Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Yoga’ kategorisi arşivi

Yazmak

Çok şey oluyor içimde, dışımda son günlerde ama kalem ve kağıt benden uzak oldu nedense. Öyle bir huzursuzluk ki bu, kalemi eline alamama durumu, nasıl bir suçluluk duygusu, nasıl bir iç sıkıntısı anlatamam. Ne zaman ki bu el kalem ve kağıtla buluşuyor, bedenimde çözülmeler başlıyor resmen, ruhum kanat çırpıyor. Ne zaman ki yazamıyorum bil ki kıvranıyorum, içim içimi yiyor ya da düşünüyorum. Bazen 1 konuyu günlerce, bazen de 6 konuyu birden aynı günde düşünüp duruyorum. Meditasyona oturuyorum bu konularla tabii:) Bazen sonuç alıyorum bazen daha çok odaklanmam, çalışmam gerekebiliyor. Yazmak, su içmek ya da tuvalete gitmek gibi bir ihtiyaç bende. Bu nedenle yazamadığımda hasta gibi hissediyorum. Hele bugünlerde öyle bir hisler içindeyim ki heyecan mı desem, sabırsızlık mı desem, tanımlamak çok zor. Yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalıştığım kitabım sonunda yayınevlerine sunulabilir hale geldi. Ama anladım ki serüven daha yeni başlıyor. Yayınevleri ayrı bir dünyaymış. İlk olumsuz yanıtımı aldım bakalım ama yılmadan denemeye devam. Biliyor musunuz Robert Pirsig’in klasikleşmiş eseri Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı tam 121 yayınevinden geri dönmüş. Stephen King’in ilk öykü kitabı 84 yayınevi tarafından reddedilmiş. İşte bunlar benim bu aralar kendimi teselli edebileceğim örnekler:)

2. kitap ise gayet plansızca kendiliğinden başladı ilkinden bambaşka bir formatta. Sanırım o kendi kendini yazdıracak. Her ikisinin de içeriği sürpriz olacak tabiki de sır vermiyorum:) Bu süreçte anladım ki ben yazmak için doğmuşum ve Doğa’nın doğumu kendimi tamamen yazmaya vermemdeki tek etken. Fakat yoga olmasaydı odaklanma ve özdisiplin konusunda ciddi sorun yaşayabilirdim. Çünkü çok değişken yapıdayım. Bunu kabullenmem uzun yıllarımı aldı. Kendime yüksek sesle söyleyemedim hiç değişken olduğumu, hep direndim. Sevgili Nilgün Yüksel astrolojik haritama baktığında bu yanıma yönelik yaklaşık 1 saat konuşmuştu:) Beni kendimle yüzleştirdiği ve bu değişken yapımı olduğu haliyle sevebilmemi sağlayan yoga öğretisine hayranım. Sabahları yoga matıma her çıkışımda inanın bana yeni başlayan öğrenci gibiyim. Bu öğreti öyle bir yüzleştiriyor ki kendinizle sizi, kaçış yeriniz yok, çırılçıplaksınız, buraya geldiğiniz halinizle.

Şimdi efendim sizlere kısa bir merhaba dedikten sonra kitabıma dönmek için sabırsızlanıyorum. Uzun yıllardan sonra tekrar Coelho’nun Simyacı’sını okuyorum. Nasıl keyiflendim anlatamam. Bu adamın satırlarında öyle bir tılsım var ki beni içine alan, içimdeki yazma isteğini daha bir coşturuyor, bambaşka dünyalara götürüyor. Bir de sabah 6.30’da kalkıp kahvaltı hazırlayıp, pisiyi 7.37’de servise bindirmem ve benim de 9.45’te yoga dersimde olmam gerekiyor. Ancak Coelho uyumama izin verecek mi göreceğiz.

Bu arada geçtiğimiz günlerde dünya tatlısı biri ile tanıştım, röportaj yaptım. Sizin de çok ilginizi çekecek Vedik Astroloji üzerine sohbet önümüzdeki günlerde burada… Şu fotodaki arkadaşlar da sohbetimize eşlik ettiler:)

Dergilerde yoga duruşları

Geçenlerde kadın dergilerinden birinde yoga ile ilgili bir haber gözüme çarptı. Zorlayıcı duruşlarla bol kalori yakımımı vaat eden bu haber New York’lu bir yoga eğitmeninin tekniğinden bahsediyor. Yani özet olarak diyor ki; şu duruşları kendinizi zorlayarak yapın, şu kadar kalori yakmanız garanti. Birkaç ay önce de yine aynı dergide baş üstü duruşu gösteriyordu aşama aşama, “Evde Yoga” başlıklı bir haberde.

Eğitmenler olarak hepimiz, daha çok insan yogayı deneyimlesin, beden-zihin dengesini kursun istiyoruz. Fakat bu şekilde tam Amerikan tarzı yaklaşımlarla okurları yanlış yönlendirmiş oluyoruz. Kalori yakmak istiyorsanız herhangi bir spor dalını tercih edebilirsiniz ama hem kaslarınızı hem hormonal sisteminizi doğru çalıştırıp bir yandan da zihinsel olarak rahatlamak istiyorsanız yogayı deneyebilirsiniz. Üstelik bir yandan vücudunuz kendi ideal şeklini bulacak. Fakat dergilerdeki pozları evde deneyerek değil, mutlaka bir eğitmen eşliğinde, nefesle birlikte yapılırsa ancak etkisini görebilirsiniz. Yoksa sakatlanma ve bedeninizi yanlış yönlendirme riskiniz çok yüksek.

Çakrasana

Yukarıdaki fotoyu Focus Studio’da dersimizden sonra bazı duruşlar üzerinde çalışırken çekmiştik. Çakrasana, yani tekerlek duruşu, doğumdan sonraki vücut sarkmalarının hızlıca toparlanmasına yardımcı olur, fazla yağları eritir,  omurgayı ve bedenin orta bölümünü güçlendirir, omurgada kireçlenme ve romatizma oluşmasına engel olur, yaşlanmayı geciktirir, bedenin gelişimine yardımcı olur ve eğer küçük yaşlardan itibaren yapılmaya başlanırsa boyu uzatır. Karaciğer, kalp ve safra için faydalıdır. Hazımsızlık, kabızlık, lumbago ağrıları ve şeker hastalığına iyi gelir. Sindirim sistemini güçlendirir. Çocuklar 5 yaşından itibaren bu duruşu yapmaya başlayabilirler.

Bu duruşu bu fotoğraftan bakarak yapmayı deneyebilirsiniz. Ama el ve ayaklarınızın duruş açıları, nefes ritminiz ve ortalama duruş süreniz ve dikkatinizi bedeninizin neresine vereceğinizle ilgili bir fikriniz yok ise yaptığınız şey yoga olmaz. Örneğin bu duruşu Focus’ta derslerimizde yapmıyoruz. Aslında sınıfın genel ritmine göre değişiyor yaptığımız duruşlar. Bunun yerine herkesin çok daha rahat girebileceği başka bir duruş yapıyoruz ve faydalarını her ayrıntısıyla konuşuyoruz. Denemek isteyen olursa şayet ders sonrasında birebir çalışabiliyoruz tabiki de. Fakat zorlamıyoruz bedenimizi, neye izin veriyorsa o kadar yapıyoruz ve orada duruyoruz. Öğretmenimiz nefes, durduğumuz yerde sınırlarımızı yokluyoruz, nereye kadar gidebileceğimize bakıyoruz ama kavga etmeden kendimizle, olduğumuz gibi duruşun içine giriyoruz.

Yani diyeceğim şudur ki aman dergiden, kitaptan bakarak zorlu duruşlara girmeyi denemeyin. Öğrencilerim de ben de tatil arası verdiğimizden derslerimiz Eylül sonrasında tekrar başlayacak. Meraklılara duyurulur:)

Sinüzite çözümler – 2

Sinüzit’in bu defa çok derinine ineceğiz. Sinüsler hangi ruhsal inancımızı temsil ediyor, hangi çakramızla ilgili, bu hastalığı biz nasıl yaratıyoruz? Bu olasılıkların hepsini göreceğiz. Tabiî ki herhangi bir çakra ile çalışırken mutlaka o çakranın altındaki ve üstündeki çakraların dengede olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Çünkü bir çakradaki dengesizlik alt ve üstündeki çakraları da etkiliyor.

Fakat sizden ricam bu yazıyı okurken zihninizi bir kenara koyun ve farklı bir açıdan bakmayı deneyin.

Sinüzit iki kaşımızın ortasındaki 3. gözümüzde ilgili yani Ajna Çakra. Bu çakranın rengi, şekli ve elementi yok.. ( Her ne kadar çoğu kaynakta mor renk söylense de) Madde ötesi, zihnin oturduğu yer… Elementlerin ve bedenle ilişikli duyu organlarının ötesinde bir yer… Ajna sözcüğü, ‘bilmek, itaat etmek veya izlemek’ anlamına gelen Sanskritçe kökten gelir. Kelime anlamı olarak Ajna ‘emir’ ya da ‘gözleme merkezi’ demektir. Astorolojide Ajna, guruyu ya da öğretmeni simgeleyen, Jüpiterin merkezidir. İlahi varlıklar arasında Jüpiter, devaların gurusu ve tanrıların öğretmeni olan Brihaspati tarafından temsil edilir. Bu nedenle bu merkez ‘guru çakrası’ olarak da bilinir. Aynı zamanda Ajna Çakra, üç ana nadinin veya enerjinin – İda, pingala ve sushumna- tek bir bilinç ırmağına karıştıkları ve yukarıya taç merkezine sahasraraya aktıkları bir kavşak noktasıdır. Olumlu ve olumsuzun, Şiva ve Shakti’nin, ying ve yang’ın, kadın ve erkeğin ikilimi biter.

Hindistan’da Ajna Çakraya divya chakshu (ilahi göz), gyana chaksu veya gyana netra (bilgi gözü) denir, çünkü bu ruhsal kişinin varoluşunun altta yatan doğasına dair içgörü kazandığı kanaldır. Buna Şiva’nın Gözü de denir, zira Şiva ajna çakranın uyanmasıyla doğrudan bağlantılı olan meditasyon zirvesidir.

Çoğu insanda bu içsel göz kapalı kalır ve dış dünyadaki olayları görebilseler de, gerçeğin bilgisi ve anlayışı kazanılamaz. Bu anlamda, bizler insan varoluşunun daha derin seviyelerini göremeyerek, dünyanın gerçek olasılıklarına karşı körüzdür.  Ajna Çakra uyanana dek aldanışlar içindeyizdir, şeyleri doğru görmeyiz ve sevgi, bağlılık, nefret, kıskançlık, trajedi, komedi, zafer, yenilgi ve daha birçok şey hakkında bir yığın yanlış kavramlarımız, kalıplarımız vardır.

Ajnanın fiziksel karşılığı beyin epifizidir. Yüz, sinüs, burun, göz ile de direkt olarak ilgilidir. Hipofiz, tiroid, timüs ve adrenalin gibi bütün salgı bezlerinin düzgün çalışmasını sağlar. Beyin epifizi, hipofiz bezi üstünde bir kilit işlevi görür. Beyin epifizi sağlıklı olduğu sürece, hipofiz bezinin işlevleri de kontrol edilir. Ne var ki,çoğumuzda beyin epifizi sekiz, dokuz, on yaşlarına ulaştığımız zaman dejenere olmaya başlar. O zaman hipofiz bezi işlev görmeye ve cinsel bilincimizi, duyusal zevklere düşkünlüğümüzü ve dünyevi kişiliğimizi tahrik eden çeşitli hormonlar salgılamaya başlar. O zaman ruhsal mirasımızla temasımızı yitiririz. Çeşitli yoga teknikleriyle beyin epifizini sağlığına kavuşturmak ve bunu korumak mümkündür.

 

Gomukhasana

 

Sinüslere fayda sağlayabilecek asanalar;

Chakrasana

Ghomukasana

Bhujangasana (Kobra)

Sarvangasana (Mum)

Matsyasana (Balık)

Adho-Mukha Shavasana

Uttanasana

Nefes çalışmaları; Pranayama ve kapalabhati.

 

Kobra

 

Asana ve nefes çalışmalarını ayrıntıları ile vermiyorum çünkü öncelikle birebir bir eğitmenle çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Pozları iyice öğrendikten sonra ancak evde kendi yoganızı oluşturabilirsiniz. Zaten yoga en güzel kendinizle yaptığınızda sonuç verir.  Herhangi bir merkezde haftanın 1-2 günü yoga yapıyorsanız, diğer günler de mutlaka evde kendi seçtiğiniz, size iyi geldiğine inandığınız ya da eğitmeninizin sizin için önerdiği duruşları çalışın. Öyle bir zaman gelir ki mat üzerine geçtiğiniz an hangi asanaları yapacağınızı zaten içsel olarak bilirsiniz, başlarsınız ve yoganız akar gider. Sabırla ve uzun vadede güzel sonuçlar alabilirsiniz. Verdiğim asanaları araştırıp duruş tekniklerini öğrenebilirsiniz ve üzerinde düşünebilir, çalışabilirsiniz.

Nefes tekniklerinin ise hem fiziksel hem de psişik faydaları var ve yine mutlaka eğitmenle başlanması gerekiyor.

Olumlamalar;

Beni uzunca bir süredir takip edenler bilirler Louise Hay’i pek severim ve de tekniklerini çalışır, denerim. “Bedenimizde hastalık denen şeyin yaratıcısı biziz” der Hay ve haklıdır da. Şimdi sinüsler için şu olumlamayı bir kağıda yazıp başucunuza koyun; “Hayatın bütünüyle birim. Ben izin vermedikçe, kimsenin bana zarar verme gücü yok. Barış ve uyum içindeyim. Takvime bağlı tüm inançları red ediyorum.”

Bu olumlamayı her gün uyandığınızda ve gece uyumadan önce okuyun ya da içinizden söyleyin. Gün içerisinde şarkı olarak söyleyebilirsiniz. Ya da bu olumlama üzerine meditasyon yapabilirsiniz. Seçim sizin.

Kolay gelsin.

Bu postu yazarken yardım aldığım kaynak başucu kitaplarım;

Kundalini Tantra – Swami Satyananda Saraswati

Yoga – Sağlığın Yolu – Dada Acarya Hiranmayananda Avt.

Düşünce Gücüyle Tedavi – Louise Hay

 

 

Sinüzite çözümler – 1

Bu kış çocukluğumun hastalığı sinüzit geri dönüş yaptı bana. 6 yaşına kadar bademciklerden çekmişim, sürekli ateş ve iltihap şeklinde. Bademcik ameliyatı ve burnumdaki et alındıktan sonra da sinüzit başlamıştı. Fakat sonrasında kendiliğinden birdenbire kesildi, nasıl olduğuna en çok ben şaşırmıştım çünkü ancak çeken bilir illet birşeydir sinüzit. Nefes alamamak kadar insanı kötü hissettiren birşey daha var mı ki? Diğer yandan da şiddetli baş ve sinüs ağrıları da cabası.
Herneyse uzunca yıllardır unutmuştum sinüzit diye birşeyin varlığını ta ki bu kışa kadar. Hiç burnum tıkanmaz yıllardır, tıkansa da açarım bir şekilde nefes teknikleriyle, kimi zaman da kendiliğinden açılır zaten yoga sırasında. Asanaları uzunca yıllar çalıştıktan sonra bir süre sonra her biri en derin katmanlarınıza inmenizi sağlıyor. Sanki katman katman soyunuyor, açılıyorsunuz. Ama bitmek bilmiyor bu katmanlar. Derinlere indikçe neler gördüğünüze siz bile şaşıp kalıyorsunuz. İşte sinüzite de bu tarafından bakma tarafatarıyım. Tabiki belirtilerin yoğunluğuna göre ilaçla tedavi yapmak gerekebiliyor çünkü gerçekten katlanılmaz bir hal alabiliyor ama hep dediğim gibi ilaç sadece geçici olarak belirtileri yok ediyor. Hastalığınızın asıl yani ruhsal nedenini bulmadıkça tekrar tekrar size merhaba diyebiliyor.
Geçenlerde Doğa’yı götürdüğüm KBB doktorundan bana da bakmasını rica ettim. Bakmasıyla birlikte hemen tomografi istemesi ve burun kemiklerimden birinde eğrilik olduğunu söylemesi, acil deviasyon ameliyatı önermesi bir oldu. Üstelik şöyle de sıraladı; “Muhtemelen oldukça kalitesiz uykularınız var ve gece nefes almakta zorlanıyorsunuz. Burun kemiğinizdeki bu eğriliği düzeltmezsek yaşlılığınızda ciddi problemlerle karşılaşabilirsiniz çünkü oksijen gitmiyor vücudunuza”. Bu söylenenler karşısında donup kalan ben sadece şöyle diyebildim; “Bu söylediklerinizin hiçbiri yok bende. Oksijen sorunum hele hiç yok. Geceleri hiç burnum tıkanmaz ve gayet iyi uyurum. Sadece nezle sonrası böyle burnum tıkandı”
O günden beri düşünmekte, araştırmakta ve çalışmaktayım bu konuyla ilgili. Doktorun teşhisi ve önerdiği tetkiklerle ilgili hiç yorum yapmayacağım zaten durum açıkça ortada. Her geçen gün istenen gereksiz tetkiklerle köşeyi dönüyor adı lazım olmayan belli kurumlar.
Şimdi size sinüzit için ilaç tedavisine ek olarak, ya da ilaç tedaviniz bittikten sonra bir daha tekrarlamasını önlemek adına bazı şeyler önereceğim. Bunlar tamamen benim kendi yaşadıklarımdan öğrendiklerim, denemesi size kalmış;
*Öncelikle süt, peynir, muz, nişastalı ve yağlı yiyeceklerden uzak duruyorsunuz. Bunların balgam artırıcı özelliği var.
*Bağışıklığınızı artırmak için ekinezya tabletleri ya da çörek otu yağı için.

*Burnunuzun tıkanmasını önlemek için Neti Pot kullanın. Neti Pot bulamazsanız minik porselen bir demlik de kullanabilirsiniz. Demliğin içine vücut ısısında temiz su ve yarım çay kaşığı tuz atın. Ayaklarınızı omuzlarınızın genişliğinde açıp ayakta durun. Neti Pot’u sağ elinize alın ,başınızı yere paralel olacak şekilde sola doğru eğin ve neti potun ucunu burnunuzun sağ deliğine yerleştirin. Uygulama sırasında ağzınızın açık olması ve ağızdan nefes alıyor olmanız gerekir. Bu şekilde su genzinize kaçmadan diğer burun deliğinizden akacaktır. Bu işlemi başınızı başınızı yere paralel olacak şekilde soğa eğerek sol burun deliği için de uygulayın.
*Shiatsu ile tanışın. Ben uzun yıllar önce tanıştım. Hastalandığım zamanlarda çok yardımcı oluyor bana. Ayrıca yoga ile birebir örtüşüyor. Evet birçok hastalığı iyileştirmek ve de önlemek için eller ve parmaklarla yapılan masaj shiatsu, sinüziti de hızla iyileştiriyor. Bir shiatsu uzmanından yardım alabilir, size sinüzit masajı yapmasını isteyebilir ya da evde en azından kendiniz gerekli noktalara masaj yapabilirsiniz (Bu masaj çocuklara da yapılabiliyor. Ben Doğa’ya yapıyorum burnu tıkandığında ve çok rahatlıyor);

1. İlk yapacağınız şey burnun iki yanındaki noktalara birden, üst üste bindirdiğiniz işaret ve orta parmaklarınızla ya da yalnız işaret parmağınızla bastırmak.
2. İki kaşın ortasındaki, arasındaki noktaya bastırın.
3. Göz yuvasının çevresindeki bütün noktalara ve hafif olarak baş parmağınızla bastırın. Elmacık kemiklerinin altındaki noktalara üç parmağınızı kullanarak bastırın.
4.Şakaklardaki noktalara bastırın.
Bir de boyun ve ense kökünde bazı noktalar var ki bunların bir uzman tarafından bulunması gerek.

Shiatsu ile ilgili olarak “Shiatsu – Toru NAMIKOSHI” adlı kitabı alıp inceleyebilirsiniz. Kendi kendinize ve çocuklarınıza uygulayabileceğiniz yöntemler içeriyor.

Sinüzit ile ilgili çözümlerimi yazmaya devam edeceğim. Bir sonraki post, sinüziti önlemek için yapabileceğiniz asanalar ve nefes teknikleriyle ilgili olacak.

Pamuk’tan işaretler:)

Bu sabah ilk defa Pamuk yoga yaparken matıma gelmedi. İlk defa topunu getirmedi oynayalım diye, ilk defa ters pozlarda dururken yere sarkan saçımı patilemedi. Yayıla yayıla uyudu hiiç tınmadı bile. Arada göz ucuyla baktım, bir gözünü açıp o da baktı sonra yine kapadı. Ciddi zor anlar yaşatıyor bazen yoga yaparken:) Çoğunlukla sarvangasanada (mum duruşu) geliyor sırtımın önüne oturuyor gitmek bilmiyor. Daha uzun durmam gerekiyor sanırım bu duruşta. Tamam durmasına dururum zaten en sevdiğim asanalardan biri ama onun orada öylecene rahat oturuyor olması güldürüyor beni, eee tabii bütün dikkatim dağılıyor. Önce onu uzaklaştırmaya çalışıyor, hadii bir daha asanaya giriyorum. Vishuddha’ya dikkat diyor Pamuk bana daha çok çalış daha çok! Boşluk çakra derdi sevgili Dada bu noktaya ve çok önemserdi bu çakra ile çalışmayı.
Peki Pamuk’un bugün matıma gelmemesi neye işaret acaba ki:)) “Bütün çakralara çalış işte be kadın hep ben mi söylicem sana” diyor belki de:)
Bazen gerçekten konuşacakmış gibi hissediyorum. Kedilerin hiç bu kadar konuşken olduğunu bilmezdim. (Şu fotodaki haline baksanıza nasıl da bakıyor bana bunları yazarken) Bırbırbır sürekli söyleniyor bizimki. Her ses tonu ile farklı birşey anlatıyor. Süt isterken farklı, tavuk isterken farklı örneğin. Ya da topunu getirip oyun isterken bir başka tavır, başka ses. Bir de diklenmesi var ki insana o surat ifadesi ömüre bedel. Geceleri Doğa uyurken önce onun odasındaki kaloriferin yanında fosurduyor. Ama bu bir hile aslında. Amaç yavaştan Doğa’nın yatağına kamp kurmak. Çok hareketli ve oyuncu olduğu için izin vermiyorduk aslında Doğa uyuduktan sonra odasına girmeye. İzin vermesek de Jerry’i (oyuncak faresi) ağzına alıp söylene söylene gidiyor Doğa’nın yatağına bir süre mavlıyordu, hani bir ihtimal uyandırırım ümidiyle. Her böyle yaptığında çıkarttık Doğa’nın odasından onu. Ama bu aralar özgürlüğünü ilan etti ee biz de indirdik yelkenleri artık öğrensinler birbirleriyle baş etmeyi diye. Nereye kadar takip edeceğiz evin içinde handi odaya girip girmeyeceğini sonuçta. Neyse, bugünlerde Doğa ile birlikte uyuyor Pamuk yatağının bir ucunda. Fakat sabah uyandığımızda çoğunlukla şöyle bir manzara ile uyanıyoruz. Yatakta Doğa, Pamuk, Jerry ve birkaç minik top. Her gece üşenmeden oyuncaklarını da taşıyor oraya. Hatta geçen gece Doğa çığlık çığlığa uyandı “Ahhh Pamuk yapma” diye. Bizimki uyurken yorgandan ayağını çıkartmış, diğeri de oyun sanmış atmış patiyi. Minicik baş parmağı çizilmiş bizimkinin. Amanın kıyamet koptu, bantlar yapıştırıldı parmağa okula giderken, sanırsınız ağır yaralı. Tabii ertesi gün Pamuk veterinere götürüldü tırnakları kestirildi ve Pamuk pati oldu Doğa’nın deyimiyle. Şimdi rahat rahat tepişebiliyorlar.
Sadece Pamuk değil ki yogama karışan asıl Doğa var ki, (çok şükür ki okullar devam ediyor halen) yandık yine yaz gelince yani okullar tatil olunca her sabah pembe matını serer yanıma. Eee 24 saat çocukla olunca yazın her sabah gün doğumunda kalkamıyorum yogaya, bazen onun önünde yapmam gerekiyor. Bir de bitiştiriyor matıma ille yapışık olacağız. İkinci asanadan sonra başlıyor “bak anne olmadı dönerek yapman lazım bunu dur ben sana öğretiyim biraz” diye ve sıralıyor “şimdi ruj duruşu, şimdi bomba duruşu…” Bir sürü duruşu var kendi uydurduğu:) O kadar eğleniyor ki anlatamam. Hele eve öğrencim gelecekse her defasında yalvarıyor “nolur anne bak hiç ses yapmam pembe matımda oturur izlerim” diye ama nasıl emin olabilirim, dersin ortasında “ben şimdi size bi ruj duruşu göstereyim” demeyeceğinden.
Bu durumda evde yogama tek karışmayan ve kendisi de yapmayan Serdar var iyi mi:) Hiç bulaşmıyor muyum, demiyor muyum hadi diye? Zaman zaman içimdekileri döküyorum tabii birbir ama bakıyorum ki o kendi uğraşlarıyla pek bir mutlu dönüyorum ben de kendime. O öyle mutlu ben böyle yapacak birşey yok. Bazen düşünüyorum da bu zıtlıklar çok besliyor ilişkiyi, boşluklar yaratıyor, birbirinden özgür alanlar sağlıyor ki bu da evlilikler de en gerekli şey bana kalırsa.
Ne saçma bir post oldu, yogadan girip evlilikten çıktım:) Eeee napalım hayatla ilgili her yerde her şeyde yoga var işte buradan da buna bağlayalım:)