Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Sinüzit’in bu defa çok derinine ineceğiz. Sinüsler hangi ruhsal inancımızı temsil ediyor, hangi çakramızla ilgili, bu hastalığı biz nasıl yaratıyoruz? Bu olasılıkların hepsini göreceğiz. Tabiî ki herhangi bir çakra ile çalışırken mutlaka o çakranın altındaki ve üstündeki çakraların dengede olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Çünkü bir çakradaki dengesizlik alt ve üstündeki çakraları da etkiliyor.
Fakat sizden ricam bu yazıyı okurken zihninizi bir kenara koyun ve farklı bir açıdan bakmayı deneyin.
Sinüzit iki kaşımızın ortasındaki 3. gözümüzde ilgili yani Ajna Çakra. Bu çakranın rengi, şekli ve elementi yok.. ( Her ne kadar çoğu kaynakta mor renk söylense de) Madde ötesi, zihnin oturduğu yer… Elementlerin ve bedenle ilişikli duyu organlarının ötesinde bir yer… Ajna sözcüğü, ‘bilmek, itaat etmek veya izlemek’ anlamına gelen Sanskritçe kökten gelir. Kelime anlamı olarak Ajna ‘emir’ ya da ‘gözleme merkezi’ demektir. Astorolojide Ajna, guruyu ya da öğretmeni simgeleyen, Jüpiterin merkezidir. İlahi varlıklar arasında Jüpiter, devaların gurusu ve tanrıların öğretmeni olan Brihaspati tarafından temsil edilir. Bu nedenle bu merkez ‘guru çakrası’ olarak da bilinir. Aynı zamanda Ajna Çakra, üç ana nadinin veya enerjinin – İda, pingala ve sushumna- tek bir bilinç ırmağına karıştıkları ve yukarıya taç merkezine sahasraraya aktıkları bir kavşak noktasıdır. Olumlu ve olumsuzun, Şiva ve Shakti’nin, ying ve yang’ın, kadın ve erkeğin ikilimi biter.
Hindistan’da Ajna Çakraya divya chakshu (ilahi göz), gyana chaksu veya gyana netra (bilgi gözü) denir, çünkü bu ruhsal kişinin varoluşunun altta yatan doğasına dair içgörü kazandığı kanaldır. Buna Şiva’nın Gözü de denir, zira Şiva ajna çakranın uyanmasıyla doğrudan bağlantılı olan meditasyon zirvesidir.
Çoğu insanda bu içsel göz kapalı kalır ve dış dünyadaki olayları görebilseler de, gerçeğin bilgisi ve anlayışı kazanılamaz. Bu anlamda, bizler insan varoluşunun daha derin seviyelerini göremeyerek, dünyanın gerçek olasılıklarına karşı körüzdür. Ajna Çakra uyanana dek aldanışlar içindeyizdir, şeyleri doğru görmeyiz ve sevgi, bağlılık, nefret, kıskançlık, trajedi, komedi, zafer, yenilgi ve daha birçok şey hakkında bir yığın yanlış kavramlarımız, kalıplarımız vardır.
Ajnanın fiziksel karşılığı beyin epifizidir. Yüz, sinüs, burun, göz ile de direkt olarak ilgilidir. Hipofiz, tiroid, timüs ve adrenalin gibi bütün salgı bezlerinin düzgün çalışmasını sağlar. Beyin epifizi, hipofiz bezi üstünde bir kilit işlevi görür. Beyin epifizi sağlıklı olduğu sürece, hipofiz bezinin işlevleri de kontrol edilir. Ne var ki,çoğumuzda beyin epifizi sekiz, dokuz, on yaşlarına ulaştığımız zaman dejenere olmaya başlar. O zaman hipofiz bezi işlev görmeye ve cinsel bilincimizi, duyusal zevklere düşkünlüğümüzü ve dünyevi kişiliğimizi tahrik eden çeşitli hormonlar salgılamaya başlar. O zaman ruhsal mirasımızla temasımızı yitiririz. Çeşitli yoga teknikleriyle beyin epifizini sağlığına kavuşturmak ve bunu korumak mümkündür.

Gomukhasana
Sinüslere fayda sağlayabilecek asanalar;
Chakrasana
Ghomukasana
Bhujangasana (Kobra)
Sarvangasana (Mum)
Matsyasana (Balık)
Adho-Mukha Shavasana
Uttanasana
Nefes çalışmaları; Pranayama ve kapalabhati.

Kobra
Asana ve nefes çalışmalarını ayrıntıları ile vermiyorum çünkü öncelikle birebir bir eğitmenle çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Pozları iyice öğrendikten sonra ancak evde kendi yoganızı oluşturabilirsiniz. Zaten yoga en güzel kendinizle yaptığınızda sonuç verir. Herhangi bir merkezde haftanın 1-2 günü yoga yapıyorsanız, diğer günler de mutlaka evde kendi seçtiğiniz, size iyi geldiğine inandığınız ya da eğitmeninizin sizin için önerdiği duruşları çalışın. Öyle bir zaman gelir ki mat üzerine geçtiğiniz an hangi asanaları yapacağınızı zaten içsel olarak bilirsiniz, başlarsınız ve yoganız akar gider. Sabırla ve uzun vadede güzel sonuçlar alabilirsiniz. Verdiğim asanaları araştırıp duruş tekniklerini öğrenebilirsiniz ve üzerinde düşünebilir, çalışabilirsiniz.
Nefes tekniklerinin ise hem fiziksel hem de psişik faydaları var ve yine mutlaka eğitmenle başlanması gerekiyor.
Olumlamalar;
Beni uzunca bir süredir takip edenler bilirler Louise Hay’i pek severim ve de tekniklerini çalışır, denerim. “Bedenimizde hastalık denen şeyin yaratıcısı biziz” der Hay ve haklıdır da. Şimdi sinüsler için şu olumlamayı bir kağıda yazıp başucunuza koyun; “Hayatın bütünüyle birim. Ben izin vermedikçe, kimsenin bana zarar verme gücü yok. Barış ve uyum içindeyim. Takvime bağlı tüm inançları red ediyorum.”
Bu olumlamayı her gün uyandığınızda ve gece uyumadan önce okuyun ya da içinizden söyleyin. Gün içerisinde şarkı olarak söyleyebilirsiniz. Ya da bu olumlama üzerine meditasyon yapabilirsiniz. Seçim sizin.
Kolay gelsin.
Bu postu yazarken yardım aldığım kaynak başucu kitaplarım;
Kundalini Tantra – Swami Satyananda Saraswati
Yoga – Sağlığın Yolu – Dada Acarya Hiranmayananda Avt.
Düşünce Gücüyle Tedavi – Louise Hay

Bu kış çocukluğumun hastalığı sinüzit geri dönüş yaptı bana. 6 yaşına kadar bademciklerden çekmişim, sürekli ateş ve iltihap şeklinde. Bademcik ameliyatı ve burnumdaki et alındıktan sonra da sinüzit başlamıştı. Fakat sonrasında kendiliğinden birdenbire kesildi, nasıl olduğuna en çok ben şaşırmıştım çünkü ancak çeken bilir illet birşeydir sinüzit. Nefes alamamak kadar insanı kötü hissettiren birşey daha var mı ki? Diğer yandan da şiddetli baş ve sinüs ağrıları da cabası.
Herneyse uzunca yıllardır unutmuştum sinüzit diye birşeyin varlığını ta ki bu kışa kadar. Hiç burnum tıkanmaz yıllardır, tıkansa da açarım bir şekilde nefes teknikleriyle, kimi zaman da kendiliğinden açılır zaten yoga sırasında. Asanaları uzunca yıllar çalıştıktan sonra bir süre sonra her biri en derin katmanlarınıza inmenizi sağlıyor. Sanki katman katman soyunuyor, açılıyorsunuz. Ama bitmek bilmiyor bu katmanlar. Derinlere indikçe neler gördüğünüze siz bile şaşıp kalıyorsunuz. İşte sinüzite de bu tarafından bakma tarafatarıyım. Tabiki belirtilerin yoğunluğuna göre ilaçla tedavi yapmak gerekebiliyor çünkü gerçekten katlanılmaz bir hal alabiliyor ama hep dediğim gibi ilaç sadece geçici olarak belirtileri yok ediyor. Hastalığınızın asıl yani ruhsal nedenini bulmadıkça tekrar tekrar size merhaba diyebiliyor.
Geçenlerde Doğa’yı götürdüğüm KBB doktorundan bana da bakmasını rica ettim. Bakmasıyla birlikte hemen tomografi istemesi ve burun kemiklerimden birinde eğrilik olduğunu söylemesi, acil deviasyon ameliyatı önermesi bir oldu. Üstelik şöyle de sıraladı; “Muhtemelen oldukça kalitesiz uykularınız var ve gece nefes almakta zorlanıyorsunuz. Burun kemiğinizdeki bu eğriliği düzeltmezsek yaşlılığınızda ciddi problemlerle karşılaşabilirsiniz çünkü oksijen gitmiyor vücudunuza”. Bu söylenenler karşısında donup kalan ben sadece şöyle diyebildim; “Bu söylediklerinizin hiçbiri yok bende. Oksijen sorunum hele hiç yok. Geceleri hiç burnum tıkanmaz ve gayet iyi uyurum. Sadece nezle sonrası böyle burnum tıkandı”
O günden beri düşünmekte, araştırmakta ve çalışmaktayım bu konuyla ilgili. Doktorun teşhisi ve önerdiği tetkiklerle ilgili hiç yorum yapmayacağım zaten durum açıkça ortada. Her geçen gün istenen gereksiz tetkiklerle köşeyi dönüyor adı lazım olmayan belli kurumlar.
Şimdi size sinüzit için ilaç tedavisine ek olarak, ya da ilaç tedaviniz bittikten sonra bir daha tekrarlamasını önlemek adına bazı şeyler önereceğim. Bunlar tamamen benim kendi yaşadıklarımdan öğrendiklerim, denemesi size kalmış;
*Öncelikle süt, peynir, muz, nişastalı ve yağlı yiyeceklerden uzak duruyorsunuz. Bunların balgam artırıcı özelliği var.
*Bağışıklığınızı artırmak için ekinezya tabletleri ya da çörek otu yağı için.

*Burnunuzun tıkanmasını önlemek için Neti Pot kullanın. Neti Pot bulamazsanız minik porselen bir demlik de kullanabilirsiniz. Demliğin içine vücut ısısında temiz su ve yarım çay kaşığı tuz atın. Ayaklarınızı omuzlarınızın genişliğinde açıp ayakta durun. Neti Pot’u sağ elinize alın ,başınızı yere paralel olacak şekilde sola doğru eğin ve neti potun ucunu burnunuzun sağ deliğine yerleştirin. Uygulama sırasında ağzınızın açık olması ve ağızdan nefes alıyor olmanız gerekir. Bu şekilde su genzinize kaçmadan diğer burun deliğinizden akacaktır. Bu işlemi başınızı başınızı yere paralel olacak şekilde soğa eğerek sol burun deliği için de uygulayın.
*Shiatsu ile tanışın. Ben uzun yıllar önce tanıştım. Hastalandığım zamanlarda çok yardımcı oluyor bana. Ayrıca yoga ile birebir örtüşüyor. Evet birçok hastalığı iyileştirmek ve de önlemek için eller ve parmaklarla yapılan masaj shiatsu, sinüziti de hızla iyileştiriyor. Bir shiatsu uzmanından yardım alabilir, size sinüzit masajı yapmasını isteyebilir ya da evde en azından kendiniz gerekli noktalara masaj yapabilirsiniz (Bu masaj çocuklara da yapılabiliyor. Ben Doğa’ya yapıyorum burnu tıkandığında ve çok rahatlıyor);
1. İlk yapacağınız şey burnun iki yanındaki noktalara birden, üst üste bindirdiğiniz işaret ve orta parmaklarınızla ya da yalnız işaret parmağınızla bastırmak.
2. İki kaşın ortasındaki, arasındaki noktaya bastırın.
3. Göz yuvasının çevresindeki bütün noktalara ve hafif olarak baş parmağınızla bastırın. Elmacık kemiklerinin altındaki noktalara üç parmağınızı kullanarak bastırın.
4.Şakaklardaki noktalara bastırın.
Bir de boyun ve ense kökünde bazı noktalar var ki bunların bir uzman tarafından bulunması gerek.
Shiatsu ile ilgili olarak “Shiatsu – Toru NAMIKOSHI” adlı kitabı alıp inceleyebilirsiniz. Kendi kendinize ve çocuklarınıza uygulayabileceğiniz yöntemler içeriyor.
Sinüzit ile ilgili çözümlerimi yazmaya devam edeceğim. Bir sonraki post, sinüziti önlemek için yapabileceğiniz asanalar ve nefes teknikleriyle ilgili olacak.

Bu sabah ilk defa Pamuk yoga yaparken matıma gelmedi. İlk defa topunu getirmedi oynayalım diye, ilk defa ters pozlarda dururken yere sarkan saçımı patilemedi. Yayıla yayıla uyudu hiiç tınmadı bile. Arada göz ucuyla baktım, bir gözünü açıp o da baktı sonra yine kapadı. Ciddi zor anlar yaşatıyor bazen yoga yaparken:) Çoğunlukla sarvangasanada (mum duruşu) geliyor sırtımın önüne oturuyor gitmek bilmiyor. Daha uzun durmam gerekiyor sanırım bu duruşta. Tamam durmasına dururum zaten en sevdiğim asanalardan biri ama onun orada öylecene rahat oturuyor olması güldürüyor beni, eee tabii bütün dikkatim dağılıyor. Önce onu uzaklaştırmaya çalışıyor, hadii bir daha asanaya giriyorum. Vishuddha’ya dikkat diyor Pamuk bana daha çok çalış daha çok! Boşluk çakra derdi sevgili Dada bu noktaya ve çok önemserdi bu çakra ile çalışmayı.
Peki Pamuk’un bugün matıma gelmemesi neye işaret acaba ki:)) “Bütün çakralara çalış işte be kadın hep ben mi söylicem sana” diyor belki de:)
Bazen gerçekten konuşacakmış gibi hissediyorum. Kedilerin hiç bu kadar konuşken olduğunu bilmezdim. (Şu fotodaki haline baksanıza nasıl da bakıyor bana bunları yazarken) Bırbırbır sürekli söyleniyor bizimki. Her ses tonu ile farklı birşey anlatıyor. Süt isterken farklı, tavuk isterken farklı örneğin. Ya da topunu getirip oyun isterken bir başka tavır, başka ses. Bir de diklenmesi var ki insana o surat ifadesi ömüre bedel. Geceleri Doğa uyurken önce onun odasındaki kaloriferin yanında fosurduyor. Ama bu bir hile aslında. Amaç yavaştan Doğa’nın yatağına kamp kurmak. Çok hareketli ve oyuncu olduğu için izin vermiyorduk aslında Doğa uyuduktan sonra odasına girmeye. İzin vermesek de Jerry’i (oyuncak faresi) ağzına alıp söylene söylene gidiyor Doğa’nın yatağına bir süre mavlıyordu, hani bir ihtimal uyandırırım ümidiyle. Her böyle yaptığında çıkarttık Doğa’nın odasından onu. Ama bu aralar özgürlüğünü ilan etti ee biz de indirdik yelkenleri artık öğrensinler birbirleriyle baş etmeyi diye. Nereye kadar takip edeceğiz evin içinde handi odaya girip girmeyeceğini sonuçta. Neyse, bugünlerde Doğa ile birlikte uyuyor Pamuk yatağının bir ucunda. Fakat sabah uyandığımızda çoğunlukla şöyle bir manzara ile uyanıyoruz. Yatakta Doğa, Pamuk, Jerry ve birkaç minik top. Her gece üşenmeden oyuncaklarını da taşıyor oraya. Hatta geçen gece Doğa çığlık çığlığa uyandı “Ahhh Pamuk yapma” diye. Bizimki uyurken yorgandan ayağını çıkartmış, diğeri de oyun sanmış atmış patiyi. Minicik baş parmağı çizilmiş bizimkinin. Amanın kıyamet koptu, bantlar yapıştırıldı parmağa okula giderken, sanırsınız ağır yaralı. Tabii ertesi gün Pamuk veterinere götürüldü tırnakları kestirildi ve Pamuk pati oldu Doğa’nın deyimiyle. Şimdi rahat rahat tepişebiliyorlar.
Sadece Pamuk değil ki yogama karışan asıl Doğa var ki, (çok şükür ki okullar devam ediyor halen) yandık yine yaz gelince yani okullar tatil olunca her sabah pembe matını serer yanıma. Eee 24 saat çocukla olunca yazın her sabah gün doğumunda kalkamıyorum yogaya, bazen onun önünde yapmam gerekiyor. Bir de bitiştiriyor matıma ille yapışık olacağız. İkinci asanadan sonra başlıyor “bak anne olmadı dönerek yapman lazım bunu dur ben sana öğretiyim biraz” diye ve sıralıyor “şimdi ruj duruşu, şimdi bomba duruşu…” Bir sürü duruşu var kendi uydurduğu:) O kadar eğleniyor ki anlatamam. Hele eve öğrencim gelecekse her defasında yalvarıyor “nolur anne bak hiç ses yapmam pembe matımda oturur izlerim” diye ama nasıl emin olabilirim, dersin ortasında “ben şimdi size bi ruj duruşu göstereyim” demeyeceğinden.
Bu durumda evde yogama tek karışmayan ve kendisi de yapmayan Serdar var iyi mi:) Hiç bulaşmıyor muyum, demiyor muyum hadi diye? Zaman zaman içimdekileri döküyorum tabii birbir ama bakıyorum ki o kendi uğraşlarıyla pek bir mutlu dönüyorum ben de kendime. O öyle mutlu ben böyle yapacak birşey yok. Bazen düşünüyorum da bu zıtlıklar çok besliyor ilişkiyi, boşluklar yaratıyor, birbirinden özgür alanlar sağlıyor ki bu da evlilikler de en gerekli şey bana kalırsa.
Ne saçma bir post oldu, yogadan girip evlilikten çıktım:) Eeee napalım hayatla ilgili her yerde her şeyde yoga var işte buradan da buna bağlayalım:)

Her salı ve perşembe 10-11:00 arası CaddebostanSinerji’deyim. Yakında haftasonu grupları da olacak.
Benimle birlikte öğrenmek, yol almak ve yogaya gönülden vakit ayırmak isteyenleri bekliyorum.

Fatih Keçelioğlu’nu Türkiye’ye geldiği dönemlerde mutlaka yakalayıp röportaj yapıyorum, biliyorsunuz Bugüne kadar hep 2012’yi, güneşteki patlamaları ve Mayaları konuştuk. Hem de oldukça ayrıntılı konuşmuşuz, şöyle bir baktım da önceki röportajlarımıza ayrı birer kaynak olmuşlar. Fakat bu defa 2012 konuşmayalım istedim. Her ne olacaksa olacak zaten, gerek fiziksel gerekse de ruhsal boyutta, bizler bu bilinç sıçramasına kendimizi nasıl hazırlarız onu konuşalım istedim ve dolayısıyla konu tabiî ki de yogaya geldi. Özellikle yoga konuşmak istedim bu defa, çünkü biliyorum ki ben onu tanıdığımdan beri Tayland’da Agama Yoga Okulu’nda eğitim alıyor, oldukça fazla emek verdiğini görüyorum bu yolda.
Ben de bu öğretiyi bir yandan öğrenmeye devam ederken bir yandan da öğreten biri olarak, bugünlerde biraz sıkıntılıyım açıkçası. Çok uzun zamandır hissettiğim bir şey bu. Yoganın özünden gittikçe uzaklaşıyoruz gibi geliyor. En basitinden örneğin, görüyorum ki kadın dergilerinde yoga pozları gösteriliyor örneğin baş üstü duruş; “Her gün bunu yapabilirsiniz” diyor haberi yapan ve aşama aşama yazmış nasıl yapılacağını. Hem bir gazeteci hem de yogayı yaşayan biri olarak tüylerim diken diken oluyor inanın ne yorum yapacağımı bilemiyorum. Dergiden bakarak yapılacak bir şey değil yoga, olsa olsa jimnastik olabilir ancak o ama yoga olamaz. Yıllarını bu öğretiye vermiş hocalarımız, derinliğine eğitim almış genç yoga eğitmenleri dururken dergiye bakıp baş üstü duruş yapmak da neyin nesi? Sakatlanmaya davetiye çıkartır ancak başka da bir işe yaramaz. Neyse biz konumuza dönelim… Yoganın özüne inebilen genç eğitmenlerden biri olan Keçelioğlu’ndan öğrenelim.
Keçelioğlu, 2008 yılının başından beri düzenli olarak Tayland’daki Agama Yoga Okulu’na devam ediyor. 4 yıllık bir lisans programının ardından geçtiğimiz yıl eğitmenlik programını da tamamlamış. Bugün Türkiye’de çeşitli yerlerde eğitimler veriyor.
Neden Agama Yoga okuluna gittiğini sorduğumda Keçelioğlu’nun yanıtı şöyle oldu; “2001 yılından beri yoga yapıyorum. Yoga yaparken hep bir şey eksikti sanki. Hep asıl yogayı öğrenmediğimi hissediyordum. 2007’de Agama Yoga ile tanışınca o eksik yanımı anladım. Eksik olan şey asanaların gerçek anlamını bilmeden yapıyor olmamdı. Asanaların gerçekte neye hizmet ettiğini, asanalarda bilincin nasıl konumlanması gerektiğini ve gizli bedenlerimizi nasıl etkilediğini bilmiyordum. Bir asana yaparken aslında bir meditasyon şeklinde yapılmalı ve belirli bir enerji hareketine odaklanmak gerekiyor.”
Keçelioğlu’ndan aldığım bilgilere göre, AgamaYoga, öğrencilerine ne basitleştirilmiş Hindu mistisizmi ne de fitness temelli jimnastiğe benzeyen bir yoga sunuyor. Saf ve gerçek yoga disiplini veren uluslararası bir okul olan Agama’nın kurucusu, yogada modern düşünme eğiliminin savunucusu olan Swami Vivekananda Saraswati. Keçelioğlu, Agama’da yoganın çok derinliğiyle ezoterik bir ekol olarak anlatıldığını vurguladı.
Yoga bir din değil aslında deneyimsel bir bilim olduğundan bahseden Keçelioğlu, “Dinlerin hepsinin bir özelliği var. Dinlerde tanrı ile insan arasında aracı vardır. Yogada aracı yoktur. Direkt olarak evrenle ilişki içerisindesiniz. Ve deneyimseldir. Hiçbir şeyi kör inanç olarak almamak gerekiyor. Tamamıyla bedeniniz laboratuar ve siz bir bilim adamısınız. Teknik açılardan dolayı Kesinlikle dogma olmamalı” şeklinde konuştu.

Asanalar yoganın sadece yüzde 5’i
Agama’da Kundalini yoga en az 2 yıl yoga yapmış birisine, Pranayama da 2.ayda öğretiliyormuş. Benim eğitim aldığım hocam da eğitimin ilk kısmında Pranayama göstermemişti. Keçelioğlu da “Pranayama ve Kundalini için enerji yüklemesini kaldıracak enerji kanallarının temiz olması gerekiyor. Günde 2 paket sigara içiyor, bol alkol alıyorsanız, ilaç kullanıyorsanız oturun yarım saat pranayama yapın psikoza bile girebilirsiniz. Aklınızı kaybetmeniz bile mümkündür” dedi.
Agama yoganın aynı zamanda rezonans yasasına dayandığını söyleyen Keçelioğlu, “İhtiyacımız olan herşey evrende sonsuz bir şekilde var. Aslında insan hologrofik olarak evrenin tam bir kopyası. Yoga demek bu holografik olan makro evrenle bizim mikro evrenimizin birleşmesi demek. Zihin konsantrasyonu için çok önemli yoga. Bu konsantrasyonu kullanmadan yoga diye bir şey yok. Elindeki radyonun frekans arama düğmesini kullanman gerek. Dolayısıyla yoga sadece asanalar demek değil. Asanalar bütün yoga sisteminin sadece yüzde 5’i. Sabah uyandın evin önünde bir uçak var hayatında hiç uçak görmemişsin. Çok güzel bir otobüsüm oldu diyorsun. Yanındaki metal parçaları da ne diyorsun ve onları kesip kurtuluyorsun. Süper bir otobüsün var ama aslında ama uçamıyorsun. Yoga da aslında bizi uçuracak bir öğreti ama bugün Kali Yuga’da (Hint Zaman Anlayışı’na göre maddi ve manevi yozlaşmanın doruğa çıktğı dördüncü zaman devresi) olduğumuz için işin özü kaybolmuş durumda. Patanjalinin yoga sutralarına baktığınızda diyor ki, asana rahat ve gevşemiş bir zihin ile uygulanmalı. Zihin konsantre olmalı ve sonsuzluğa odaklanmalı. Aslında tek bir asana bile paranormal güçler uyandırabilen bir şey. Hatha yogayı bilerek yapmak ve asanalarda uzun süre durmak gerekiyor.

Her bir asana antenimizi doğru kullanmamıza yarıyor
Hatha yoganın bugün fiziksel bir yoga olarak anlaşıldığından bahseden Keçelioğlu, Hatha Yogayı şöyle anlattı: “Hatha yoga kendi içimizdeki ying ve yang (Ha ve Tha) tarafımızı dengelememizi sağlıyor. Ha Güneş, Tha ise Ay anlamında. Her bir çakranın alıcı ve verici yönleri var. Mesela anahata çakramla (Kalp Çakrası) evrensel sevgiyi alıyorum sonra bunu veriyorum bir başkasına. Hiç anahata çakrası güçlü olmayan birisinin önce alıcı yani ying sonra ise verici yani yang yönünü çalıştırması gerek. Ben bir şey alamıyorsam sana nasıl verebilirim ki. Sevgi almayı bilmiyorsam evrenden nasıl verebilirim. Neden sevgiyi alamıyorum? Çünkü makro evrendeki ilahi sevgi kanalıyla bağım kopuk. Yayın yapan yedi temel istasyon var ve benim de içimde yedi temel alan var bunlar da benim çakralarım. Bu çakralarımdan her birinin frekans aralığı farklı ve içerdiği duygu düşünce, enerjiler farklı. Anahata için, teslimiyet duygusu, ilahi sevgi ve düşünce formlarına ulaşmak istiyorsan bu antenini doğru bir şekilde o vericiye yönlendirmem gerekiyor. Yoga aslında çok teknik olarak bu kadar detaylara giriyor. Her bir asana bizim antenimizi doğru bir şekilde kullanmaya yarıyor. Ne yaptığımı bilmiyorsam kendimi yanlış yönlendirebilirim. Hatha yogada asanalar herhangi bir yoga kitabında anlatılmıyor. Örneğin yin yanımı fazla kuvvetlendiriyorsam farkında olmadan daha çok duyarlı hale geliyorum. Hangi ortama girsem oradan etkileniyorum, hastalanıyorum. Elmanın kabuğu yangdır. Elmayı dış faktörlerden korur. Senin kabuğun yoksa her şeyi sünger gibi çekersin.”

Kanal mesajlarına ihtiyacımız yok, bilginin kaynağı içimizde
Bana her gün birçok kanal mesajı geliyor. Gerek mail yoluyla gerekse de facebookta kimi arkadaşlarım aracılığıyla. Bu mesajların gerçekten ne amaçla kimler tarafından gönderildiğini anlamak zor. Fakat ciddi anlamda geniş bir kitle var bu mesajlara inanan ve hatta günlerini bu mesajlardan gelen koşullanmalara göre yönlendiren. Evet yoga yaparak farklı çakralarımızda çeşitli uyanışlar yaşıyor olabiliriz, sezgilerimiz kuvvetlenebilir, farklı içsel deneyimler yaşayabiliriz. Bunların hepsi normal ama önemli olan çakralarımızdaki bu uyanışı dengeli bir şekilde bedenimizde var edip sonra da bırakabilmek. Bu enerjileri dengeli kullanamayınca bakın neler oluyor. Keçelioğlu bu konuyu ayrıntılarıyla anlattı:
“Bir insanın hayata bakışı bilincin herhangi 7 seviyesinden biri olabilir. Yoga yapmayan ama spiritüel çalışmalarla ilgilenen çoğu insan ikinci çakrada yaşıyor. Hayal kuruyor ve daha yüksek bir bilinçte olduğunu sanıyor. Maya takvimiyle ilgili pek çok bilgi de hayal ürünü. Olaylara o bilinçten baktığımızda sadece güzel hayaller görüyoruz. Gerçek bir sorunla karşılaştıklarında nasıl davrandıklarına bakmak gerek. Örneğin kapsayıcı değiller. Birlik bilinci diyorlar ama uygulamada bir şey yok.
Kanal mesajları benim uzun süredir karşı tavır aldığım bir konu. Örneğin, 1994 yılında sadece Los Angeles’ta kayıtlı medyum sayısı 3 bindi. Kanallık, alıcı olmak demek. Alıcı olmak yin olmak demek. Bugün insanlarda genel bir yinleşme durumu var. Çünkü yin taraf pasif taraf. Çok pasif bir hayat yaşıyoruz. Çamaşır, bulaşık makinemiz var. Televizyon karşısında saatlerce oturuyoruz. Hazır besinlerle besleniyoruz. Bu da vücudu çalıştıran değil tembelleştiren besinler ve çok pasifize ediyor bizi, yinleştiriyor, medyumik yapıyor. İnsanlar bunu yapabiliyorlar ve kendilerini astral etkilere açabiliyorlar. Ama bunun çok büyük sakıncaları da var. Tibetli yogiler ve Amazon şamanları örneğin çok dikkatli olmak gerektiğini söylüyor. Kendini astral boyuta açtığında nereden bileceksin ki ışık dolu bir varlığın senin üzerinden iş yaptığını. Birçok karanlık güç var bunlar senden faydalanmak istiyorlar. Genellikle bu mesajlar Amerika üzerinden geliyor bize ve bunlara baktığında genelde egoyu şişiren mesajlar var. Çok güzel mesajlar da var ama satır aralarına bakmak gerek. Kanala bakarak aslında nasıl bir mesaj geldiğini görebilirsin. Bu tür şeylere ihtiyacımız yok. Her insan değerli, her insan güzel. Önemli olan sağlamcı adımlar atmak. Şu an öyle bir çağda yaşıyoruz ki kandırılmaya çok açığız; materyalizm çok tepe yapmış durumda, ego pohpohlaması var. Bazı yaklaşımlarda yeni çağcılığın tamamıyla bir tezgah olduğu ve böylece dünyadaki her şeyin iyi gösterilmeye çalışıldığı söyleniyor. Böylece gizli örgütlerle yeni çağcılar arasında çok organik bağlar olduğunu söyleyenler var. Burada herkes kötüdür mesajını vermek istemiyorum sonuçta kötü denen şey benim içimde de var kendi içimde çalışmam gerekiyor demek ki. Ben bu konuda huzurluyum çünkü gerçekten kendi hayatıma baktığımda izlediğim yol bana fayda sağlıyor. Özgüven veriyor, sevgi dolu ilişkiler yaşıyorum. Kendimi eskisine göre daha olgun hissediyorum. Dolayısıyla bilginin kaynağı içeride her zaman. Çağımızın hastalığı herkes dışarı bakıyor, aslında içerde. Doğru bir perspektifle teslimiyet gerekiyor.”
