Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



sağlık’ kategorisi arşivi

Bedensel arınma

Bir önceki postuma yönelik birçok mail ve mesaj geldi. Ayrıca detoks konusunda da birkaç soru var. Tıp doktoru olmadığımdan öncelikle, her zaman detoks yapmadan önce doktorunuza danışıp, kendi vücut yapınıza uygun bir detoks yöntemi seçmenizi önereceğim. Bir yandan insan yaşını aldıkça da kendi kendinin doktoru oluyor, vücudunun neye nasıl tepki verebileceğini tahmin edebiliyor. Tahmin edemeyeceğimiz noktada ise uzmanlara danışmak gerekiyor. Benim buradan aktardıklarım kendi araştırmalarıma ve deneyimlediklerime dayanan yöntemler. Ama bendeki yöntemler sizde de birebir başarılı olacak diye birşey yok sonuçta her bünye farklı.

Bedenimizi bugüne kadar birikmiş zehirlerden temizlemek için detoks yapmalıyız. Çok basit ve ucuz yöntemlerle vücuttaki ağır metallerden toksik maddelerden kurtulmak mümkün. İnsan vücudu mucizevi bir biçimde kendi kendini temizleme özelliğine sahip. Düzgün beslenme, düzenli uyku ve biraz egzersiz bunun anahtarları. Bunlara ek olarak da doğal besinlerle vücudu desteklemek gerekiyor. Bol sebze ve meyve tüketmeli, böcek ilaçları ve hormonlardan sakınmak için organik ürünlere yönelmeli ya da en azından her sebze ve meyveyi mevsiminde tüketmeye başlamalıyız; doğal zamanında yetişen sebze meyvelere çok daha az hormon ve böcek ilacı veriliyor. Ayrıca böğürtlen, ahududu, çay üzümü, yaban mersini vb yabani meyveler hormon, böcek ilacı vb içermiyor, antioksidan deposu ve bağışıklık sistemini destekliyorlar. Artık bu tür meyveler (berry’ler) süper-meyveler olarak tanımlanıyor. Bunun yanısıra kayısı çekirdeği, acı badem ve üzüm çekirdeğinin kanser önleyici etkileri biliniyor. Keten tohumu, ısırgan (özellikle kökü) gibi bitkiler de bol lignan içeriyorlar ve kanseri önlemede etkililer. Spiriluna, ekinezya gibi desteklerle bağışıklık sistemini güçlendirebilirsiniz.

Evde uygulanabilecek basit bir detoks programı;

Hergün yapılacaklar (7 gün boyunca uygulanacak):  Sabah ilk iş kalkar kalkmaz ılık bir bardak su ve 1 çorba kaşığı elma sirkesi. 1 saat sonra 1 bardak taze sıkılmış meyve suyu (portakal, elma, armut, kivi, nar vb 1 limon + 1 diş sarmısak (program boyunca hergün 1 diş daha eklenecek)+ 1 çorba kaşığı sızma zeytinyağı (her gün 1 kaşık artırılacak), 2-3 cm uzunlukta taze zencefil + 1 bardak su, blenderda karıştır ve iç; fazla hazırlayıp gün boyu da içebilirsiniz) 15 dakika sonra 2 fincan karaciğer detoks çayı: Karahindiba, zencefil, yonca, at kuyruğu, tarçın, maydanoz, balla tatlandırılarak. (bu bitkilerin hepsi aktarlarda ya da marketlerce kolayca bulunabiliyor, karışımı bolca bir kez hazırlayıp sıcak su ekleyerek ilerki günlerde kullanabilirsiniz. Gün boyunca bir gece suda beklettiğiniz ceviz, badem, fındık (kavrulmamış) çok aşırıya kaçmadan yiyebilirsiniz. Destek olarak boğa dikeni (milk tistle) tabletleri almanız öneriliyor. Eczanelerde bulabilirsiniz.

1. Gün: Sabah taze meyve yiyebilir, sebze suyu içebilirsiniz. Öğlen sebze salatası zeytinyağı, limon, elma sirkesi ve baharat ekleyebilirsiniz. Akşam taze meyve ya da sebze suyu.

2-4. GünMümkün olduğunca taze meyve ve sebze suları (meyve ve sebze sularını karıştırmayın) bitki çayları. Toplam 16 bardak kadar tüketmeye çalışın. Potasyum suyu tüketin. Potasyum Suyu Hazırlanışı: Birkaç adet patatesin kabuklarını 0.5-1 cm kalınlıkta soyup bu kabukları havuç, kereviz, maydanoz, kırmızı pancar, bol soğan ve sarımsak (50 diş kadar) 40-60 dakika kısık ateşte haşla ve bir süre suda beklet. Süzüp gün boyu tüket. Bu sebzelerin organik olması çok yararlı olacaktır. Baharat eklemeyin. Çalışanlar bir gece önceden hazırlayabilirler.

4. Gün: 1. günle aynı. 

6-7. Gün: Bol bol organik sebze ve meyve, bunların suları, bitki çayları.

Programa başlamadan 1 hafta öncesinde et ve süt ürünlerini kesinlikle kesmek gerekiyor ve bunlara program bittikten en az 1 hafta sonra yavaş yavaş başlamak gerekiyor. Program sırasında kendinizi fazla yormamanız, stresli ortamlardan kaçınmanız, spor yapıyorsanız daha düşük zorluklarda yapmanız öneriliyor çünkü arınma (detoks) süreci de kendi içinde enerji gerektiren, yorucu bir süreç. Ayrıca bu dönemde bol bol sauna, buhar banyosu, jakuzi gibi uygulamalardan yararlanmalısınız. En azından evde otururken termofor ya da sıcak su şişeleri ve battaniyelerle vücudu sıcak tutup bol bol terlemeye çalışmanız gerekiyor.Bu detoks programı çok değerli bilgilere sahip bir arkadaştan gelmişti bana. Dolunaydan bir hafta önce yapıp bedeninizi tamamen temizleyebileceğiniz bir yöntem.

Bunun yanısıra böylesine bir detoksa hazır hissetmiyorsanız kendinizi ve bu yönteme bedeniniz izin vermiyor, bazı rahatsızlıklarınız da varsa, kısmen bir beden temizliği yapabilirsiniz. Örneğin birinci seçenek olarak, haftada bir gün sadece sıvı alabilirsiniz, taze meyve ya da sebze suyu. İkinci seçenek olarak da, en son öğününüzü 16.oo’da yer ve sonrasında hiçbir şey yemez sadece bitki çayı içersiniz. Aslına bakarsanız haftada bir akşam öğünlerini sadece yoğurt ve meyve olarak almak bile temizliyor bedeni. Akşam öğünlerini kaldırmak ya da hafifletmek benim çok sık yaptığım birşey. İnanın çok sağlıklı hissettiriyor.

PMS’e dair…

Zihnimle en fazla çatıştığım zamanlar PMS (Regl Öncesi Sendrom) olsa gerek. Hatta bazen öyle ki tamamen hakimiyeti kaybedebiliyorum. Bir bakmışım ki zihnim tamamen beni ele geçirmiş. Ye diyor yiyorum, git diyor gidiyorum, bağır diyor bağırıyorum. Oldukça aksi, huysuz, sinirli bir kadına dönüşüyorum çoğu zaman bu dönemlerde. Ne zaman ki Doğa uyarıyor o zaman gidip aynaya bakıyorum ve “Hadi durma zamanı” diyorum kendime. İşte o anda başlıyor zihin geri çekilmeye, farkına vardığım ilk anda.

Ne saçma sapan şeyler yapıyor insan bu dönemde. Örneğin aynı anda hem tatlı hem ekşi istiyor benim canım bazen. Mesela bir turşu atıyorum ağzıma, arkasından çikolata. Toksik oluyorum komple, hani öyle ki o mide benim değil. Üstelik farkına vara vara yapmak da ayrı konu ama seviyorum ben bu zıtlıkları. Örneğin gayet toksik bir günün ardından detox yapmak çok hoşuma gidiyor. Dengemi böyle buluyorum napıyım:) Neyse şaka bir yana son dönemde PMS sırasındaki tatlı krizleri için başvurduğum şeyler hurma, yaban mersini ve keçi boynuzu. Tabiki de bazen bunlarda da abarttığım oluyor miktar olarak ama en azından doğal olduklarını biliyorum ve faydaları var bedene. Bir de kendime yapabildiğim en iyi şey böyle dönemlerde akşam yemeğini sadece meyve ve yoğurt ile geçirmek oluyor. Üzerine de bir güzel bitki çayı.

Kök çakra aktive olduğundan kadının en yaratıcı, üretici olduğu dönem regl dönemi. Aslında iyi değerlendirmek, verim almak lazım. Yoğun fiziksel aktiviteden kaçınıp, vücudu mümkün olduğunca dinlendirip, doğal ve faydalı besinlerle beslenmek gerek. Yoga yine her şeyde olduğu gibi burada da devreye giriyor ama hatha yoga değil daha nefes ağırlıklı çalışmak gerek ya da ille de duruşlardan yapmak istiyorsa bedeniniz, ancak ilk 2 günü geçtikten sonra, öne eğilerek yapılanları tercih edebilirsiniz. Fakat özellikle mum duruşu gibi ayakların yukarı kaldırıldığı duruşların kesinlikle yapılmaması gerekiyor. Çünkü salgı bezlerini, dolayısıyla hormonları ters etkileyebiliyor.

Şimdi sizlere bugünlerde okuduğum ilginç kitaplardan birinden bahsetmek istiyorum; “Vücudun Gizli Mesajları” – Susan L.Levy -Carol Lehr. Kitap, klinik kinezyoloji sanatı ve uygulamasını anlatıyor. Kitabın her bölümü çok ilginç olmakla birlikte PMS’i anlatan bölüm ayrıca ilgimi çekti çünkü gerçekten de kafa yoruyorum bu dönemdeki gerginliklerimi azaltmak ve zihnimin kontrolüne girmemek için. Belki sizlere faydası olur diye düşündüm. İşte kitaptaki bilgilere göre PMS tipleri;

Tip A – Anksiyete: Korku, aşırı sıkıntı, alınganlık, güvensizlik, kırılganlık ya da ruhsal değişkenlik. Bu tip PMS yaşayan kadınlarda eziyet kompleksi görülebilir. Çözüm; vücutlarında sakin, mutlu bir ortam yaratmaya destek olabilecek türde besinleri yediklerinden emin olmalıdırlar. Fazla tuz beyin ve sinir sistemi dahil tüm vücutta şişkinliğe sebep olur. Bu da anksiyete ve ruh hali değişikliklerini getirir. B6 vitamini alabilirsiniz. Ya da tam olarak B Complex kullanılabilir.

Tip C- Yiyeceklere Özlem: Bu tip kadınlar şeker isteğine kapılınca vücudun kimyasal dengesi bozulur, kan şekeri seviyesi düşer ve bu da genelde baş ağrısına sebep olur. Şeker arzusu geldiğinde yapılabilecek en kötü şey şeker yemektir. Genelde bu karşı konulamayan istekler kadınları yanlış yöne yönlendirir ama aslında diyetlerinde eksik olan bir başka besine işaret etmektedir; Krom ya da çinko eksikliği. Fazladan şeker alımı vücudun krom ya da çinko rezervlerini harcar, çünkü şeker işlenmiş karbonhidrattır ve kendi rezervi yoktur. Şeker ve işlenmiş besinleri kısıtlanması ve daha fazla tahıl yenmesi, PMS süresindeki yiyecek özlemi nöbetlerini yatıştırmakta genellikle yeterli olmaktadır. Çikolata isteği genellikle vücutta magnezyum eksikliğine işaret eder. Herhangi bir yeşil besinde gayet çok magnezyum vardır. Kara lahana, ıspanak, siyah hardal, pancar yaprakları, brüksellahanası, has buğday filizi sütü gibi koyu yeşin besinler bol miktarda magnezyum içerirler.

Tip H – Hiperhidrasyon: Fizyolojik olarak bu tip kadınların vücudu diğer kadınlara göre daha fazla şişer ya da iltihaplanır. Ağrılı, gergin kaslar, tutulma ve su tutması yaşarlar. Hatta bazen kırmızı yanaklar, boyun ve tiroid bölgesinde kırmızılıklar oluşur. Bu tip kadınların mutlaka hangi besinlere karşı alerjik olduklarının tespit edilmesi gerekir. Kahve ile birlikte gazoz ve bazı çaylar vücutta enflamasyona neden olur ve hormon üretimini kötü yönde etkiler. B vitamini, magnezyum ve doğal idrar söktürücüler kullanılabilir. Karahindiba, maydanoz, yonca, rezene tohumu, shave grass ( Equisetum Hyemale), kereviz, ayı üzümü, potasyum ve B6 gibi bazı besin ve bitkisel tamamlayıcılar geçici olarak kullanılabilir. Bunlar etkili doğal idrar söktürücüdürler ama uzun süre kullanılmamalıdırlar. Bir de keten tohumu yağı ile vücuda kompres yapılabilir ya da günde 2 çay kaşığı bu yağdan içilebilir. Oldukça hassas olan ve buzdolabında saklanması gereken yağ hiç ısıtılmamalıdır. Omega 3, 6 ve 9 yağ asitlerini içeren en iyi yağ keten tohumu yağıdır. H tiplli kadınlar ayrıca sigara içmemelidir. Vücuda giren duman, hassas dokularla buşuştuğunda, kolayca vücudu okside eder ya da paslandırır.

Tip D – Depresyon: Aşırı ruh hali değişiklikleri, ilerleyen vakalarda uzayan depresyonlar, kendi kendini yaralama ve intihara eğilim görülebilir. Ek semptom olarak sinirlilik, unutma, uykusuzluk ve uyuşukluğu da sayabiliriz. D tipi kadınların şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan ya da kahve, gazoz ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan uzak durmaları gerekir. Basit sebze ve tahıllara yönelmek gerekir. Soya ürünleri, badem ve kabak çekirdeğinin de yararlı olduğu görülmüştür. B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko ve amino asit semptomları hafifletir. Kediotu ve çarkıfelekten elde edilmiş bitkisel solüsyonlar, tabletler ya da homeopatik bileşimler ve değişik markaların papatya gibi bitkisel çaylarıda sakinleştirici olarak kullanılabilir.

“PMS’i yenmek, menopoza sağlıklı geçiş için önemli bir önkoşuldur. Vücut doğal yaşam devrelerini yaşamaya devam ederken menopoza doğal çözümler bulmak, kadının en önemli amacıdır” diyor kitapta.

“Doğa, kadını ustalık eseri olarak yaratmıştır.” G.E.Lessing

Satürn ve güneş karşıtlığı nedeniyle önümüzdeki 3  gün gergin geçebilirmiş. Hatta bugün yılın en gergin günlerinden biriymiş. Kronik hastalıklarda ve ruhsal gerginliklerde artış diye uyarıyor astrologlar. Zaten dün akşamdan belliydi bugünün nasıl geçeceği bizde. Sanırım bu gezegenlerin durumu bizim Satürn’de yaşama hayalleri kuran cüceyi etkilemiş olsa gerek ki dün gece 02.00 sularında bir kahkaha atarak uyandı. Şaka yapmıyorum cidden… Hayırdır diye koştuk yanına, çünkü alışık değiliz gece bu hallere. “Size şaka yapmak için uyandım” dedi. Saç baş dağılmış bir şekilde oturdu yatakta ve çocuk cin. Gecenin körü, ben zaten dergiye yazımı bir defa yazıp word dosyasını nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bilgisayarda uçurduktan sonra, tekrar yazıp 01.00 sularında gönderebilmişim. Bir yandan nezleyim, kafamı koyacak yer arıyorum ama gecenin o saatinde ayakta ve konuşmak isteyen biri var! Yastığını aldı geldi ortamıza. Kikir kikir kikirdemeler, konuşmalar artık saat kaçtı sızmışık hatırlamıyorum ama boynum belim her tarafım tutulmuştu uyandığımda. Her yerimize tekmeler eşliğinde uyuduk tabii güzelim yatağımızda. Neyse ki bu akşam baktım esnemekten ağzı çatlayacak 9 itibariyle uyumaya ikna edebildim. Bu gecenin daha sakin olması dileklerimle…

Permakültürle ilgili yazdım yine Nisan sayısı için. Merak edenlere duyurulur. O kadar önemli bir konu ki ne kadar yazsak çizsek o kadar az. Şehirli insanlar olarak bilincimizi açık tutmalı, akıllıca seçimler yapmalıyız. Ne yediğimiz, ne içtiğimiz, içerikleri öncelikle çocuklarımız için çok önemli. Paranoyaklık derecesinde etiket okur oldum ben örneğin. Hayır zaten vardı bir merak ama bu GDO’larda sonra iyice manyaklaştım. Kutu sütü bıraktık biz de sonunda. Uzunca bir süredir günlük süt alıyoruz. Kefiri de keçi sütüne mayalıyorum. Mayası bile bir başka tutuyor. Kutu süte mayalanan kefir ile günlük süte ya da keçi süte mayalanan kefir arasındak farkı görseniz, kutu sütlerin içindekilerin sütten başka birşey olduğunu kesin anlardınız siz de benim gibi. Bir de ekmek konusu var tabii. O meşhur bir marka var ya hani her türlüsünden ekmek üreten poşetlerde, aman diyim dikkat edin. Ya kendiniz yapın ya da güvendiğiniz mahalle fırınından alın. Nereye kadar elimiz değer, ne kadar koruyabiliriz kendimizi katkılı gıdalardan bilmiyorum ama elimizden geldiğince araştırmak, uyanık olmak gerektiğini düşünüyorum. Çocuklarımıza da bu bilinci verebilmek gerek. Onlara da anlatmak gerek. Bir de anaokulları, ilkokullar, kantinler en fena olanlar. Yemek listelerini veliler olarak dikkatlice inceleyip soruşturmalıyız.

Evet gergin geçebileceği konusunda uyarıldığımız önümüzdeki 3 gün olumlu uyanalım, güneş doğarken olumlu niyetlerle güne başlayıp, şükredek günümüzü bitirelim uykudan önce. Haydi meditasyona davet ediyorum hepinizi. Kendiniz için oturun evinizde seçtiğiniz bir köşeye, kapatın gözlerinizi ve durun öyle bakalım neler oluyor. Ya da yürüyüşe çıkın, bir noktada mola verin, orada oturun durun öyle. Meditasyon gözler açık da olabiliyor. Aslında Mihri Hocam “Meditasyon 24 saat” der. Aynen öyle. Farkındalıkla geçen 24 saat düşünsenize. Meditasyon için gerekli şartlarmış, kurallarmış boşverin. İçinizi dinleyin yeter. Keyifli meditasyonlar o halde…

Bedeni dinlemeyi unuttuk

Siz de halen dişiniz ağırmadan dişçiye gitmeyenlerden misiniz? Ya da birine sinirlendiğinizde o kişiyle yüzleşmek yerine hemen mutlu bir şarkı dinleyip sinirinizi geçirmeye mi çalışırsınız? O halde siz de bedeninizi unutmuşsunuz.

Özellikle bizler şehir insanlarının pek de umursamadığı gerçeklerden bahsedeceğim sizlere bu ay; Beden sağlığımızdan. Tesadüf bu ya pek de sağlıklı olmadığım bir günde yazıyorum bu yazıyı. Neredeyse bir haftadır grip olan kızımdan şimdi de bana geçen grip virüsü bedenimin farkındalığını ciddi ölçüde yaşattı bana. Ve bu yazının konusu olan Shiatsu’yu bir defa daha hatırlattı. Uzakdoğu’da asırlardır kullanılan bir iyileştirme yöntemi olan,  Japonca shi = “parmak” ve atsu = “basınç” kelimelerinden oluşan Shiatsu, parmak ve avuç içleri ile uygulanan bir masaj tekniği. Aslında önemli olan felsefesi bana göre; Bizi saran her şeyin enerji olduğu, vücudumuzun da bir enerji formu olduğu. İşte Shiatsu, buradan yola çıkarak vücudumuzdaki enerji düzensizliklerini düzene sokmak ve genel sağlık durumunu korumak amacıyla yapılıyor.


Bu ay bu konuyu sizlere anlatmamdaki sebep, Shiatsu Uzmanı Elif Altındiş’in geçtiğimiz günlerde bir sohbetimiz sırasında, son dönemlerde ağrı çeken insanlarda büyük bir artış olduğunu söylemesi oldu. Bu artışın nedenini düşündüm hep ve neler yapmamız gerektiğini. Çünkü yakın çevremde de görüyorum ki örneğin boyun ve bel fıtığı olmayan çalışan insan neredeyse yok gibi. Bu duruma Altındiş’in önemli bir tespiti var; “Çalışma şartlarımız ergonomik değil. Ofislerde sadece görsellik ön planda olsun diye ergonomik olmayan çalışma koşullarına sahip olunması. Masa ve sandalyelerin insan bedenine uygun olmaması”. Tabii çok somut olan bu tespiti dışında kendimize ve çevremize olan davranışlarımıza dair önemli görüşleri var Altındiş’in, sizlerle paylaşmam gereken;

Durum biriktiriyoruz
Elif Altındiş’in dikkat çektiği en önemli nokta; Bedenimizden uzaklaştığımız ve daha çok zihin odaklı yaşadığımız. “Hep akıllı olmak zorundayız. Zihine kayarken bedeni umursamaz olduk. Zaman bulamıyoruz. Bedene dönememek bizi robotlar haline getirdi..Bedene uzak olduğumuz için ruha da uzak kaldık. Halbuki ikisi bir arada. Örneğin bedenlerimizin ilk arıza çıkardığı zamanı kaçırıyoruz. Ülkemizde hasta sağlığını korumak diye bir süreç de olmadığından o ara dönem kaçıyor. Ancak dişimiz ağrıdığında çürüdüğünün farkına varıyoruz. Ancak bir enfeksiyon dışarıda kendini gösterdiğinde hastalığımızın farkına varıyoruz. Bedeni dinlemeyi unuttuk” diyor Altındiş.
Zamanın azlığından dolayı duygularımızın farkına varamıyoruz. Duygusal yaşantımızı düzene sokmuyoruz. Duygularımızı sürekli bekletiyoruz ya da erteliyoruz. “İnci” adlı kitabında anlatır belki bilirsiniz; Japonya’da kadınlar nezaket temsilcisi olduklarından, eşlerine ve çocuklarına bağırmadıkları için mutfakta birer tane porselen kavanozları vardır. Kadınlar günün sonunda kızgınlıklarını kırgınlıklarını o kavanoza kusarlar. Biz ise tam tersi durum biriktiriyoruz. Anlık çözümlere gidemiyoruz. Zaman var ama biz yaratmıyoruz. Ve böylece durumlar zaman aşımına uğruyor.
İşte bu biriktirdiğimiz durumlar, duygular önce içimizi kirletiyor, enerjimizi düzensiz hale getiriyor, sonra da çevremizi kirletiyor. Yani biz sebepleri hep dışarda arıyoruz ama asıl içimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Shiatsu masajı ile vücudumuzda bulunan enerji meridyenlerine parmak uçlarıyla basınç uygulanıyor, doğru sinyal gitmeyen yerlere gerekli sinyal gönderiliyor ve böylelikle bozulmuş olan enerji sinyalizasonu tekrar düzene sokuluyor.

Vücudu oksijenlendiriyor
Shiatsu’nun vücuda en önemli katkısının vücudu oksijenlendirmek olduğunu vurgulayan Altındiş, “İnsanlar oksijen alma derdinde. Halbuki bütün vücudumuzun oksijen üretebilme kapasitesi var. Oksijensizlik kan dolaşımı bozukluğu yaratır. Bu bozukluk enfeksiyonlara açık olma, bağışıklık siteminin çökmesi ve böylece dışardan gelecek her şeye açık olması demek” diyor. Ve özellikle de üzerinde durduğu bir konu var ki; Shiatsu yaptırmak için mutlaka ağrınız olması gerekmiyor. En önemli etkisi bağışıklı sistemini güçlendirmek olan bu masajı genel sağlığı korumak adına düzenli olarak yaptırmak gerekiyor. Bu nedenle de en çok çocuklar, yeni doğanlar ve yaşlılara öneriliyor. Çünkü bağışıklık sistemi güçlü olduğunda siz de biliyorsunuz ki enfeksiyon gibi hastalıklara yakalanma riski de oldukça az oluyor.
“Vücudumuzda ağrıyı artıran ve ağrıyı kesen bölgelerimiz var. Ağrıyı oluşturan durumları sen günlük hayatında yaşamaya devam edersen ağrı gelecektir. Ağrının gelmesini engelleyecek nedenler çıkartırsa sadece bir süre ertelersin. Ama ağrıyı oluşturacak sebepleri ortadan kaldırırsan zaten ağrı olmaz” diyor Altındiş.
Düşüncelerimiz ve duygularımızın hastalıklara nasıl bir sebep oluşturabildiği halen size bilimsel gelmiyorsa biraz da İngiliz şair, bir dünya ozanı William Shakespeare’e kulak verin derim; “Ne iyi var ne kötü; hepsi düşüncelerimizin eseri.”

*İnfomag Ocak sayısındaki köşe yazım.

GDO’ya (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) hayır!

GDO

Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı, çocuklarımızın en temel hakkıdır!

“Fikir Sahibi Damaklar”, hepimizin takip etmesi gereken bir blog. Duyarlılığımızı kaybetmeden, farkındalığımızı koruyarak bu güzel kampanyaya gönülden destek verelim.