Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



tatil’ kategorisi arşivi

Yaza New York’ta başlamak

Bu yıl benim için yaz, hem iş hem de gezi için gittiğim New York’ta başladı. Uzun yıllar önce gördüğüm bu şehir, bu defa bana çok daha kalabalık, karmaşık ama yine de keyifli geldi. Bütün karmaşasına rağmen kendini sevdiren oldukça yüksek tempolu ve renkli bir şehir. Hemen hemen her alanda alternatifiniz çok yani tam anlamıyla küresel kent aslında. Yılda yaklaşık 40 milyon turist tarafından ziyaret edilen bu göçmen kentte 170 ayrı dil konuşuluyor.

İnsanlar adeta robotlaşmış. Fakat büyük şehir insanının maruz kaldığı trafik, hava kirliliği gibi sorunların yanında belki de en güzel avantajlarından biri şehrin içindeki geniş park alanları. Parklarda tuvalini koymuş resim yapanlardan tutun da, çimlerde güneşlenen, piknik yapanlara hatta enstrümanını tınkırdatıp şarkı söyleyenlere rastlamak mümkün. Günün her saatinde ama özellikle de sabah erken saatlerde parklar spor yapan insanlarla dolu. Hatta sadece koşu ya da yürüyüşle sınırlı kalmayıp çimlerin üzerinde pilates ve yoga yapanları da görebilirsiniz. Bu şehirde yoga anlatılmaz yaşanır. Her köşe başında bir yoga stüdyosu ve parkların hemen hemen hepsinde akşamüzeri altıdan sonra herkese açık yoga var. Matınızı dahi oradan temin edebiliyorsunuz. Sadece eşofmanınızı giyip gitmeniz yeterli ya da Japon turistler gibi anında karar verip eteğinizle de yapabilirsiniz.

ny2

Central Park’ta beni en çok şaşırtan çocuğunun pusetini iterek koşuya çıkmış anneler oldu. Yani “doğurdum da kilom var” diye bahaneniz yok orada. Her koşulda egzersiz yapacak bir ortam yaratıyorlar. Aslına bakarsanız beslenme şekillerini düşünürseniz az bile yapıyorlar.

ny1

Bryant Park'ta herkese açık yoga

Bryant Park’ta herkese açık yoga

Normal bir restoranda tek bir porsiyonla rahat 3 kişi doyabiliyorsunuz. Sağlıklı yiyecek bulmak da zor değil oysa ki. Hemen hemen her caddesinde sağlıklı organik yiyecekler satılan minik yerler mevcut. Fakat ucuz değil. Ve malesef gözlemlediğim kadarıyla aşırı derecede et özellikle de tavuk tüketimi var. Şu ana kadar gezdiğim ülkeler arasında bu kadar sağlıksız et tüketimi olan bir yer daha görmedim. Çocuk menülerinin çoğundan da tavuk eksik olmuyor. Izgarası, kızarmışı her çeşidinden.

 

The Halal Guys, şehrin en meşhur sokak yemek satıcıları. Her akşam üzeri önünde kuyruk oluyor. Her çeşit etli yemek ağır kokular içinde pişiriyorlar. Meraklısı ve seveni çok.

The Halal Guys, şehrin en meşhur sokak yemek satıcıları. Her akşam üzeri önünde kuyruk oluyor. Her çeşit etli yemek ağır kokular içinde pişiriyorlar. Meraklısı ve seveni çok.

Yakın zamanda Spike Jonze’nin “Her” filmini izlediyseniz bilin ki o filmdeki senaryo çok uzak bir zaman dilimine ait değil. Çok yakında karşılaşabileceğimiz normallikte hatta. New York’ta sokakta yürüyen insanların yaklaşık yüzde 90’ı telefonuyla yakın ilişki halinde. Turistlerin ise çoğu selfie çekiyor. Metroda, sokakta, restoranda herkesin elinde telefonu var. Türkiye’de de çok yabancı olduğumuz bir görüntü değil aslında ama orada her anlamda kullanım daha yoğun göze çarpıyor.

Şehrin genelinde beni en fazla üzen, hemen hemen her köşe başında bir evsiz insan görmek oldu. Bu insanlar öğrenci, işsiz, hamile bir kadın olabiliyor çoğunlukla. Böylesine bolluk içindeki bir şehirde bu derece yoklukla savaşan insanlar kapitalizmin soğuk gerçeğini tokat gibi çarpıyor yüzünüze, bir an olsun insan olduğunuzdan utandırıyor sizi. Her birinin elinde kartona yazılmış bir not ve diğer ellerinde de okumakta oldukları kitap. Kimileri kitabına öylesine dalmış oluyor ki koyduğunuz paraya bile bakmıyor. Kimileri de açlıktan kendini kaybetmiş halde.

New York metrosu oldukça rahat ve geniş bir alanı kapsıyor. Fakat metronun alt katlarında gördüğümüz fareleri de unutamıyorum. Fare nüfusunun şehirde yaşayan insan sayısının iki katı kadar olduğu söyleniyor. Yine de şehir içi ulaşım için 24 saat açık metro bana göre tek ve en rahat seçenek. Diğer taraftan hemen merdivenlerin başında karşınıza çıkabilecek hip hop, salsa, techno, punk tınıları da gününüzü renklendiriyor. Kimi zaman metroyu kaçırma pahasına da olsa takılıp kalıyorsunuz.
Gelelim bu şehirde çocukla yapılabilecek etkinliklere; öncelikle yazın gidecekseniz yanınıza hem kendiniz için hem de çocuğunuz için bir şapka ve ince bir hırka almanız tavsiye olunur. Dışarıda sıcaktan kavrulurken herhangi bir mağazaya ya da müzeye girdiğinizde klimadan zatürre olmanız mümkün. Tabiki çocuklar için en eğlenceli yerlerden biri Central Park.  Özgürce koşabilecekleri uçsuz bucaksız bir alan. Çeşit çeşit ağaç, çiçek, böcek, çimlerin üzerinde yürüyen kaplumbağalar, ağaçlara tırmanan sincaplarla çok eğlenceli. Müzelerden Doğa’nın en fazla ilgisini çeken Modern Tarih Müzesi oldu. Modern Sanat Müzesi’ne de (MOMA) gittik fakat oradan çok mutlu ayrılmadı hatta biraz sıkıldı.
Times meydanındaki Toys r us dünyada görebileceğiniz en büyük oyuncakçılardan biri. İçinde dev bir dönme dolap var. Ama bu oyuncakçıda kendinizi kesebilirsiniz rahatlıkla. Yani benim hissiyatım öyle oldu. Her taraftan çılgın tezgahtarlar burnunuza oyuncakları sokuyor, bir yandan çocuğunuz hangi birine bakacağını şaşırıyor. Hadi buyrun geleceğin minik kapitalistleri tüketim cennetine burada adım atıyor.

ny3

Otel odanızdan gökdelenlerin arasından gökyüzünü dahi görmeniz zor

Gezmek için keyifli bir şehir. Ancak en fazla 4-5 gün yeterli diye düşünüyorum. Daha fazlası bünyeye zarar. O gökdelenler üstünüze üstünüze gelmeye başlıyor bir yerden sonra. Paketlenmiş gıdaların devleşip sizi yiyebileceği, otelinizde 39. katta birden nefes alamaz hale gelebileceğiniz hissiyatına kapılıyorsunuz.

Merhaba Kuşadası

Geçtiğimiz haftasonu uzunca bir süreliğine hoşçakal dedik İstanbul’a. Neredeyse okullar açılana kadar Egeliyiz artık. Annemler yaklaşık 20 gün önce ani bir kararla Kuşadası’na yerleşme kararı alıp, buraya taşınınca bize de tası tarağı toplayıp buraya gelmek düştü. Şimdilik hayatımızdan çok memnunuz. Tek derdimiz Serdar ve Pamuk’a duyduğumuz özlem. Görüntülü konuşma biraz olsun oyalıyor Doğa’yı ama yine de her sabah Serdar’ın geleceği güne kaç gün kaldığını hesaplayarak ve Pamuk’u sayıklayarak gözünü açıyor.

Burada hayat oldukça dingin, tam benlik, doğa ile içiçe, stresten ve karmaşadan uzak. Doğa burada kediler, köpekler, karıncalar, çiçekler, böcekler, deniz, gökyüzü derken günü yatağa yapışarak kapatıyor. Bütün endişesi günde kaç dondurma yiyebileceği, kaç kere yüzebileceğinden ibaret. Annesinin çılgın gibi her an haber izlediği ve kimi zaman haberlerle birlikte katılarak ağladığı günler de geride kaldı neyse ki. Artık haberleri o uyuduktan sonra izlemeye gayret ediyorum. Ama gözyaşlarımı tutmam pek mümkün değil, halen geldiğinde salıveriyorum. Gerçi gözyaşımız kaldı mı diyeceksiniz evet birara kurudu hepimizin gözleri ağlamaktan.

Doğa için oldukça ağır bir yüktü 30 gün önce duydukları, şahit oldukları, gördükleri. Ne ağaçların kesilmesine, ne polislerin şiddetine ne gaz bombalarına ne de ölümlere anlam veremedi. Biz anlam veremedikten sonra çocuklar nasıl versin ama değil mi? Polis, gaz, başbakan, ağaç, ölüm kelimelerine ne farklı anlamlar yükledi kendi içinde. Olanlara bu kadar yakınen şahit olmasını tercih etmezdim ama oldu. Çocukları hayatın içinden tamamen soyutlamak da doğru değil. Ama diğer taraftan gündemin bizlerde yarattığı derin acı, kızgınlık ve öfkemizi çocuklara yansıtmak da doğru değil. Her ne kadar kontrol etmeye çalışsak da çocuklar bizim duygusal dalgalanmalarımızı birebir hissediyorlar. Önemli olan her ne hissediyorsak şeffaf ama onları incitmeden kendimizi ifade edebilmek.  Aslına bakarsanız gündemden biraz olsun uzaklaşıp, kendinizi şarj etmenin tek yolu bugünlerde çocuklarla vakit geçirmek. Onların koşulsuz sevgisi sizi iyileştirebilir, güç verebilir.

Anne olmak, hatta ebeveyn olmak bugünlerde her zamankinden daha da zor. Yaralanan, dövülerek öldürülen, göz altına alınan, hor görülen, hakaret edilen evlatlar ve yürekleri yanan anneleri, babaları gördükçe çocuklarımızın bu ülkedeki geleceğine dair endişelerimiz kat be kat artıyor. Fakat bu endişelerimize sarılırsak onları daha da büyütürüz. Endişelenmek yerine desteğe ihtiyacı olanlara nasıl destek olabiliriz onu düşünelim, gündeme nasıl dahil olabiliriz ona bakalım. Ayrıca şifaya ihtiyacı olanlara bolca şifa gönderelim, dua edelim. Şimdi anneler olarak her zamankinden daha da güçlü olma, çalışma, okuma ve üretme zamanı. Artık boşa geçirecek hiç vaktimiz yok.

Burada her sabah köşedeki bakkaldan gazete almaya gidiyorum. Malum penguen basınının gazeteleri yerinde dururken gerçeklerden bahseden 1-2 gazeteyi bulmak zor oluyor. Hatta dün plaja indiğimizde bir marketten Doğa’ya deniz yatağı almaya çabalarken, bir adam istediği gazete kalmadığı için söyleniyordu. Adanın tamamı böyle mi bilemiyorum tabiki ama gözlemlerim sürecek ve zaman zaman gücüm oldukça buradan aktaracağım. Gücüm oldukça diyorum çünkü halen kalben yorgunum. Hepimiz öyleyiz. Zaman zaman enerjimi toplamam zor oluyor, ama güzel günler göreceğimize inancım ve umudum beni ayakta tutuyor. Bir de biliyorum ki bu daha başlangıç. Mücadele içinde güçlü durmayı öğreneceğiz her geçen gün. Kendimiz için yaşadığımız günler geride kaldı, birlik olma zamanı.

Dün gece limana yakın bir parkın bahçesinde Gezi destekçileri 15-20 kişi forum yapıyorlardı ve adanın genel sorunlarını konuşuyorlardı. Bunları görmek gülümsetiyor biraz olsun. Yarınlar adına umut veriyor.

Umut, hep kalplerinizde olsun…

Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük bu dükkanda:)

Dün gece bu dükkanı gezdik. Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük:)

Doğa ve tatil

Bodrum’da 3 nesil tatil yapıyoruz; Annem, ben ve Doğa. İlk bir haftayı ateşli hasta bir şekilde geçiren Doğa şimdi ortama tam anlamıyla alıştı. Neyse ki biz de sonunda tatil moduna geçebildik. Tatil köyüne gitmiş olsaydık sanırım tatil yapamadan eve dönmüş olacaktık bir haftada. Allahtan bu yıl bir değişiklik yapıp harika bir ev kiraladık.

Doğa, adeta düz duvara tırmanırcasına hareketli. Gündüz uykuları deniz kenarında red ediliyor. 5-8 yaşlarında kızlarla aşık atılıyor. Aynı onlar gibi çantalar alındı. Havuzda onlar gibi cumburlop diyererek atlamalar, bir dans bir dans bütün gün, şarkılar söyleniyor denizde yüzerken…Kızımı hiç bu kadar mutlu görmedim 2 yıldır. İnsanın İstanbul’u bırakıp buralara yerleşesi geliyor. Deniz, güneş, doğal ortam başka bir etki yapıyor çocuklar üzerinde bu kesin. Hepsinin içi kaynıyor.

Yine neden korktuysam başıma geldi. Daha ilk hafta hastalanmadan güzel bir tatil geçirelim derken hooop Bodrum Hastanesi’nde buldum kendimi. Düşmez inşallah dedim, yatakta zıplarken düştü kafasını yatağa çarptı kaşını patlattı. O kadar korumama rağmen sivrisinekler harita yaptı üzerinde. Çocukla tatile gelsen bir türlü gelmesen bir türlü. Her şekilde zor. Hele bir de 2 yaş sendromu tavana vurmuş bir çocukla herşey daha da zor. Kendini yere atıp tepinmeler, alıp başını gitmeler, kaçmalar…bunlar yeni huylarımız. Geçen akşam Türkbükü’nde yemek yiyoruz deniz kenarında, Serdar buradaydı bu hafta. Bizimki bize hoşçakalın diyerek el salladı ve yürüdü gidiyor. Hani arkasına bakmak da yok. İyice ipini kopardı, özgürlüğünü ilan etti burada.

Bir de kedi, köpek sevgisi çok fena. Nesi fena diyeceksiniz ama her tür kedi, köpeği sevmek istiyor ve seviyor da. Hepsini besliyor üstelik, fenalık basıyor artık her yemekte bize.

Tatilimiz Temmuz sonuna kadar devam edecek ama Doğa burada Doğa’nın içinde şimdiden büyüdü,s erpildi sanki. O ilk hafta ateşlenmenin verdiği bitkinliği bile çok hızlı sıyırdı attı üzerinden. Eee ben de her an yeni bir deneyim yaşıyor, kimi zaman “ah yine aynı hatayı yaptım” kimi zaman da ” işte farkındayım” diyorum. Büyüyoruz birlikte hızla, yer yer eğlenerek, yer yer kavga ederek, sevişerek…