Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Toprak verimlidir. Anadır. Dosttur. Yaratıcıdır. Sen bir verirsin. O sana Bin ile geri döner. HAYAT
gibi… Ne verirsen onu alırsın..
Hepimiz bir tohumuz; İçlerinde nice güzellikler, sırlar, mucizeler barındıran…
Herşeyin sahibi olanın; elleriyle, özenle, koşulsuz sevgisiyle, kutsaması, sonsuz hoşgörüsü, anlayışı, kabullenişi ve sabırıyla hayata ektiği sonsuz tohumlar…
Hepimiz filizlenirsek eğer, karar verirsek,eğer cesaret edersek, filizlenip ışığa doğru kafamızı uzatıp, karanlıktan aydınlığa çıkmanın büyümenin gelişmenin hazzı,sevinci ve gururunu taşıyarak, söz verdiğimiz çiçeklerimizi hayata armağan edebiliriz… Hayatın güzelliklerinin, mucizelerinin, birliğin bir parçası olduğumuzun mutluluğunu özümüzde hissederek, üzerimize düşeni yapmanın huzuru içinde…
Ya da tohum olarak kalabiliriz…bizi çağıran ışığın çağrısına kulaklarımızı, duyularımızı, sezgilerimizi ve tum varlığımızı kapatarak…güvenli ve karanlık olan alanımızda kalmakta ısrar edebiliriz…Varlığımızın özü ” yalvarırım büyümem gerek, verdiğim sözleri yerine getirmem gerek, ışığa çıkıp çiçekler, hediyeler vermem ve bu güzellikleri hayatla paylaşmam gerek ” diye bağırırken, onun sesini tamamen kısıp, duymamazlıktan gelebiliriz karanlığın daha da derinlerine doğru köklerimizi salıp aşağı doğru büyümeye çalışarak….
Karar herzaman bize ait… Ya ışığa, ruhumuza, gelişmeye, çiçekler, hediyeler, eserler vermeye direneceğiz ve karanlıkta kalmayı sürdüreceğiz.. ya da güvenli, soğuk, karanlık alanlarımızdan, bilinmezliklerle, sürprizlerle dolu ışığa, ruhumuza, yaratıcılığımızın hediyelerine, evrenin birliğine, güneşe, yaşama merhaba diyeceğiz…
Koca ulu bir çınar ağacının tohumu bir zamanlar küçücük bir TOHUM du…Bunu bilerek, bundan artık emin olarak, değerimize sahip çıkalım. İçimizdeki büyük potansiyelimize, atıl tuttuğumuz, içimize hapsettiğimiz yaratıcılığımıza, sahip olduğumuz belki de henüz farkında olmadığımız ama bir İZİN VERİYORUM dememizle özgür kalacak olan yeteneklerimize KİM OLDUĞUMU BİLİYORUM VE SİZLERİN FARKINDAYIM, ALDIM KABUL ETTİM diyelim.
Hadi bugün karar verelim o zaman…
Bir TOHUM olarak mı kalacağız, yoksa FİLİZLENİP çiçekler mi açacağız ?…

Kuantum Düşünce Tekniği’nin uygulayıcısı Şanal Günseli’nin bir tv programı var, zaman zaman yakalarsam izliyorum. Dün gece yine kanallar arasında gezinirken denk geldim ve takıldım kaldım. Bir kadın bağlandı telefonla. 27 yıllık kocası kadını bir tartışma sonucunda silahla vurmuş ve o günden sonra kadın tekerlikli sandalyeye mahkum olmuş. “Yıllarca içimde biriktirdiğim öfkeyi bir türlü çıkaramıyorum, her geçen gün başka duygular ekleniyor bu öfkeye” dedi kadın. Resim yapmış, kitap yazmış, herşeye kanalize etmiş kendini yine de olmamış.
“Koşullar her ne olursa olsun, insanı en fazla güçlendiren şey şükür duygusudur” dedi Şanal Günseli. Ve bunun İsrailli araştırmacılar tarafından ulaşılmış bir sonuç olduğunu da ekledi. Sonra telefondaki kadına bir dolu şey anlattı, çekirdek inancını bulmasına yardımcı oldu, neler yapması gerektiğini söyledi fakat ben hepsini kaçırdım çünkü zihnim şükürle ilgili cümlede kaldı.
Aslında ne kadar gerçek; Şükretmek harika hissettiriyor. Bir defa şükretmeye başladığınızda aslında ne kadar da değerli olduğunuzun farkına varıyorsunuz. Sahip olduklarınıza daha sıkı sarılıyorsunuz, hayata karşı daha motive oluyorsunuz. Siz hayat oluyorsunuz, yol oluyorsunuz.
Ben şükretmeyi aslında anneannemden öğrendim. Dedemi kanserden kaybettikten sonra kendisi kanserle savaşırken bile haline şükrediyordu. Şimdi iyileşti halen şükrediyor. Şimdilerde bazı ortamlarda şükretmek sanki mutlaka dini öğeler içeren bir faaliyetmiş gibi red ediliyor. Halbuki ne ilgisi var, bir işi “iyi ki yapmışım” ya da “iyi ki böyleyim” demekle aynı şey. Yani bir nevi kendini kabul anlamında. Zaten dinlere de bu anlamları bizler yüklüyoruz. Sonra da onlar ve bizler şeklinde karşı gruplara ayrılıyoruz. Nedir ki insanız işte sonuçta hepimiz.
Neyse konuyu çok da saptırmadan Şanal Günseli’nin genel anlamda çoğu durumlar için çok iyileştirici bulduğu bir olumlamayı vermek istiyorum;
“Kendi varlığımı olduğu gibi kabul ediyor ve kucaklıyorum. Ancak böyle yaşamımı güvenle sürdürürüm”.
Sık sık söylemenizi ve üzerine düşünmenizi tavsiye ederim.

Son yıllarda ruhsal aleme yönelen ve sayıları gittikçe büyüyen bir grup asi bilim insanından biri olan Dr. Amit Goswami’ye göre ruhsallığın bilimi var.

2. İstanbul Parapsikoloji Konferansının programı elime ilk geçtiğinde en fazla ilgimi çeken konuşmacılar, çoğunuzun “Ne @#!* Biliyoruz Ki!?” adlı filmden tanıyacağı kuantum fizikçisi Dr. Amit Goswami ve Hindistan’da eğitim görmüş bir psikiyatr olan eşi Dr. Uma Krishnamurthy oldu. Her ikisiyle de uzunca sohbet etme olanağım oldu. Burada ise size biraz Dr. Goswami’den bahsetmek istiyorum.
“Bilinç içinde Bilim” adı verilen yeni bir akımın öncüsü olarak kabul edilen Goswami, konferansta sunumuna “Acaba ruhsallığın bilimi olabilir mi?” sorusu ile başladı. Gerek sunumunda gerekse de sohbetimiz sırasında var olan her şeyin temelinin, madde değil, bilinç olduğunu öne süren görüşü anlattı; “Şuurluluk ve beyni dualite içinde düşünmek yerine bilinçliliği ve beyni yeni bir fizik bakışı içinde değerlendirirsek, her şeyin Tanrı olduğunu söyleyebiliriz. Beyin bütün olasılıkların şuurluluğa geçişidir. Burada dualizm paradoksu sonlanmış oluyor. O zaman beyin başkalarının tercihlerinin kurbanı olmuyor. Bütün varlığı birleştiren yapının parçalarıyız. Hepimiz tekiz. Altta, özde hepimiz bireyler olarak, birbirimizle ilişkiliyiz. Şuurluluk aslında birbirimizle ilişkililik halimiz”.
Yaşamın ruhsal boyutunun varlığına ilişkin sezgilerini doğrulamak amacıyla son yıllarda ruhsal aleme yönelen ve sayıları gittikçe büyüyen bir grup asi bilim insanından biri Dr. Goswami ve ruhsallığın bilimi olduğunu iddia ediyor ve şöyle diyor; “5 farklı labarotavuarda çalışmalar var. Ciddi kanıtlar var. Sıradan dinlerin metafiziğinden bahsetmiyorum. Biz mistik ruhsallıktan bahsediyoruz. Tek bir dünyanın birbiri ile bağlantıda olduğundan bahsediyorum. Bunlar bizim kendi irademizden kaynaklanıyor. Bu aynı zamanda bize gayrı maddi varlıklar olabileceğini de gösteriyor. Hayatın kaynağı, yaşam enerjisi de gayri maddi dünyaya ait. Materyal bilim bunları red ediyor. Zihnin anlamı işlemek için önemi vardır. Bir bilgisayar anlamı işleyemez, sembolleri işler. Anlam sembollerinin anlamını bilebilmek için başka sembollere ihtiyaç var. Yani sonsuz bilgiye ihtiyaç var. Materyalist felsefede dünyanın anlamını göz ardı ediyorsunuz. Hayat dışını ikiye ayırıyorsunuz. Oysa ki o zaman sınırlandırmış oluyorsunuz. Değer, anlam yok oluyor. Ve toplum bu hale geliyor. Bu yüzden küresel ısınmaya yanıt arıyoruz. Anlam ve değeri olmayan materyalist bilim bizi buraya getiriyor”.
Hücre kendini biliyor
Dr. Goswami, düşünce gücünün artık farkına varmamız gerektiğine dikkat çekiyor. Goswami’ye göre, morfojenetik yani biyolojik form oluşturma durumu karmaşık birşey. Gayri yerellik olduğuna dair kanıtlar var. Çok hayati bir kendilik bilgisi var. Hücre kendisinin bedenin neresinde olduğunu biliyor ve ona göre görev üstleniyor; hem yerellik dışı hem de gayri maddi. Bizim bütün planımız morfojenetik alanda. Kayıtlarımız mevcut. Her biyolojik organın bir morfojenetik alanı var. Biz ise, organın ilişkide olduğu bu alanı hissediyoruz.
Dr. Goswami, “Bağışıklık sistemi aslında beni ben olmayandan ayıran bezdir; Timus bezi. Bağışıklık sistemimiz baskılanırsa, karşı cins tarafından red ediliyoruz ya da kalp çakramız duruyor; Kanser, her türlü hastalık oluşabiliyor. Bunda birçok kanıt var. Sadece düşüncemizi düzelterek bir gecede dahi kanserler iyileşebiliyor, morfojenetik alan değişebiliyor” diyor.
*Bu yazı İnfomag Dergisi Temmuz sayısı köşe yazımdan alıntıdır.

Cuma günü buluştuk. Ne zaman buluşsak bir konu aydınlanır, bir şeylere çözüm bulunur ya da kendisinden süper tavsiyeler gelir. Örneğin “hadi yoga öğretmenliği eğitimi başlıyor, hemen arıyorum kayıt yaptırıyorum seni” der. Ya da “Vipassanaya gidiyoruz gelsene” der, ya da “Nefes seansı var gel” der. Der der der, bu kadın beni hep ayartır, içimi kemirir dururum sonra günlerce. Kim mi? Esra Ekren kendisi; Kuantum Terapisti ve Transformal Nefes Koçu. Birlikte nefes yaptık, kuantum terapisi yaptık. Çook şey paylaştık. Tanıdığım birkaç özel insandan biri. Bilmem belki de insan değil, başka bir şey…
Konumuz “para” idi cuma günü. Onda da bende de hep para hikayeleri vardı. Zaten burada da en son para konusuna değinmiştim. Konuş konuş nereye kadar en sonunda yazalım dedik konuştuklarımızı. Buyurun efendim Esra Ekren’den size para konusundaki olumsuz inancınızı değiştirmeniz için öneriler;
“Para bir sevgi enerjisidir. Denge varsa, para akışında da sorun yoktur. Denge vücudun dişi ve eril tarafı arasındaki dengedir. Vücudun sol yanı dişi ( Alıcı, yaratıcı, kararları alan), sağ yanı ise eril taraf (Veren, kararları uygulayan, yaratıcılığın ifadesi).
Denge 4 şekilde bozuluyor;
1. Almaz, hep verirsek
2. Vermez, hep alırsak
3. Alır, aldığından çok verirsen
4. Verir, ama verdiğinden çok alırsan
Bolluk bilinci, kaynağın bol ve sınırsız olduğun ve bu kaynağın aslında içindeki ruhun olduğunun farkına varmaktır. Evrende her şey çeşitli, bol ve sınırsız. Sınırlı olan ve sınırları koyan zihnimizdir. Zihnin sözlerine değil, gördüğünüze inanın. Doğaya, evrene bakın, her şey ne kadar bol,çok çeşitli ve kusursuz. Ve bu gerçeği bilerek rahatlayın.
Hayatımıza ne kadar çok sevgiyi alır kabul edersek zaten para da onu takip edecektir..Huzur, sevgi,hoşgörü, kabulleniş olduğu ve hayatımızda an be an çoğaldığı sürece akışla beraber akıyor ve ihtiyaçlarımız da kendiliğinden karşılanıyor ve evren bize hizmet ediyor olacak..
Bir şeyi ne kadar çok isterseniz ona o kadar enerji yüklersiniz ki bir yerden sonra artık MUHTAÇLIK enerjisine dönüştürürsünüz bu isteğinizi.. İHTİYACIM VAR dediğiniz noktada da zaten yapacak birşey kalmıyor..İstediğiniz herhangi birşeyin size gelmesini gerçekten istiyorsanız bunun ne olduğunun hiçbir önemi yok inanın insan, para, iş vs vs.. lütfen o enerjiyi serbest bırakın…yani ona muhtaçlık sergilemeyin..Deneyin ve
görün serbest bırakın..İsteyin ama NASIL demeyin…Gerçekleşeceğinden emin olun.. NASIL, NEREDEN sizin konunuz degil.. Bunlar YARATICIYA ait konular..Ve ne acıdır ki
kardeşimize, annemize, eşimize güveniyoruz ve onlara birşey yapmaları için bir konuda rica ettiğimizde onların bunu yapacağından mutlaka emin oluyoruz da herşeyi yaratan,
ve herşeye gücü yeten varlığa aynı güveni gösteremiyoruz..
İşe kendinizi sevmekle, kendinize hoşgörü ve merhamet göstermekle başlayın..dışarıda bir alem yok..hersey içeride..ne kadar içeriyi temizleyip değistirirsen, o
kadar dünyanı da değistirirsin..
DÜŞÜNCELERİNİ DEĞİSTİR Kİ MUCİZENİN ASLINDA HERŞEY OLDUĞUNUN FARKINA VAR..MUCİZE SENSİN.. ”
PARA SEVGİDİR DUASI
Evrensel Kutsak Kaynak
Kendimi ve hayatımı senin bereketine açıyorum.
Bu onurlu evrende özgürce dolasan berekete,
Birkaçımıza değil hepimize yetecek berekete.
Kutsal bir varlık olarak aydınlanma yolumda
kendimi açıyorum.
Yardım et,
Paranın senden ayrı olmadığını öğrenmeme
Benim senin parçan olduğum gibi
Senin de benim parçam olduğun gibi
Paranın da senin bir parçan olduğunu
Öğrenmeme yardım et.
Paranın ruhsal eğitim sürecimin
vazgeçilmez bir parçası olduğunu öğrenmeme,
Parayı kontrol edenin ben olmadığımı
öğrenmeme yardım et.
Öğret bana,
Parayla ilgili alışkanlıklarımı değiştirmeyi
Parayı sevgiye dönüşen bir enerji olarak
görmeyi.
Öğret bana,
Dünyaya gönderdiğim her para değeri bir sevgi ve ışık seli olarak aksın.
Gönderdiğim her para değeri ona dokunan insana sevgi aşılasın.
Her gecen gün kalbimi ve zihnimi,
paranın sevgi olabileceği düşüncesine açılmama yardım et.
Para ile ilgili olumsuz düşüncelerden arınmama
Paranın sevgi olduğu düşüncesine
sahip çıkmama
Yardım et.
Bunun için ve her gün hayatıma getirdiğin,
bereket için sana sonsuz şükran duyuyorum.
Takdirin gibi olsun.

Sonbaharın gittikçe yaklaştığı bugünlerde içim kıpır kıpır. Yine değişim sinyalleri başladı benim bünyede. Değişim rüzgarı ılık ılık esmeye başladı yüzüme. Henüz uzakta ama gittikçe yaklaşıyor biliyorum. Her yıl Aralık ayına yaklaşırken, bu genelde Eylül’de başlıyor bende, hayatımda mutlaka bir değişim, yenilik, bir kırılma noktası oluyor. Önceleri bu durumun farkında değildim fakat kişisel gelişim konularına merak sardığımdan beri tarihler ve dönemler tabiki büyük önem taşıyor benim için. Bir gün oturdum kağıda döktüm hayatımdaki dönüm noktalarını. Gerçekten de inanlılır gibi değildi. Hepsi Eylül-Aralık dönemine denk geliyor. Tabiki bu durumun astroloji, doğum tarihim, doğum saatim ile mantıklı bir açıklaması var. Yıldızların, gezegenlerin durumu bizleri çok etkiliyor ama bu başka bir yazının konusu. Hatta astrolojiden iyi anlayan birinin yazması gereken bir konu benim değil:)) Yakın zamanda bunu araştırıp, öğrenip sizlerle paylaşabilirim belki…
Neyse benim asıl anlatmak istediğim kendimde hissettiğim bu değişim arzusu. Aslında bu Kuantum’dan sonra daha da perçinlendi. Kuantum terapisinden sonra bana olan her ne ise harika! Nasıl bir genişlik, nasıl bir vurdumduymazlık geldi… dünya umrumda değil. Aslında çok ayrıntılı bir şekilde bu terapinin hayatıma etkilerini yazacağım önümüzdeki günlerde de. Çünkü yazdıkça paylaştığımı, paylaştıkça da çoğaldığımı, geliştiğimi, ürettiğimi hissediyorum ve bu his beni çok mutlu kılıyor. Kendimle tam anlamıyla mutluyum bugünlerde. Öfkeden deliye dönebileceğim anları ya gülerek atlatıyorum ya da öfkemi olabildiğince ifade ederek çıkarıyorum içimden ve rahatlıyorum. Yani içimde tutmuyorum ya da başka birine, başka birşeye yansıtmıyorum.
Doğa ile hayat daha da eğlenceli oldu. Ben sakin, mutlu iken o daha da mutlu. Ben kararlı olunca o daha da anlayışlı. Ben çocuk olunca o daha da coşkulu…
Evimizi düzenliyoruz biz bugünlerde kızımla. Evimizin her köşesini yenliyoruz, düzenliyoruz, giymediklerimizi ihtiyacı olanlara veriyoruz, eşyalarımızın yerini değiştiriyoruz…sürekli bir toplanma halindeyiz. Bu ne zamana kadar sürer bilmem ama hani sanki yeni bir şehre taşınmışız gibi bir heyecan var içimde. Doğa da bu heyecandan nasibini almış olsa gerek ki sürekli peşimde o da bana yardımcı oluyor. Tabiki bu toplanma işlerine bayılıyor. Birsürü ıvır zıvır, oyuncak olmayan şeylerle oynamak ne de olsa onun en en büyük zevki.
Biz Sonbaharı tertemiz, eskilerden kurtulmuş, yenilere yer açmış bir şekilde kaşılayacağız.
Hadi gelsin artık bekliyoruz…
