Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



seyahat’ kategorisi arşivi

Kıbrıs

Plansız, programsız  kısa bir Kıbrıs tatili yaptık geldik. Başka yerlere plan yapsak da son 3 yıldır hep Kıbrıs’ta buluyoruz kendimizi bir şekilde. Çağırıyor bizi Kıbrıs ve gidiyoruz. Bu defa daha da keyifliydi ama gezimiz, deniz ve güneşin yanısıra müze, klise, manastır, camii, Rum köyleri gibi birçok tarihi yer gezdik gördük, ceviz festivaline tanık olduk, cins cins keçiler sevdik ve elimizle besledik.

Pisi keçileri eliyle beslerken

Yöresel yemeklerin tadına baktık, daha önce hiç görmediğimiz ağaçlar, çiçekler, kokular tanıdık, buğday tarlalarında kaybolduk. Bir an gerçekten kaybolduk da cennete düştük sandık. Ve hayran olduk Kıbrıs’a, ne kadar gelişmiş olduğuna şaşırdık kaldık. Şahsen Bellapais adındaki o Rum köyünde bıraksanız yaşarım. O büyük kapılı evlerden birinde oturur, bir bisiklet edinir, her tür bitki yetiştirir, sık sık da büyük manastırdaki klasik müzik konserlerine giderim. 

Artemis nereye gitsem benimle
Mikail bizimle

Kıbrıs’a gitmek için en güzel tarihler Haziran, Eylül ve Ekim ayları. Daha önceki yıllarda Eylül’de gittik ama Haziran’ın tadı da başkaymış. Güneşten pek hoşlanmayan şeffaf beyaz tenli olan bizler için hafif gölgeli olması gerekiyor gittiğimiz mevsimin. Temmuz, Ağustos sıcakları bize göre değil örneğin. Ancak Bodrum’a gidilir zaten bu aylarda, daha güneye inilmez bana göre.

Otel olarak Kıbrıs için tek tavsiyem Acapulco. Üstelik çocukla gitmek için çok rahat bir otel. İçinde büyükçe bir oyun parkı, 2 çocuk havuzu var. Ama en güzeli kumsalı tabiki ve de denizi. Bana göre Kıbrıs’ın en iyi plajı. Yemekler hem damak tadı hem de çeşit olarak çok iyi, öyle ki gayet seçici olan Doğa’nın bile iştahını açtı. Kocaman bir lunapark yapılıyor içine, sanırım 15 Haziran’da bitecekmiş. O haliyle de çocukların bayılacağı bir otel olacağı kesin. Doğa, “hayatta en çok sevdiğim yer Akapuko” diyor ve hep çok mutlu oluyor orada. Dönüşte de bir süre bunalıma giriyor.

 
İstanbul’a döndüğümüz akşam böyle bıraktık güneşi…

Bursa

img_17352

Geçen hafta 23 Nisan tatilinden faydalanarak otobüsle kısa bir Bursa seyahati yaptık; Annem, ben ve Doğa. 4 nesil birarada olmanın keyfini yaşadık; Doğa’nın anneanneme büyükanne diye sarılmaları, birlikte oyun oynamaları gözlerimizi yaşarttı. Bursa o hafif yağmurlu ve serin havaya rağmen, yemyeşil ve sıcacıktı. Heryer taksi ile 5 dk sürüyor ve her yerden her yere dolmuş var. Yani bir yere gecikme stresi yok. Çocuklar için bolca yeşil parklar dolu olan Bursa, bir defa daha aldı beni içine. Doğa parklarda çok mutlu oldu. Fotoğraftaki çocuklarla parkta tanıştı. Nasıl sevecen, mutlu çocuklardı anlatamam. Biraz büyüklerdi bizimkine göre ama herşeylerini paylaştılar Doğa’yla. Öyle değişik kovaları, tırmıkları yoktu. Sadece mutfak aletlerinden seçilmiş birkaç küçük kap ve şurup kaşıkları falan. Anneleri de bir ağacın altında oturmuş örgü örüyordu… Bir defa daha anladım basit şeylerle mutlu oluyor insan.

Bir gün metro ile uzunca bir yol alarak bir alışveriş merkezine gittik. Doğa bayıldı metroya. Yalnız tünelden geçerken “hoşlanmam ben tünellerden çıksın tren buradan” dedi. Bir de her durakta durup tekrar hareket ederken 10’dan geriye sayıp “Kalkışa geçiyoruz” diye bağırdı:)

Seyahatimizin en güzel anlarından biri de onunla buluşup kahve içmemizdi. Bir defa daha anladım; Anatema‘nın kadınlarının biraraya gelmesinin tesadüf olmadığını. Kitabını karnım burnumda okuken hissettiklerimin, sonra Elvin ne yapıyordur acaba şu an şeklinde merak edişlerimin tesadüf olmadığını… Yüzüne baktım kendimi gördüm. Sanki yıllardır tanıyormuşum gibi bir his, yıllardır konuşmuşluğumuz varmış gibi sıcacık sohbet.

Şimdi sıra en yakın zamanda, sıcaklar çok bastırmadan minik bir Ankara seyahatinde. 2 özel insan da orada var kucaklanacak, sohbet edilecek. Eeee yedi cücelerin uzakta olanı da kesin dönüş yapacak gibi uzak diyarlardan. Diğer üçü de yanıbaşımda zaten.