Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Röportajlarım’ kategorisi arşivi

Yoga hayattır, hayat yogadır

sadhguru-profileŞu ana kadar yoga ile ilgili birçok tanımlama duydum, okudum. Beni son zamanlarda etkileyen en güzel tanımlamalardan birini Sadhguru Jaggi Vasudev yaptı;

Yoga hayattır, hayat yogadır.

Günümüzün dünyaca tanınan ruhsal liderlerinden olan Sadhguru,  2006 yılından bu yana Dünya Ekonomik Forumu’na konuşmacı olarak katılmakta.. Daha çok bilimsel temelli, nefes ağırlıklı olan Isha Yoga adında geliştirdiği yoga tekniklerini Hindistan’da Isha Yoga Merkezi’nde katılımcılarla paylaşıyor. Sadhguru ile özel bir meditasyon çalışmasında tanıştım ve tekniklerinden birkaçını deneyimledim. Çalışma sonrasında kendisine sizler için birkaç soru sordum;

Özellikle iş hayatı çok yoğun olan insanlar yoga ve benzeri faaliyetlere zaman ayıramamaktan şikayet ediyorlar. Zihnimizi bunun için nasıl organize edebiliriz?
Bir kişi 24 saat boyunca zihnine ne yaptığına bir bakarsa görür ki; zamanının yüzde 90’nında ne yaptığını bilmiyor. Örneğin siz bugün yaptığınız her şeyi zihninizde tutabiliyor musunuz? Düşündüklerinizin hepsi aklınızda mı? Zor mu sizce? Zor değil imkansız. Böyle bir şeyi zihninizde tutamazsınız. Sadece yüzde 1-2’si bilinçlidir. Diğerleri bilinçsizce yapılmışlardır. Ve böylesine bilinçsizce ve odaklanmadan eminim ki işinizi de doğru yapmıyorsunuz.
İşte size bir örnek; Amerikanın çok zengin adamlarından biri çok kısa bir zamanda çok fazla para kazandı. Amerikan hükümeti yasalara aykırı bir şeyler yaptığını düşünmeye başladı ve kendisiyle görüşmeler yaptılar, evini aradılar ama hiç birşey bulamadılar. Ve bu parayı bu kadar kısa zamanda nasıl kazandığını sordular.  Adam yanıt olarak şöyle dedi; “Zihnimi 5 dakika aynı şeye odaklı tutabiliyorum.” Siz yapabilir misiniz? Hepsi denedi yapamadı. Sadece 5 dakika bilinçli olarak herhangi bir şeye odaklanın.
İnsan zihni çok büyük bir kabiliyettir. Mucizevi şeyler yapabilirsiniz. Zaman hiç sorun değildir. Zihninizin büyük bir kısmı bilinçsizce çalışıyor. Yaptıklarınızın çoğunu nedenini bilmeden yapıyorsunuz. Zihninizi sizden yüzde yüz komutlar alabilecek bir seviyeye getirebilirseniz, göreceksiniz ki zihin mucize bir enstrümandır. Ve her şeye yetecek zamanınız vardır. Fakat şimdi olduğu gibi buna yani zihninize yatırım yapmazsanız olmaz. Sadece neysek onu yapabiliriz. Bunu anlamamız gerek. Daha iyisini yapmak istiyorsanız bu sizin isteğinizle olacak bir şey değildir. Ancak sizin yeteneklerinizle olabilir.

Ruhsal olabilmek için ille de her şeyi bırakıp dağa mı kaçmamız gerekiyor? Günlük hayatımıza devam ederken bir yandan da ruhsallığı yakalayamaz mıyız?
İnsanlar her zaman ruhsallığı, ille de bir kiliseye gitmek, ibadet etmek ya da dağa çıkıp meditasyon yapmak olarak görüyorlar. Çoğu insan yaşamı sürdürmenin çarelerini arıyor. Ama sadece zihnini ve vücudunu doğru kullanmayı bilenler yaşamlarını sürdürebilecekler. Ruhsal süreç, yukarı bakmak, aşağı bakmak ya da etrafa bakmak değildir. İçeriye bakmaktır. Bunu her yerde yapabilirsiniz. Kimsenin iznini almanız gerekmiyor. Herhangi bir özel düzenleme gerekmiyor, dağa çıkmaya da gerek yok. Bunu çalışırken de yapabilirisiniz.

2012 hakkında çok şey söylenmekte ve yazılmakta. Bu tarihle birlikte neler değişecek?
2012 sadece bir rakam. Evren de bilmiyor bu tarihte ne olacağını. Bu bizim anlamlar yüklediğimiz bir tarih sadece. Bu sadece bir oyun. Madem 2012 de dünyanın sonu geleceğine inanıyorsunuz o halde neden paranızın hepsini bana vermiyorsunuz? Görünüyor ki artık hiçbir şeye ihtiyacınız olmayacak. Hayatınızda yeterince mutluluk, heyecan olmadığından sizler de böyle oyunlar uyduruyorsunuz, çünkü bunu seviyorsunuz.

Bilim ve ruhsallık nasıl bütünlük içinde olabilir?
Bütünlük içinde olamaz çünkü birbirinin aynısıdır. Bilim doğanın var oluşudur. Ruhsallık da aynı anlama gelir. Ruhsal biriyim dediğiniz anda, kendinizi araştıran biri olarak yansıtırsınız. Neyi araştırırsınız? Doğal varoluşunuzu. Bilim bunu dışarıda arar, ruhsallık ise içeride arar. Her kim iseniz ona göre her şeyi görüyorsunuz. Örneğin bir köpek olsanız başka, aslan olsanız başka şekilde bakıyorsunuz bana.

Yoga için “ruhsal dünyadaki en bilimsel method” diyebilir miyiz?
Yoga kelimesi birlik anlamına geliyor. Birlik ne demek? Bütün evren tek bir enerjidir ve kendini milyonlarca farklı şekilde gösterir. Bu kanıtlanmış bir durumdur. Yıllardır dinler tanrının her yerde olduğu konusunda bağırdılar. Aynı gerçekliği siz farklı şekillerde söylüyorsunuz. Tanrı her yerde ise o zaman tanrı da bir enerjidir. 
Yaşamın her formunu yoga olarak kullanabilirsiniz. Oturuşunuz, konuşmanız, nefes almanız hepsi transforme edilebilir. Yoga sadece bir egzersiz değildir. Dünyada yoga içermeyen hiçbir şey yoktur. Biz yoga ile sadece şartları değiştiriyoruz, hayatınızın içeriğini değiştirmiyoruz.
Hayat herkes için aynı değildir. Hayatı bir serbestlik süreci olarak kullanırsanız bu yogadır ama hayatı engellerden oluşan bir süreç olarak kullanırsanız bu yoga değildir. Hayat yogadır, yoga hayattır.

Not: Bu röportaj ilk olarak burada yayınlanıyor.

Var olan her şeyin temeli bilinçtir

Son yıllarda ruhsal aleme yönelen ve sayıları gittikçe büyüyen bir grup asi bilim insanından biri olan Dr. Amit Goswami’ye göre ruhsallığın bilimi var.

blinç

2. İstanbul Parapsikoloji Konferansının programı elime ilk geçtiğinde en fazla ilgimi çeken konuşmacılar, çoğunuzun “Ne @#!* Biliyoruz Ki!?” adlı filmden tanıyacağı kuantum fizikçisi Dr. Amit Goswami ve Hindistan’da eğitim görmüş bir psikiyatr olan eşi Dr. Uma Krishnamurthy oldu. Her ikisiyle de uzunca sohbet etme olanağım oldu.  Burada ise size biraz Dr. Goswami’den bahsetmek istiyorum.
“Bilinç içinde Bilim” adı verilen yeni bir akımın öncüsü olarak kabul edilen Goswami, konferansta sunumuna “Acaba ruhsallığın bilimi olabilir mi?” sorusu ile başladı. Gerek sunumunda gerekse de sohbetimiz sırasında var olan her şeyin temelinin, madde değil, bilinç olduğunu öne süren görüşü anlattı; “Şuurluluk ve beyni dualite içinde düşünmek yerine bilinçliliği ve beyni yeni bir fizik bakışı içinde değerlendirirsek, her şeyin Tanrı olduğunu söyleyebiliriz. Beyin bütün olasılıkların şuurluluğa geçişidir. Burada dualizm paradoksu sonlanmış oluyor. O zaman beyin başkalarının tercihlerinin kurbanı olmuyor. Bütün varlığı birleştiren yapının parçalarıyız. Hepimiz tekiz. Altta, özde hepimiz bireyler olarak, birbirimizle ilişkiliyiz. Şuurluluk aslında birbirimizle ilişkililik halimiz”.
Yaşamın ruhsal boyutunun varlığına ilişkin sezgilerini doğrulamak amacıyla son yıllarda ruhsal aleme yönelen ve sayıları gittikçe büyüyen bir grup asi bilim insanından biri Dr. Goswami ve ruhsallığın bilimi olduğunu iddia ediyor ve şöyle diyor; “5 farklı labarotavuarda çalışmalar var. Ciddi kanıtlar var. Sıradan dinlerin metafiziğinden bahsetmiyorum. Biz mistik ruhsallıktan bahsediyoruz. Tek bir dünyanın birbiri ile bağlantıda olduğundan bahsediyorum. Bunlar bizim kendi irademizden kaynaklanıyor. Bu aynı zamanda bize gayrı maddi varlıklar olabileceğini de gösteriyor. Hayatın kaynağı, yaşam enerjisi de gayri maddi dünyaya ait. Materyal bilim bunları red ediyor. Zihnin anlamı işlemek için önemi vardır. Bir bilgisayar anlamı işleyemez, sembolleri işler. Anlam sembollerinin anlamını bilebilmek için başka sembollere ihtiyaç var. Yani sonsuz bilgiye ihtiyaç var. Materyalist felsefede dünyanın anlamını göz ardı ediyorsunuz. Hayat dışını ikiye ayırıyorsunuz. Oysa ki o zaman sınırlandırmış oluyorsunuz. Değer, anlam yok oluyor. Ve toplum bu hale geliyor. Bu yüzden küresel ısınmaya yanıt arıyoruz. Anlam ve değeri olmayan materyalist bilim bizi buraya getiriyor”.
Hücre kendini biliyor
Dr. Goswami, düşünce gücünün artık farkına varmamız gerektiğine dikkat çekiyor. Goswami’ye göre, morfojenetik yani biyolojik form oluşturma durumu karmaşık birşey. Gayri yerellik olduğuna dair kanıtlar var. Çok hayati bir kendilik bilgisi var. Hücre kendisinin bedenin neresinde olduğunu biliyor ve ona göre görev üstleniyor; hem yerellik dışı hem de gayri maddi. Bizim bütün planımız morfojenetik alanda. Kayıtlarımız mevcut. Her biyolojik organın bir morfojenetik alanı var. Biz ise, organın ilişkide olduğu bu alanı hissediyoruz.
Dr. Goswami, “Bağışıklık sistemi aslında beni ben olmayandan ayıran bezdir; Timus bezi. Bağışıklık sistemimiz baskılanırsa, karşı cins tarafından red ediliyoruz ya da kalp çakramız duruyor; Kanser, her türlü hastalık oluşabiliyor. Bunda birçok kanıt var. Sadece düşüncemizi düzelterek bir gecede dahi kanserler iyileşebiliyor, morfojenetik alan değişebiliyor” diyor. 

*Bu yazı İnfomag Dergisi Temmuz sayısı köşe yazımdan alıntıdır.

Uma röportajından…

* Hindistan’da aileler ve öğretmenler için özel programlarınız var. Ailelere çocuk yetiştirme sürecinde neler önerirsiniz?
KrishnamurthyUDr. Uma Krishnamurthy: Çocukların davranışlarının yüzde 60’ı aileler tarafından kazandırılıyor. Diğer yüzde yirmisi ise öğretmenler tarafından. Geri kalan yüzdeyi televizyon, arkadaşlar ve diğer çevresel faktörler oluşturuyor.
Ailelere en önemli önerim şu olacak, Çocuklarına uyarıda bulunurken yüzde 80 pozitif, yüzde 20 negatif uyarıda bulunsunlar. Yani yüzde 80 oranında cesaretlendirip, ödüllendirirken, yüzde 20 de negatif eleştiri yapabilirler. Çocuğun ilk 1 yılında birebir anne ile olması çok önemli. Daha sonraki 2 yıl da büyük önem taşıyor. 16 yaşında kişilik oturuyor ve bir daha zor değişiyor.
Çocuğunuzu diğerleriyle karşılaştırmayın. Her çocuk ayrı bir bireydir. Hep pozitif taraflarına odaklanın.
Anne ve baba çocuğu aynı çizgide disipline etmeli. Karşıt olmamalı.
Disiplin çok fazla ya da çok az olmamalı. Özellikle tuvalet, uyku, yemek, ders, oyun konularında disiplin gereklidir. Disiplinsiz büyüyen çocuklar ciddi duygu problemleri yaşarlar.
Çocuğunuzdan fazla beklenti içinde olmayın. Bu durum, çocuk üzerinde gereksiz yere psikolojik stres yaratmanıza neden olur.
Çocuğunuzu hiçbir konuda çok fazla zorlamayın. Onunla iletişim kurmayı öğrenin. Vücut diliniz çok dominant olmamalı. Zaten yüzde 80 beden dili ile iletişim kuruyorsunuz, gerisi yüzde yirmi ağzınızdan çıkan kelimeler. Disiplinin de bir sanatı var. Her şeye çok önem veriyoruz ama duygulara vermiyoruz.
Çocuklar 6-8 yaşlarında basit egzersizlerle yogaya başlayabilirler. 12 yaşında ise bilinçli olarak yoga yapabilirler.

Çocukluğundan beri ruhsal öğretmenlerle ve yoga felsefesiyle yetişmiş olan Dr. Uma Krishnamurthy, Hindistan’da eğitim görmüş bir psikiyatr. Son on yıldır dünyanın dört bir yanında yoga psikolojisi üzerine atölyeler ve ruhsal inzivalar düzenlemekte olup, özellikle Londra’daki Yoga BiyoTıp Vakfı, dünyanın çeşitli ülkelerindeki Sivananda Yoga ve Vedanta Merkezlerinde ve California’daki Krotona Teozofi Derneğinde düzenli aralıklarla atölyeler gerçekleştirme.

Dr. Uma Krishnamurthy ile Parapsikoloji Konferansı sırasında yaptığım röportaj bende güzel izler bıraktı. Kimi röportajlar kalıcı oluyor hem zihinsel hem de ruhsal olarak. Bu da onlardan biriydi. İyi ki tanıştım kendisi ile. Yukarıdaki bölüm röportajın sadece küçük bir parçası. Geleneksel Hint dansı kostümleriyle Uma ve röportajın tamamı İnfomag Temmuz sayısında…

JEFF&OZGUR11 gün boyunca hiç konuşmadan, yazmadan, hiçbir şey okumadan, izlemeden durabilir misiniz? Tamamen sessizlik içinde yapılan Vipassana kursunda katılımcılar birbirleriyle hiç konuşmuyorlar. Yazma ve okumayı da bir kenara bırakıyorlar ki, an be an ortaya çıkan deneyimleri daha iyi gözlemleyebilmek için. Bu sessiz ve gözlem dolu ortamda, farkındalık artıyor, bedenler rahatlıyor, zihinler berraklaşıyor, böylece içgörü ve anlayış gelişiyor.
“Olanı olduğu gibi görmek” anlamına gelen “Vipassana” bir meditasyon tekniği. “Vipassana”, Pali dilinden gelme bir kelime. Buda öğretisinin bir parçası olan vipassana meditasyonu, zihinsel arınma yoluyla farkındalığı artırma ve şifalanma, bilgelik yolunda ilerlemeyi amaçlıyor. Kökeni 2500 sene öncesine kadar uzanan vipassana meditasyon tekniğinin günümüzde modernize edilmiş haliyle uygulanıyor.
Bu tekniğin dünyaca ünlü uygulayıcılarından Jeffrey Oliver’la yaptığımız keyifli sohbetten sizler için;

“İç sessizliğinizi bulmaya gerçekten ihtiyacınız var mı? Herkesin ihtiyacı bu olmayabilir. İnsanların kendi gerçeğini, kendi doğrusu bulmasıyla ilgili bir şey bu. Şu anda gerçek nedir? Gerçekten farkında olduğunuzda deneyimize dışardan bakabiliyorsunuz. Vücudunuzu ve zihninizi gözlemleme şansınız oluyor. Örneğin kahve içiyorken, kahvenin tadını sonuna kadar hissetmek, kokusunu duymak, diğer kahvelerden farkını ayırt etmek gibi bir şey. Bunu herkes yapabilir. Fakat düşüncelerimiz içinde, yararsız bir dolu şey arasında kayboluyoruz. Şu an mevcut olmayan birçok problemi çözmeye çalışıyoruz kafamızda. Geçmişte ya da gelecekte olan, şu anda mevcut olmayan problemleri. İşte bu süreçlerde yaşadığımız korkular, endişeler ve öfke farkındalığımızı engelliyor.
Örneğin iş dünyasında konseptler arasında kayboluyorsunuz. Geçmişte ne yaptık, neden yaptık onun muhasebesini yapıyosunuz. Ve gelecekle ilgili projeksiyonlarlar, spekülasyonlar yapıyorsunuz. Hayatınızda nerede problem olursa olsun, işinizle ilgili ya da  özel hayatınızda, önce durun ve “şu anda neler oluyor” sorusunuz sorun kendinize. İşte o anda zihin bu soruya türlü cevaplar buluyor bahanelerle birlikte. Hemen arkasından “ne hissediyorum” diyin. Ve zihnin reaksiyonuna bakın. O noktadan itibaren probleminiz kalmayacak çünkü probleminizi düşünmeyi bırakacaksınız. Örneğin endişelisiniz. Durun ve düşünün neden endişelisiniz? Bu endişe size ne katıyor? Bu sadece bir duygu. Durmazsanız bu endişenizi eve kadar taşıyorsunuz. Ve geçmedikçe uyuyamıyorsunuz ve baş ağrıları başlıyor ve ilaçlara başvuruyorsunuz. Ertesi gün ayılmak için kahveye başvuruyorsunuz. Bunların hiçbirine ihtiyacınız yok, çok gereksiz. Sadece sakin kalıp zihninizi bakabilirsiniz. Kontrol etmek değil bu, zihninize dışardan bakabilmek.
Endişeniz gelecekle ilgili ise projeksiyon yapıyorsunuz demektir. Gelecekle ilgili bir endişe duymak stres duygusudur. Çok fazla beklenti içinde olmak da, işler yolunda gitmediğinde hayal kırıklığına yol açar. Lütfe şimdiye dönün.
Günlük hayatımızda genel anlamda yavaşlamaya ihtiyacınız yok çünkü pratik değil. Yapılacak birdolu şey var. Farkında olursanız eğer az da olsa yavaşlamak sizi çok rahatlatır. Örneğin yürürken bile zaman bizim için çok önemlidir ve zihnimiz sürekli çalışır geçmiş ve gelecekle ilgili. Örneğin çalışan insanlara bakın, öğle yemeği arasında oradan oraya koştururlar ya da yürüyüş yaparlar ama sürekli zihinleri çalışır. Farkında değiller. Farkındalık  geldiği zaman zaten doğal olarak yavaşlıyorsunuz.

Şu anda dışarı baktığınızda 10 tane ağaç görüyorsunuz diyelim ki. Ama gerçek şu ki; hepsi bir ağaç. Yani 1 var olan tek rakamdır. Bir de 0 vardır o da 1’in yokluğudur. Sadece 1 vücudumuz, 1 hayatımız ve 1 nefesimiz var. Nefes aldığım diğerleri yok, mevcut değil. Bütün problemlerim mevcut problemler değildir. Geçmişte vücudumda çektiğim acılar, ağrılar şimdi yok. Gerçek olan ne? Şu an. Nefes alıyorum, veriyorum.
Bu aslında yavaşlamak değil, anın farkında olmak ve sadece anda tek bir şey yapıyor olmak
Her ne yapıyorsanız yaptığınız işe tam konsantre olun. Tek bir problemle ya da tek bir kişi ile meşgul olun. Örneğin araba kullanırken sadece araba kullanın.
Problemler bizi büyütür. Gerekli dersleri alırsak tabii. Örneğin herkes dünyadaki savaşlardan, ekonomik sıkıntıdan vs. şikayet ediyor. Ama herkes kendi işine odaklansa dünya harika bir yer olurdu. Ofisler için de aynı şey geçerli. Birbirimizin dedikodusunu yapacağımız yerde kendi işimizi yaspsak ne güzel olur.”
Jeffrey bunu özellikle ingilizce yazmamı istedi; DO YOUR BEST, LET GO OF THE REST.”  Türkçeye çevirdiğimizde, “Yapabileceğinin en iyisini yap, gerisini bırak gitsin” gibi olabiliyor. Bence bir saati geçen sohbetimizin özünü oluşturan cümle bu zaten.

Bu ay İnfomag’da yazdım Jeffrey ve Vipassana’yı. Ama bu şekli şekli biraz daha ayrıntılı, sadece AlternatifKarma için…

Bu ay size ne yeni bir kitaptan bahsedeceğim, ne seminer ne de kişisel gelişiminiz yeni bir yöntemden. Sadece gerçek bir hikaye anlatacağım. Kendini gerçekleştirmiş 35 yaşında Mert Erkal’ın hikayesini. Mert’le tanıştıktan sonra gördüm ki onun hikayesini sizlerle mutlaka paylaşmam gerek. Çünkü çoğu zaman yaşanmışlıklar teorik bilgilerden ya da önerilerden daha hızlıca yer eder insanın ruhuna ve hafızasına.
Babasını kaybettikten sonra blog yazmaya başlamış. İşten dönüp gece yarılarına kadar uykusuz kalır sürekli yazarmış blogunda. Fakat gün geçtikçe blog dünyasına o kadar ait hissetmeye başlamış ki kendisini profesyonel iş hayatını bırakıp,yoluna bir blogger olarak devam etme kararı almış. Bu kararı almak ve uygulamaya koymak sandığı kadar kolay olmamış tabii. Annesi başta olmak üzere en sevdiği insanlar, “otur oturduğun yerde, gül gibi işin var” diyerek durdurmaya çalışmışlar onu. Ve sonunda hayalleri o kadar ağır basmış ki 10 yıllık pazarlama işinden ayrılmış. Kendisi bu süreci şöyle anlatıyor: “Bu süre boyunca tabiî ki de umutsuzluğa düştüğüm oldu ama hayallerim o kadar güçlüydü ki, her seferinde yerden düşüp tekrar ayağa kalkmamı sağladılar. Bir şeyi gerçekten isterseniz ve uğruna mücadele ederseniz, sonunda güç de olsa gerçek oluyor.”
Mert’in hayallerine ulaşma yolunda yaşadığı 2 önemli farkındalık var; Biri zihnimizin bize yarattığı engeller, diğeri de korkularımızı kendimizin yarattığı gerçeği.
Yaşadığı bu farkındalıkları ise şu şekilde ifade ediyor: “Bu süreçte hayalleri gerçekleştirmenin önündeki en büyük engelin yine insanın kendi zihninin yarattığı engeller olduğunu keşfettim. O küçücük kafatasımızın içinde kendimize ait bir gerçeklik yaratıyoruz ve işin komik tarafı, bir süre sonra da bu gerçeklik hayatın kendisi oluyor bizim için. Bu tespiti yaptıktan sonra insan, hayatı daha sıkı bir şekilde sorgulamaya başlıyor. Ben bu sorgulamayı yaptım ve kafatasımda birkaç delik açıldı. Bu şekilde sınırsız olanaklarla dolu bambaşka bir dünya ile tanıştım. Beynimde yarattığım korkuların yersiz olduğunu ve istersem hepsinin üstesinden gelebileceğini anladığım an benim hayatımın dönüm noktasıdır.”
Mert şu anda ne mi yapıyor? Tamamen kendi yaratıcılığı olan web sitesi ile doğu ve batı arasında köprü görevi görüyor. Bloggerlara pazarlama, içerik, tasarım ve daha birçok farklı alanda önerilerde bulunduğu sitesinde sadece İngilizce yazıyor. Hedefi alanında dünyada en iyi olmak, marka olmak.
Kendi deyimiyle basit yaşamayı deneyimlemiş ve daha önceki profesyonel iş hayatına göre çok daha mutlu ve huzurlu olduğunu söylüyor.
Mevcut işinden ya da genel olarak hayatından memnun olmayanlara Mert’in önerileri ise şöyle; “Eğer siz de işinizde mutsuzsanız, bir şeyler yaparak içinde bulunduğunuz kısırdöngüden kurtulmak istiyor, ancak kendinizin ve sevdiklerinizin yarattığı korkular her seferinde sizi frenliyorsa bu konuda bir şeyler yapmanın zamanı gelmiş demektir. İşe, beyninizin sizi frenlerken yarattığı mükemmel bahanelerin hemen hepsinin üstesinden gelebileceğinize kendinizi inandırarak başlayın. Bütün bu bahaneleri yaratan siz olduğunuza göre, onları ortadan kaldıracak da yine sizsiniz. Beyin kıvrımlarınızı bahaneler üretmek yerine, çözüm yolları üretmek için kullanın. Kendinizi keşfedin, sınırlarınızı zorlayın, kendinize zaman ayırın, bolca okuyun, negatif insanları hayatınızdan çıkarın, zamanın kıymetini bilin, bol bol yürüyün. Yalnız kalın.Yalnızlık yaratıcılığı körükler. Öncelikle ne istediğinizi keşfedin, sonra da bu hedeflere ulaşmak için atılması gereken adımları tespit edin. Sonra da kararlı bir şekilde yola koyulun.”
Mert’in bu hikayesinden umarım siz de kendinize düşenleri alır ve de kullanırsınız. Kişisel gelişim kitapları, seminerler gerçek anlamda hayatınızın içinde yer almadıkça bir işe yaramıyor. Her zaman en iyi cevap yine kendinizde, içinizde. “Hayal gücü, bilgiden daha önemlidir” demiş Einstein. Lütfen siz de hayal etmekten korkmayın, korkularınızla yüzleşin ve kendinize karşı dürüst olun. Ancak bu şekilde hayattaki gerçek amacınıza ulaşır ve hem işinizde hem de özel yaşantınızda gerçek mutluluğa ulaşabilirsiniz. Engeller, iç sorgulamalar, olumsuzluklar hep vardı ve hep olacak. Bunları hayat dersleriniz olarak görür, kabul ederseniz yolunuz sizin bile şaşıracağınız bir şekilde açılacaktır. Yeter ki siz kendi kendinizin ışığı olun.

*İnfomag Ocak sayısı köşe yazımdır.