Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş,
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi,
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine.
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil;
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül.
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular,
Duyuları, düşünceyi alıp götüren.

Secret’i okuduğumdan bu yana adında ‘sır’ kelimesi geçen kitaplara bir önyargı ile bakıyorum. Kesin bu da bir pazarlama harikasıdır diye. İşte ne kadar bu işlerle ilgileniyor olsan da insansın egon seni çoğu zaman esir alıyor ve böyle yargılardan kurtulman zaman alıyor malesef. Hayatın aslında her anı bir ders, bir öğrenme süreci. Sonra birgün Esra bana geldiğinde çantasından bir kitap çıkarıyor. “Sana almak geldi bu kitabı içimden. D&R’a girdim, aldım ve çıktım. Neden aldım ben de bilmiyorum” diyor. Kitabın ismi ‘Müthiş Sır’.
70 sayfalık bir kitap, bir solukta okunuyor. Yazarı Mike Hernacki, reklamcılık, hukuk, borsacılık alanlarında çalıştıktan sonra yazarlığa soyunmuş. Metafizikle uğraşıyor ve de piyano çalıyor. Hayatı boyunca yazar olmak istemiş ama başarabileceğine inanmadığından bir türlü yazamamış. Planlamadığı deneyimler yaşamış gerek iş gerek özel hayatında ve hayat onu çok ilginç bir şekilde yazar olmaya zorlamış. Bu süreci ve yaşadıklarını çok yalın anlatıyor kitapta.
Farkına vardığı ‘Müthiş Sır’ ise şu: “Birşeyi başarmak için, o işi başarmak her ne gerektiriyorsa yapmaya hazır olmalısınız.”
İlk başta çok sıradan bir cümle gibi görünse de üzerine düşününce yazarın tam olarak ne demek istediğini anlayacaksınız.
Ne tesadüftür ki:) bu kitap benim yıllardır başarmak isteyip de bir türlü cesaret edemediğim birşeye karar verme sürecimde elimdeydi. Evren bütün araçları, kaynakları sağlıyor aslında. Yeter ki farkına varalım ve de aklımızı kullanalım…



“Bedende en çok rahatsızlığa neden olan düşünce kalıpları eleştirme, kızgınlık, içerleme (gücenme) ve suçluluktur. Örneğin, eleştirme eğer alışkanlık halini alırsa artrit (eklem iltihabı) gibi hastalıklara yol açabilir. Kızgınlık, bedende kabaran ve yanan bir iltihaplanmaya dönüşebilir. Uzun süren bir içerleme insanı zehirler, yavaş yavaş yiyip bitirir ve en sonunda urlara ve kansere yol açabilir. Suçluluk duygusu daima cezalandırma peşindedir ve acıya yol açar.” diyor Louise L. Lay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” isimli kitabında.
5 yaşında tecavüze uğramış ve tüm çocukluğu boyunca hırplanmış biri olan Hay, yıllarda şifacı olarak ders verirken dölyolu kanseri olduğunu öğrenir. 6 ay süresince doktorundan izin isteyerek kendi içsel yolculuğunu tamamlayana dek, kendisi ile çalışarak affetme çalışmaları yapar, zihinsel ve bedensel olarak tam bir arınma gerçekleştirir. Bu çalışmanın sonucunda ise düşünce kalıplarımızı değiştirerek ve gerekli onaylamaları düzenli olarak gerçekleştirerek varolan hastalıklarımızı iyileştiribildiğimizi fark eder ve bu kitabı yazar.
Kitapta hemen hemen bütün hastalıklar, olası nedenleri ve onaylayıcı yeni düşünce modelleri ile birlikte veriliyor. Kendimdeki rahatsızlıkları ve nedenlerini gözden geçirirken en ilgimi çeken Adet Öncesi Sendromu ile ilgili olası neden ve onaylaması oldu. Bu sendromun olası nedeni kitapta şöyle açıklanıyor: “Karışıklığın hakim olmasına izin verme. Gücünü dış etkilere teslim etme. Kadınlık süreçlerini reddetme.”
Yeni düşünce modelinde ise şöyle bir onaylama yapmanız gerekiyor: “Şimdi zihnimin ve hayatımın sorumluluğunu üstleniyorum. Ben güçlü ve dinamik bir kadınım. Bedenimin her parçası kusursuz çalışıyor. Kendimi seviyorum.”
Bu onaylamayı en az 1 ay boyunca kendinizle sürekli yapıyor olmanız gerekiyor. Hatta bunun üzerine bir meditasyon yaparsanız belki daha da derinlere inebilir, kendinizle ilgili farklı ipuçları da yakalayabillir, farklı yanlarınızla yüzleşebilirsiniz.
Benim olduğu gibi sizinde kabusunuzsa bu sendrom, bir deneyin derim. Bazen adet döneminden 10 gün önce başladığını düşünürsek bu da ayın yarısı demek oluyor. Her ayın yarısını depresyonda geçirmektense kendimizle çalışmak, kendimizi keşfetmek en güzeli…
Hadi bakalım kolay gelsin bayanlar…
