Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Kişisel gelişim’ kategorisi arşivi

Yeni yıl düşleri

Zaman denilen şey ne kadar garip. Herşey sadece rakamlardan ibaret aslında. Asıl olan siz ve şu an hissettikleriniz. “Yeni” kelimesi her zaman umut verir insana, gülümsetir bizi. Yeni bir yıla girecek olmak, her ne kadar kötü bir yıl bıraksak ta arkamızda yine de umutlandırmalı bizi. Umut etmek gibi güzel birşey var mı sizce? Tabiki de yok. Hesabı kitabı da yok umut etmenin, hayal kurmanın. O zaman biraz olsun çekilin evinizde bir köşeye ve yeni yıl için, kendiniz için en güzelini umut edin, hayal edin. Hatta yazın ya da umutlarınızın resmini görürseniz herhangi bir dergide ya da gazetede lütfen kesin onları ve de her gün görebileceğiniz bir yere yapıştırın. Göreceksiniz ki umutsuzlukla uyandığınız sabahlarda bile o kestiğiniz resimleri görüp daha bir istekle koşacaksınız hayata.
Birkaç yıl önce yapmıştım benzer bir çalışmayı. Hayallerimdeki hayatı görsellere döküp, somutlaştırıp tek tek kesmiştim dergilerden. Uzun bir süre durdu o resimler önümde. Ne travmalar, ne depresyonlar geçti üzerinden. Ama şimdi o resimdekilerin hemen hemen hepsine sahibim. Özel bir çalışmaydı bu özel bir rehberle yapılan. Ta ki sonra Secret kitabında rastladım “Düşler panosu” diye geçiyordu. Tavsiye ediyorum şiddetle herkese!
2008 için düşler panoma kocaman bir sabır taşı koymak istiyorum. Çünkü çocuk yetiştirmek eşittir sabır anlamına geliyormuş. Dünyanın en sabırsız insanlarından biri olan ben nasıl bir sabır taşı şekline dönüşüyorum şaşıyorum kendime. Ama bu bile yeterli değil. Daha fazlası gerek. Her yıl daha fazla sabır!

Düşünmek ve istemek

Spiritüel dünyaya dalınca, gözünüzün önünde ağır depresyon geçiren bir arkadaşınıza ya da en yakınınız olan ailenize yardım edememek daha bir acıtıyor insanı.. Somut anlamda değil tabiki de. Yanında olup, dertlerini dinlemek ve de omzunuzu vermekten bahsetmiyorum. Gerçekten bu depresyondan nasıl çıkabileceklerini bilmek ama bir türlü onları buna inandıramamak çok zor! Öyle bir an geliyor ki “herkes ne yaşarsa yaşayacak” diyerek öylece gözlemlemeye başlıyorsunuz olanları. Taşların yerine oturması ve de suyun akacağı yeri kendiliğinden bulması gerekiyor bazen.
Bu işlerle yani ruhani dünya ile ilgilenenlere genelde ya Polyannacı ya da vurdumduymaz, gamsız gibi yakıştırmalar yapılır. Aslında bir nevi de gerçeklik payı vardır bu yakıştırmalarda. Evet kendisi ile barışık insanların hepsi hem biraz Polyannacı hem vurdumduymaz, hem gamsız ve de bencil olurlar… ama bir o kadar da şevkatli ve sevgi dolu. Bilirler ki evreni ve evrendeki canlı cansız her türlü varlığı sevmenin yolu öncelikle kendini sevmekten geçer. Saf ve koşulsuz sevgidir onlarınki. Egolarından arınmış, korkularını ve yargılarını kabul etmiş bir sevgidir.
Hiç kolay birşey değil insanoğlunun egolarından arınması ve de nefsine hakim olabilmesi. Adı üstünde insan bu. Duygularıyla yaşayan yegane varlık. Asıl olan biraz olsun farkına varabilmek. Bu evrenin neresinde durduğumuzun ya da neresinde durmak istediğimizin farkına varabilmek.
İstemek ve düşünmek en önemli iki yaratıcı enerji. Fazlasıyla düşünerek, zihnimizi yorarak ve istemediğimiz herşeyin neden hayatımızda olduğunu sorgulayarak girdiğimiz depresyondan yine çok basitçe düşünerek çıkmak mümkün. Ama olumluyu düşünerek ve olması gerekenin hayrımıza olmasını dileyerek. Evet şu bir gerçek ki, içinde yaşadığımız hayat koşullarında olumluyu düşünmek çoğu zaman pek de mümkün değil gibi görünüyor hatta imkansız! Oysa bunu başarabildiğinizde olumsuzu düşünmek daha zor geliyor. Çünkü aslında olumluyu düşünmemek için bir neden yok. Varsa da onu da biz yaratıyoruz yine kafamızda.

Siz kaç kişisiniz?

İçinizde kaç kişiyle yaşıyorsunuz hiç düşündünüz mü?

Çoğumuza olur ya uykuya dalamayız beynimiz sürekli çalışır motor gibi. Ya da birşey düşünürken aynı anda birçok şey düşünürüz. Zihin öyle bir kapasiteye sahip ki biz uykuda iken bile bizi rahat bırakmaz ve durmadan çalışır. Onun kafamızda ya da içimizde bir yerlerde sürekli çalıştığına öyle alışırız ki, ne zaman kendimizle başbaşa kalsak ya televizyon ya da müzik sesi isteriz. Yeter ki yalnız kalmayalım. Kendimizden korkarız aslında. Korkarız sessizlikten, dinginlikten, kendimizi dinlemekten, iç sesimize kulak vermekten ve gerçeklikten…
Yalnızlığın ve sessizliğin sesini dinlemeye başladığınızda içimizdeki binbir karakter başlar kendini göstermeye. Hepsi ayrı telden çalar. Kimi mahçup, kimi üzgün, kimi deli dolu, kimi hayat dolu…Günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunlarda da, farkında olmadan içimizdeki bu kişiliklerin rollerine bürünürüz. Her rolümüz ayrı bir dramadır aslında. Hayatımız bu dramalarla geçer.
Bir gün fakına varırız ki aslında bu dramaları yaratan biziz. Önce düşüncemizle, hayallerimizle yaratıp daha sonra davranışlarımızda hayatımıza sokuyoruz; istediklerimizi de istemediklerimizi de. Dramalarımızı oynarken kendimize dürüst olabiliyorsak eğer ne mutlu bize. Ama kendimizle bile paylaşamadığımız bazı gerçekler bir yerlerde saklı kalıyorsa işte o zaman büyük bir sorun var. Burada zihni sakinleştirmek ve mümkün olduğunca içimize dönmek gerekiyor. Zihni sakinleştirmenin en temel ve basit yollarından biri meditasyon. Hiçbir şey yapmadan öylesine ister 5 dk. ister 20 dakika durmak. Evet sadece öylesine durmak. İlk denemenizde zihin sanki her zamankinden daha fazla çalışıyor. Fakat daha sonraki denemelerinizde görüyorsunuz ki aslında bugüne kadar kendinize hiç vakit ayırmamışsınız…

Kişisel gelişim kitapları

Kendinize karşı ne kadar dürüst olabiliyorsunuz hiç düşündünüz mü? Ya da hangi özelliklerinizi seviyor hangilerini sevmiyorsunuz? Sevmediğiniz özelliklerinizi çok düşünmenize gerek yok aslında; Etrafınızdaki insanlara bakın, onlarda size dokunan, rahatsız olduğunuz ne varsa o sizsiniz.
Ya da hayatınızda neden hep aynı olaylar tekrarlanıyor, hep size zarar veren insanlar çıkıyor karşınıza sorguladınız mı hiç? Çünkü siz istiyorsunuz ve çekiyorsunuz onları hayatınıza. Evet her defasında yine mi diyorsunuz ama sürekli aynı tip insanları çekiyorsunuz kendinize. Yanıtlar aslında sizde, içinizde…Bazen biraz olsun durup beklemek, soluklanmak gerekiyor hayatta. Tam olarak hayattan ne beklediğini bulabilmenin yolu kendini tanımaktan geçiyor.
Aktif olarak yaklaşık 5 yıldır ilgilendiğim spiritüel dünyadan çok kitap okudum. Şu bir gerçek ki her konuda olduğu gibi bu alanda da gelişmek için önce deneyimlemek, yaşananların tam olarak içine girmek, acı, sevinç, şaşkınlık, belirsizlik..vs. her türlü duyguyu dibine kadar yaşamak gerekiyor. Geçtiğimiz aylarda okuduğum Secret ve Çekim Yasası isimli kitaplar tüm dünyada çok satanlar listesine girdi. Aslında her iki kitap da bir pazarlama harikası. Bu nedenle çok eleştiri de aldılar. Fakat temelde anlattıkları çok da yanlış değil. Hani hep dalga konusu olan bir konu var ya “Haha ben pozitif olursam herşey pozitif olur aman ne güzel” ya da “Hemen bir villa hayal ediyim de biran önce istediğim olsun”… Her konuda olduğu gibi bu noktada da yargılıyoruz…deneyimlemeden hem de. Günümüz pazarlama ve tüketim dünyası. Çok da iyi yapmışlar bu iki kitabı böyle güzel pazarlamışlar ki çok temelde anlatmışlar basit dille. Belki de bazı yerlerinde abartıya kaçmışlar evet ama yine de okuttular insanlara.
Kişisel gelişim alanında çok fazla kitap var. Okuduklarım arasında en iyileri Eckhart Tolle ve Debbie Ford’un kitapları. Bir de Tanrılar Okulu güzeldi. Bir diğer konu bu kitapların çevirileri. Sanırım bir tek benim değil çoğu insanın sorunu kitapların çevirileri. Özellikle kişisel gelişim kitaplarında bazı çeviriler çok kötü oluyor.
Bu kitapları çekinmeden, yargılarımızdan uzaklaşarak, analiz ederek okumakta fayda var. Yoksa malesef pek bir işe yaramıyorlar.