Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Kişisel gelişim’ kategorisi arşivi

Erdem kapanı

İki küçük çocuğu olan bir kadın seramik kursuna katılmak istiyor. Kursun saatleri oğlunun yüzme dersleri ile çakıştığından bu isteğini erteliyor ve kırgınlıklarını içine atarak iyi anneyi oynuyor.
Fotoğrafçılığa ilgi duyan bir baba bu merakını gerçekleştireceği bir yerin özlemini duymakta. Orta halli bir aile için karanlık oda masraflı olabilir ama salona yeni koltuk alınmasını önler en azında. Fakat günler geçer ve sonunda salona yeni koltuk alınır.
Çok yoğun çalışan bir iş adamı kendi içine çekilmek, yalnız kalmak isteyebilir. Tek başına tatile çıkmak ona ilaç gibi gelecektir aslında. Ama karısına karşı haksızlık olacağını düşünür ve bundan vazgeçer.
“Bu yoksunluklarımızı erdem haline getiriyoruz. Uzun, acı verici yaratıcılık iştahsızlığımızı bir fedakarlık gibi kucaklıyoruz. Üstün olma anlamındaki iyi olma çabalarımızı, söze ruhsallığımızı beslemek için sarf ediyoruz. Bu sık düşülen hataya Erdem Kapanı diyorum. Ruhsallık çoğunlukla sevgisiz yalnızlığa giden bir yol ya da insanın kendi doğasını reddettiği yanlış tutumlar olarak yorumlanıyor. Böyle bir ruhsal üstünlük iddiası, inkarın türlü biçimlerinden biridir. Yaratıcı için erdem ölümcül bir hata olabilir. Saygı görmek ve olgunlaşma isteği, etkisizleşmemize hatta yok olmamıza neden olabilir” diyor Julia Cameron, “İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” adlı kitabında.
Cameron’a göre, Erdem Kapanı’na yakalanan birçok kişi, sıradan gözlere kendini yok ediyormuş gibi görünmez. İyi kocalar, babalar, anneler, eşler, öğretmenler olmaya koyularak kendilerine herkesin hoşuna giden ve beğenisini toplayan sahte benlik yaratırlar. Bu sahte benlik daima sabırlı, başkalarının gereksinim ya da istekleri için kendilerininkinden vazgeçmeye isteklidir.
“Aşırı derecede erdemli bu tıkanmış yaratıcılar, çocukluklarında onaylanmamış bu asıl benliklerini yok ederler. Durmadan “Bencil olma!” sözlerini duyan asıl benlik, başkalarına hayır kendine evet diyebilen, oyun oynamayı bilen, sağlıklı, zaman zaman anarşist, rahatsız edici bir karakterdir.”
Sarsıcı bir kitap. Mutlaka edinmenizi öneririm. Dergide de çok ilgi çekici diğer bölümlerini yazdım bu ay. Haftaya koyabileceğim buraya.

"Birlik"te büyüme, öğrenme zamanı

Camları kocaman, boydan boya olan olan bir cafe de oturayım, bir yandan kahvemi içeyim, bir yandan camdan insanları seyredeyim bayılıyorum. Küçüklüğümden beri hep sevmişimdir bunu. İnsanları gözlemlemeyi. Dış görüntülerinden, kişiliklerini, hayatlarını, mesleklerini tahmin etmeyi hep bir oyun haline getirmişimdir. Bir de tuvaletlerde yerdeki mozaikler, restoranlarda duvarlardaki mozaikler, farklı taşlardan insan suratları çizerdim hayalimde çocukken. İnsanların halleri, her türlü halleri hep ilgili çekti. Hep insan ve evrenle ilgili okudum,halen de okuyorum. Örneğin Tanrılar Okulu’ndaki “dünya böyle çünkü sen böylesin” cümlesi küt diye çarpmıştı suratıma. Nasıl yani? Bütün bu savaşlar, depremler, doğal afetlere bizler mi sebep oluyoruz demiştim. Sonra gerek okuduklarım gerek yaşadıklarım evrenin dengesini gösterdi bana. Olan herşeyin bir nedeni olduğunu. Sadece 1 değil 1′den fazla yaşamımız olduğunu, örneğin bu yaşamda başımıza gelmesine şaşırdığımız birçok deneyimin önceki yaşamlarla açıklanabileceğini gördüm. Bu farkındalık bir süre böyle devam etti. Yeni öğretiler geldi arkasından yine. Anladım ki dersler hiç bitmeyecek. Yazmam da tesadüf değil.
“Küçük” rehberim Doğa benden ne kadar çok zaman alsa da, bir o kadar da kendime dönmem, içimdeki beni daha iyi tanımamı sağladı. Anne olmadan önce ruhsal anlamda çok ilerlemiş olduğumu düşünürdüm. Şimdi ise geriye bakıyorum, anne olduktan sonra şu 2,5 yılda yaşadığım ruhsal gelişmeler 10 yıla bedel.
Yaşam denen döngünün maceralarını, öğretilerini bundan sonra sadece kendi küçük defterlerimde değil, bütün ayrıntılarıyla burada sizlerle paylaşacağım. Zaten paylaşıyordum ama kendime sakladıklarımı da çıkarmanın zamanı geldi. Hep birlikte öğrenmemiz gerekiyor diye hissediyorum. “BİR” olma zamanı diyorum.

Not: Bu yazıyı dün yazmıştım ama ancak bugün koyabildim. Aynı gün Brajeshwari de “BİR” olmakla ilgili harika şeyler yazmış. Lütfen okuyun… Bir de onun son postunu okuyun. Hırsız kalemlerden böyle örnek olarak koruyabilir miyiz acaba kendimizi ne dersiniz?

Dünya

Hiçbirşey yazasım yok.
Gazze’deki insanların fotoğrafları gitmiyor zihnimden…
Doğu’da kar altında kalan evler, okula gidemeyen çocuklar, 7 kişi bir odada yaşamaya çabalayan insanlar…
Ekonomi, tepemizdekilerin saçma sapan demeçleri, medyanın körler sağırlar birbirini ağırlar hali…
Üzgünüm ne yılbaşı ne de kar sevindirmiyor beni bugünlerde…
2012 geliyor farkında mısınz?
Farkında mısınız dünyada herşey kötüye gidiyor? “Kötü” nün anlamı değişiyor, form değiştiriyor.
Dünya dönüşüyor farkında mısınız?
Farkında mısınız bu gidişatın ne gibi sonuçlar doğurabileceğinin?

Maya kehanetlerine göre 22 Aralık 2012 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz. “Beşinci kutupsal kayma” olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana gelecek.
Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu’ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalar’a göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi.

Yeni çağa hazırlanmak için içimize dönelim. Kendi içimizde de dönüşümü başlatalım ki dünyaya, evrene ışığımızı yayalım…. Meditasyonlara devam…

14 yıl önce


Kitabın ilk sayfasında sağ üst köşesinde Tüyap ’95 yazıyor. Sayfaları sararmış hafif. Biraz önce kütüphaneyi karıştırırken bir göz gezdiriyim dedim. Bir de baktım bazı yerlerin altını çizmişim. İşte sizlerle çizilmiş yerleri paylaşıyorum aşağıda. Bu benim iç yolculuğumda sanırım ilk kitabımdı. Kimbilir nasıl şaşırdıysam o zaman bu cümlelere.
Bugünkü “ben”de halen heyecan veriyor bu cümleler. Yaşanmış 14 yıla bakınca çok daha anlam kazanıyorlar.

“Korkunun olduğu yerde de akıl çalışmıyor. Daha siz henüz gençken korkunun yerine özgürlüğün olduğu bir ortamda yetişmenin yolunu aramalısınız.”
“Yaşamak insanın doğru olanı kendi çabasıyla bulmasıdır. Bunu da ancak özgür olduğunuz zaman yapabilirsiniz.”

“Özgürlük korkuya, zorlamaya, güvence içinde olacağım diye didinmeye izin vermeyen bir ruhsal durumdur. “
“Birşey olmak istediğimiz andan itibaren özgürlüğümüzü yitiriyoruz.”
“Sevmek bir karşılık beklememektir. Sevdiğiniz zaman bir şey verdiğinizi bile düşünmemelisiniz. ancak böyle bir sevgi özgürlükle uzlaşabilir.”
“Gerçek yaşam, sevgi dolu olmayı, sessizliğin tadını almış, bol deneyimle yalınlığı biraraya getirmiş olmayı gerektiriyor; önyargıların, korku ve kör inançların, umutların çelmelemediği, berrak, düşünmeye yetenekli bir zihne sahip olmayı gerektiriyor.”

Bayramın bendeki sonuçları

Düşünüyorum. Bayramın ilk gününden beri iyice battı bana bu bayram ziyaretleri. Yok sanmayın ki çok ziyaret yaptık. Sadece birinci derece yakınlarımıza gittik kadar yani kalpten sevdiklerimize. Şu birkaç gündür kendimi ve çevremi sorgulamalarım sonucunda bakın ne sonuca vardım; belki siz de sorgularsınız kendinizi biraz…
*Bayram ziyaretlerinin çoğunu sadece görev olduğu için yapıyoruz.
Yapmasak ne olur? Ayıp mı olur? Kime ve neden?
*Ziyaretlerinize isteksiz gidiyorsanız büyük ihtimal ziyaret edeceğiniz insanları sevmiyorsunuz.
Sevmek zorunda mısınız? Neden seviyor gibi yapıyorsunuz?
*Ziyaretleriniz sonrasında büyük ihtimal eşinizle ya da başka bir akrabanızla diğer akrabaların dedikodusunu yapıyorsunuz. Kimseyle konuşmasanız da içinizden konuşuyorsunuz. Yani yargılıyorsunuz. En çok hangi yönleri sizi rahatsız ediyor? Acaba sizde de var mı bu rahatsızlık duyduğunuz yönler?
Eşinizi, eşinizin ailesini, annenizi, babanızı, dostlarınızı, iş arkadaşlarınızı, çocuğunuzu oldukları gibi sevebiliyor musunuz? Sadece kendileri oldukları için.
*Peki kendinizi olduğunuz gibi sevebiliyor musunuz? İçinizdeki bütün karakterlerle mutlu mesut geçinebiliyor musunuz?
***Mutlu olmak istiyorsak hayatta herkesi, ama önce kendimizi, olduğu gibi sevip, kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Yoksa bu ruhumuz sıkıntılardan hiç kurtulamayacak. Ve deee vücudumuzun isteklerini karşıladığımız gibi ruhumuzu da doyuracağız. Nasıl mı? Tabiki ruhumuz neyi istiyorsa onu yaparak. Bu hayat koşullarında nasıl olur demeyin hemen. Direnmeyi bırakın. Olur bir şekilde. Unutmayın ne isterseniz o gelir hayatınıza.
İşte bu bayram benim içimde bunlar yaşandı. Hadi siz de içinize dönün ve kendinizle konuşun biraz. Aslında bu sorular listesi daha çoook uzayıp gider. Kimbilir siz de daha ne sorular bulursunuz kendinize ait. İç dünyanız gelişir, büyür böylece…
Sorgulamalar, düşünmeler çok keyiflidir. Hele bir de kaleme alır yazarsanız kendi hikayenizi okur durursunuz zaman geçtikçe. Yazdıkça içinizdekiler açığa çıkar, okudukça da farkındalığınız artar.