Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Japonya’daki yunus katliamını anlatan “The Cove” yani “Koy” adlı belgeseli izlerken yediğim kirazlar boğazımda kaldı. Bir süre yutkunamadım gerçekten. Japonya’da her yıl 23 bin yunus katlediliyormuş ve eti farklı etiketlerle piyasaya sürülüyormuş. Sonuç ise, aşırı civa yüklemesinden kaynaklanan ciddi hastalıklar ve sakat doğan bebekler. En çok da hamile annelerde etkili oluyormuş çünkü yüksek civa oranı direkt fetusa etki ediyormuş. İşkence edilerek yunus gösteri merkezlerine götürülenlerden ise bahsetmiyorum bile biliyorsunuz artık.
Biraz önce internette filmle ilgili araştırma yaparken ekşi sözlükte yazılanları okudum da; kimileri şöyle demiş; Ne de olsa Amerikalılar çekmiş belgeleseli, kendileri neymiş ki çok insan katlediyorlarmış da yunuslardan bahsediyorlarmış falan… İnsan denilen canlı ne garip, sürekli yargılayacak, suçlayacak birşey, birilerini arıyor. Amerikalı, Çinli, Türk diyerek kalıplara sokuyoruz birbirimizi bıdı bıdı saçma sapan konuşup duruyoruz. Hepimiz “BİR”iz “BİRRRRRRRRR”. Bunu anlayana kadar daha ne olması gerekiyor?
Çok gezdik bu haftasonu, bugün akşam üzeri itibariyle evimize giriş yaptık:) Fakat bu tatlı yorgunluğun üzerine bu film ayılttı beni iyice, uyku falan kalmadı, cin gibiyim! Mihri Hocam harika bilgiler paylaşıyor sizinle köşesinde, kaçırmayın. Pranayama, beni kendimle buluşturan, yolumu açan yegane nefes tekniğidir. Sol ve sağ burun deliği bilgileri ise çok önemli. Dünkü ay tutulmasını nasıl geçirdiniz bilmiyorum ama ben 1 hafta öncesinden etkilerini hissettim; gerginlik, vücudumun çeşitli yerlerinde ağrılar şeklinde. Pranayama çalıştım hep böyle günlerde, bu sayede hızlıca toparladım. Nerem neden ağrıyor farkına vardım. Tutulmanın etkisi bu hafta da sürecek. Sakin kalmak, içsel çalışmalar yapmakta fayda var.
Esra ve Melda transformal nefes seminerinde görevliler nefes koçu olarak. Doğa 1,5 yaşındaydı, ben de katılmıştım bu seminere. Eminim ki çok güzel ruhsal açılımlarla dönecekler seminerden ve bizlerle paylaşacaklar her ne gerekiyorsa.
Ne karışık bir post oldu değil mi? Gecenin bir yarısı hele de böyle bir belgeselin ardından ancak bu kadar oluyor.

Yaşlı bir profesör (Ben Kingsley) genç ve güzel öğrencisi (Penelope Cruz) ile ilişkiye giriyor. Büyük bir aşk yaşıyorlar. Fakat profesör bir süre sonra bir bahane yaratarak bitirmeye çalışıyor ilişkiyi çünkü sorumluluk almak istemiyor. Genç kadına bağlanmak, onun kendisine bağlamasını istemiyor. 5 yılda fazla zaman geçiyor. Adam halen kadını unutamamış. Aşk acısı içinde yanıyor. Bir yılbaşı gecesi kadın adamı arıyor ve “Sana birşey söylemem gerek” diyor. Adam “Kesin evleniyor” diye düşünüyor. Kadın adamın evine geliyor, o uzun saçları kısacık…Meme kanserine yakalandığını söylüyor. Bir hafta sonra ameliyat olacağını ve sağ göğsünün tamamen alınacağını söylüyor. Ve adamdan göğüslerinin çıplak fotoğraflarını çekmesini istiyor… Ameliyat sonrası hastane odasında filmin bitiş sahnesi; Kadın adama şöyle diyor; “Bütün göğsümü aldılar. Artık güzel değilim.” Oysa adam ona deli gibi aşık, saçının teline bile bayılıyor. Ve kadın, “Seni çok sevmiştim” diyor, sarılıyorlar, film bitiyor…
Bu anlattıklarım biraz önce Doğa’yı uyuttuktan sonra izlediğim “Elegy” adlı filmin yalnızca küçük bir kısmı. Daha çok konu var filmde çaktırmadan anlatılmış. Oyuncular çok yalın, diyaloglar olduğu gibi, çok gerçek.
Film bende şu tatları bıraktı;
*Aşk ne güzel şey…
*Birini koşulsuzca sevebilmek ne güzel…
*Güzellik somut olduğu kadar da soyut bir kavramdır. Güzellik, bakmayı bildiğimiz zaman herşeyde, heryerdedir.
*Meme kanseri şakaya gelmez, sürekli kontrol etmek gerek
*Saçımı bu kadar kısa kestirsem mi çoook eski günlerdeki gibi?..:)

Sayfalar(1): 1