Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Kişisel gelişim’ kategorisi arşivi

Para sevgi enerjisidir

Cuma günü buluştuk. Ne zaman buluşsak bir konu aydınlanır, bir şeylere çözüm bulunur ya da kendisinden süper tavsiyeler gelir. Örneğin “hadi yoga öğretmenliği eğitimi başlıyor, hemen arıyorum kayıt yaptırıyorum seni” der. Ya da “Vipassanaya gidiyoruz gelsene” der, ya da “Nefes seansı var gel” der. Der der der, bu kadın beni hep ayartır, içimi kemirir dururum sonra günlerce. Kim mi? Esra Ekren kendisi; Kuantum Terapisti ve Transformal Nefes Koçu. Birlikte nefes yaptık, kuantum terapisi yaptık. Çook şey paylaştık. Tanıdığım birkaç özel insandan biri. Bilmem belki de insan değil, başka bir şey…
Konumuz “para” idi cuma günü. Onda da bende de hep para hikayeleri vardı. Zaten burada da en son para konusuna değinmiştim. Konuş konuş nereye kadar en sonunda yazalım dedik konuştuklarımızı. Buyurun efendim Esra Ekren’den size para konusundaki olumsuz inancınızı değiştirmeniz için öneriler;
“Para bir sevgi enerjisidir. Denge varsa, para akışında da sorun yoktur. Denge vücudun dişi ve eril tarafı arasındaki dengedir. Vücudun sol yanı dişi ( Alıcı, yaratıcı, kararları alan), sağ yanı ise eril taraf (Veren, kararları uygulayan, yaratıcılığın ifadesi).
Denge 4 şekilde bozuluyor;
1. Almaz, hep verirsek
2. Vermez, hep alırsak
3. Alır, aldığından çok verirsen
4. Verir, ama verdiğinden çok alırsan

Bolluk bilinci, kaynağın bol ve sınırsız olduğun ve bu kaynağın aslında içindeki ruhun olduğunun farkına varmaktır. Evrende her şey çeşitli, bol ve sınırsız. Sınırlı olan ve sınırları koyan zihnimizdir. Zihnin sözlerine değil, gördüğünüze inanın. Doğaya, evrene bakın, her şey ne kadar bol,çok çeşitli ve kusursuz. Ve bu gerçeği bilerek rahatlayın.
Hayatımıza ne kadar çok sevgiyi alır kabul edersek zaten para da onu takip edecektir..Huzur, sevgi,hoşgörü, kabulleniş olduğu ve hayatımızda an be an çoğaldığı sürece akışla beraber akıyor ve ihtiyaçlarımız da kendiliğinden karşılanıyor ve evren bize hizmet ediyor olacak..
Bir şeyi ne kadar  çok isterseniz ona o kadar enerji yüklersiniz ki bir yerden sonra artık MUHTAÇLIK enerjisine dönüştürürsünüz bu isteğinizi.. İHTİYACIM VAR dediğiniz noktada da zaten yapacak birşey kalmıyor..İstediğiniz herhangi birşeyin size gelmesini gerçekten istiyorsanız bunun ne olduğunun hiçbir önemi yok inanın insan, para, iş vs vs.. lütfen o enerjiyi serbest bırakın…yani ona muhtaçlık sergilemeyin..Deneyin ve
görün serbest bırakın..İsteyin ama NASIL demeyin…Gerçekleşeceğinden emin olun.. NASIL, NEREDEN sizin konunuz degil.. Bunlar YARATICIYA ait konular..Ve ne acıdır ki
kardeşimize, annemize, eşimize güveniyoruz ve onlara birşey yapmaları için bir konuda  rica ettiğimizde onların bunu yapacağından mutlaka emin oluyoruz da herşeyi yaratan,
ve herşeye gücü yeten varlığa  aynı güveni gösteremiyoruz..
İşe kendinizi sevmekle, kendinize hoşgörü ve merhamet göstermekle başlayın..dışarıda bir alem yok..hersey içeride..ne kadar içeriyi temizleyip değistirirsen, o
kadar dünyanı da değistirirsin..
DÜŞÜNCELERİNİ DEĞİSTİR Kİ MUCİZENİN ASLINDA HERŞEY OLDUĞUNUN FARKINA VAR..MUCİZE SENSİN.. ”
 
 PARA SEVGİDİR DUASI

Evrensel Kutsak Kaynak
Kendimi ve hayatımı senin bereketine açıyorum.
Bu onurlu evrende özgürce dolasan berekete,
Birkaçımıza değil hepimize yetecek berekete.
Kutsal bir varlık olarak aydınlanma yolumda
kendimi açıyorum.

Yardım et,
Paranın senden ayrı olmadığını öğrenmeme
Benim senin parçan olduğum gibi
Senin de benim parçam olduğun gibi
Paranın da senin bir parçan olduğunu
Öğrenmeme yardım et.
Paranın ruhsal eğitim sürecimin
vazgeçilmez bir parçası olduğunu öğrenmeme,
Parayı kontrol edenin ben olmadığımı
öğrenmeme yardım et.

Öğret bana,
Parayla ilgili alışkanlıklarımı değiştirmeyi
Parayı sevgiye dönüşen bir enerji olarak
görmeyi.
Öğret bana,
Dünyaya gönderdiğim her para değeri bir sevgi ve ışık seli olarak aksın.
Gönderdiğim her para değeri ona dokunan insana sevgi aşılasın.
Her gecen gün kalbimi ve zihnimi,
paranın sevgi olabileceği düşüncesine açılmama yardım et.
Para ile ilgili olumsuz düşüncelerden arınmama
Paranın sevgi olduğu düşüncesine
sahip çıkmama
Yardım et.
Bunun için ve her gün hayatıma getirdiğin,
bereket için sana sonsuz şükran duyuyorum.

Takdirin gibi olsun.

Sağır Kurbağa

Günlerden birgün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!”
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış:
“…Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..”
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş; “Bu işi nasıl başardın?”
O anda farkına varmışlar ki… Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Dışarıdaki olumsuzluklar bizi yıldırmasın. İçimizdeki sesi dinleyerek yolumuza devam…

Mucizelerle dolu bir hafta olsun…

Yumruğunuzu sıkarken cenneti nasıl yaratabilirsiniz?

“Dünya olduğu gibi. Tıpkı kar tanesinin olduğu gibi. Kendi deseninin öyle olmasını var ettiği gibi. Yaşamanızı olduğu gibi yaratıyorsunuz. Gerçekten açlığın sona ermesini istediğin anda açlık olmayacaktır. Bunu gerçekleştirmek için sana tüm olanakları verdim. Bu seçimi yapmak için her türlü olanağa sahipsin. Ama yapmadın. Yapamadığın için değil. Dünya yarın açlığa son verebilir. Son vermeyi seçmiyorsunuz. Her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesinin nedenleri olduğunu düşünüyorsunuz. Hiçbir geçerli neden yok. Ama her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesine aldırmazken yeni bir hayat için elli bin çocuk dünyaya geliyor. Buna sevgi diyorsunuz. Buna Tanrı’nın planı diyorsunuz. Öylesine bir plan ki rasyonellik ve mantık bir yana, şevkat bile barındırmıyor.

Yalın söcüklerle size söylüyorum; Dünya bu halde çünkü siz seçtiniz. Sistematik olarak kendi çevrenizi yok ediyorsunuz, sonra da doğal felaketler olarak tanımladığınız olayları doğanın ya da Tanrı’nın intikamı olarak düşünüyorsunuz. Kendinizi kandırıyor ve bu kandırmacayı intikam olarak tanımlıyorsunuz.

Hiçbirşey ama hiçbirşey doğadan daha şevkatli değildir. Ve hiçbirşey doğaya insan kadar gaddar olmamıştır. Tüm bunlardan sıyrılıp sorumluluğunuzu reddediyordunuz. Kendi hatanız olmadığını söylüyorsunuz. Evet doğru, bu bir hata değil, seçim sorunu.

Tüm savaşları yarın durdurabilirsiniz. Gereken tek  şey düşünce birliğine varmanız. Ama birbirinizi öldürmeyi durdurmak kadar basit bir şeyde bile anlaşamıyorsunuz. Yumruğunuzu sıkarken cenneti nasıl yaratabilirsiniz? Kendiniz için yapmadığınızı sizin için yapamam; bu yasadır.

Ne şeytan var ne de cehennem. Kendi kurtuluşunuz, kendinizi gerçekleştirememenin sarhoşluğundan ayılmakla mümkün. Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Zaten, bu bir savaş değil, bir süreç. Bunu bilmediğiniz sürece, süreci sürekli mücadele olarak algılayacaksınız. Mücadeleye uun zamandır öylesine inanıyorsunuz ki etrafında dinler yarattınız. Dinler mücadeleyi amaç ediniyor. Bu sahte bir öğreti. Zafer mücadelede değil, kendini aktif olarak akışa bırakmakta.”

Neale Donald Walsch-Tanrılar ile Sohbet 1. kitaptan bir alıntı. Yazar burada iç benliği, içindeki Tanrı, içindeki “ben” ile konuşuyor. Uzun zamandır kitaplığımda duran ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Filmini 2 defa izledim ve hayran kalmıştım. Ama kitabı daha nefismiş.

Bugün dünyanın mevcut koşullarına bakarsanız her anlamda “birlik” bilinci oluşturulamadığı için bu haldeyiz. Bu bilinç oluşana kadar da böyle gidecek. Yazdığım alıntıyı böyle yorumladım ben. Lütfen sizler de yorumlarınızı yazın, tartışalım.

**Doğa’nın ateş azalarak halen devam. Yine yanımdaki koltuktan uyuyor şu an.

Erdem kapanı

İki küçük çocuğu olan bir kadın seramik kursuna katılmak istiyor. Kursun saatleri oğlunun yüzme dersleri ile çakıştığından bu isteğini erteliyor ve kırgınlıklarını içine atarak iyi anneyi oynuyor.
Fotoğrafçılığa ilgi duyan bir baba bu merakını gerçekleştireceği bir yerin özlemini duymakta. Orta halli bir aile için karanlık oda masraflı olabilir ama salona yeni koltuk alınmasını önler en azında. Fakat günler geçer ve sonunda salona yeni koltuk alınır.
Çok yoğun çalışan bir iş adamı kendi içine çekilmek, yalnız kalmak isteyebilir. Tek başına tatile çıkmak ona ilaç gibi gelecektir aslında. Ama karısına karşı haksızlık olacağını düşünür ve bundan vazgeçer.
“Bu yoksunluklarımızı erdem haline getiriyoruz. Uzun, acı verici yaratıcılık iştahsızlığımızı bir fedakarlık gibi kucaklıyoruz. Üstün olma anlamındaki iyi olma çabalarımızı, söze ruhsallığımızı beslemek için sarf ediyoruz. Bu sık düşülen hataya Erdem Kapanı diyorum. Ruhsallık çoğunlukla sevgisiz yalnızlığa giden bir yol ya da insanın kendi doğasını reddettiği yanlış tutumlar olarak yorumlanıyor. Böyle bir ruhsal üstünlük iddiası, inkarın türlü biçimlerinden biridir. Yaratıcı için erdem ölümcül bir hata olabilir. Saygı görmek ve olgunlaşma isteği, etkisizleşmemize hatta yok olmamıza neden olabilir” diyor Julia Cameron, “İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” adlı kitabında.
Cameron’a göre, Erdem Kapanı’na yakalanan birçok kişi, sıradan gözlere kendini yok ediyormuş gibi görünmez. İyi kocalar, babalar, anneler, eşler, öğretmenler olmaya koyularak kendilerine herkesin hoşuna giden ve beğenisini toplayan sahte benlik yaratırlar. Bu sahte benlik daima sabırlı, başkalarının gereksinim ya da istekleri için kendilerininkinden vazgeçmeye isteklidir.
“Aşırı derecede erdemli bu tıkanmış yaratıcılar, çocukluklarında onaylanmamış bu asıl benliklerini yok ederler. Durmadan “Bencil olma!” sözlerini duyan asıl benlik, başkalarına hayır kendine evet diyebilen, oyun oynamayı bilen, sağlıklı, zaman zaman anarşist, rahatsız edici bir karakterdir.”
Sarsıcı bir kitap. Mutlaka edinmenizi öneririm. Dergide de çok ilgi çekici diğer bölümlerini yazdım bu ay. Haftaya koyabileceğim buraya.

"Birlik"te büyüme, öğrenme zamanı

Camları kocaman, boydan boya olan olan bir cafe de oturayım, bir yandan kahvemi içeyim, bir yandan camdan insanları seyredeyim bayılıyorum. Küçüklüğümden beri hep sevmişimdir bunu. İnsanları gözlemlemeyi. Dış görüntülerinden, kişiliklerini, hayatlarını, mesleklerini tahmin etmeyi hep bir oyun haline getirmişimdir. Bir de tuvaletlerde yerdeki mozaikler, restoranlarda duvarlardaki mozaikler, farklı taşlardan insan suratları çizerdim hayalimde çocukken. İnsanların halleri, her türlü halleri hep ilgili çekti. Hep insan ve evrenle ilgili okudum,halen de okuyorum. Örneğin Tanrılar Okulu’ndaki “dünya böyle çünkü sen böylesin” cümlesi küt diye çarpmıştı suratıma. Nasıl yani? Bütün bu savaşlar, depremler, doğal afetlere bizler mi sebep oluyoruz demiştim. Sonra gerek okuduklarım gerek yaşadıklarım evrenin dengesini gösterdi bana. Olan herşeyin bir nedeni olduğunu. Sadece 1 değil 1’den fazla yaşamımız olduğunu, örneğin bu yaşamda başımıza gelmesine şaşırdığımız birçok deneyimin önceki yaşamlarla açıklanabileceğini gördüm. Bu farkındalık bir süre böyle devam etti. Yeni öğretiler geldi arkasından yine. Anladım ki dersler hiç bitmeyecek. Yazmam da tesadüf değil.
“Küçük” rehberim Doğa benden ne kadar çok zaman alsa da, bir o kadar da kendime dönmem, içimdeki beni daha iyi tanımamı sağladı. Anne olmadan önce ruhsal anlamda çok ilerlemiş olduğumu düşünürdüm. Şimdi ise geriye bakıyorum, anne olduktan sonra şu 2,5 yılda yaşadığım ruhsal gelişmeler 10 yıla bedel.
Yaşam denen döngünün maceralarını, öğretilerini bundan sonra sadece kendi küçük defterlerimde değil, bütün ayrıntılarıyla burada sizlerle paylaşacağım. Zaten paylaşıyordum ama kendime sakladıklarımı da çıkarmanın zamanı geldi. Hep birlikte öğrenmemiz gerekiyor diye hissediyorum. “BİR” olma zamanı diyorum.

Not: Bu yazıyı dün yazmıştım ama ancak bugün koyabildim. Aynı gün Brajeshwari de “BİR” olmakla ilgili harika şeyler yazmış. Lütfen okuyun… Bir de onun son postunu okuyun. Hırsız kalemlerden böyle örnek olarak koruyabilir miyiz acaba kendimizi ne dersiniz?