Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Yatmadan önce sıcak çikolata içmek istedi. En sevdiği komik bardağına koydum, pembe kamışla birlikte. Özellikle de uyardım “dikkat et kamışla oynama koltuklara sıçramasın” dedim. Ama kime söylüyorsun daha arkamı döndüğüm gibi bingooo! Beyaz koltuklara sıçrayan nefis kahverengi lekeler.
Bir yandan bağırırsın bir yandan üzülürsün bağırdığına, diğer yandan kendine kızarsın neden koltuk örtülerini örtmedin diye. Bir diğer yanın der ki “örtmesen ne olacak örtüleri, koltuk bu alt tarafı kirlensin”. Ama yine de kendini çocuğa bağırırken yakalarsın. Bir an durursun, bakarsın kendine ve şu gelir aklına; 12-14 yaşlarındaydın, balkona kahvaltılıkları taşımakta annene yardım ederken reçel tabağını ters çevirmiştin yere ve nasıl bir azar işitmiştin annenden. Halen hatırlıyorsun ya ne kadar üzmüştü seni bu yüzden azarlanmak. Sen şimdi ne bağırıp durursun çocuğa koltuğu lekelediği için? Hadi bakalım suçluluk duygun daha bir kabardı şimdi…
Yarım saat sonra yatak odasında öyle duruyorum, sakinleşmek için. “Annecimmmm, neredesin seni arıyordum ben de” diyerek geldi. Sarıldı sıkıca, öptü, sevdi beni. Anladı ki bu kadın gergin. Bu gökyüzü hareketleri gerdi bu kadını fena, 2 haftadır böyle. “Pardon Doğa’cım biraz fazla sinirlendim, ama sen de beni dinlemedin” dememle “seni çok seviyorum anneciğim” diye sarıldı boynuma.
Koşulsuz sevgi bu işte.

Fotoyu dün annem çekmişti.

Sonra biz de Doğa ile onu çekmiştik. Annemle en güzel yıllarımızı yaşıyoruz Doğa doğduğundan beri. Ergenlikten başlayarak çok didiştik, çok kavgalar ettik. Halen didişiyoruz arada ama gülme krizine giriyoruz sonra. Yani annem disiplinli bir anneymiş, kuralları varmış, bana kızmış, bağırmış da nolmuş sevgim azalmış mı ona? Yok tam tersi katlanmış sevgim gün be gün hiçbir yere sığmaz olmuş. Hahhaha anlayın işte bu da bana günün tesellisi:)

Kimseyi olduğu gibi kabul edemiyoruz. Mutlaka bir etiket yapıştırıyoruz. Tıpkı bugünlerde Ayşe Arman’a yaptığımız gibi. Yazılarını ya da fotoğraflarını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama yargılamak gibi bir hakkınız yok. Kadının kendisi karar vermiş, ailesi, kocası onaylamış ve gitmiş çektirmiş bu fotoğrafları. Bu kadar… Beğenmezseniz bakmazsınız bir daha ya da yazılarını da okumazsınız. Hayat yaptığınız seçimlerden oluşur. Bu da bir seçimdir, tercihtir. Yargılamak çok kolay, asıl zor olan insanları olduğu gibi kabul edebilmek. Yani şimdi aynı fotoları Kıvanç Tatlıtuğ verse bayılarak bakacak olan çoğu bayan şimdi Ayşe Arman’ı yerden yere vuruyor. Neymiş efendim evliymiş, anneymiş. Kızı yıllar sonra onu böyle görmek istermiymiş. Eee kendisi düşünmüştür herhalde bunları değil mi ama? Ve lütfen bırakalım artık bu evli ve anne olan kadınları insan dışı “tek görevi fedakarlık olan” bir varlık olarak görmeyi. Yok böyle birşey! Evliyiz, anneyiz ve hormonlarımız çalışıyor çok şükür! Aslında en çok bayanlar yargılıyor birbirini bu tarz konularda. Çünkü egolar çatışıyor. Erkekler daha kolay kabullenip, sakin kalabiliyor çoğu zaman.
Gündem yaratmak için yapmış olabilir mi? Olabilir. Göz önünde olmayı seven, özgüveni gayet güçlü bir kadın. Bal gibi de gündeme oturdu. Tıklanma rekoru kırmış fotoğraflar daha ötesi var mı? İstemiş ve yapmış. Tartışmaya gerek yok bence.
Şaşırmadım ben fotoğrafları gördüğümde. Kendisi gibi seksi buldum. Şık buldum. Yazılarını her zaman okumayı tercih etmem, röportajlarını daha çok severim, eğlenceli bulurum ama fotoğrafları sevdim.


Bugün yogadan çıkmışım, Starbucks’ta oturuyorum güneşe vermişim kendimi. Kulağımda Tori Amos bangır bangır… Nasıl da özledim, içim çekti kokusunu, sesini duyasım geldi. Aradım; yine depresif bir ses. “Ben yaşamaktan çok sıkıldım artık” dedi. Neden diye sorduğumda, “Baksana şu ülkede sanatçıların haline…” dedi. “Eeee sen bu ruh haliyle nereye gitsen aynı olursun” dedim. “Uff uzun konu şimdi sonra konuşalım” dedi. Kapattık telefonu.
“Dünya böyle çünkü sen böylesin” dedim içimden. Açıp söylesem biliyorum ki “uff hep yanı şeyleri söyleyip duruyorsun” yine diyecek. Güneşe baktım,sıcacık. “Bu sıcacık pırıltılar ona da gitsin” dedim ve diledim ki onun da kalbini ısıtsın bugün güneş.
Kendisi bir caz şarkıcısı. Çok yaratıcıydı, farklıydı doğduğu günden beri… Şimdi Türkiye’de onun gibi bir caz erkek sesi yok diyor çoğu üstad. Şimdilerde Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde öğretim görevlisi. Kendi projelerine devam da ediyor bir yandan. Yani depresif olması hiçbir neden yokken onun iç dünyası bazen bir kararır ki açılana kadar bekle bekle günler geçmez… Eee her yaratıcı müzisyende olduğu kadar hafif psikopat ve manik durumları var tabii ama ağır romantik bir balık burcu o:) Bir de yakışıklı ki sormayın kardeşim diye söylemiyorum yıkılıyor yani! Neyse, bu aralar yine bekliyoruz kendisinin kalbine güneş doğsun diye… Diliyoruz en yakın zamanda yüzü gülsün yine miniciğimizin…
Dünyaya gelmesini en çok ben istemiştim. Şimdi de kendi değerinin farkında olmasını en çok ben istiyorum ama bunu ancak kendi farkına varabilir. Yol uzun ve zorlu. Her birimiz için farklı bir yol var ama buluştuğumuz yer hep aynı aslında; SEVGİ


Geçtiğimiz günlerde Neşe’nin oğlanın bisikletten düşüp çenesi yarması sonucu acile gitmeleri ve acilde saatlerce bekletilmeleri ( sanırım 6 saat civarıydı) beni derinden yaraladı. O halde bir çocuk, kanaması olduğu halde Amerika’daki sağlık kurumlarının ”acil durum kapsamı” na girmediği için bekletildi. Gayet insanlık dışı bir durum. Zengini zengin fakiri de fakir kılan bir sistemden ancak bu kadarı beklenebilirdi zaten. Düşünebiliyor musunuz dünyanın en “zengin” ülkesinde birçok insan acil servise düşmedikçe doktorun yüzünü bile göremiyor. Ama kimse de karşı çıkmıyor. Çünkü doktorlar bunun için suçlanamaz, ne de olsa bu sistemden yararlanıyorlar!
Bakın Tanrı ile Sohbet-2′yi bitirmek üzereyim. Tam da bu konunun üzerine denk geldi, her zamanki gibi tesadüf değil… Şöyle diyor;
“Bu ahlaksız sistem, insanlık onurunun değil, ancak açgözlülük ve en yüksek karın motivasyon nedeni olduğu bir dünyada sürebilir. İnsanları onuruyla yaşamaya davet etmek yerine, sahip olanlar, dünyanın sahip olmayanlarını kendilerine bağımlı kılıyor. Ama asla güçlü olmalarına izin vermiyorlar. Sistemi etkileyen değil, sisteme boyun eğen insanlar istiyorlar. Çünkü bu sistemi yaratan onlar. Ve komplo sürüyor. Zengin ve güçlü, sessiz komployu sürdürüyor.
Şimdi devam et, sosyo-ekonomik sistemin ahlaksızlığı sürerken sessiz kal. Bu sistem, bilmem ne marka gazozu pazarlayan şirketi genel müdürüne satış artırdığı için yılda 70 milyon dolar ikramiye verirken, 70 milyon insan bu gazozu içme lüksünü tadamıyor bile. Bu sistemin ahlaksızlığını görme. Bu sisteme Serbest Piyasa Ekonomisi de. Ve herkese bu sistemden gurur duyduğunu söyle.
Kim utanç duymalı? Zengin olup vermeyen mi? Çalıştığı halde geçinemeyen mi?”
İşte 2012′de olacak ve şimdiden de başlamış olan büyük bilinç değişiminin sebeplerinden sadece bir tanesi ama en temel olanı bana kalırsa; Para= Güç . Bu eşitlik bir şekilde bozulacak.
Google görsellerden “para” diye arama yaptığınızda aşağıdaki gibi fotoğraflar çıkıyor. Sinirinizi bozmak istemem ama bu görüntüleri yaratan bizleriz. Neler yarattığımıza bir bakalım, “gelecekten” beklentilerimizi de ona göre yapalım. Ya da geçmiş, gelecek olmadığının farkına varıp hemen şimdi, bugün harekete geçelim. En azından sessiz kalmaktan vazgeçerek başlayabiliriz.


Geçtiğimiz hafta çoğunlukla “yapmam gereken çok şey var ama hiçbiri için vaktim yok” şeklinde söylenerek geçti. İçimden tabiki. Zaman zaman etrafımdakilere söylendiğimde olmadı değil. Bu en büyük bahane aslında biliyorum ama bütün hafta konuştum durdum içimden. Üstelik yogaya bile sadece bir defa gidebildim. Doğa’nın hafif nezle ve dolayısyla halsiz oluşu, bunların sonucunda da yuvaya gidememesi benim için hayatı durdurdu. Herşey Doğa oldu.
Biraz da tembel olmak istedim bu hafta, sıkıldım sürekli yaptıklarımdan. Özellikle evin rutin işleri ve mutfak konusu baş sıkıntılarım. Sevmiyorum işte ne yapayım. Yorulduğumu hissettim çok. Ama farkettim ki beni asıl yoran, Doğa’nın son 1 aydır bitmek bilmeyen “hayır”ları ve hiperaktivite derecesinde hareketliliği. Ayrıca her konuda onu ikna için sürekli beynimi zorlayıp birtakım oyunlar uydurabilme çabası. “Yok ! Bu hafta oyun falan uyduramayacağım, onu ikna edebilmek için dil dökemeyeğim” dedim kendime.
“Yemek sofrasında oturmak istemiyor musun? Kalk o zaman içeride bizi bekle” dedim.
“Giyinmek istemiyor musun? Giyinme o zaman çıplak dur ya da kendin giyin” dedim.
Her ağlama krizinde; “Ağladığında ne demek istediğini hiç anlamıyorum. Ağlamayı bitirirsen seninle konuşabilirim” dedim.
Sonuç ne mi oldu? Kendisinin mükemmel bir tiyatro oyuncusu olduğu ve herşeyin fazlasıyla farkında olduğu bir defa daha kanıtlanmış oldu. Ağlamalar birden durdu. Giyinmeler tam olarak çözülmese de daha kolay oldu. Yemekte masada oturmanın da süresi en azından biraz daha uzadı.
Tabiki de kazanan benim diyemiyorum çünkü ortada bir kazanan-kaybeden durumu yok. Bu hafta deneyimlediklerimden anladığım kadarıyla yeni nesil çocuklar bilinç düzeyi olarak bizlerden çok yüksekteler. Aslında onlara çocuk demek bile yanlış olabilir. Onlarla paralel bilinç düzeyine gelebilmek için kendimizi çok geliştirmemiz gerekiyor her anlamda. Zorlayacaklar bizi hem de çok. Her biri, her birimize farklı dersler olarak geldiler. Bu durumda rehberliklerinden faydalanmak için elimizden geleni yapacağız. Yani diyeceğim şudur ki; Çocuğunuzun sizi en çok hangi konularda zorladığına dikkat edin; o konulara dikkatle eğilin, üzerinde çalışın. Oturun üşenmeyin yazın ne hissettiğinizi. Sonucunda sorunun, ki aslında “sorun” olarak tanımlamak doğru değil, ucu mutlaka sizde oluyor. Yani annede ya da babada. Ayna-yansıma durumu burada da geçerli; Yani karşınızdaki kişinin sizi en fazla rahatsız eden yönü, sizin kabul edemediğiniz, direndiğiniz yanınızdır. İşte çocuklarımız da bize ayna tutuyor.
Yarını da sakin,”hayır”larla mücadeleye kalkışmadan, dinlenerek geçirip yeni haftaya başlarken şöyle diyorum; “Herşeye yetecek kadar zamanım var. Her işimi kolayca hallediyorum.”
