşayan kadınlarda eziyet kompleksi görülebilir. Çözüm; vücutlarında sakin, mutlu bir ortam yaratmaya destek olabilecek türde besinleri yediklerinden emin olmalıdırlar. Fazla tuz beyin ve sinir sistemi dahil tüm vücutta şişkinliğe sebep olur. Bu da anksiyete ve ruh hali değişikliklerini getirir. B6 vitamini alabilirsiniz. Ya da tam olarak B Complex kullanılabilir.

Tip C- Yiyeceklere Özlem: Bu tip kadınlar şeker isteğine kapılınca vücudun kimyasal dengesi bozulur, kan şekeri seviyesi düşer ve bu da genelde baş ağrısına sebep olur. Şeker arzusu geldiğinde yapılabilecek en kötü şey şeker yemektir. Genelde bu karşı konulamayan istekler kadınları yanlış yöne yönlendirir ama aslında diyetlerinde eksik olan bir başka besine işaret etmektedir; Krom ya da çinko eksikliği. Fazladan şeker alımı vücudun krom ya da çinko rezervlerini harcar, çünkü şeker işlenmiş karbonhidrattır ve kendi rezervi yoktur. Şeker ve işlenmiş besinleri kısıtlanması ve daha fazla tahıl yenmesi, PMS süresindeki yiyecek özlemi nöbetlerini yatıştırmakta genellikle yeterli olmaktadır. Çikolata isteği genellikle vücutta magnezyum eksikliğine işaret eder. Herhangi bir yeşil besinde gayet çok magnezyum vardır. Kara lahana, ıspanak, siyah hardal, pancar yaprakları, brüksellahanası, has buğday filizi sütü gibi koyu yeşin besinler bol miktarda magnezyum içerirler.

Tip H – Hiperhidrasyon: Fizyolojik olarak bu tip kadınların vücudu diğer kadınlara göre daha fazla şişer ya da iltihaplanır. Ağrılı, gergin kaslar, tutulma ve su tutması yaşarlar. Hatta bazen kırmızı yanaklar, boyun ve tiroid bölgesinde kırmızılıklar oluşur. Bu tip kadınların mutlaka hangi besinlere karşı alerjik olduklarının tespit edilmesi gerekir. Kahve ile birlikte gazoz ve bazı çaylar vücutta enflamasyona neden olur ve hormon üretimini kötü yönde etkiler. B vitamini, magnezyum ve doğal idrar söktürücüler kullanılabilir. Karahindiba, maydanoz, yonca, rezene tohumu, shave grass ( Equisetum Hyemale), kereviz, ayı üzümü, potasyum ve B6 gibi bazı besin ve bitkisel tamamlayıcılar geçici olarak kullanılabilir. Bunlar etkili doğal idrar söktürücüdürler ama uzun süre kullanılmamalıdırlar. Bir de keten tohumu yağı ile vücuda kompres yapılabilir ya da günde 2 çay kaşığı bu yağdan içilebilir. Oldukça hassas olan ve buzdolabında saklanması gereken yağ hiç ısıtılmamalıdır. Omega 3, 6 ve 9 yağ asitlerini içeren en iyi yağ keten tohumu yağıdır. H tiplli kadınlar ayrıca sigara içmemelidir. Vücuda giren duman, hassas dokularla buşuştuğunda, kolayca vücudu okside eder ya da paslandırır.

Tip D – Depresyon: Aşırı ruh hali değişiklikleri, ilerleyen vakalarda uzayan depresyonlar, kendi kendini yaralama ve intihara eğilim görülebilir. Ek semptom olarak sinirlilik, unutma, uykusuzluk ve uyuşukluğu da sayabiliriz. D tipi kadınların şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan ya da kahve, gazoz ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan uzak durmaları gerekir. Basit sebze ve tahıllara yönelmek gerekir. Soya ürünleri, badem ve kabak çekirdeğinin de yararlı olduğu görülmüştür. B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko ve amino asit semptomları hafifletir. Kediotu ve çarkıfelekten elde edilmiş bitkisel solüsyonlar, tabletler ya da homeopatik bileşimler ve değişik markaların papatya gibi bitkisel çaylarıda sakinleştirici olarak kullanılabilir.

“PMS’i yenmek, menopoza sağlıklı geçiş için önemli bir önkoşuldur. Vücut doğal yaşam devrelerini yaşamaya devam ederken menopoza doğal çözümler bulmak, kadının en önemli amacıdır” diyor kitapta.

“Doğa, kadını ustalık eseri olarak yaratmıştır.” G.E.Lessing