Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



sağlık’ kategorisi arşivi

Glutensiz günler

Yaklaşık 2 aydan bu yana, beslenme ve hastalıklar üzerinde etkileri konusunda çeşitli araştırmalar, okumalar, görüşmeler yapmaktayım. Görüştüklerim arasında hem tıp doktorları hem de alternatif terapi uzmanları bulunmakta. Hepsinin buluştuğu ortak nokta ise şudur ki; Yaşadığımız birçok sağlık problemi direkt olarak beslenme şeklimizle ilgili.

Bu konu nereden gündemime oturdu diye sorarsanız tamamen kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak ve tabii bu konulara da biraz meraklı olduğumdan, yoga ve sağlıklı beslenmenin bir bütün olduğuna inandığımdan, dibine kadar sorgulamaya devam ediyorum. Tabiî ki bulduğum ve karşılaştığım bilgileri de sizlerle paylaşmaya.

Yıllardır bitmek bilmeyen gaz şikayetlerim son aylarda iyice artmıştı. Düzenli yoga çalışmama rağmen, ki yoga yapmasaydım çok daha rahatsız edici boyutlarda olabilirmiş doktorlarım öyle söyledi, durup dururken midemde bir sıkışma ve adeta nefes almamı önleyen bir gaz sancısı beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Artık son zamanlarda bana neyin dokunduğunu bir türlü tespit edemediğimden gerçek anlamda az yemek yemeye başlamıştım. Kahveyi, çayı kestim, süt ürünlerini kestim ama yine de düzelme olmadı. Tabiî ki sonunda işin uzmanı bir doktora gittim. Öncelikle laktoz intoleransı ya da çölyak hastalığından şüphelendiler, bir dolu testler, endoskopiler sonucunda her ikisinin de bende olmadığı anlaşıldı. Hatta kan değerlerim o kadar iyi çıktı ki çok şükür doktor benim gibi beyaz tenli birinin bu kadar kanlı canlı olabildiğine inanamadı. Endoskopi sonucunda da hafif gastrit denildi. Fakat gastrit bende üniversiteye hazırlanırken çıkmıştı ilk olarak yani yeni bir şey değil. Hiçbir sonuç ve tahlil beni tatmin etmedi. İçsel olarak biliyordum ki bana dokunan bir şey var ama bulunamıyor. Çünkü yaz mevsiminden beri vücudumda zaman zaman kaşıntılar da midemdeki gaz sancıma eşlik ediyordu ve hayatım boyunca hiç tanışmadığım alerji ile de tanıştım bu sayede. Ama hepsinin bir açıklaması olmalıydı. Sonuç olarak antihistaminik ya da sürekli gaz ilaçları alarak yaşayamazdım, ki zaten ilaçlar da dokunuyor bana. Evet hemen hemen hiç ilaç alamıyorum, zaten çok nadir içiyorum ama hangisini içsem ya mideme dokunur ya da başka türlüsü. Bu nedenle hep alternatif yöntemlerde aradım bugüne kadar çözümleri, iyi ki de öyle yapmışım. Doktorumla pek iyi anlaşamadık, çünkü tam da sinir olunacak tipte bir hastaydım onun için, verdiği mide ilaçlarını içmedim, düzenli kontrole gitmedim ve biraz fazlaca soru soruyordum sanrım. En sonunda şaka yollu bana “siz ilaç özürlüsünüz biraz” dedi. Evet ilaca karşı hassas olduğumu söylemesini tercih ederdim.

Neyse, sonuç olarak ne mi yaptım? Yaklaşık 1 yıldır yaptırmak isteyip de yaptıramadığım, sonuçlarına ve yöntemine şüpheli yaklaştığım York testini yaptırdım. Sonuç; Gliadin, tavuk, kakao ve marula karşı 1. derece intoleransım çıktı. Gliadin ve gluten buğday ürünlerinde bulunan protein. Yani içinde buğday olan her şeye duyarlıymışım. Bu ne demek? Ekmek, makarna, pizza, her türlü hamur işleri yok demek. Ayrıca kakaoya da duyarlı olduğumdan kakaolu hamur işi de yok demek yani glutensiz olsa bile. Tavuğu geçiyorum onu sadece Doğa’ya organik tavuk yaptığımda tüketiyordum. Hiç yemesem hayat boyu arayacağım bir şey değil. Marulu çok severim ama ona da alışabilirim, roka, maydanoz, dereotu var nasılsa. Fakat evde pişirdiğim o nefis tahıllı ekmeklerimden, pazar sabahları bizim fırından aldığımız sıcak simitlerden yiyemeyecek olmak şaşkınlıkla birlikte ilk aşamada biraz üzdü beni. İşinin uzmanı bir diyetisyenle görüştüm, 6 ay bu gıdaları beslenmemden çıkartmam, sonrasında ise 2 hafta ara ile her birini teker teker sokup denemem gerektiğini söyledi. Ve 1 yıl sonunda tekrar intolerans testi yapılıp kontrol ettirmem gerekiyormuş. Çoğu vakada düzelme oluyormuş, tabii diyet disiplinli bir şekilde yapılırsa. Hani 1 ay yaptın ama arada ağzıma bir çikolata atıyım yok.

Okuduğum kitaplardan ve görüştüğüm doktorlardan edindiğim ilgilere göre birçok hastalğın temelinde besin alerjileri ve duyarlılıkları yatıyor. Örneğin Taş Devri Diyeti kitabında Prof. Dr. Ahmet Aydın, şu hastalıkların büyük ölçüde besin alerjilerine bağlı olduğunu yazmış; Kronik bel ağrısı, depresyon, kronik ishal, orta kulak iltihabı, gastrit, aşırı gaz, migren, hassas bağırsak sendromu (IBS), öğrenme bozuklukları, ülseratif kolit, deri döküntüleri, tekrarlayan eklem şişlikleri, tekrarlayan enfeksiyonlar. Aydın, alerji ve intolerans testlerini ciddi olarak önemsiyor. Aynı şekilde Prof. Dr. Canan Karatay ve Dr. Ayşegül Çoruhlu da öyle. Zaten Alkali Diyet kitabı ile ilgili olarak Çoruhlu ile röportaj yapmıştım, kendisi her şeyin temelinin alkali olmak olduğunu söylüyor biliyorsunuz. Aslında evet bana kalırsa da her yol asidik besinlerden temizlenip alkali hayata doğru gidiyor.

Glutensiz beslenmede 3. haftama girdim. Gaz şikayetlerim, şişkinliğim, bağırsaklarımdaki kramplar birden kesildi. İlk hafta çok zordu, kendimi nasıl çaresiz ve yalnız hissettim anlatamam. En büyük destek Doğa ve Serdar’dan geldi neyse kiJ Doğa’nın da hayatına gluten kavramı girdi, glutensiz ekmeklerimi pek sever oldu, zor alıyorum elinden. Şu kısacık gluten serüvenimde şimdiden gelen içsel bilgi, bedenlerimiz değişime ayak uyduruyor. (ama bu ayrı bir yazı konusu) Çocuğunuz özellikle bir gıdadan hoşlanmıyor ve yemek istemiyorsa sakın zorlamayın mutlaka bir hissiyatı vardır o gıda ile ilgili.

Eee bugüne kadar anneannelerimiz ekmekler, hamurlar açtılar yediler, onlar da intolerans mı varmış derseniz, ki ben dedim, işte yanıtı; Günümüzde yediğimiz buğdayın melezleştirme yolları ile gluten içeriği artmış ve sadece ekmek değil çoğu paketlenmiş gıdada (hazır soslar, pastalar, gofretler, hazır çorbalar vs.) yer alıyor gluten. Yani farkında olmadan alıyoruz bu proteni. Bunu da bazı inasanların bağırsakları sindiremiyormuş.

Glutensiz olarak etiketlenen besinlerde dahi gliadin bulunabiliyor. Gliadin varlığını gösterebilecek etiket üzerindeki kelimeler; Un, zenginleştirilmemiş un, modifiye edilmiş besin nişantası, monosodyum glutamat, hidrolize edilmiş sebze proteini, tahıllar, malt veya tahıl özütleri, malt unu, damıtılmış sirke, emülsifiyerler, stabilizörler, buğday nişantası.

Şimdilik benden bu kadar. Glutensiz ürünler ve bu ürünlerin satıldığı yerlerle ilgili tespitlerimi aktaracağım bir yazım olacak yakında.

Alkali misiniz asidik mi?

Kalori hesaplarını, gramları, protein diyetlerini, kibrit kutusu heasplarını unutun. Ne kadar asit yüklüsünüz ne kadar alkali buna bakın.

Beslenmemizdeki asit-alkali dengesi uzunca bir süredir araştırmakta olduğum bir konuydu. Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun kitabı “Alkali Diyet”, konuyla ilgili tüm merakımı giderdi. Kitabı okuduktan sonra sizlerle de ayrıntılı bir şekilde paylaşabilmek adına Çoruhlu’ya birkaç sorum oldu.

Çoruhlu, Alkali Diyet’in diğer popüler diyetlerden farkını şöyle anlatıyor: “Alkali diyet, aslında şimdiye kadar doğru bildiklerimizin toplamıdır. Genel olarak diyetler belli konseptlere göredir, kan gruplarına göre olanlar, ağırlıklı protein içerenler, kalori hesabına dayalı olanlar gibi. Tüm bu konseptlerde eksik olan temel nokta, vucüdun alkali olmak üzere dizayn edildiğini ve en büyük günlük meselesinin de asit artıkları atmak olduğunu hatırlatmamış olmaktır. Tüm diyetlerdeki  bol su içmek, sebzeleri bolca tüketmek, basit şekerli besinlerden uzak durmak gibi  önerilerin temeli vucüdun asit yükünün azaltılması temeline dayanır.Ancak bu vurgu şimdiye kadar yeterince yapılmamıştı. Amacım tüm diyet önerilerini tek bir ortak noktada toplamaktı. Kilo vermekten de öte, genel sağlığı en basit şekilde korumanın ipuçlarını vermekti.

Kitaptan en sevdiğim ve zihnime kazınan cümle şu; “Hastalıklar bizi bulmaz, biz onların bizi bulmasına sebep oluruz”. Çoruhlu’ya göre hastalıklara verilen sayısız ismin hiçbir önemi yok. Önemli olan hepsinin aynı sebepten kaynaklanması; Vücuttaki aşırı doku asitlenmesi. Asitlenme arttıkça da yağ depolamaya eğitim artıyor. Asitlerin yağda depolanması ve kiloyu yağdan kaybetmemek bizim için ucuz bir bedel. Asıl sorun, asit yükünün sebep olduğu diğer hastalıklar; Kanser, kalp rahatsızlıkları, osteoporoz, diş çürükleri, tiroid, romatizma, depresyon, böbrek taşı, çeşitli enfeksiyonlar, selülit…vs.

Asitlenmeye yol açan yiyecekler ise şöyle; Yanlış yağlar, şeker, yanlış proteinler, yanlış tuz, yanlış su.

Nasıl alkali olacağız?

Çoruhlu’nun alkali olmak için basit bir formülü var; Tabağımızda yüzde 80 alkali, yüzde 20 asit yiyecekler olmalı. Asitli besin tükettiğimiz öğünlerde, bu miktarın dört katı kadar alkali beslenmeliyiz. Alkali olmaya geçişte Çoruhlu’dan aldığım öneriler şöyle;

1. Su içmek. Su içmeyi becerebilen suyunu alkali içmeye çalışmalıdır.

2. Çiğ sebzeler. Çiğ olmaları tercih sebebidir çünkü bu şekilde daha çok asit atılımına yardımcı olurlar.İçlerindeki enzimler, proteinler, klorofil bozulmamış olur. Çiğ sebze suyu içmek muhteşem bir asit temizleme yöntemidir.Ben yakında her restoranda içecekler listesinde ‘ıspanak suyu’, ‘kırmızı lahana suyu’ ya da ‘ karışık sebze suyu’ gibi seçeneklerin olacağına inanıyorum. Yoksa o koca biftekleri, ağır soslu makarnaları yerken vicdan azabından öleceğiz.

3. Asitlenme yapacak besinleri azaltmak. İşlenmiş etler, kızartmalar, fastfood ürünler, basit şekerli hazır gıdalar, hazır soslar, kötü yağlar gibi yüksek asitlenme yapan gıdaları azaltmak vücudun asit yükünü azaltır. Bu tür yiyeceklerden fayda sağlamak bünye için imkansızdır. Zaten alkali beslenmede, bu besin türlerinin yıllarca birirkerek yarattığı asit yükünü azaltmak istiyoruz.

Alkali diyetin bir kısıtlamadan öte, ısrarla ve bolca alkali besinleri eklemeye yönelik olduğunu vurgulayan Çoruhlu, “Yıllarca biriktirdik ve hemen kurtulamayacağız. Hastalıklar hemen ortaya çıkmaz, uzun yılların yanlış beslenme ve yanlış alışkanlıklarının faturasını, biz büyükler pekçok hastalığa yakalanarak ödüyoruz.

Alkali diyet ile, beslenme yanlışlarını dengeleyecek şekilde gıda seçmek mümkündür” diyor.

Çocuklarımız için de erkenden sağlıklı beslenmeye geçişi sağlamamız gerektiğine değinen Çoruhlu, “Su içmenin, bol sebze tüketmenin iyi olduğunu, hazır market ürünleri ve hazır fastfood yiyeceklerin iyi olmadığını sokaktaki herkes bilir. Çoğumuzun yaptığı gibi sadece erteleme ve yeterince ciddiye almama sebebiyle, çocuklar için olsa bile, konuya gereken önemi vermiyoruz. Biran önce çocuklarımızı kolalı şekerli içecekler yerine su içmeye, hamburger yerine sebze, baklagil, balık gibi sağlıklı besinler tüketmeye alıştırmalıyız. Aslında keşke  çocuklar bu tür yararsız yiyeceklerle hiç tanışmamış olsa” diyor.

Gıda duyarlılığı

Şimdilerde çok meşhur bir gıda intoleransı testi var. Çoğu insan yaptırıyor fakat sonuçlarına göre hayatında bir değişim yapamıyor. Çünkü buğdayı ya da süt ürünlerini örneğin tamamen hayatından çıkartmak insanlara zor geliyor. Fakat kitapta, gıda duyarlılığı yaşadığımız besinlerin vücutta yüksek enflamasyon yarattığı ve bu durumun vücudun asit yükünü ciddi ölçüde arttırdığından bahsediliyor. Örneğin inek sütü ve ürünlerine karşı bağışıklık sistemimizin bir duyarlılığı söz konusu ise, bu besinlerden gelen kalsiyum kemiklerimizi korumuyor.

Çoruh’un bu konudaki görüşü şöyle: “Gıda duyarlılığı bir yana beyaz buğday ununun iyi bir besin maddesi olmadığını zaten biliyoruz. Pratik olmak için süt-peynir grubundan lor peyniri, ev yapımı yoğurt, kefir rahatlıkla önerilebilir. Unlular için glutensiz undan ev yapımı ekmek kullanılabilir. Bu mümkün olmuyorsa buğday içermeyen tam tahıllı ekmek veya karabuğday veya quinoa unu ekmeği tüketilebilir. Bu unları marketlerde bulmak mümkündür. Glutensiz diyeti uygulamak başta zor gelse de sağlık için yararları çok fazladır. Pek çok hastalığın tedavisinde, tedaviye destek olarak Gluten-free tabir edilen glutensiz diyet önerilir.”

Suyu nasıl alkali yaparız?

*Limon, misket limonu, elma sirkesi suyla tüketilince vücudu alkali yapar.

*Karbonat katarsanız suyun pH’I alkaliye yükselir. (Bir bardak suya yarım çay kaşığı)

*Eczanelerden hazır pH damlacıklarına ulaşabilirsiniz.

*Günlük olarak en 3litre su için.

*İdeali suyu 20 kilo başına 1lt. içmektir.

*Çay ve kahve içtiğinizde üzerine 2 bardak alkali su için.

*Alkali su cihazları da kullanılabilir.

*İçtiğiniz suyun klor ve flor içermemesine dikkat edin.

*Sabah ilk iş, gece son iş olarak alkali su için.

Not: Teknik bir nedenden dolayı foto koyamıyorum:( Çözmeye çalışıyorum.

Sinüzite çözümler – 2

Sinüzit’in bu defa çok derinine ineceğiz. Sinüsler hangi ruhsal inancımızı temsil ediyor, hangi çakramızla ilgili, bu hastalığı biz nasıl yaratıyoruz? Bu olasılıkların hepsini göreceğiz. Tabiî ki herhangi bir çakra ile çalışırken mutlaka o çakranın altındaki ve üstündeki çakraların dengede olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Çünkü bir çakradaki dengesizlik alt ve üstündeki çakraları da etkiliyor.

Fakat sizden ricam bu yazıyı okurken zihninizi bir kenara koyun ve farklı bir açıdan bakmayı deneyin.

Sinüzit iki kaşımızın ortasındaki 3. gözümüzde ilgili yani Ajna Çakra. Bu çakranın rengi, şekli ve elementi yok.. ( Her ne kadar çoğu kaynakta mor renk söylense de) Madde ötesi, zihnin oturduğu yer… Elementlerin ve bedenle ilişikli duyu organlarının ötesinde bir yer… Ajna sözcüğü, ‘bilmek, itaat etmek veya izlemek’ anlamına gelen Sanskritçe kökten gelir. Kelime anlamı olarak Ajna ‘emir’ ya da ‘gözleme merkezi’ demektir. Astorolojide Ajna, guruyu ya da öğretmeni simgeleyen, Jüpiterin merkezidir. İlahi varlıklar arasında Jüpiter, devaların gurusu ve tanrıların öğretmeni olan Brihaspati tarafından temsil edilir. Bu nedenle bu merkez ‘guru çakrası’ olarak da bilinir. Aynı zamanda Ajna Çakra, üç ana nadinin veya enerjinin – İda, pingala ve sushumna- tek bir bilinç ırmağına karıştıkları ve yukarıya taç merkezine sahasraraya aktıkları bir kavşak noktasıdır. Olumlu ve olumsuzun, Şiva ve Shakti’nin, ying ve yang’ın, kadın ve erkeğin ikilimi biter.

Hindistan’da Ajna Çakraya divya chakshu (ilahi göz), gyana chaksu veya gyana netra (bilgi gözü) denir, çünkü bu ruhsal kişinin varoluşunun altta yatan doğasına dair içgörü kazandığı kanaldır. Buna Şiva’nın Gözü de denir, zira Şiva ajna çakranın uyanmasıyla doğrudan bağlantılı olan meditasyon zirvesidir.

Çoğu insanda bu içsel göz kapalı kalır ve dış dünyadaki olayları görebilseler de, gerçeğin bilgisi ve anlayışı kazanılamaz. Bu anlamda, bizler insan varoluşunun daha derin seviyelerini göremeyerek, dünyanın gerçek olasılıklarına karşı körüzdür.  Ajna Çakra uyanana dek aldanışlar içindeyizdir, şeyleri doğru görmeyiz ve sevgi, bağlılık, nefret, kıskançlık, trajedi, komedi, zafer, yenilgi ve daha birçok şey hakkında bir yığın yanlış kavramlarımız, kalıplarımız vardır.

Ajnanın fiziksel karşılığı beyin epifizidir. Yüz, sinüs, burun, göz ile de direkt olarak ilgilidir. Hipofiz, tiroid, timüs ve adrenalin gibi bütün salgı bezlerinin düzgün çalışmasını sağlar. Beyin epifizi, hipofiz bezi üstünde bir kilit işlevi görür. Beyin epifizi sağlıklı olduğu sürece, hipofiz bezinin işlevleri de kontrol edilir. Ne var ki,çoğumuzda beyin epifizi sekiz, dokuz, on yaşlarına ulaştığımız zaman dejenere olmaya başlar. O zaman hipofiz bezi işlev görmeye ve cinsel bilincimizi, duyusal zevklere düşkünlüğümüzü ve dünyevi kişiliğimizi tahrik eden çeşitli hormonlar salgılamaya başlar. O zaman ruhsal mirasımızla temasımızı yitiririz. Çeşitli yoga teknikleriyle beyin epifizini sağlığına kavuşturmak ve bunu korumak mümkündür.

 

Gomukhasana

 

Sinüslere fayda sağlayabilecek asanalar;

Chakrasana

Ghomukasana

Bhujangasana (Kobra)

Sarvangasana (Mum)

Matsyasana (Balık)

Adho-Mukha Shavasana

Uttanasana

Nefes çalışmaları; Pranayama ve kapalabhati.

 

Kobra

 

Asana ve nefes çalışmalarını ayrıntıları ile vermiyorum çünkü öncelikle birebir bir eğitmenle çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Pozları iyice öğrendikten sonra ancak evde kendi yoganızı oluşturabilirsiniz. Zaten yoga en güzel kendinizle yaptığınızda sonuç verir.  Herhangi bir merkezde haftanın 1-2 günü yoga yapıyorsanız, diğer günler de mutlaka evde kendi seçtiğiniz, size iyi geldiğine inandığınız ya da eğitmeninizin sizin için önerdiği duruşları çalışın. Öyle bir zaman gelir ki mat üzerine geçtiğiniz an hangi asanaları yapacağınızı zaten içsel olarak bilirsiniz, başlarsınız ve yoganız akar gider. Sabırla ve uzun vadede güzel sonuçlar alabilirsiniz. Verdiğim asanaları araştırıp duruş tekniklerini öğrenebilirsiniz ve üzerinde düşünebilir, çalışabilirsiniz.

Nefes tekniklerinin ise hem fiziksel hem de psişik faydaları var ve yine mutlaka eğitmenle başlanması gerekiyor.

Olumlamalar;

Beni uzunca bir süredir takip edenler bilirler Louise Hay’i pek severim ve de tekniklerini çalışır, denerim. “Bedenimizde hastalık denen şeyin yaratıcısı biziz” der Hay ve haklıdır da. Şimdi sinüsler için şu olumlamayı bir kağıda yazıp başucunuza koyun; “Hayatın bütünüyle birim. Ben izin vermedikçe, kimsenin bana zarar verme gücü yok. Barış ve uyum içindeyim. Takvime bağlı tüm inançları red ediyorum.”

Bu olumlamayı her gün uyandığınızda ve gece uyumadan önce okuyun ya da içinizden söyleyin. Gün içerisinde şarkı olarak söyleyebilirsiniz. Ya da bu olumlama üzerine meditasyon yapabilirsiniz. Seçim sizin.

Kolay gelsin.

Bu postu yazarken yardım aldığım kaynak başucu kitaplarım;

Kundalini Tantra – Swami Satyananda Saraswati

Yoga – Sağlığın Yolu – Dada Acarya Hiranmayananda Avt.

Düşünce Gücüyle Tedavi – Louise Hay

 

 

Sinüzite çözümler – 1

Bu kış çocukluğumun hastalığı sinüzit geri dönüş yaptı bana. 6 yaşına kadar bademciklerden çekmişim, sürekli ateş ve iltihap şeklinde. Bademcik ameliyatı ve burnumdaki et alındıktan sonra da sinüzit başlamıştı. Fakat sonrasında kendiliğinden birdenbire kesildi, nasıl olduğuna en çok ben şaşırmıştım çünkü ancak çeken bilir illet birşeydir sinüzit. Nefes alamamak kadar insanı kötü hissettiren birşey daha var mı ki? Diğer yandan da şiddetli baş ve sinüs ağrıları da cabası.
Herneyse uzunca yıllardır unutmuştum sinüzit diye birşeyin varlığını ta ki bu kışa kadar. Hiç burnum tıkanmaz yıllardır, tıkansa da açarım bir şekilde nefes teknikleriyle, kimi zaman da kendiliğinden açılır zaten yoga sırasında. Asanaları uzunca yıllar çalıştıktan sonra bir süre sonra her biri en derin katmanlarınıza inmenizi sağlıyor. Sanki katman katman soyunuyor, açılıyorsunuz. Ama bitmek bilmiyor bu katmanlar. Derinlere indikçe neler gördüğünüze siz bile şaşıp kalıyorsunuz. İşte sinüzite de bu tarafından bakma tarafatarıyım. Tabiki belirtilerin yoğunluğuna göre ilaçla tedavi yapmak gerekebiliyor çünkü gerçekten katlanılmaz bir hal alabiliyor ama hep dediğim gibi ilaç sadece geçici olarak belirtileri yok ediyor. Hastalığınızın asıl yani ruhsal nedenini bulmadıkça tekrar tekrar size merhaba diyebiliyor.
Geçenlerde Doğa’yı götürdüğüm KBB doktorundan bana da bakmasını rica ettim. Bakmasıyla birlikte hemen tomografi istemesi ve burun kemiklerimden birinde eğrilik olduğunu söylemesi, acil deviasyon ameliyatı önermesi bir oldu. Üstelik şöyle de sıraladı; “Muhtemelen oldukça kalitesiz uykularınız var ve gece nefes almakta zorlanıyorsunuz. Burun kemiğinizdeki bu eğriliği düzeltmezsek yaşlılığınızda ciddi problemlerle karşılaşabilirsiniz çünkü oksijen gitmiyor vücudunuza”. Bu söylenenler karşısında donup kalan ben sadece şöyle diyebildim; “Bu söylediklerinizin hiçbiri yok bende. Oksijen sorunum hele hiç yok. Geceleri hiç burnum tıkanmaz ve gayet iyi uyurum. Sadece nezle sonrası böyle burnum tıkandı”
O günden beri düşünmekte, araştırmakta ve çalışmaktayım bu konuyla ilgili. Doktorun teşhisi ve önerdiği tetkiklerle ilgili hiç yorum yapmayacağım zaten durum açıkça ortada. Her geçen gün istenen gereksiz tetkiklerle köşeyi dönüyor adı lazım olmayan belli kurumlar.
Şimdi size sinüzit için ilaç tedavisine ek olarak, ya da ilaç tedaviniz bittikten sonra bir daha tekrarlamasını önlemek adına bazı şeyler önereceğim. Bunlar tamamen benim kendi yaşadıklarımdan öğrendiklerim, denemesi size kalmış;
*Öncelikle süt, peynir, muz, nişastalı ve yağlı yiyeceklerden uzak duruyorsunuz. Bunların balgam artırıcı özelliği var.
*Bağışıklığınızı artırmak için ekinezya tabletleri ya da çörek otu yağı için.

*Burnunuzun tıkanmasını önlemek için Neti Pot kullanın. Neti Pot bulamazsanız minik porselen bir demlik de kullanabilirsiniz. Demliğin içine vücut ısısında temiz su ve yarım çay kaşığı tuz atın. Ayaklarınızı omuzlarınızın genişliğinde açıp ayakta durun. Neti Pot’u sağ elinize alın ,başınızı yere paralel olacak şekilde sola doğru eğin ve neti potun ucunu burnunuzun sağ deliğine yerleştirin. Uygulama sırasında ağzınızın açık olması ve ağızdan nefes alıyor olmanız gerekir. Bu şekilde su genzinize kaçmadan diğer burun deliğinizden akacaktır. Bu işlemi başınızı başınızı yere paralel olacak şekilde soğa eğerek sol burun deliği için de uygulayın.
*Shiatsu ile tanışın. Ben uzun yıllar önce tanıştım. Hastalandığım zamanlarda çok yardımcı oluyor bana. Ayrıca yoga ile birebir örtüşüyor. Evet birçok hastalığı iyileştirmek ve de önlemek için eller ve parmaklarla yapılan masaj shiatsu, sinüziti de hızla iyileştiriyor. Bir shiatsu uzmanından yardım alabilir, size sinüzit masajı yapmasını isteyebilir ya da evde en azından kendiniz gerekli noktalara masaj yapabilirsiniz (Bu masaj çocuklara da yapılabiliyor. Ben Doğa’ya yapıyorum burnu tıkandığında ve çok rahatlıyor);

1. İlk yapacağınız şey burnun iki yanındaki noktalara birden, üst üste bindirdiğiniz işaret ve orta parmaklarınızla ya da yalnız işaret parmağınızla bastırmak.
2. İki kaşın ortasındaki, arasındaki noktaya bastırın.
3. Göz yuvasının çevresindeki bütün noktalara ve hafif olarak baş parmağınızla bastırın. Elmacık kemiklerinin altındaki noktalara üç parmağınızı kullanarak bastırın.
4.Şakaklardaki noktalara bastırın.
Bir de boyun ve ense kökünde bazı noktalar var ki bunların bir uzman tarafından bulunması gerek.

Shiatsu ile ilgili olarak “Shiatsu – Toru NAMIKOSHI” adlı kitabı alıp inceleyebilirsiniz. Kendi kendinize ve çocuklarınıza uygulayabileceğiniz yöntemler içeriyor.

Sinüzit ile ilgili çözümlerimi yazmaya devam edeceğim. Bir sonraki post, sinüziti önlemek için yapabileceğiniz asanalar ve nefes teknikleriyle ilgili olacak.

Bedenini sev

Üniversite yıllarındaydım sanırım ‘sağlıklı beslenme’nin ne demek olduğunun ilk farkına vardığımda. Malum bol stresli bir üniversite sınavından çıkmıştım ve en çok istediğim bölümlerden biri olan gazeteciliği kazanmış olmanın verdiği rahatlıkla iyice de salmıştım kendimi. Hafif balık eti olan bedenim baktım ki gittikçe daha bir yuvarlak hale geliyor. Son çare olarak bir spor salonuna kayıt oldum ve spor hocamın desteğiyle sıkı da bir diyete girdim. Sonunda 9 kilo verdim ve istediğim bedene ulaştım. O gün bugündür hep dikkat ettim ama bir daha da diyet yapamadım. Ne zaman ki yoga ile tanıştım bedenim için neyin iyi olabileceğine kafa yormaya başladım. Bugün artık bedenimin gerçekten istemediklerini yememeye çaba gösteriyorum. Kilo alıp almamak ise gerçekten çok da umrumda değil çünkü zaten sağlıklı beslendiğinizde ve bedeninizi çalıştırdığınızda kilonuzda fazla değişiklik olmuyor.

Öte yandan insanın kendi bedenini her şeyi ile sevmesi gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar popüler kültür bize bunun tam tersini dayatsa da gözümüzü açık tutmakta fayda var. ‘Örnek anneler’ olarak doğumdan 2 ay sonra işe dönen süper modellerin haber yapılması, 5 yaşında çocukların elinde partiden çıkmış kıyafetleri ile ve yoğun makyajlı Barbie’lerle oynaması, 50 yaşında bir sanatçının plajda fotoğrafı çekilip kiloları yüzünden rencide edilmesi, bütün reklamlarda mutlu insanların süper fit ve güzel görünmesi buna sadece birkaç örnek. Bir yandan her daim fit olmamız gerektiği pompalanırken, diğer yandan abur cubur reklamları aldı başını gidiyor ve okul kantinlerinde çocuklar birbiriyle yarış ediyorlar gofret ve bisküvi yemede. Çocukların kimileri obezite sınırında, kimileri de yediklerini gizli gizli kusuyor. Mis gibi ev yemekleriyle beslenen, açık havada oyunu bilgisayara tercih eden çocuklar çok az bugün.

Bedenim için iyi olanları yiyorum derken sürekli sebze, meyve ile besleniyorum sanmayın, sonuçta şehir insanlarıyız ve her ortama girip çıkıyoruz. Fakat dikkatli olur özellikle de alışverişlerimizde etiket okuyabilme bilgisini edinirsek büyük yol katetmiş oluruz. Etiket okumak hem size hem de ailenize ummadığınız faydalar sağlar. Katkı maddeli her tür yiyecek ve içecekten sizi uzak tutar ve yarının çocuklarını da bilinçlendirmenizde önemi büyüktür.

 En Çok Dikkat Edilmesi Gereken Gıda Katkı Maddeleri

Benzoik Asit (E210) ve Sodyum Benzoat (E211) gibi Benzoatlar – Soslar, margarin, ketçap, mayonez gibi gıdalarda kullanılır. Alerji ve astım hastalarında ataklara neden olabilir. Kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir.

BHA (E320) ve BHT (E321) – Yağlarda, hazır çorbalarda ve cipslerde antioksidan olarak kullanılır. Alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir. Bazı Avrupa ülkeleri ve Japonya’da kullanımları yasaktır.

Sunset yellow (E110), Tartrazin (E102), Amaranth (E123), Patent Blue V (E131), Green S (E142) gibi Gıda Boyaları – Renk vermek için şekerleme, dondurma, toz içecekler, salata sosu ve ketçap gibi pek çok gıdada kullanılırlar. Alerjik reaksiyonlara, astım ataklarına, çocuklarda hiperaktif davranış bozukluklarına neden olduklarından ve kanserojen olduklarından şüphelenilmektedir. E123 ve E110, ABD ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde yasaklanmıştır.

Nitrat ve Nitritler (E249, 250, 251, 252) – Koruyucu, renklendirici ve lezzet artırıcı olarak sosis, salam gibi gıdalarda kullanılırlar. Baş ağrısı ve kurdeşene neden olabilirler. Vücutta kanserojen bir madde olan nitrozamine dönüşürler.

Aspartam (E951) – Diyet gıdalarda kullanılan yapay tatlandırıcı. Çok kullanıldığında vücutta şişmelere ve başta sinir sistemiyle ilgili olmak üzere çok sayıda soruna neden olduğu iddia edilmektedir.

Siklamatlar (E952) – Diyet gıdalarda kullanılan yapay tatlandırıcı. Kansere neden olduğu için ABD’de yasaklanmıştır.

Sülfitler (E220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228) – Çeşniler, deniz ürünleri, jöleler, kremalı bisküviler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve sebzeler, dondurulmuş patates ve hazır çorbalarda, bira, şarap gibi içeceklerde bulunurlar. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, başta yanma hissi gibi bulgulara neden olabilirler. Duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilirler. Bazı vitaminlerin vücutta yıkımına neden olurlar. ABD’de bazı ürünlerde kullanımları yasaklanmıştır. Bu gıda katlı maddelerinin tümü ülkemizde kullanılmaktadır.