Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

kitap’ kategorisi arşivi

Yapma Cennetler

“Şarap herkesin bildiği birşey, herkesin sevgilisi. Gerçek bir filozof hekim ortaya çıkarsa -ki, bu pek görülen birşey değildir- şarap üstüne güçlü bir inceleme; şarap ile insanın iki terimini oluşturduğu, iki yönlü bir ruhbilim incelemesi yazabilir. Kimi içkilerin nasıl ve niçin düşünen insanın kişiliğini aşırı ölçüde artırma ve adeta bir üçüncü kişilik yaratma gücünü taşıdıklarını; şarapla doğal insanın, hayvansal tanrı ile bitkisel tanrının, Kutsal Üçlü’de baba ve Oğul rollerini oynadıkları gizemli işlemi açıklar; çünkü onlar gene kendilerinden kaynaklanan, üstün insandan ibaret olan, Kutsal Ruh’u yaratırlar.
Şarap ve insan, bende durmadan dövüşen ve durmadan barışan iki dost pehlivan izlenimini uyandırıyor. Yenilen her zaman yeneni kucaklıyor.”

Yapma Cennetler – Charles Baudelaire

19.yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden Baudelaire, bugünkü şarap çeşitlerini görse neler yazardı kimbilir? Ya da uyuşturucunun bu kadar yaygın olduğunu…Kendisi her türlü uyuşturucu ve içkiyi kullanmış. Kitapta esrar ile ilgili yazdıkları da ilginç.
İfadeler çok kuvvetli, anlatım etkileyici…çevirisi de fena değil. 1860′da yayınlanmış bir kitap.

ÇOKLUKTA BİRLİK
Bir tapınaktır doğa, sütunları canlı;
Anlaşılmaz sözler duyulur zaman zaman.
Sembol ormanları içinden geçer insan;
Tanıdık bakışlar süzer gibidir sizi.

Bir derin, bir karanlık birlik içinde,
Aydınlık kadar sonsuz, gece kadar geniş,
Uzaktan söyleşen uzun yankılar gibi,
Renkler, sesler, kokular karışır birbirine.
Kokular vardır çocuk tenlerinden taze;
Obua sesinden tatlı, çayır gibi yeşil;
Kokular da vardır azgın, zengin, gürül gürül.
İnsana sonsuz şeylerin tadını veren,
Misk, amber, aselbent, buhur gibi kokular,
Duyuları, düşünceyi alıp götüren.

Müthiş Sır

Secret’i okuduğumdan bu yana adında ‘sır’ kelimesi geçen kitaplara bir önyargı ile bakıyorum. Kesin bu da bir pazarlama harikasıdır diye. İşte ne kadar bu işlerle ilgileniyor olsan da insansın egon seni çoğu zaman esir alıyor ve böyle yargılardan kurtulman zaman alıyor malesef. Hayatın aslında her anı bir ders, bir öğrenme süreci. Sonra birgün Esra bana geldiğinde çantasından bir kitap çıkarıyor. “Sana almak geldi bu kitabı içimden. D&R’a girdim, aldım ve çıktım. Neden aldım ben de bilmiyorum” diyor. Kitabın ismi ‘Müthiş Sır’.
70 sayfalık bir kitap, bir solukta okunuyor. Yazarı Mike Hernacki, reklamcılık, hukuk, borsacılık alanlarında çalıştıktan sonra yazarlığa soyunmuş. Metafizikle uğraşıyor ve de piyano çalıyor. Hayatı boyunca yazar olmak istemiş ama başarabileceğine inanmadığından bir türlü yazamamış. Planlamadığı deneyimler yaşamış gerek iş gerek özel hayatında ve hayat onu çok ilginç bir şekilde yazar olmaya zorlamış. Bu süreci ve yaşadıklarını çok yalın anlatıyor kitapta.
Farkına vardığı ‘Müthiş Sır’ ise şu: “Birşeyi başarmak için, o işi başarmak her ne gerektiriyorsa yapmaya hazır olmalısınız.”
İlk başta çok sıradan bir cümle gibi görünse de üzerine düşününce yazarın tam olarak ne demek istediğini anlayacaksınız.
Ne tesadüftür ki:) bu kitap benim yıllardır başarmak isteyip de bir türlü cesaret edemediğim birşeye karar verme sürecimde elimdeydi. Evren bütün araçları, kaynakları sağlıyor aslında. Yeter ki farkına varalım ve de aklımızı kullanalım…

Kadın ve yaratıcılık

Kadınların en yaratıcı oldukları dönemin adet dönemleri olduğunu biliyor muydunuz? Evet büyük bir çelişki aslında değil mi? Kök çakranın bulunduğu, kırmızı rengte olan, anüs ve cinsel organlar arasındaki enerji noktası kadında yaratıcılığın simgesi. Her ay belki de nefretle geçmesini beklediğiniz, kimi zaman birini öldürebilecek kadar gergin olduğunuz o zor günleri aslında farkındalığınızı artırmak ve de kendinizle ilgili içsel yolculuklara çıkmak için kullanabilirsiniz. Aslında adet döneminiz ne kadar zor geçiyorsa, yaratıcılığa bir o kadar dirençli olduğunuz ortaya çıkıyor. Çünkü doğum ne kadar doğal bir süreçse adet dönemi de öyle olmalı ve aslında büyük bir mutlulukla karşılanmalı.
Bu konu da nerden aklına geldi derseniz…Osho’nun Kadın kitabını aldım elime uzun aradan sonra. Severek okuduğum kitapları arada tekrar elime alıp karıştırmaya, kapatıp birden açıp açılan sürpriz sayfaları okumaya bayılıyorum. Kendi kendime yaptığım bir oyun işte:))
Bugün işte bu konuyla ilgili bir sayfa çıktı önüme Osho’da. Nedendir bilinmez özellikle bu aralar yaratıcılığımı çok zorguluyorum ve bir yandan çevremden gelen bütün “2.çocuk düşünüyor musunuz?” sorularına şiddetle hayır diyorum.
Neyse, Osho bu kitabın ‘Beden’ başlıklı bölümde kadın bedeninin bazı evrelerinden ve doğum kontrolünden bahsediyor. Bildiğimiz gibi çoğu dinde ve spiritüel öğretilerde de kürtaj kabul edilemez birşey. Ama Osho farklı bir açıdan bakmış her zamanki gibi konuya; ‘Adet döneminde duygularını izle. Beraberinde neler getirebileceğini gör; öfke, depresyon, nefret, kavga etme eğilimi, sinir krizi. Anlamak, biraz uyanık olmak ve farkında olmak durumundasın. Hamileysen adet durur çünkü adet dönemindeyken açığa çıkan enerji yaratıcı olmaya başlar; O çocuğu yaratır. Hamile olmadığında her ay bu enerji birikir. Ve şayet yaratıcı olamazsa yıkıcı olur. Bu nedenle kadın adet dönemi boyunca yıkıcı bir tavra sahiptir çünkü bu enerjiyle ne yapacağını bilemez. Dünyada artık yeni bir tehlike yükselmektedir. Çünkü artık onların sürekli hamile olmalarına gerek yoktur. Ancak enerji oradadır. Kadınlar özgürleşiyor.”
Yani Osho özet olarak kadınların bu dönemde kendilerini yaratıcılığa yöneltmelerini öneriyor. Örneğin yatıp dinlenmek yerine bol bol dans edin, uzun yürüyüşler yapın, meditasyon yapın ve kötü, yıkıcı enerjiyi bu şekilde boşaltın diyor.
Ben yapıyor muyum? Ancak Doğa ile Dinazor Barney ya da Winnie the Pooh dansları yapabiliyorum şu aralar:)) Ancak fırsat buldukça meditasyon ve nefesle kurtarıyorum işi:))

Sabrım sınanıyor

Bodrum’dan geldiğimizden beri Doğa ile savaş halindeyiz. Hoş Bodrum’da da ayrı bir savaş halimiz söz konusuydu ama buraya geldik yine birşey değişmedi. Bir de defa daha anladım ki ne tatil öncesi, ne tatil anları ne de tatil dönüşü hepsi aynı aslında çocukla hiçbir farkı yok. Yani hep bir mücadele içerisindesiniz. Hele bir de 2 yaş sendromu ile başa çıkmaya çalışıyorsanız işiniz iş. Bu koşusturmaca içerisinde yaklaşık 1,5 aydır nefes yapamıyorum doğru dürüst. Tatile gitmeden önce kuantum terapisi yapmıştık Esra ile. Bu terapi zaten beni yıktı geçti halen etkileri sürmekte…Şaka bir yana hayatıma ahenk geldi sanki. Aslında bu durumu kelimelerle anlatmak çok zor. Anlamsızca mutlu oluyorsunuz işte sürekli… ancak böyle açıklanabilir. Sinirlendiğiniz de ya da üzüldüğünüzde ise dibine kadar gidiyorsunuz. Her türlü duygunun içine tam anlamıyla girip hayatınıza neyi çekip neyi çekmek istemdiğinizin farkına varıyorsunuz. Seçim sizin…
Tatil dönüşü bir de Şanal Günseli’nin “Kuantum Sıçrama” kitabını okudum. Kitapla birlikte taşlar daha bir yerine oturdu. tavsiye ederim. Çok yalın anlatımlı bir kitap.
Herneyse nereden geldim buralara, oysa ki Doğa’yı anlatmak için başlamıştım yazmaya. şu 1,5-2 aydır öyle bir dönem yaşıyoruz ki Doğa ile…çok garip bir şekilde hayatımda hiç bu kadar beni kimse sinirlendirmemişti. Hani inadın da daha ne kadarı olabilir bilmiyorum. Şu birkaç gündür ise farkına vardım ki sakin kalıp, tepkisiz durdukça yani sinirlenmemeyi başarabildikçe çocuk daha bir uysal oluyor. Bunun farkına varmak bu kadar mı zor derseniz evet 2 yaşında bir çocukla gerçekten de zor. Her dediğinizin tersini yapmak isteyen, sabrınızı sınayan biri var karşınızda sürekli. Meğersem ne sabırlı insanmışım kendimle gerçekten de gurur duyuyorum bugünlerde:))

Düşündükleriniz sizi hasta etmesin

“Bedende en çok rahatsızlığa neden olan düşünce kalıpları eleştirme, kızgınlık, içerleme (gücenme) ve suçluluktur. Örneğin, eleştirme eğer alışkanlık halini alırsa artrit (eklem iltihabı) gibi hastalıklara yol açabilir. Kızgınlık, bedende kabaran ve yanan bir iltihaplanmaya dönüşebilir. Uzun süren bir içerleme insanı zehirler, yavaş yavaş yiyip bitirir ve en sonunda urlara ve kansere yol açabilir. Suçluluk duygusu daima cezalandırma peşindedir ve acıya yol açar.” diyor Louise L. Lay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” isimli kitabında.
5 yaşında tecavüze uğramış ve tüm çocukluğu boyunca hırplanmış biri olan Hay, yıllarda şifacı olarak ders verirken dölyolu kanseri olduğunu öğrenir. 6 ay süresince doktorundan izin isteyerek kendi içsel yolculuğunu tamamlayana dek, kendisi ile çalışarak affetme çalışmaları yapar, zihinsel ve bedensel olarak tam bir arınma gerçekleştirir. Bu çalışmanın sonucunda ise düşünce kalıplarımızı değiştirerek ve gerekli onaylamaları düzenli olarak gerçekleştirerek varolan hastalıklarımızı iyileştiribildiğimizi fark eder ve bu kitabı yazar.
Kitapta hemen hemen bütün hastalıklar, olası nedenleri ve onaylayıcı yeni düşünce modelleri ile birlikte veriliyor. Kendimdeki rahatsızlıkları ve nedenlerini gözden geçirirken en ilgimi çeken Adet Öncesi Sendromu ile ilgili olası neden ve onaylaması oldu. Bu sendromun olası nedeni kitapta şöyle açıklanıyor: “Karışıklığın hakim olmasına izin verme. Gücünü dış etkilere teslim etme. Kadınlık süreçlerini reddetme.”
Yeni düşünce modelinde ise şöyle bir onaylama yapmanız gerekiyor: “Şimdi zihnimin ve hayatımın sorumluluğunu üstleniyorum. Ben güçlü ve dinamik bir kadınım. Bedenimin her parçası kusursuz çalışıyor. Kendimi seviyorum.”
Bu onaylamayı en az 1 ay boyunca kendinizle sürekli yapıyor olmanız gerekiyor. Hatta bunun üzerine bir meditasyon yaparsanız belki daha da derinlere inebilir, kendinizle ilgili farklı ipuçları da yakalayabillir, farklı yanlarınızla yüzleşebilirsiniz.
Benim olduğu gibi sizinde kabusunuzsa bu sendrom, bir deneyin derim. Bazen adet döneminden 10 gün önce başladığını düşünürsek bu da ayın yarısı demek oluyor. Her ayın yarısını depresyonda geçirmektense kendimizle çalışmak, kendimizi keşfetmek en güzeli…
Hadi bakalım kolay gelsin bayanlar…