Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



kitap’ kategorisi arşivi

Türkiye’de postpartumu yaşamak

Elif Şafak, yeni kitabı Siyah Süt’ün başında, “Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı” diyor. Lohusalık depresyonu her kadının tamamen unutmak istediği bir süreç. Kimisi hafif geçiriyor kimisi en ağır şekilde içine giriyor bu hastalığın. Ben hafif daha doğrusu hızlıca atlatanlardan oldum. Tıbbi olarak lohusalık depresyonu (postpartum) şöyle tanımlanıyor: “Postpartum depresyon doğumdan sonra ilk yıl içinde görülen bir duygudurum bozukluğudur. Postpartum depresyonda kendine ve bebeğine zarar verme ve intihar riski görülebilir.”
Türkiye gibi doğum izninin sadece 6 ay olduğu bir ülkede yaşıyorsanız doğum sonrasını kolayca atlatıp da iş hayatına dönmeniz pek de kolay olmuyor. Örneğin İsveç’te doğum izni 2 yıl. Bunun 1 yılını anne, 1 yılını da baba kullanıyor. İsveç gibi gelişmiş bir ülkede yaşayan bir kadınla Türkiye’de yaşayan bir kadının doğum sonrası yaşadıklarını karşılaştıran bir araştırma var mı bilemiyorum ama arada bir uçurum olduğu kesin. Çünkü Türkiye’de doğum sonrası, kendinize ve bebeğinize yetememe duygularının yanısıra kariyerinizle bebeğiniz arasında bir seçim yapmak zorunda bıraklıyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü 2 yıl emzirmeyi önerirken, bir yandan siz Türkiye’de 4. ayda ya da devlet memuru iseniz daha erken işe çağırılıyorsunuz. Ücretsiz izin almak istediğiniz de ise çoğu şirkette kibarca işten atılıyorsunuz.
İlkokul öğretmeni olan annem bana hamileyken Bursa’ya yakın bir köy okulunda çalışıyormuş. Doğum sonrası 40. gün işe dönemek zorunda kalmış. Aralık’ta doğum yaptığı için soğuk kış günlerinde köy yolu ulaşıma kapandığında çoğu kez traktör arkasında gidermiş okula. Ve de en kötüsü de benim içmem gereken sütlerini ders aralarında gidip tuvalette çeşmeye akıtırmış göğsünden. Bunları annem ilk defa lohusalık dönemimde anlattı bana ağlayarak. Tabiki bu koşullarda ben 3 ay süt emmişim daha fazla ne beklenebilir ki.
Doğum sonrası kadın kendini herşeyiyle sorgulamaya alıyor. Evlilik, koca, bebek, kariyer derken bu sorgulama her geçen gün büyüyor en sonunda kendinizle karşı karşıya getiriyor sizi. Bu noktada özellikle reiki, nefes yöntemleri büyük kurtarıcı oluyor insana. İçinde bulunduğunuz koşulları ve en önemlisi de kendinizi olması gerektiği gibi severek kabul etmenize yardımcı oluyor. Tabiki bir de mucizeniz var ki, ona her an bakıp koklamak bile ilaç yerine geçiyor…

Kişisel gelişim kitapları

Kendinize karşı ne kadar dürüst olabiliyorsunuz hiç düşündünüz mü? Ya da hangi özelliklerinizi seviyor hangilerini sevmiyorsunuz? Sevmediğiniz özelliklerinizi çok düşünmenize gerek yok aslında; Etrafınızdaki insanlara bakın, onlarda size dokunan, rahatsız olduğunuz ne varsa o sizsiniz.
Ya da hayatınızda neden hep aynı olaylar tekrarlanıyor, hep size zarar veren insanlar çıkıyor karşınıza sorguladınız mı hiç? Çünkü siz istiyorsunuz ve çekiyorsunuz onları hayatınıza. Evet her defasında yine mi diyorsunuz ama sürekli aynı tip insanları çekiyorsunuz kendinize. Yanıtlar aslında sizde, içinizde…Bazen biraz olsun durup beklemek, soluklanmak gerekiyor hayatta. Tam olarak hayattan ne beklediğini bulabilmenin yolu kendini tanımaktan geçiyor.
Aktif olarak yaklaşık 5 yıldır ilgilendiğim spiritüel dünyadan çok kitap okudum. Şu bir gerçek ki her konuda olduğu gibi bu alanda da gelişmek için önce deneyimlemek, yaşananların tam olarak içine girmek, acı, sevinç, şaşkınlık, belirsizlik..vs. her türlü duyguyu dibine kadar yaşamak gerekiyor. Geçtiğimiz aylarda okuduğum Secret ve Çekim Yasası isimli kitaplar tüm dünyada çok satanlar listesine girdi. Aslında her iki kitap da bir pazarlama harikası. Bu nedenle çok eleştiri de aldılar. Fakat temelde anlattıkları çok da yanlış değil. Hani hep dalga konusu olan bir konu var ya “Haha ben pozitif olursam herşey pozitif olur aman ne güzel” ya da “Hemen bir villa hayal ediyim de biran önce istediğim olsun”… Her konuda olduğu gibi bu noktada da yargılıyoruz…deneyimlemeden hem de. Günümüz pazarlama ve tüketim dünyası. Çok da iyi yapmışlar bu iki kitabı böyle güzel pazarlamışlar ki çok temelde anlatmışlar basit dille. Belki de bazı yerlerinde abartıya kaçmışlar evet ama yine de okuttular insanlara.
Kişisel gelişim alanında çok fazla kitap var. Okuduklarım arasında en iyileri Eckhart Tolle ve Debbie Ford’un kitapları. Bir de Tanrılar Okulu güzeldi. Bir diğer konu bu kitapların çevirileri. Sanırım bir tek benim değil çoğu insanın sorunu kitapların çevirileri. Özellikle kişisel gelişim kitaplarında bazı çeviriler çok kötü oluyor.
Bu kitapları çekinmeden, yargılarımızdan uzaklaşarak, analiz ederek okumakta fayda var. Yoksa malesef pek bir işe yaramıyorlar.