Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Meditasyon’ kategorisi arşivi

Köprüdeki sadhu’ya…

İncecik asma bir köprünün ortasındayım. Hafif rüzgarda sallanıveriyor. Öyle korkuyorum ki ne aşağı bakabiliyorum ne yan taraflara. Oysa ki altımda güzeller güzeli Ganga bütün heybetiyle akıyor. “Yok her gün bu köprüden geçemem hocam, başka bir yolu olmalı” diyorum. Hoca bana gülümsüyor, yürümeye devam ediyor. Çaprazımda kocaman bir inek bana bakıyor. Köprünün kenarlarındaki demirlere tutunmuş duran maymunlar her an üzerime atlayabilir. İneğin yanından tek sıra halinde itiş kakış geçmeye çalışırken arkadan gelen motorun korna sesiyle içimden gelen bütün küfürleri sıralıyorum. Tam da o sırada ensemde hissettiğim Om Namah Shivaya tınılarıyla ürperiyorum. Gözlerim doluyor. Biri arkamda mantra söylüyor ama ne söylemek. Enstrüman gibi bir ses. O an ne köprü var, ne Ganga ne de ben. Sadece duyduğum sesin güzelliği alıyor götürüyor beni karşımdaki Himalayaların tepesine savuruyor. Bıraksınlar beni o dağların tepesine oturayım. Şu mantrayı söyleyen her kimse onu da yanıma koysunlar. O söylesin ben dinleyeyim. Mantranın her hecesi hücrelerime işliyor ve bir bakmışım köprünün sonuna gelmişim. Arkama bakmak için ölüyorum. Bu muhteşem erkek sesini deli gibi merak ediyorum. Ve işte hayatımda görebileceğim en yakışıklı sadhu karşımda. Uzunca boylu, iri yarı, saçları rastalı tepeden toplanmış. Bu kadar gencini ilk defa görüyorum. Gülümsüyoruz. Gülüşüyle birlikte içimde çiçekler açıyor. Gözlerindeki derinlik ve sevgi kat be kat yüreğime işliyor. Teşekkür ediyorum ve yürümeye devam ediyorum. İşte böyle hoşgeldin diyor bana Rishikesh ve bir daha köprüden geçerken hiç o kadar korkmayacağım diyorum kendime. Ne zaman korksam içimden Om Namah Shivaya söyleyeceğim ve hayat yolumda geçtiğim ya da geçemediğim ince köprüleri hatırlayacağım. Hepsini yollayacağım Ganga’nın kucağına. Açacağım kollarımı rüzgara ve işte Özgürüm. Bu kadar kolay mıydı dersiniz?

hind1

Sadhular, kendini dünya nimetlerinden çekmiş yogiler. Sadece meditasyon yoluyla kendini özgürlüğe ve tanrıyı düşünmeye adamış kişiler. Kadın olanlarına sadvi deniyor. Hindistan’da 4-5 milyondan fazla sadhu yaşadığı söyleniyor. Gerçek sadhular sadaka kabul etmiyor ve tapınaklarda, mağaralarda ya da ormanda yaşıyorlar. Sadhuların toplumu koruduğuna inanıldığından halk tarafından yiyecek, giyecek anlamda oldukça fazla destekleniyorlar.

Rishikesh’te sadhular her yerde. Hangisinin gerçek sadhu hangisinin sadhu kılığına girmiş dilenci olduğunu anlamak zor olmuyor. Hep onları düşünüyorum. Nasıl bu noktaya gelir insan? Herşeyi nasıl bırakır? Gönül gözü böyle nasıl açılır? En çok gözleri etkiliyor beni. Yaşlısı genci hepsi başka gülüyor. O gülümsemelerinin altındaki bilgelik beni çok etkiliyor. Bazılarına sarılmak istiyorum. Uçak sonrasında tek gece kaldığımız korkunç Delhi’den sonra Rishikesh beni öyle sevip sarmalıyor ki kendimi Ganga’ya atıp yıkanabilir sonra da öylece bütün gün durabilirim. Yaşayabilirim burada diyorum. Fakat bunu dediğim anlarda Doğa’nın gıdısının kokusu geliyor burnuma. Sadhuları düşünüyorum yine. Nasıl bırakır insan ailesini, sevdiklerini, herşeyini? Bağımlılıklarından, bağlarından özgürleşebilir mi?

Zihnimde türlü sorgulamalar ve şükretmelerle geçiyor günlerim. Korkularım, endişelerim, en dipteki gölgelerim hepsi üşüşüyor zihnime zaman zaman. Öyle zamanlarda bu görüntüler çıkıyor karşıma. Derin nefes alıyorum ve yine şükrediyorum. Bu fotoğraf üzerine konuşacak birşey var mı?

hind6

Geceleri çalışmalarımı yaptıktan sonra erkenden yatıyorum. Uykuya dalarken bile sadhular aklımdan çıkmıyor. Rishikesh’e karanlık basınca her biri kendine uyuyacak bir köşe buluyor.  Bez çantaları, sefer tasları, kitapları başucunda, köpekleri ayak ucunda battaniyeyi kafalarına kadar çekince gecenin karanlığında sadhular uyuyor.

Ben ise her gece kesin deliksiz uyurum nasıl da yorgunum derken her gece 3’e doğru sanki biri beni dürtmüşçesine uyanıyorum. Sanki hiç uyumamışım. Meditasyona oturuyorum. Mandala çiziyorum. Kitaplarımı okuyorum. Birşeyler yazmaya çabalıyorum. 5’e doğru göz kapaklarım düşüyor, sızıyorum. 8’e doğru uyanıyorum. Yüzümü dahi yıkamadan matımı kaptığım gibi otelin bahçesine iniyorum. Kendi yogamla başbaşayım. Arada maymun çıkar mı diye bakınırken yakalıyorum kendimi. Savasanaya uzandığımda otelin içinde alt katta ders yapan bir gruptan mantra sesleri geliyor. Bütün ağırlığımla yerdeyim. Toprakla birim. Odama gidip biraz dinlendikten sonra duşumu alıp tütsü kokularıyla bezenmiş Rishikesh sokaklarına atıyorum kendimi. Ve yine köprüden geçmek zorundayım…

hind4

NOT 1: Bugün köprüler (Lakshman Jhula – Ram Jhula) ve sadhularla başlamak istedim. Böyle içimden geldi. Hindistan yazıları devam edecek…

NOT 2: Biliyorum en son postumda daha sık yazacağım diyip 2 aydır el etek çekmişim buralardan. Ama Hindistan’da sadece kalem kağıdımla olmayı tercih ettim.  Dönünce ruhumun büyük bir kısmı oralarda kaldığından ancak buraya aktarabiliyorum notlarımı. Ama yazacak çok şey birikti hepsi sırada bekliyor:)

 

İçimdeki çizgilerle renkler buluşunca

Mandalaya olan merakım uzun yıllar öncesine dayanıyor. Ne anlama geldiğini araştırmaya başladığım zamanlarda henüz yogayı bile tanımıyordum. Daire oluşu, içindeki renkler, şekiller hepsi beni büyülüyordu. Bu şekillerin nasıl çizilebildiğini ve neden çizildiğini sorguluyordum sürekli. Okumalarım sonucunda öncelikle mandalanın sanskritçe kökenli bir sözcük olduğunu öğrendim; “Manda” enerji-öz, “la” ise kap anlamında. Seyahatlerimde ummadığım yerlerde karşıma birbirinden güzel mandala kitapları çıktı. Hindistan’a giden gezgin bir arkadaşım Dramsala bölgesinden bana nefis bir mandala getirdi. Evimizin en özel köşesini süsleyen bu mandalaya bazı günler sadece öylesine bakar ve bizi koruduğuna inanırım.

Dün Yeşim Cimcöz Yazıevi’nde çok güzel vakit geçirdiğim mandala atölyesi sebep oldu burada sizlere bu konuyu anlatmama. Aslına bakarsanız mandala çizim atölyesine gitme planım da yoktu. Yazıevinde yapılan bir çekilişte kendisine bir katılımlık mandala atölyesi hediyesi çıkan çok güzel bir insan  ilgimi çeker diye hediyesini bana hediye etti. Ben de büyük bir zevkle kabul ettim tabiki. Fakat gördüm ki mandala boyamak hiçbir şeymiş. Asıl olan o daireyi kendin çizip her bir noktasına kadar iğne oyası gibi işleyip, renklerin ve çizgilerin içinde kaybolmakmış.

ozgurmandala1

Çağlar boyunca mandala, meditasyon ve enerji sembolü olarak kullanılmış olsa da en eski mandalalar kırk bin yıl öncesine dayanan mağara duvarlarına yapılmış resimler içinde görülmekte. Hiçbir dini, düşünceyi barındırmıyor ve hiç bir kuralı, tekniği yok. Kural yok demek kulağa ne güzel geliyor değil mi? Sadece kendinizle bir olduğunuz güçlü bir meditasyon aracı bana göre.

Hepimizin bildiği gibi daire sonsuzluğun, bütünlüğün, mükemmelliğin sembolü. işte bu anlamda mandala da kendi içimizdeki bütünlüğü yakalamamızı, sağ ve sol beynimizi yani şiva ve şaktiyi, dişil ve eril enerjilerimizi dengelememizi sağlıyor. Duygu ve düşüncelerimizden oluşan enerjiyi daire şeklindeki bir kaba boşaltıyoruz.

ozgurmandala2

Mandala diyince İsviçreli psikanalist Carl Gustav Jung’un adını geçirmemek olmaz. Jung hastalarına daireler çizdirirmiş ve bunlara mandala olarak adlandırırmış. Jung’a göre mandala, insanoğlunun gerçek potansiyelini yaşama ve bütün kimliğin şemasını oluşturma dürtüsünün temsilcisiymiş. Jung’un mandala kavramı insanın mükemmeliği ile ilgili. Bir bütün olarak gerçek benlik (mandala), sürekli toplumsal maske (persona) kullanıldığı için artık gizlenmiştir. Keşfedilmesi gerekmektedir. Her insan kendi mandalasını arayıp bulmalıdır.

Hinduizm ve Budizm’de mandala, evreni temsil eden bir şekil ve ritüeldir. Tibetli budist keşişler madala ritüellerini boyanmış kum tanecikleriyle yaparlar. Chack-pur adı verilen geleneksel metal borularla kum taneciklerini akıtarak şeklin içini günlerce çalışarak doldururlar. İyileştirme işlevinin tamanlanması için kimi zaman kalan kum tanecikleri izleyicilere dağıtılır. Ritüel bittiğinde mandala bozulup kumlar akan suya akıtılır. Bu şekilde hayatta hiçbir şeyin kalıcı olmadığı, bize ait olmadığı sembolize edilir ve kum taneciklerinin suya karışmasıyla birlikte hoşgörünün, huzurun tüm evrene karışmasına niyet edilir.

budist mandala

Mandala çizerek ve boyayarak gündelik hayatın kaosundan biraz olsun uzaklaşıp, yaratıcılığınızı keşfedebilir, dikkatinizi toplayabilir, medite olabilir, kararsız kaldığınız konularda iç sesinize ulaşabilirsiniz. Uzmanlar, mandalanın çocuklarla birlikte yapıldığında da dikkat eksikliği konusunda çok faydalı olabileceğini söylüyor. Özellikle günümüz çocukları için televizyon ve bilgisayardan uzak vakit geçirebilmek anlamında iyi bir alternatif olduğu kesin.

Daireler hayatımızın her yerinde. Dünya, güneş ve aydan başlayıp ilişkilerimize ve hayatımızı çevreleyen diğer sosyal unsurlara bakarsak aslında sürekli bir dairenin içinde sonsuz dönmekte olduğumuzu görürüz. Bu anlamda herşey ve hepimiz birbirimizle bağlıyız. Hint düşüncesine göre kişisel egolarımız okyanustaki birer ada gibidir. Oradan kendi dünyamıza, birbirimize bakarız ve birbirimizden ayrı varlıklar olduğumuzu düşünürüz. Göremediğimiz şey ise birbirimize, suların dibindeki okyanus katı ile bağlı olduğumuz gerçeğidir.

Son olarak çakraların da daire şeklinde olduğunu ve her çakranın sonsuz renkler içerdiğini hatırlatıp kaçıyorum. Hep birlikte düşünelim…

CHAKRALAR ve RENKLER


KIRMIZI : Kan dolaşımını uyarır, uyandırır. Isıtır-rahatlatır. Aşırıya kaçıldığında, agresif yapar. Kök chakra Muladhara’nın rengidir.
TURUNCU : Bu renk havayı yükseltir, hafiflik sağlar. Cinselliği uyarır. Fazlası yüzeyselleştirir.Swadhistana’nın rengidir.
SARI : Sindirimi uyarır. Zihinsel olarak dinçleştirir. Yaşamı aydın ve parlak bir ışıkta gösterir. Rahatsız edici de olabilir. Göbek Chakra’sı Manipura’nın rengidir.
YEŞİL : Genel olarak sakinleştirir, her alanı yeniler ve yeni bir şeylere başlama şevki uyandırır. Göğüs Chakra’sı Anahata’nın rengidir.
MAVİ : Sakinleştirir, bu sükunet daha derinlere ulaşmaktır ve sığınma hissi verir. Mavi insanda, korunmuşluk hissinide uyandırır. Bu rengin içinde kavranamaz olana dair sessiz bir özlem vardır. Boğaz Chakra’sı Vishudda’nın rengidir.
MOR : Dönüşümün rengidir. Aynı zamanda değişimin ve spiritüelliğin. Taç Shasrara’nın rengidir.
KAHVERENGİ: Sağlamlığın ve dünyaya bağlılığın rengidir. Fazlası atalete yol açar.
BEYAZ (SEDEF) : Diğer tüm renk tayflarını içinde barındıran bir renktir.
SİYAH : Korunmanın rengidir, güç toplamanın, geriye çekilmenin ve boşluğun, bu boşluk dolgunluğu içinde taşımaktadır. Gerekenden fazlası, organizmayı güçsüzleştirir, hüzünlendirir. Kötümserliği besleyebilir.

Birlik Bilinci Meditasyonları; 17-18 Temmuz

Yağmurdan, selden, ekonomiden şikayet etmek yerine çözüm yolları aramaya, birlik bilinci için neler yapabileceğimizi sorgulamaya başlasak biran önce çok iyi olur. “Vah vah havuza da gidemiyoruz” demek yerine bir dursak düşünsek içinde buluduğumuz şartları, salt kendimiz için değil, ülkemiz için değil dünyamız için neler yapabileceğimizi düşünsek. Tek bir dünya, BİR TEK olduğumuzun farkına varsak. Bu saatten sonra ne yapılabilir,  olan oldu demeyelim. Evet verebileceğimiz maksimum zararı verdik dünyamıza, yani kendimize aslında, evimize. Yine de olumlu niyetler için hiçbir zaman geç değildir ve gün bugündür diyorum. Tasarruf yapmaya, az tüketmeye, bilinçli tüketici olmaya, bizde olanı paylaşmaya, çevreye saygıya ve sevgiye devam ama olumlu niyeti de eksik etmeyelim.

Yoğun meditasyonlar yapılıyor ve yapılacak dünyamızın dönüşümü için. 17-18 Temmuz tarihlerinde Birlik Bilinci için Küresel Senkronize Meditasyon’a katılmak istiyorsanız şuradan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Ayrıca, bir diğer meditasyon da, ilki 7 Temmuz’da yapılmış olan, Dünya ana – Bilinçli Dönüşüme – Niyet Meditasyonu. İkincisi, 17 Temmuz’da 19:00 -19:19’da yapılacak.  Bu meditasyonla ilgili olarak bana ulaşan açıklama şöyle;

“Dünya ekolojik sistemini yok edecek, insanlığın ve yeryüzündeki diğer canlıların varlığını tehlikeye sokacak, fosil yakıta dayalı, kar amaçlı vahşi üretim-tüketim sistemlerinin ve insanı bu sistemlerin mekanik aracı haline getiren teknolojinin, doğayı kemiren ve meta haline getiren bakış açısının, kutsal kitaplarda  üstü örtülü işaret edildiği, maya takvinde açıkca belirtildiği, doğanın ekolojik felaketlerle çoktan sinyallerini verdiği ve BM Milletlerin İklim Kuruluşu IPCC nin raporları ve bilim insanlarının araştırmaları ve çeşitli yollarla insanlara ilettikleri uyarılar göstermektedir ki, İnsanlık olarak BİLİNÇLİ BİR DÖNÜŞÜMÜ seçmenin ve açıkca bunu Evrene bilinçli olarak topluca ifade etmenin  veya herşeyi yok oluşa terk etmenin son adımındayız.
 
Dünyanın yaşamın ve hepimizin en yüksek hayrına, Bilinçli Dönüşümü seçen dostlarla birlikte, insanlığın en yüksek potansiyellerine odaklanamanın yaratacağ sinerjinin de farkındalığıyla; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak –potansiyellerin ortaya çıkmasına ve lutufla yaşamlarımıza akmasına  NİYET edeceğiz.
 
Katılmak isteyen dostlara da sevgiyle haber veriyoruz…..
 
Bilinçli Dönüşüm Niyet-Meditasyon saati 
  
*17.07.2010  saat  19:00 ile 19:19   arasında 19 dakika yapılacaktır…
 
“NİYET: İnsanlık Ailesinin bir ferdi ve dünyada yaşayan bir canlı olarak;
Dünya üzerinde, doğanın, canlıların ve insanların yaşamını tehdit ve insan eliyle kurulmuş tüm sistemlerin; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak dönüşmesine NİYET ediyoruz. BİRLİKTE NİYETİMİZLE ilgili potansiyeller ortaya çıksın. Ve hayatımıza aksın. NİYETİMİZLE ilgili sorumluluğumuzu kabul ediyor ve Yaşamlarımızı Kutluyoruz. Ne Mutlu Bize.”

Öte yandan 17-18 Temmuz 2010 Birlik Dalgası – Bilinçli Kavuşum’un Maya Takvimi’ndeki anlamını buradan okumanızı tavsiye ederim.

Not: Alternatifkarma’nın facebook grubu açıldı; bir tık

Satürn ve güneş karşıtlığı nedeniyle önümüzdeki 3  gün gergin geçebilirmiş. Hatta bugün yılın en gergin günlerinden biriymiş. Kronik hastalıklarda ve ruhsal gerginliklerde artış diye uyarıyor astrologlar. Zaten dün akşamdan belliydi bugünün nasıl geçeceği bizde. Sanırım bu gezegenlerin durumu bizim Satürn’de yaşama hayalleri kuran cüceyi etkilemiş olsa gerek ki dün gece 02.00 sularında bir kahkaha atarak uyandı. Şaka yapmıyorum cidden… Hayırdır diye koştuk yanına, çünkü alışık değiliz gece bu hallere. “Size şaka yapmak için uyandım” dedi. Saç baş dağılmış bir şekilde oturdu yatakta ve çocuk cin. Gecenin körü, ben zaten dergiye yazımı bir defa yazıp word dosyasını nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bilgisayarda uçurduktan sonra, tekrar yazıp 01.00 sularında gönderebilmişim. Bir yandan nezleyim, kafamı koyacak yer arıyorum ama gecenin o saatinde ayakta ve konuşmak isteyen biri var! Yastığını aldı geldi ortamıza. Kikir kikir kikirdemeler, konuşmalar artık saat kaçtı sızmışık hatırlamıyorum ama boynum belim her tarafım tutulmuştu uyandığımda. Her yerimize tekmeler eşliğinde uyuduk tabii güzelim yatağımızda. Neyse ki bu akşam baktım esnemekten ağzı çatlayacak 9 itibariyle uyumaya ikna edebildim. Bu gecenin daha sakin olması dileklerimle…

Permakültürle ilgili yazdım yine Nisan sayısı için. Merak edenlere duyurulur. O kadar önemli bir konu ki ne kadar yazsak çizsek o kadar az. Şehirli insanlar olarak bilincimizi açık tutmalı, akıllıca seçimler yapmalıyız. Ne yediğimiz, ne içtiğimiz, içerikleri öncelikle çocuklarımız için çok önemli. Paranoyaklık derecesinde etiket okur oldum ben örneğin. Hayır zaten vardı bir merak ama bu GDO’larda sonra iyice manyaklaştım. Kutu sütü bıraktık biz de sonunda. Uzunca bir süredir günlük süt alıyoruz. Kefiri de keçi sütüne mayalıyorum. Mayası bile bir başka tutuyor. Kutu süte mayalanan kefir ile günlük süte ya da keçi süte mayalanan kefir arasındak farkı görseniz, kutu sütlerin içindekilerin sütten başka birşey olduğunu kesin anlardınız siz de benim gibi. Bir de ekmek konusu var tabii. O meşhur bir marka var ya hani her türlüsünden ekmek üreten poşetlerde, aman diyim dikkat edin. Ya kendiniz yapın ya da güvendiğiniz mahalle fırınından alın. Nereye kadar elimiz değer, ne kadar koruyabiliriz kendimizi katkılı gıdalardan bilmiyorum ama elimizden geldiğince araştırmak, uyanık olmak gerektiğini düşünüyorum. Çocuklarımıza da bu bilinci verebilmek gerek. Onlara da anlatmak gerek. Bir de anaokulları, ilkokullar, kantinler en fena olanlar. Yemek listelerini veliler olarak dikkatlice inceleyip soruşturmalıyız.

Evet gergin geçebileceği konusunda uyarıldığımız önümüzdeki 3 gün olumlu uyanalım, güneş doğarken olumlu niyetlerle güne başlayıp, şükredek günümüzü bitirelim uykudan önce. Haydi meditasyona davet ediyorum hepinizi. Kendiniz için oturun evinizde seçtiğiniz bir köşeye, kapatın gözlerinizi ve durun öyle bakalım neler oluyor. Ya da yürüyüşe çıkın, bir noktada mola verin, orada oturun durun öyle. Meditasyon gözler açık da olabiliyor. Aslında Mihri Hocam “Meditasyon 24 saat” der. Aynen öyle. Farkındalıkla geçen 24 saat düşünsenize. Meditasyon için gerekli şartlarmış, kurallarmış boşverin. İçinizi dinleyin yeter. Keyifli meditasyonlar o halde…