Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Yaşanmış örnekler’ kategorisi arşivi

Biriktirdiğim duygularım

asirikoruyucu

Bugün kendimle ilgili yeni bir duygunun farkına vardım, tam buraya yazacakken, biraz blog okumak istedim ve baktım Sardunya ile bugün aynı şeyleri düşünmüşüz, hissetmişiz. Biz Anatema kadınları böyleyiz, boşuna değil biraraya gelişimiz, düşüncede hep benzer frekanslardayız.

Önce sabah Doğa’yı okula bıraktıktan sonra suçluluk duygusu hafiften kendini göstermeye başladı. Tatilde alışmışım sürekli yanıbaşımda sarılıp öpmeye. Bir an elim boş kaldı. Koca gün ne yaparım diye düşündüm. Oysa ki yapacak o kadar çok işim varken… Sonra uzunca bir yürüyüş sırasında fark ettim ki bu duyguyu yaratan benim. Yani suçlu hissedecek birşey yok tabiki de. Neden suçlu olabilirim ki? 3 yıl boyunca herşeyiyle ilgilenip yuva yaşına kadar getirebildiğim için gururlu olabilirim ancak. Benzer bir duygu yaşayan her kim varsa lütfen siz de gurur duyun kendinizle. Çalışan çalışmayan her anne için gurur duyulacak bir şeydir çocuğunu okul çağına getirebilmek.

Zaten bir süredir günümüz annelerinin, ki buna ben de dahilim, çocuklarımızı fazlasıyla şımartarak büyüttüğümüzü düşünüyorum. Tatilde de aynı şeyi hissettim. “Yemek yemiyor musun canım, hadi boyama yaparak yiyelim mi?” derken buldum kendimi. Durdum öylece. “Yemezsen yeme sen bilirsin” dedim bıraktım. Yani sıkılmasınlar diye sürekli bir aktivite yaratma peşindeyiz hepimiz. Bugün okullar açıldı ve birçok anne-çocuk gördüm ellerinde çikolatalarla, çubuk krakerlerle yollarda yürüyen. Büyük ihtimal anneler çocuklarını okuldan almaya giderken sürpriz yapmak isteyip ceplerinde çikolata ile gidiyorlar.  Biliyorum çünkü ben de yaptım aynı şeyi. Özellikle geçen yıl Doğa yuvaya ilk başladığı zamanlarda kendi suçluluk duygumu yenebilmek için okul çıkışı kitapçıya götürüyordum çocuğu. Ama baktım ki olacak gibi değil. Neredeyse her yuva çıkışında köşedeki kitapçıdayız. Sonra, kimi zaman “Param bitti” kimi zaman da “eve gitmemiz gerek” şeklinde tavrımı koyarak bıraktım bunu yapmayı. Ama oldukça zor oldu bu konuda kendimi eğitmem. Çünkü insan anne olunca maddi manevi sürekli bir fedakarlık yapma psikolojisi içinde yaşıyor. Doğa geçen yıldan buna o kadar alışmış durumda ki halen okuldan alırken “ne sürprizin var bugün” diyor bazen. Fakat bu yıl en fazla çantamdaki sakızım oluyor onunla paylaştığım ya da eve geldiğimizde içeceği bir bardak meyve suyu. Tabiki çikolata da yiyoruz ama sürpriz olarak değil. Sürprizin kelime anlamını öğrendik artık ikimizde:)

Yalnız geçenlerde ne yaptığımı anlatmazsam çatlarım. Baktım ki ertesi gün okulda ikindi kahvaltısında dondurma varmış. Şimdi bizde beyin “dondurma yiyen çocuk hastalanır”a kilitli ya. Halbuki olumlu telkin yap be kadın çocuğa desene “Dondurmamı sağlıkla yiyorum ve okuluma gidiyorum”. Ama yok hep diyorum ya anne olunca telkin falan hikaye herşey “an”ların farkında olmakta ve kendini gözlemlemekte gizli. Veee bir gece öncesinden iletişim defterine aynen şöyle bir not yazdım; “Doğa, dondurmayı çok sever ve çok hızlı yer. Lütfen yavaş yemesini sağlar mısınız ki hasta olmasın?” Gülün gülün evet ben de çok güldüm sonra çok utandım kendimden ama silemedim de notu. Notu o şekilde orada yazılı görmek aslında kendime getirdi beni. Gece yatarken düşündüm ve dondurma ile ilgili bütün olumsuzluzlukları attım beyimden. Ne yapabilirim bütün çocukluğum boyunca böyle söylenmiş bana “Aman dondurma yersen boğazların şişer”. Halbuki bugün üst solunum yolları hastalıklarının birçoğunda mikroplar ölsün diye dondurma tavsiye ediliyor. Çocukluğumuzdan bilincimize yerleşmiş alışkanlıkları silmek bu kadar zor oluyor işte.

Bu nedenledir ki çocuklarımızı uyarırken, severken, onlarla oyun oynarken kullandığımız kelimelere çok dikkat edelim. Çünkü direkt bilincine işleniyor söylediklerimiz. Örneğin geçen gece Kıbrıs’tan dönüyoruz havaalanındayız. Arkamdaki bir çocuk kendi kendine bir şarkı mırıldanıyor. Ben de döndüm kim söylüyor diye baktım ve gülümsedim. Ama çocuk hemen o saniye annesinden “sus artık gürültü yapıyorsun” şeklinde azarı işitti. O kadar utandı ve mahçup oldu ki, eminim bir daha şarkı söylemek istediğinde “acaba annemi yine kızdırır mıyım ya da gürültü yapar mıyım” diye düşünecek. Bunlar çok ufak ayrıntılar ama hayatımızın kodları çocukluğumuzda gizli bunu unutmamak gerek.

Tam da denk geldi konuyla ilgili de çok güzel bir kitap okuyorum bugünlerde; Kemal Sayar – “Herşeyin Bir Anlamı Var”. Kendisi alanında oldukça donanımlı bir psikiyatr. Şöyle yazıyor kitapta bir bölümünde;

“Çocukların özdenetimli ve nasihat ettikleri şeyi kendileri uygulayabilen anne-babalara ihtiyacı vardır. Çocuklar, yüceltilen bir anne-babanın değerlerini içselleştirmek suretiyle bir bilinç geliştirirler. Anne-babalar, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen çocukları olsun istiyorlarsa, sadece onlara telkin veren değil, çocukların beğendiği kişiler de olmalıdır. Şükran duygusunun yokluğu, günümüz çocuklarında giderek salgın halini alıyor. Anne-babalar çocuklarına yeterinde zaman ayıramıyor. Bu durumda suçluluk duygusu, yeni elbise ve oyuncaklarla telafi edilmek isteniyor. Çocuklarımız sizden birşeyler ister hale geldiklerinde, şükran duyguları körelmeye başlar. Onlara iyi şeyler için beklemek gerektiğini, vermenin ve paylaşmanın neşesini, basit hediyelerden zevk almayı öğretmemiz gerek. Hayatın içinde organik çocuklar yetiştirmek, günümüz anne-babaları için bir borç.”

İçimizdeki yargıçlar

Sizde de vardır mutlaka bu yargıçlardan. Yaptığınız herşeyi zaman zaman eleştiren, attığınız her adımı yargılayan… güzel, çirkin, ayıp, kötü, iyi diyen…. Gözlemliyorum bu yargıçları bir süredir ben. Sürekli yazdıklarımla ilgili vuruyor kafama bu yargıçlardan biri; “yüzeysel yazıyorsun, daha derine in daha derine” diyor. Diğeri “yetersizsin” diyor. Öteki, “daha çok çalışmalısın” diyor. Hele biri var ki sürekli şöyle diyor; “bırak rahatça dökülsün kelimeler kaleminden tutma artık şunları!”.

Kendimle inceden inceye hesaplaştığım farklı bir dönemdeyim yine bu aralar. Bu defa daha çok yazılarımla ilgili. İçimdekileri tam olarak çıkaramıyormuşum gibi geliyor. Sanki boğazımda düğümlenmiş birşeyler var, biri sırtıma vursa biraz çıkıverecekler. Bir yandan da okuyorum, araştırıyorum ama buraya alıntı koymak da saçma gelir oldu.  Yani onu da yargıladım kendimde. Herşey saçma gelir oldu yani anlayacağınız.

İşte böylesine kendimle gelgitler yaşarken, yazacak birşey bulamazken baktım benim yargıçlardan birkaçı yorum yazmış bana.

Evet evet şaşırmayın anladınız siz. Aynen öyle demek istiyorum.

Beni yargılayanları diyorum ben yarattım.

Ve işte buradan çok teşekkür ediyorum onlara.

Güzel bir ışık yandı bende yine tam da şimdi burada.

Bir defa daha anladım neden burada olduğumu, asıl amacımı.

Bir bardak sıcak çikolatanın yaptıkları

Yatmadan önce sıcak çikolata içmek istedi. En sevdiği komik bardağına koydum, pembe kamışla birlikte. Özellikle de uyardım “dikkat et kamışla oynama koltuklara sıçramasın” dedim. Ama kime söylüyorsun daha arkamı döndüğüm gibi bingooo! Beyaz koltuklara sıçrayan nefis kahverengi lekeler.

Bir yandan bağırırsın bir yandan üzülürsün bağırdığına, diğer yandan kendine kızarsın neden koltuk örtülerini örtmedin diye. Bir diğer yanın der ki “örtmesen ne olacak örtüleri, koltuk bu alt tarafı kirlensin”. Ama yine de kendini çocuğa bağırırken yakalarsın. Bir an durursun, bakarsın kendine ve şu gelir aklına; 12-14 yaşlarındaydın, balkona kahvaltılıkları taşımakta annene yardım ederken reçel tabağını ters çevirmiştin yere ve nasıl bir azar işitmiştin annenden. Halen hatırlıyorsun ya ne kadar üzmüştü seni bu yüzden azarlanmak. Sen şimdi ne bağırıp durursun çocuğa koltuğu lekelediği için? Hadi bakalım suçluluk duygun daha bir kabardı şimdi…

Yarım saat sonra yatak odasında öyle duruyorum, sakinleşmek için. “Annecimmmm, neredesin seni arıyordum ben de” diyerek geldi. Sarıldı sıkıca, öptü, sevdi beni. Anladı ki bu kadın gergin. Bu gökyüzü hareketleri gerdi bu kadını fena, 2 haftadır böyle. “Pardon Doğa’cım biraz fazla sinirlendim, ama sen de beni dinlemedin” dememle “seni çok seviyorum anneciğim” diye sarıldı boynuma.

Koşulsuz sevgi bu işte.

IMG_1907

Fotoyu dün annem çekmişti.

annem

Sonra biz de Doğa ile onu çekmiştik. Annemle en güzel yıllarımızı yaşıyoruz Doğa doğduğundan beri. Ergenlikten başlayarak çok didiştik, çok kavgalar ettik. Halen didişiyoruz arada ama gülme krizine giriyoruz sonra. Yani annem disiplinli bir anneymiş, kuralları varmış, bana kızmış, bağırmış da nolmuş sevgim azalmış mı ona? Yok tam tersi katlanmış sevgim gün be gün hiçbir yere sığmaz olmuş. Hahhaha anlayın işte bu da bana günün tesellisi:)

Ayşe Arman fotoğrafları

Kimseyi olduğu gibi kabul edemiyoruz. Mutlaka bir etiket yapıştırıyoruz. Tıpkı bugünlerde Ayşe Arman’a yaptığımız gibi. Yazılarını ya da fotoğraflarını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama yargılamak gibi bir hakkınız yok. Kadının kendisi karar vermiş, ailesi, kocası onaylamış ve gitmiş çektirmiş bu fotoğrafları. Bu kadar… Beğenmezseniz bakmazsınız bir daha ya da yazılarını da okumazsınız. Hayat yaptığınız seçimlerden oluşur. Bu da bir seçimdir, tercihtir. Yargılamak çok kolay, asıl zor olan insanları olduğu gibi kabul edebilmek. Yani şimdi aynı fotoları Kıvanç Tatlıtuğ verse bayılarak bakacak olan çoğu bayan şimdi Ayşe Arman’ı yerden yere vuruyor. Neymiş efendim evliymiş, anneymiş. Kızı yıllar sonra onu böyle görmek istermiymiş. Eee kendisi düşünmüştür herhalde bunları değil mi ama? Ve lütfen bırakalım artık bu evli ve anne olan kadınları insan dışı “tek görevi fedakarlık olan” bir varlık olarak görmeyi. Yok böyle birşey! Evliyiz, anneyiz ve hormonlarımız çalışıyor çok şükür! Aslında en çok bayanlar yargılıyor birbirini bu tarz konularda. Çünkü egolar çatışıyor. Erkekler daha kolay kabullenip, sakin kalabiliyor çoğu zaman.

Gündem yaratmak için yapmış olabilir mi? Olabilir. Göz önünde olmayı seven, özgüveni gayet güçlü bir kadın. Bal gibi de gündeme oturdu. Tıklanma rekoru kırmış fotoğraflar daha ötesi var mı? İstemiş ve yapmış. Tartışmaya gerek yok bence.

Şaşırmadım ben fotoğrafları gördüğümde. Kendisi gibi seksi buldum. Şık buldum. Yazılarını her zaman okumayı tercih etmem, röportajlarını daha çok severim, eğlenceli bulurum ama fotoğrafları sevdim.

Miniciğime…:)

onur11

Bugün yogadan çıkmışım, Starbucks’ta oturuyorum güneşe vermişim kendimi. Kulağımda Tori Amos bangır bangır… Nasıl da özledim, içim çekti kokusunu, sesini duyasım geldi. Aradım; yine depresif bir ses. “Ben yaşamaktan çok sıkıldım artık” dedi. Neden diye sorduğumda, “Baksana şu ülkede sanatçıların haline…” dedi. “Eeee sen bu ruh haliyle nereye gitsen aynı olursun” dedim. “Uff uzun konu şimdi sonra konuşalım” dedi. Kapattık telefonu.

“Dünya böyle çünkü sen böylesin” dedim içimden. Açıp söylesem biliyorum ki “uff hep yanı şeyleri söyleyip duruyorsun” yine diyecek. Güneşe baktım,sıcacık. “Bu sıcacık pırıltılar ona da gitsin” dedim ve diledim ki onun da kalbini ısıtsın bugün güneş.

Kendisi bir caz şarkıcısı. Çok yaratıcıydı, farklıydı doğduğu günden beri… Şimdi Türkiye’de onun gibi bir caz erkek sesi yok diyor çoğu üstad. Şimdilerde Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde öğretim görevlisi. Kendi projelerine devam da ediyor bir yandan. Yani depresif olması hiçbir neden yokken onun iç dünyası bazen bir kararır ki açılana kadar bekle bekle günler geçmez… Eee her yaratıcı müzisyende olduğu kadar hafif psikopat ve manik durumları var tabii ama ağır romantik bir balık burcu o:) Bir de yakışıklı ki sormayın kardeşim diye söylemiyorum yıkılıyor yani! Neyse, bu aralar yine bekliyoruz kendisinin kalbine güneş doğsun diye… Diliyoruz en yakın zamanda yüzü gülsün yine miniciğimizin…

Dünyaya gelmesini en çok ben istemiştim. Şimdi de kendi değerinin farkında olmasını en çok ben istiyorum ama bunu ancak kendi farkına varabilir. Yol uzun ve zorlu. Her birimiz için farklı bir yol var ama buluştuğumuz yer hep aynı aslında; SEVGİ

onur2