Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






“Dünya olduğu gibi. Tıpkı kar tanesinin olduğu gibi. Kendi deseninin öyle olmasını var ettiği gibi. Yaşamanızı olduğu gibi yaratıyorsunuz. Gerçekten açlığın sona ermesini istediğin anda açlık olmayacaktır. Bunu gerçekleştirmek için sana tüm olanakları verdim. Bu seçimi yapmak için her türlü olanağa sahipsin. Ama yapmadın. Yapamadığın için değil. Dünya yarın açlığa son verebilir. Son vermeyi seçmiyorsunuz. Her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesinin nedenleri olduğunu düşünüyorsunuz. Hiçbir geçerli neden yok. Ama her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesine aldırmazken yeni bir hayat için elli bin çocuk dünyaya geliyor. Buna sevgi diyorsunuz. Buna Tanrı’nın planı diyorsunuz. Öylesine bir plan ki rasyonellik ve mantık bir yana, şevkat bile barındırmıyor.
Yalın söcüklerle size söylüyorum; Dünya bu halde çünkü siz seçtiniz. Sistematik olarak kendi çevrenizi yok ediyorsunuz, sonra da doğal felaketler olarak tanımladığınız olayları doğanın ya da Tanrı’nın intikamı olarak düşünüyorsunuz. Kendinizi kandırıyor ve bu kandırmacayı intikam olarak tanımlıyorsunuz.
Hiçbirşey ama hiçbirşey doğadan daha şevkatli değildir. Ve hiçbirşey doğaya insan kadar gaddar olmamıştır. Tüm bunlardan sıyrılıp sorumluluğunuzu reddediyordunuz. Kendi hatanız olmadığını söylüyorsunuz. Evet doğru, bu bir hata değil, seçim sorunu.
Tüm savaşları yarın durdurabilirsiniz. Gereken tek şey düşünce birliğine varmanız. Ama birbirinizi öldürmeyi durdurmak kadar basit bir şeyde bile anlaşamıyorsunuz. Yumruğunuzu sıkarken cenneti nasıl yaratabilirsiniz? Kendiniz için yapmadığınızı sizin için yapamam; bu yasadır.
Ne şeytan var ne de cehennem. Kendi kurtuluşunuz, kendinizi gerçekleştirememenin sarhoşluğundan ayılmakla mümkün. Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Zaten, bu bir savaş değil, bir süreç. Bunu bilmediğiniz sürece, süreci sürekli mücadele olarak algılayacaksınız. Mücadeleye uun zamandır öylesine inanıyorsunuz ki etrafında dinler yarattınız. Dinler mücadeleyi amaç ediniyor. Bu sahte bir öğreti. Zafer mücadelede değil, kendini aktif olarak akışa bırakmakta.”
Neale Donald Walsch-Tanrılar ile Sohbet 1. kitaptan bir alıntı. Yazar burada iç benliği, içindeki Tanrı, içindeki “ben” ile konuşuyor. Uzun zamandır kitaplığımda duran ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Filmini 2 defa izledim ve hayran kalmıştım. Ama kitabı daha nefismiş.
Bugün dünyanın mevcut koşullarına bakarsanız her anlamda “birlik” bilinci oluşturulamadığı için bu haldeyiz. Bu bilinç oluşana kadar da böyle gidecek. Yazdığım alıntıyı böyle yorumladım ben. Lütfen sizler de yorumlarınızı yazın, tartışalım.
**Doğa’nın ateş azalarak halen devam. Yine yanımdaki koltuktan uyuyor şu an.

İki küçük çocuğu olan bir kadın seramik kursuna katılmak istiyor. Kursun saatleri oğlunun yüzme dersleri ile çakıştığından bu isteğini erteliyor ve kırgınlıklarını içine atarak iyi anneyi oynuyor.
Fotoğrafçılığa ilgi duyan bir baba bu merakını gerçekleştireceği bir yerin özlemini duymakta. Orta halli bir aile için karanlık oda masraflı olabilir ama salona yeni koltuk alınmasını önler en azında. Fakat günler geçer ve sonunda salona yeni koltuk alınır.
Çok yoğun çalışan bir iş adamı kendi içine çekilmek, yalnız kalmak isteyebilir. Tek başına tatile çıkmak ona ilaç gibi gelecektir aslında. Ama karısına karşı haksızlık olacağını düşünür ve bundan vazgeçer.
“Bu yoksunluklarımızı erdem haline getiriyoruz. Uzun, acı verici yaratıcılık iştahsızlığımızı bir fedakarlık gibi kucaklıyoruz. Üstün olma anlamındaki iyi olma çabalarımızı, söze ruhsallığımızı beslemek için sarf ediyoruz. Bu sık düşülen hataya Erdem Kapanı diyorum. Ruhsallık çoğunlukla sevgisiz yalnızlığa giden bir yol ya da insanın kendi doğasını reddettiği yanlış tutumlar olarak yorumlanıyor. Böyle bir ruhsal üstünlük iddiası, inkarın türlü biçimlerinden biridir. Yaratıcı için erdem ölümcül bir hata olabilir. Saygı görmek ve olgunlaşma isteği, etkisizleşmemize hatta yok olmamıza neden olabilir” diyor Julia Cameron, “İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” adlı kitabında.
Cameron’a göre, Erdem Kapanı’na yakalanan birçok kişi, sıradan gözlere kendini yok ediyormuş gibi görünmez. İyi kocalar, babalar, anneler, eşler, öğretmenler olmaya koyularak kendilerine herkesin hoşuna giden ve beğenisini toplayan sahte benlik yaratırlar. Bu sahte benlik daima sabırlı, başkalarının gereksinim ya da istekleri için kendilerininkinden vazgeçmeye isteklidir.
“Aşırı derecede erdemli bu tıkanmış yaratıcılar, çocukluklarında onaylanmamış bu asıl benliklerini yok ederler. Durmadan “Bencil olma!” sözlerini duyan asıl benlik, başkalarına hayır kendine evet diyebilen, oyun oynamayı bilen, sağlıklı, zaman zaman anarşist, rahatsız edici bir karakterdir.”
Sarsıcı bir kitap. Mutlaka edinmenizi öneririm. Dergide de çok ilgi çekici diğer bölümlerini yazdım bu ay. Haftaya koyabileceğim buraya.

Bugün Kadıköy’e gittik. Alkım Kitapevi, Çiya, Tansaş’tı rotamız. Kitapçıdan yukardaki kitabı aldık; Tübitak Erken Çocuk Kitaplığı’ndan “Ayda”. Bizimki bu aralar merak sardı uzaya, aya, yıldızlara. Harika bir kitap yine Tübitak’tan. Birkaç defa okunduktan sonra;
-Anne ben uzaya gitmek istiyorum.
-Tamam Doğa ama astronot olman gerek.
-Astronot kıyafetim yok ki benim ama.
-Astronot kıyafeti öyle her yerden alınmaz.
-Babam da gelsin benimle uzaya.
-Uzaya gidince ne yapacaksın?
-Mars’ı görücemm. Hadi baba uzaya gidelim.
!!!!
Bütün gece bu uzay muhabbeti uzadı da uzadı. En sonunda Serdar hayali bir oyun uydurdu. Bunlar ikisi rokete binip uzaya gittiler. Uzaydan taş (legolar) topladılar bana getirdiler. Şimdi rüyasında astronot olduğunu görüyordur büyük ihtimal:))
Bu haftasonları hiç bitmese. Bu ikisi sürekli oynasalar böyle… benim de vücudum, kafam dinlense…
Çiya’daki yemeklerden hiç hoşlanmadı. Otlu bulgur pilavını bile sevmedi. Biraz ezogelin çorba ve karadut şerbeti içti bolca. “Çok lezzetliymiş bu mor meyve suyu” diye diye 3 küçük bardağı götürdü.


Kitabın ilk sayfasında sağ üst köşesinde Tüyap ’95 yazıyor. Sayfaları sararmış hafif. Biraz önce kütüphaneyi karıştırırken bir göz gezdiriyim dedim. Bir de baktım bazı yerlerin altını çizmişim. İşte sizlerle çizilmiş yerleri paylaşıyorum aşağıda. Bu benim iç yolculuğumda sanırım ilk kitabımdı. Kimbilir nasıl şaşırdıysam o zaman bu cümlelere.
Bugünkü “ben”de halen heyecan veriyor bu cümleler. Yaşanmış 14 yıla bakınca çok daha anlam kazanıyorlar.
“Korkunun olduğu yerde de akıl çalışmıyor. Daha siz henüz gençken korkunun yerine özgürlüğün olduğu bir ortamda yetişmenin yolunu aramalısınız.”
“Yaşamak insanın doğru olanı kendi çabasıyla bulmasıdır. Bunu da ancak özgür olduğunuz zaman yapabilirsiniz.”

Robin Sharma’nın ‘Aile Bilgeliği’ adlı kitabını okuyorum bu aralar. Son birkaç sayfa kaldı bitirmeye ama dayanamadım çok hoşuma giden bölümlerinden kısa notlar aldım sizlere.
Kitapta ünlü filozoflardan ve düşünürlerden alıntılar da var;
* Çalıştığında, kalbi geçen zamanın fısıltısıyla müziğe dönüşen bir flüt olursun. Yaşamı çalışarak sevmek, yaşamın en büyük gizemiyle iç içe olmak demektir. Sevgi olmadığı sürece tüm işler boştur, zira işi görünür kılan sevgidir.
Halil Cibran
* Korkunun öte yanında daima özgürlüğü bulursun.
* Çocuklarına verebileceğin en iyi hediye zamandır.
* Bir şeye dikkatini vermeye başladığında genişleyerek bilincine ulaşıp farkına varmanı sağlıyor. Bu yüzden her zaman farkındalık değişimden önce gelir. Yaşamında bir şeyleri değiştirmeden önce onun farkına varmalısın ve ona gerçekten dikkat etmeye başlamalısın. Onun çevresinde bir farkındalık gelişmesini sağlamalısın. Farkında dahi olmadığın bir zayıflığın üstesinden gelemezsin.
* İnsan, ancak oyun oynayan bir çocuğun ciddiyetine ulaştığında kendisi olabilmeye çok yaklaşmıştır.
Herakleitos
* Başarısızlık başarıya giden otoyoldur. Başarısızlık nasıl kazanacağını öğrenmekten ibarettir. İyi ebeveynler mükemmel başarısızlıkları ödüllendirenlerdir.
* Ebeveyn olarak davranışların çocuklarının geleceğini tanımlar. Sen çocuklarının geleceğinin yazarısın.
* Yeterince gözünüz karartırsanız, hayatta istediğiniz her şeye sahip olabilirisiniz. bir şeyi teninizden dışarı fışkıracak kadar çok istemelisiniz ki, arzunuz dünyayı yaratan enerji ile birleşsin.
Sheila Graham”
Robin Sharma’nın kitapları çok samimi ve basit bir dile sahip. Bazı yerleri çok derinlik sahibi değilmiş gibi geliyor insana, en azından bana diğer kitaplarında öyle gelmişti. Ama yargıları kaldırmak gerek, öğreneceklerimiz bitmiyor işte…. Kimi zaman bir kelimenin bile büyük etkisi oluyor hayatımızda.
