Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Hayat olması gerektiği gibi akıyor bugünlerde. Çoğunlukla akşamları yorgunluktan kemiklerim sızlayarak ama bir o kadar da mutlu giriyorum yatağa. Doğa ile her günümüz ayrı bir macera. Bu sabah kendimi şöyle derken yakaladım; “Pamuk bi rahat ver kıza. Doğa sen de bırak fiştikleme hayvanı. Ufff bi didişmeyin iki dakka”. Sürekli yapışıklar evde. Doğa tuvalete girince bile Pamuk banyonun kapısında ağzında topu bekliyor. Bir top oyunudur gidiyor evde olduğumuz zamanlarda. Pamuk her halini bize anlatır oldu, konuştu konuşacak gibi yani. Arada söyleniyor kendi kendine. İsmini biliyor, surat ifademizden bile ne hissettiğimizi, ona ne söylemek istediğimizi anlıyor. Sıcaktan o da bunalıyor tabii, şöyle bazen kucağıma alıp suyun altına sokasım geliyor. Hatta Doğa’yı küvete sokunca alıversek diyorum onu da biraz ferahlasa fena mı olur.
Yazmam gereken 2 keyifli röportaj var ama inanın vakit bulup toparlayıp da yazamadım. İkisi de apayrı konularda birbirinden ilginç hem de. Neyse tatile gitmeden yazma hedefi koydum kendime. Asıl tamamlamam gereken başka birkaç iş var biran önce ama bekliyorlar ne yazık ki. Yaz dönemi böyle, vaktimin büyük kısmı kızıma ait. Geceleri öyle bir yorgunluk çöküyor ki elim kolum kalkmıyor. Bir de Pamuk felaket tüy döküyor mevsimsel olarak. Elektrik süpürgesi yapıştı elime tabii haliyle. Çok abatmamak kaydıyla ara sıra süpürmek gerekiyor evi. Haftada bir gelen kadının yaptığı temizlik hiç mi hiç yeterli olmuyor. Birara daha mı fazla çağırsam kadını dedim ama yok kadından yani evde başka birinden sıkıntı geliyor ya bana vazgeçtim. Çok düşündüm ama sonum budur yani süpürgeden de hiç şikayet etmiyim o halde dimi ama:) Ama en komiği, Pamuk ve Doğa süpürge sesinden nefret ediyorlar, ikisi bir odaya kapatıyor kendini, ben evi süpürürken onlar oyun oynuyor. Ama aşağıdaki fotoda Pamuk perdeyle oyun oynuyor. En sevdiği oyun bu; Perdeye dolanıp yatağa zıplayıp öylece kalmak.

Ha bu arada bir de garip şeyler oluyor bedenime. Yorgunluğa mı vursam, değişim ve dönüşüm döneminde mi bedenimle ruhum desem bilemedim ama olmadık şeyler hissediyorum şu birkaç haftadır. Tansiyonda ciddi düşüşler (zaten düşük tansiyonluyum yapı olarak), cildimde kaşıntılar, kas ağrıları vs.. Bunların içinde beni en zorlayan ani tansiyon düşüşleri oluyor. Birden yere yığılacak gibi oluyorum. Mide bulantısı ile birlikte görüş mesafem falan daralıyor. Neyse, en detaylısından bir check up yaptırdım bu durumların sonucunda. Sonuçların tamamı pazartesi belli olacak ama büyük kısmı çıktı. Herşey normal görünüyor. Pazartesi doktorumla konuşup değerlendireceğim sonuçları bakalım. Tabii ilk yapılacak şey olarak doktora gittim ama kendimle içten içe konuşuyorum da bir yandan neden yarattım bu durumları diye. Hastalıkları da yaratan biziz ya sonuçta, derinlere inmem gerek biraz. Ama gelin görün ki ne yalnız kalacak fırsatım var, ne de içsel bir çalışma yapacak zamanım. Böyle olması gerekiyor o halde kendiliğinden olsun, her ne ise kabul ediyorum. Akışa güveniyorum.
Çok şükür ki her zaman yoga var benim benle, dengede kalmamı sağlayan. Asanaları yapamadığım günlerde düşüncesi bile yeterli olan. İsmimin anlamını gerçek anlamda hissetmemi sağlayan öğreti, iyi ki var.


Baharı yaşayamadan kavurucu sıcaklara ulaştık. Sürekli bir şikayet halindeyiz her birimiz farkında mısınız? Sıcak oluyor “piştik” diyoruz. Yağmur yağıyor “bu yaz günü de bu yağmur da nerden çıktı” diyoruz. Rüzgar esse ona da sinirleniyoruz. Dolayısıyla ne yağmurun ıslattığı toprağın kokusunun, ne rüzgarın serinletici okşayışının ne de güneşin içimizi yıkamasının keyfine varamıyoruz. Hep bir sonraki adımda zihnimiz. Örneğin sıcakta serinlemeyi düşünüyoruz, rüzgarda ısınmayı, yağmurda da biran önce şemsiye bulmaya çalışıyoruz. “An”dan uzaktayız hep. Hatta yağmurda su birikintilerine basıp eğlenmek isteyen çocuklarımızı bile azarlıyoruz kıyafeti kirlenir diye. Halbuki çocuklar “an” da, o an orada yağmurun keyfini yaşamak istiyor. Ama biz kendimize “an” da kalmaya izin vermediğimiz gibi çocuklarımızı da bu eşsiz keyifli anlarından alıkoyuyoruz.
Mutluluk “an”larda gizli oysa ki. Basitliğin içinde, minnet duygusu ile yaptığınız herhangi bir şeyde; sevgiyle yaptığınız bir yemekte, zevkle yazdığınız bir yazıda, tamamen teslimiyet duygusu ile zihninizi boşaltarak yattığınız bir uyku da belki de. Saf iyi niyet var bu saydığım eylemlerde, yargı ya da koşul yok. Örneğin “Bu salatayı yaparım ama yiyecekseniz” diyebilir misiniz sevdiklerinize. Sevginizi katıp, sunarsanız salatanızı, marulun tadından nefret eden biri bile olsa mutlaka tadına bakacaktır.
İşte hayatımızın her alanında saf iyi niyetimizi, gönlümüzü koyduğumuz her şey sevgiyle çoğalır. Ama sürekli hesaplıyorsa, planlıyorsa zihin korkularınız ve endişeleriniz daha büyür. Bunun sonucunda da kendinizi kıskaçlık, öfke, aşırı yemek gibi kendi içinde dengesi olmayan birtakım davranış kalıplarının içinde buluverirsiniz. Eğer ki bir gün bunlardan birinin tuzağına düşerse zihniniz, önce aynaya döndürün kendinize, bakın bakalım kıskandıklarınız kimi, neyi, sizin içinizdeki hangi sizi yansıtıyor? Sonra da kalbinizi açın en derinlerine kadar, çıkartın sevginizi, önce kendinize sonra da çevrenize dağıtın.
Ruhsal ve zihinsel detoksun temeli aslında basit olarak yukarıda bahsettiğim gibi. Bunun için çeşitli maddeler sıralayamıyorum size örneğin, “10 günde ruhsal detoks” gibi! Çünkü hepimizin bedeni farklı olduğu gibi, ruhu da ihtiyaçları da farklı. Dolayısıyla her öğreti ya da her terapi herkese iyi gelecek diye birşey yok. Kendi adıma konuşursam ben sadece ve sadece yoga yaparak ruhumu arındırabiliyorum. Özellikle Kriya Yoga ruhumu arındıran tek şey. Bugüne kadar yaptığım hiçbir çalışmanın yerini tutmuyor hep söylüyorum Mihri Hocam iyi varsın diye. Kendi yaptığım yoga çalışmalarının yanısıra Mihri Hocam’ın Kriya dersi hiç kaçırmak istemediğim ve bende çok özel yeri olan bir çalışma.
Sevgiyle, şikayet etmeden, basitliğin içinde var olabilirseniz dışarıdan hiçbir şeyin etkisi altında kalmazsınız. Tıpkı bir ağaç gibi dimdik durursunuz. Ruhsal detoks için kendinizi huzurlu hissedeceğiniz herhangi bir şey yapabilirsiniz. Sadece denemeniz, aramanız ve bulmanız gerek. Ama bilin ki sevgiyle yapacağınız her öğreti, her eylem aynı yola çıkar.


Zihnimle en fazla çatıştığım zamanlar PMS (Regl Öncesi Sendrom) olsa gerek. Hatta bazen öyle ki tamamen hakimiyeti kaybedebiliyorum. Bir bakmışım ki zihnim tamamen beni ele geçirmiş. Ye diyor yiyorum, git diyor gidiyorum, bağır diyor bağırıyorum. Oldukça aksi, huysuz, sinirli bir kadına dönüşüyorum çoğu zaman bu dönemlerde. Ne zaman ki Doğa uyarıyor o zaman gidip aynaya bakıyorum ve “Hadi durma zamanı” diyorum kendime. İşte o anda başlıyor zihin geri çekilmeye, farkına vardığım ilk anda.
Ne saçma sapan şeyler yapıyor insan bu dönemde. Örneğin aynı anda hem tatlı hem ekşi istiyor benim canım bazen. Mesela bir turşu atıyorum ağzıma, arkasından çikolata. Toksik oluyorum komple, hani öyle ki o mide benim değil. Üstelik farkına vara vara yapmak da ayrı konu ama seviyorum ben bu zıtlıkları. Örneğin gayet toksik bir günün ardından detox yapmak çok hoşuma gidiyor. Dengemi böyle buluyorum napıyım:) Neyse şaka bir yana son dönemde PMS sırasındaki tatlı krizleri için başvurduğum şeyler hurma, yaban mersini ve keçi boynuzu. Tabiki de bazen bunlarda da abarttığım oluyor miktar olarak ama en azından doğal olduklarını biliyorum ve faydaları var bedene. Bir de kendime yapabildiğim en iyi şey böyle dönemlerde akşam yemeğini sadece meyve ve yoğurt ile geçirmek oluyor. Üzerine de bir güzel bitki çayı.
Kök çakra aktive olduğundan kadının en yaratıcı, üretici olduğu dönem regl dönemi. Aslında iyi değerlendirmek, verim almak lazım. Yoğun fiziksel aktiviteden kaçınıp, vücudu mümkün olduğunca dinlendirip, doğal ve faydalı besinlerle beslenmek gerek. Yoga yine her şeyde olduğu gibi burada da devreye giriyor ama hatha yoga değil daha nefes ağırlıklı çalışmak gerek ya da ille de duruşlardan yapmak istiyorsa bedeniniz, ancak ilk 2 günü geçtikten sonra, öne eğilerek yapılanları tercih edebilirsiniz. Fakat özellikle mum duruşu gibi ayakların yukarı kaldırıldığı duruşların kesinlikle yapılmaması gerekiyor. Çünkü salgı bezlerini, dolayısıyla hormonları ters etkileyebiliyor.
Şimdi sizlere bugünlerde okuduğum ilginç kitaplardan birinden bahsetmek istiyorum; “Vücudun Gizli Mesajları” – Susan L.Levy -Carol Lehr. Kitap, klinik kinezyoloji sanatı ve uygulamasını anlatıyor. Kitabın her bölümü çok ilginç olmakla birlikte PMS’i anlatan bölüm ayrıca ilgimi çekti çünkü gerçekten de kafa yoruyorum bu dönemdeki gerginliklerimi azaltmak ve zihnimin kontrolüne girmemek için. Belki sizlere faydası olur diye düşündüm. İşte kitaptaki bilgilere göre PMS tipleri;
Tip A – Anksiyete: Korku, aşırı sıkıntı, alınganlık, güvensizlik, kırılganlık ya da ruhsal değişkenlik. Bu tip PMS yaşayan kadınlarda eziyet kompleksi görülebilir. Çözüm; vücutlarında sakin, mutlu bir ortam yaratmaya destek olabilecek türde besinleri yediklerinden emin olmalıdırlar. Fazla tuz beyin ve sinir sistemi dahil tüm vücutta şişkinliğe sebep olur. Bu da anksiyete ve ruh hali değişikliklerini getirir. B6 vitamini alabilirsiniz. Ya da tam olarak B Complex kullanılabilir.
Tip C- Yiyeceklere Özlem: Bu tip kadınlar şeker isteğine kapılınca vücudun kimyasal dengesi bozulur, kan şekeri seviyesi düşer ve bu da genelde baş ağrısına sebep olur. Şeker arzusu geldiğinde yapılabilecek en kötü şey şeker yemektir. Genelde bu karşı konulamayan istekler kadınları yanlış yöne yönlendirir ama aslında diyetlerinde eksik olan bir başka besine işaret etmektedir; Krom ya da çinko eksikliği. Fazladan şeker alımı vücudun krom ya da çinko rezervlerini harcar, çünkü şeker işlenmiş karbonhidrattır ve kendi rezervi yoktur. Şeker ve işlenmiş besinleri kısıtlanması ve daha fazla tahıl yenmesi, PMS süresindeki yiyecek özlemi nöbetlerini yatıştırmakta genellikle yeterli olmaktadır. Çikolata isteği genellikle vücutta magnezyum eksikliğine işaret eder. Herhangi bir yeşil besinde gayet çok magnezyum vardır. Kara lahana, ıspanak, siyah hardal, pancar yaprakları, brüksellahanası, has buğday filizi sütü gibi koyu yeşin besinler bol miktarda magnezyum içerirler.

Tip H – Hiperhidrasyon: Fizyolojik olarak bu tip kadınların vücudu diğer kadınlara göre daha fazla şişer ya da iltihaplanır. Ağrılı, gergin kaslar, tutulma ve su tutması yaşarlar. Hatta bazen kırmızı yanaklar, boyun ve tiroid bölgesinde kırmızılıklar oluşur. Bu tip kadınların mutlaka hangi besinlere karşı alerjik olduklarının tespit edilmesi gerekir. Kahve ile birlikte gazoz ve bazı çaylar vücutta enflamasyona neden olur ve hormon üretimini kötü yönde etkiler. B vitamini, magnezyum ve doğal idrar söktürücüler kullanılabilir. Karahindiba, maydanoz, yonca, rezene tohumu, shave grass ( Equisetum Hyemale), kereviz, ayı üzümü, potasyum ve B6 gibi bazı besin ve bitkisel tamamlayıcılar geçici olarak kullanılabilir. Bunlar etkili doğal idrar söktürücüdürler ama uzun süre kullanılmamalıdırlar. Bir de keten tohumu yağı ile vücuda kompres yapılabilir ya da günde 2 çay kaşığı bu yağdan içilebilir. Oldukça hassas olan ve buzdolabında saklanması gereken yağ hiç ısıtılmamalıdır. Omega 3, 6 ve 9 yağ asitlerini içeren en iyi yağ keten tohumu yağıdır. H tiplli kadınlar ayrıca sigara içmemelidir. Vücuda giren duman, hassas dokularla buşuştuğunda, kolayca vücudu okside eder ya da paslandırır.
Tip D – Depresyon: Aşırı ruh hali değişiklikleri, ilerleyen vakalarda uzayan depresyonlar, kendi kendini yaralama ve intihara eğilim görülebilir. Ek semptom olarak sinirlilik, unutma, uykusuzluk ve uyuşukluğu da sayabiliriz. D tipi kadınların şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan ya da kahve, gazoz ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan uzak durmaları gerekir. Basit sebze ve tahıllara yönelmek gerekir. Soya ürünleri, badem ve kabak çekirdeğinin de yararlı olduğu görülmüştür. B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko ve amino asit semptomları hafifletir. Kediotu ve çarkıfelekten elde edilmiş bitkisel solüsyonlar, tabletler ya da homeopatik bileşimler ve değişik markaların papatya gibi bitkisel çaylarıda sakinleştirici olarak kullanılabilir.

“PMS’i yenmek, menopoza sağlıklı geçiş için önemli bir önkoşuldur. Vücut doğal yaşam devrelerini yaşamaya devam ederken menopoza doğal çözümler bulmak, kadının en önemli amacıdır” diyor kitapta.
“Doğa, kadını ustalık eseri olarak yaratmıştır.” G.E.Lessing

Geçen gün annem “niye yazmıyorsun artık sen” dedi. Her postumu okuyor sağolsun, hiç kaçırmaz. Babam da dergideki yazılarımı okur özellikle, yorum yapar mutlaka. Sahi yorumlardan bahsedeyim biraz konu açılmışken. Geçenlerde Cemil İpekçi adıyla biri gayet çirkin bir yorum bırakmış köşe yazarlarımdan birine. Bir de benim dolunay yazıma bir yorum geldi, kimden geldiği belli değil ve neden yazıldığı. Sildim tabiki de yayınlamadım ama şaşırmadım da. Kendimizi ifade etme konusunda nedense hep faklı yollar ve yöntemler deniyoruz. Üstelik de kendi ismimizi kullanmaktan aciziz. Lütfen bu kişiler ne söylemek istiyorsa gerçek adını kullanarak yazsınlar bize. Bizler hepimiz gayet şeffaf, olduğumuz halimizle buradayız.
Bir de sessizliğe bürünmüş bir okuyucu kitlesi var ki sormayın. Örneğin Super Moon başlıklı postu binin üzerinde kişi okudu ama yorum yok. Ne olur ki birkaç satır birşey çizittirseniz birlikte düşünsek, tartışsak, paylaşsak, birlikte büyüsek.
Neden mi yazmıyorum? Belli bir nedeni yok aslında gündelik hayatın koşuşturmacasına dalmışım biraz diyelim ve bir yandan da yoga dersleri vermeye başladım evde ona yoğunlaştım. Eşe, dosta, aileme yoga gösteriyorum. Öğretmen oldum mu? Sertifikamı aldım ama öğretmen olma yolundayım henüz diyelim. Hemen eğitim bittiğinde öğretmen olunmuyor bence, öğreti çok derin. Yaşama geçirmek emek ve disiplin istiyor. Hep öğrenci kalabilmek gerekiyor aslında. Çalışıyorum kendimle bolca, okuyorum, araştırıyorum, özellikle özdisiplinimi oturtmaya çalışıyorum her anlamda. Kendimle çeliştiğim oluyor, tosluyorum bazen duvara, bıdı bıdı konuşuyorum kendimle, kimi zaman da susuyorum sadece. Eh böyle işte bende durumlar, yol uzun. En son okuduğum “Yoga ve Siz” adlı kitabında B.K.S. Iyengar öğretmenler ve öğretmek üzerine şöyle diyor; “Akademik bir alanda öğretmen olmak görece kolaydır, oysa aynı şey sanat öğretmenliği için söylemek zor, ve yoga öğretmenliği de hepsinin en zoru çünkü onların kendilerini eleştiri süzgecinden geçirmeleri ve kendi kendilerini düzeltmeleri gerekir. Yoga sanatı tümüyle öznel ve uygulamalı. Öğretmenlik sertifikaları değersiz sayılır. Asıl değer öğretmenin öğretme işine olan yaklaşımında yatar.”
Bir yandan sevgili Sedef’in “Connection Parenting” eğitimini tamamladım 2. defa. Yaklaşık 2 yıldır Sedef’le üzerinde çalıştığımız bir proje kapsamında katıldığım bu eğitim ebeveynliğe bakışıma ayrı bir anlam kattı. Proje tamamladığında keyifle paylaşacağım sizlerle.
Yazmıyorum ama bolca blog okuyorum bu aralar. Güzel insanlar var okuduğum, kendimden birşeyler bulduğum… Yukarda takipteyim kısmı da bozulmuştu yapamadım halen kısa zamanda onu da halledip okuduğum dostları da paylaşacağım.

Yaşamın temel unsurlarından olan beslenmek, uyumak, tüm insanoğlunun, hatta yaşayan tüm canlıların ortak paydasıdır. En küçük tek hücreli mikroptan en büyük canlıya kadar yaşayan her varlık, besinini kendi sistemi dışından almak, metabolizmasının faaliyetlerini yavaşlatarak dinlenmek ihtiyacını duyar.
Oruç tutma, kişinin kendisini anlamasını için gelişmiş bir uygulamadır. Çünkü ciddi bir dürtünün etkileri ancak bu dürtü gönüllü olarak inkar edildiği zaman anlaşılabilir ve bunu anladıktan sonra kişi davranışlarını kendi gereksinimlerine göre yeniden programlayabilir.
Özellikle dolunay ve yeniay dönemlerinden 3 gün önce oruç tutabilirsiniz. Çünkü bu dönemlerde ayın çekim gücü artıyor ve bu durum vücuttaki sıvıyı, gazı kabartıyor. Yani dengemiz kayboluyor, enerji fazlamız oluyor. Çoğunlukla çok yiyoruz ve de yediklerimizi dengeleyemiyoruz.

Oruç, sadece sistemi temizlemekle kalmaz, kötü beslenme alışkanlıkları, aşırı alkol kullanımı, düzensiz yaşam ve sindirim bozukluğu gibi zarar görmüş sistemin sağlığına yeniden kavuşması için yeterli zaman tanınmış olur.
Fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarımıza göre tüm gün sadece sıvı alarak, tüm güm hiçbir şey yemeyerek ya da sadece tek bir öğün yiyerek oruç tutabiliriz. Kendimizi nasıl iyi hissedeceksek o şekilde yapmalıyız. Zorlama olmamalı.
Oruçtan mümkün olan en fazla yararı alabilmek için dikkat edilmesi gereken bazı prensipler vardır;
* Yemeğimize dikkat etmemiz gerekir, karışık gıdalar almamız gerekir, midemizi rahat tutan besinleri yememiz gerekir. (Akşamları, bedendeki enerjinin büyük kısmı harcanmış ve kalan enerjinin çoğu da baş bölgesinde toplanmış halde bulunur. Bu yüzden akşam yenen yiyeceklerin hafif ve kolay sindirilebilir özellikte olmasında yarar vardır. Güneşin batışıyla atmosferdeki iyon yükü zayıflar ve kişi ne kadar geç yerse, besinlerin sindirimi de o kadar zor olur. Akşamları çorba içmek, haşlanmış sebzeler, mayalı ekmek, fasulye ve yeşillikler yemek gerekir. Patates gibi kök besinlerin sindirimi güç olduğundan, geceleri yenmemesi doğru olur. Akşamları yağlı yiyecekler ve kızartmalardan kaçınmamız lazımdır. Kuş üzümü ve hurmayı kaynatıp suyunu içmek, sabah temizliğinin rahat ve kolay olmasında yardımcı olur. Sıcak süt de sistemi sakinleştirip rahat uyku uyunmasını sağlar, ayrıca bağırsakların boşaltılmasında da yardımcıdır ).
*Yemek yerken asla acele etmemeliyiz, beden kimyasını bozar. Yemeği yerken sakin bir şekilde, tüm dikkatimizi yemeğe vererek yemeliyiz.
*Nikotinden uzak durmalıyız, orucun hedeflerinden bir tanesi de sistemdeki kimyasal dengeyi düzeltmektir.
*Bedendeki ısı değişimlerine dikkat etmemiz gerekir, sistem son derece hassastır. Soğuk algınlığı ve enfeksiyonu atlatmak zor olabilir.
*Her tür yorucu faaliyetlerden kaçınmak gerekir. Ani enerji harcanmasıyla sonuçlanan her hareket bedendeki uyumu bozabilir.
*Bu dönemde yapılabilecek en iyi egzersiz, derin nefesler alıp-vermektir. Dik oturarak, hiç baskı yapmadan sessiz, uzun nefes-alıp vermek gerekir,
Hafif bir çorba yapalım: Yarım kap tavuk suyu (ben 2tane but alıp havuç, maydanoz, kuru soğan koyup kaynatıyorum ), yarım kap su, içine kırık buğday, az erişte, açık sarı mercimek, isterseniz nohutu iyice haşlayın elinizle ufak parçalara ayırın ekleyin, ince kıyılmış çarliston biber, havucu ince rendede rendeliyorum, soğanı da koyuyorum, bol kıyılmış taze nane, bulgur, az tuz, kırmızı pul biber. Azar azar koyarsanız koyu olmuyor. Yağ koymuyorum, hafif, aynı zamanda yaz zamanı rahatça içebileceğiniz bir tarif. Afiyet olsun.
