Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






İlişki sistemleri diye birşey duydunuz mu hiç? İlişkinin de sistemi olur mu dediğinizi duyar gibiyim. Peki ilişkide bir bilgelik ve akıl var desem size.
Her türlü ilişki sistemleriyle çalışan profesyoneller için metodlar, araçlar ve yöntemler üreten bir kuruluş olan CRR Alliance, Ekim ayı itibariyle Takım ve İlişki Sistemleri Koçluğu Programı’nı (ORSC) İstanbul’da başlatıyor. Eğitim, CRR Alliance Türkiye Ortağı olan Akıllı İlişkiler şirketi tarafından organize ediliyor.
Geçtiğimiz günlerde sohbet etme olanağı bulduğum Akıllı İlişkiler İlişki ve Ekip Koçu Gülsün Zeytinoğlu’nun verdiği bilgilere göre, bu program koçların, ilişkilerle sistemlerle daha verimli çalışabilmesi için oluşturulmuş araçlardan oluşuyor. Program çok farklı alanların karmasından oluşuyor; Kuantum fizik, pozitif psikoloji, Zen budizmi, Gestalt, NLP ve daha birçok araç.
Zeytinoğlu, ilişki sistemlerinin ne anlama geldiğini şöyle açıkladı: “Çiçeğe müdahale edemezsiniz. Yapraklarının gideceği yön vardır onu da bir tek o biliyordur. Onun gibi ilişkinin DNA’sına yükleniyoruz. İlişkideki bilgelik ve akıla yükleniyoruz. Bireyler o ilişkinin sesi oluyor. Çünkü görünmeyen ilişki bireylerin ağzından konuşuyor. Bireyleri dinliyoruz, ama onu yargılamak ya da övmek için değil. Bunu kim niye yaptı diye sormuyoruz. Bu ne anlama geliyor diye bakıyoruz.”
ORSC Programı, takımların bilgelik, potansiyel ve yetkinliklerini vizyonlarına odaklamalarına, verimliliğin arttırılmasına, takım içinde ve ortaklıklarda sağlıklı ilişkiler yaratılmasına olanak tanıyan etkili, araştırmalarla desteklenen, denenmiş yöntemler sunuyor. Programa, takım liderleri, İK yöneticileri, STK ve diğer sosyal hizmet çalışanları, devlet birimlerinde görevli profesyoneller, danışmanlar, koçlar gibi değişimle uğraşan, takımlarda ve ilişkilerde verimlilik ve olumluluğu artırmayı hedefleyen profesyoneller katılabiliyor.
Belirli bir sektör odaklı olmadıklarına dikkat çeken Zeytinoğlu, eğitimin katılımcılara sağladığı avantajları şöyle anlattı; “Program, özellikle İK yöneticilerinin şirketlerin sistemini ve alt sistemleri iyi anlamaları açısından ilişkileri çok farklı şekilde görebilecekleri modüllerden oluşuyor. Örneğin eğitimin ilk bölümünü tamamlayanlardan yüzde 25’i koçtu, geri kalanlarlar İK yöneticileriydi. Program, ilişkinin aklını çok iyi kullandırtıyor. Duygusal zeka, sosyal zeka tamam ama bu program ilişki zekası sistemini katıyor bir üçüncü bacak olarak. Bu daha önce hiç adı konulmamış bir şey.”
Yönetici kendine dönük çalışmalı
Zeytinoğlu, “Şirketler bize mutlaka işler kötü iken gelmiyorlar. Örneğin iki farklı bölüm ortak bir projeye başladığında ya da yönetim değişiklilerinde çok faydalı oluyoruz. Değişim yönetimi için müthiş bir araç. Çok fazla donanım sağlıyor” dedi.
CRR Alliance’tan Arzum Akduran Köseoğlu’nun verdiği bilgilere göre, yöneticiler arasında çok fazla bilgi kirliliği var. Birçok eğitim alıyorlar, “şöyle yap, böyle davran” diye bir dolu şey öğretiliyor. Ama o kalıplarla davranmaya çalışıp kendi sistemlerine, neye ihtiyacı olduğuna hiç bakmayıp, red gelince de sıkıntı yaşıyorlar. “Ben nasıl bir ilişki içindeyim, bu ilişkinin neye ihtiyacı var. Bu kişinin sesi ne söylüyor. Benim sesim ne söylüyor ve ben bu kişiyle nasıl bir ilişki yaratıyorum diğerlerinden farklı?” şeklinde kendilerine dönük sorgulamalar yapmaları gerekiyor.
Anlık motivasyonların devamı gelmiyor
Şirketlerin çoğunlukla ilişkiye bakmadan çalıştıklarını söyleyen Zeytinoğlu, “Kurslar açıyor, yoga eğitimi veriyor, geceleri eğlenceye götürüyorlar. Ağaçtan zıpladın ettin ama o anlık motivasyon için mükemmel. Bunların da işe yaradığı yer var. Bunları destekliyorum ama burada yapılan şeylerin sürdürülebilir olması, desteklenmesi gerek.” Zeytinoğlu, herkesin sesine çok değer veridiklerini ve derin demokrasi dediğimiz bir kavramla çalıştıklarından bahsetti; “Herkesi dinliyoruz, herkesi duyuyoruz. Hoşumuza gitmeyen sesler vardır ya biraz marjinal kalır şirketin içinde. Konuşur kimse dinlemez. Onları da alıyoruz. Nasıl vücudunuzda bir yeri kesip atamıyorsanız bu ilişkide de bunun bir anlamı var. Sessizin de söylediği bir şey vardır onu da katıyoruz. Sosyal olaylarda da çok etkisi olabilecek yöntemler içeriyor. Birbiri ile zıt, çatışma halinde olabilecek kişileri de bir araya getirdiğiniz zaman aslında toplumsal barışa götürecek bir bacağı da var. İlişki sistemleri, Güney Afrika’da siyahlarla beyazlar arasında kullanıldı, İrlanda da kullanıldı. Gay, lezbiyen ilişkilerinde, kadın-erkek ilişkilerinde kullanılabiliyor. Bütün mesele birbirini dinleyebilmek.”
Henüz dünyada da çok yeni olan ORSC eğitim programı, ilk olarak Amerika’da başlamış. Bugün İngiltere, Dubai, Güney Afrika, Kanada, Türkiye ve kuzey ülkelerinde veriliyor. Program aralıklı olarak toplam 6-7 ayda tamamlanıyor.
*İnfomag Ekim sayısı köşe yazım.

11 gün boyunca hiç konuşmadan, yazmadan, hiçbir şey okumadan, izlemeden durabilir misiniz? Tamamen sessizlik içinde yapılan Vipassana kursunda katılımcılar birbirleriyle hiç konuşmuyorlar. Yazma ve okumayı da bir kenara bırakıyorlar ki, an be an ortaya çıkan deneyimleri daha iyi gözlemleyebilmek için. Bu sessiz ve gözlem dolu ortamda, farkındalık artıyor, bedenler rahatlıyor, zihinler berraklaşıyor, böylece içgörü ve anlayış gelişiyor.
“Olanı olduğu gibi görmek” anlamına gelen “Vipassana” bir meditasyon tekniği. “Vipassana”, Pali dilinden gelme bir kelime. Buda öğretisinin bir parçası olan vipassana meditasyonu, zihinsel arınma yoluyla farkındalığı artırma ve şifalanma, bilgelik yolunda ilerlemeyi amaçlıyor. Kökeni 2500 sene öncesine kadar uzanan vipassana meditasyon tekniğinin günümüzde modernize edilmiş haliyle uygulanıyor.
Bu tekniğin dünyaca ünlü uygulayıcılarından Jeffrey Oliver’la yaptığımız keyifli sohbetten sizler için;
“İç sessizliğinizi bulmaya gerçekten ihtiyacınız var mı? Herkesin ihtiyacı bu olmayabilir. İnsanların kendi gerçeğini, kendi doğrusu bulmasıyla ilgili bir şey bu. Şu anda gerçek nedir? Gerçekten farkında olduğunuzda deneyimize dışardan bakabiliyorsunuz. Vücudunuzu ve zihninizi gözlemleme şansınız oluyor. Örneğin kahve içiyorken, kahvenin tadını sonuna kadar hissetmek, kokusunu duymak, diğer kahvelerden farkını ayırt etmek gibi bir şey. Bunu herkes yapabilir. Fakat düşüncelerimiz içinde, yararsız bir dolu şey arasında kayboluyoruz. Şu an mevcut olmayan birçok problemi çözmeye çalışıyoruz kafamızda. Geçmişte ya da gelecekte olan, şu anda mevcut olmayan problemleri. İşte bu süreçlerde yaşadığımız korkular, endişeler ve öfke farkındalığımızı engelliyor.
Örneğin iş dünyasında konseptler arasında kayboluyorsunuz. Geçmişte ne yaptık, neden yaptık onun muhasebesini yapıyosunuz. Ve gelecekle ilgili projeksiyonlarlar, spekülasyonlar yapıyorsunuz. Hayatınızda nerede problem olursa olsun, işinizle ilgili ya da özel hayatınızda, önce durun ve “şu anda neler oluyor” sorusunuz sorun kendinize. İşte o anda zihin bu soruya türlü cevaplar buluyor bahanelerle birlikte. Hemen arkasından “ne hissediyorum” diyin. Ve zihnin reaksiyonuna bakın. O noktadan itibaren probleminiz kalmayacak çünkü probleminizi düşünmeyi bırakacaksınız. Örneğin endişelisiniz. Durun ve düşünün neden endişelisiniz? Bu endişe size ne katıyor? Bu sadece bir duygu. Durmazsanız bu endişenizi eve kadar taşıyorsunuz. Ve geçmedikçe uyuyamıyorsunuz ve baş ağrıları başlıyor ve ilaçlara başvuruyorsunuz. Ertesi gün ayılmak için kahveye başvuruyorsunuz. Bunların hiçbirine ihtiyacınız yok, çok gereksiz. Sadece sakin kalıp zihninizi bakabilirsiniz. Kontrol etmek değil bu, zihninize dışardan bakabilmek.
Endişeniz gelecekle ilgili ise projeksiyon yapıyorsunuz demektir. Gelecekle ilgili bir endişe duymak stres duygusudur. Çok fazla beklenti içinde olmak da, işler yolunda gitmediğinde hayal kırıklığına yol açar. Lütfe şimdiye dönün.
Günlük hayatımızda genel anlamda yavaşlamaya ihtiyacınız yok çünkü pratik değil. Yapılacak birdolu şey var. Farkında olursanız eğer az da olsa yavaşlamak sizi çok rahatlatır. Örneğin yürürken bile zaman bizim için çok önemlidir ve zihnimiz sürekli çalışır geçmiş ve gelecekle ilgili. Örneğin çalışan insanlara bakın, öğle yemeği arasında oradan oraya koştururlar ya da yürüyüş yaparlar ama sürekli zihinleri çalışır. Farkında değiller. Farkındalık geldiği zaman zaten doğal olarak yavaşlıyorsunuz.
Şu anda dışarı baktığınızda 10 tane ağaç görüyorsunuz diyelim ki. Ama gerçek şu ki; hepsi bir ağaç. Yani 1 var olan tek rakamdır. Bir de 0 vardır o da 1’in yokluğudur. Sadece 1 vücudumuz, 1 hayatımız ve 1 nefesimiz var. Nefes aldığım diğerleri yok, mevcut değil. Bütün problemlerim mevcut problemler değildir. Geçmişte vücudumda çektiğim acılar, ağrılar şimdi yok. Gerçek olan ne? Şu an. Nefes alıyorum, veriyorum.
Bu aslında yavaşlamak değil, anın farkında olmak ve sadece anda tek bir şey yapıyor olmak
Her ne yapıyorsanız yaptığınız işe tam konsantre olun. Tek bir problemle ya da tek bir kişi ile meşgul olun. Örneğin araba kullanırken sadece araba kullanın.
Problemler bizi büyütür. Gerekli dersleri alırsak tabii. Örneğin herkes dünyadaki savaşlardan, ekonomik sıkıntıdan vs. şikayet ediyor. Ama herkes kendi işine odaklansa dünya harika bir yer olurdu. Ofisler için de aynı şey geçerli. Birbirimizin dedikodusunu yapacağımız yerde kendi işimizi yaspsak ne güzel olur.”
Jeffrey bunu özellikle ingilizce yazmamı istedi; DO YOUR BEST, LET GO OF THE REST.” Türkçeye çevirdiğimizde, “Yapabileceğinin en iyisini yap, gerisini bırak gitsin” gibi olabiliyor. Bence bir saati geçen sohbetimizin özünü oluşturan cümle bu zaten.
Bu ay İnfomag’da yazdım Jeffrey ve Vipassana’yı. Ama bu şekli şekli biraz daha ayrıntılı, sadece AlternatifKarma için…

Cuma günü buluştuk. Ne zaman buluşsak bir konu aydınlanır, bir şeylere çözüm bulunur ya da kendisinden süper tavsiyeler gelir. Örneğin “hadi yoga öğretmenliği eğitimi başlıyor, hemen arıyorum kayıt yaptırıyorum seni” der. Ya da “Vipassanaya gidiyoruz gelsene” der, ya da “Nefes seansı var gel” der. Der der der, bu kadın beni hep ayartır, içimi kemirir dururum sonra günlerce. Kim mi? Esra Ekren kendisi; Kuantum Terapisti ve Transformal Nefes Koçu. Birlikte nefes yaptık, kuantum terapisi yaptık. Çook şey paylaştık. Tanıdığım birkaç özel insandan biri. Bilmem belki de insan değil, başka bir şey…
Konumuz “para” idi cuma günü. Onda da bende de hep para hikayeleri vardı. Zaten burada da en son para konusuna değinmiştim. Konuş konuş nereye kadar en sonunda yazalım dedik konuştuklarımızı. Buyurun efendim Esra Ekren’den size para konusundaki olumsuz inancınızı değiştirmeniz için öneriler;
“Para bir sevgi enerjisidir. Denge varsa, para akışında da sorun yoktur. Denge vücudun dişi ve eril tarafı arasındaki dengedir. Vücudun sol yanı dişi ( Alıcı, yaratıcı, kararları alan), sağ yanı ise eril taraf (Veren, kararları uygulayan, yaratıcılığın ifadesi).
Denge 4 şekilde bozuluyor;
1. Almaz, hep verirsek
2. Vermez, hep alırsak
3. Alır, aldığından çok verirsen
4. Verir, ama verdiğinden çok alırsan
Bolluk bilinci, kaynağın bol ve sınırsız olduğun ve bu kaynağın aslında içindeki ruhun olduğunun farkına varmaktır. Evrende her şey çeşitli, bol ve sınırsız. Sınırlı olan ve sınırları koyan zihnimizdir. Zihnin sözlerine değil, gördüğünüze inanın. Doğaya, evrene bakın, her şey ne kadar bol,çok çeşitli ve kusursuz. Ve bu gerçeği bilerek rahatlayın.
Hayatımıza ne kadar çok sevgiyi alır kabul edersek zaten para da onu takip edecektir..Huzur, sevgi,hoşgörü, kabulleniş olduğu ve hayatımızda an be an çoğaldığı sürece akışla beraber akıyor ve ihtiyaçlarımız da kendiliğinden karşılanıyor ve evren bize hizmet ediyor olacak..
Bir şeyi ne kadar çok isterseniz ona o kadar enerji yüklersiniz ki bir yerden sonra artık MUHTAÇLIK enerjisine dönüştürürsünüz bu isteğinizi.. İHTİYACIM VAR dediğiniz noktada da zaten yapacak birşey kalmıyor..İstediğiniz herhangi birşeyin size gelmesini gerçekten istiyorsanız bunun ne olduğunun hiçbir önemi yok inanın insan, para, iş vs vs.. lütfen o enerjiyi serbest bırakın…yani ona muhtaçlık sergilemeyin..Deneyin ve
görün serbest bırakın..İsteyin ama NASIL demeyin…Gerçekleşeceğinden emin olun.. NASIL, NEREDEN sizin konunuz degil.. Bunlar YARATICIYA ait konular..Ve ne acıdır ki
kardeşimize, annemize, eşimize güveniyoruz ve onlara birşey yapmaları için bir konuda rica ettiğimizde onların bunu yapacağından mutlaka emin oluyoruz da herşeyi yaratan,
ve herşeye gücü yeten varlığa aynı güveni gösteremiyoruz..
İşe kendinizi sevmekle, kendinize hoşgörü ve merhamet göstermekle başlayın..dışarıda bir alem yok..hersey içeride..ne kadar içeriyi temizleyip değistirirsen, o
kadar dünyanı da değistirirsin..
DÜŞÜNCELERİNİ DEĞİSTİR Kİ MUCİZENİN ASLINDA HERŞEY OLDUĞUNUN FARKINA VAR..MUCİZE SENSİN.. ”
PARA SEVGİDİR DUASI
Evrensel Kutsak Kaynak
Kendimi ve hayatımı senin bereketine açıyorum.
Bu onurlu evrende özgürce dolasan berekete,
Birkaçımıza değil hepimize yetecek berekete.
Kutsal bir varlık olarak aydınlanma yolumda
kendimi açıyorum.
Yardım et,
Paranın senden ayrı olmadığını öğrenmeme
Benim senin parçan olduğum gibi
Senin de benim parçam olduğun gibi
Paranın da senin bir parçan olduğunu
Öğrenmeme yardım et.
Paranın ruhsal eğitim sürecimin
vazgeçilmez bir parçası olduğunu öğrenmeme,
Parayı kontrol edenin ben olmadığımı
öğrenmeme yardım et.
Öğret bana,
Parayla ilgili alışkanlıklarımı değiştirmeyi
Parayı sevgiye dönüşen bir enerji olarak
görmeyi.
Öğret bana,
Dünyaya gönderdiğim her para değeri bir sevgi ve ışık seli olarak aksın.
Gönderdiğim her para değeri ona dokunan insana sevgi aşılasın.
Her gecen gün kalbimi ve zihnimi,
paranın sevgi olabileceği düşüncesine açılmama yardım et.
Para ile ilgili olumsuz düşüncelerden arınmama
Paranın sevgi olduğu düşüncesine
sahip çıkmama
Yardım et.
Bunun için ve her gün hayatıma getirdiğin,
bereket için sana sonsuz şükran duyuyorum.
Takdirin gibi olsun.

Günlerden birgün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!”
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış:
“…Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..”
Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş; “Bu işi nasıl başardın?”
O anda farkına varmışlar ki… Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Dışarıdaki olumsuzluklar bizi yıldırmasın. İçimizdeki sesi dinleyerek yolumuza devam…
Mucizelerle dolu bir hafta olsun…

“Dünya olduğu gibi. Tıpkı kar tanesinin olduğu gibi. Kendi deseninin öyle olmasını var ettiği gibi. Yaşamanızı olduğu gibi yaratıyorsunuz. Gerçekten açlığın sona ermesini istediğin anda açlık olmayacaktır. Bunu gerçekleştirmek için sana tüm olanakları verdim. Bu seçimi yapmak için her türlü olanağa sahipsin. Ama yapmadın. Yapamadığın için değil. Dünya yarın açlığa son verebilir. Son vermeyi seçmiyorsunuz. Her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesinin nedenleri olduğunu düşünüyorsunuz. Hiçbir geçerli neden yok. Ama her gün kırk bin kişinin açlıktan ölmesine aldırmazken yeni bir hayat için elli bin çocuk dünyaya geliyor. Buna sevgi diyorsunuz. Buna Tanrı’nın planı diyorsunuz. Öylesine bir plan ki rasyonellik ve mantık bir yana, şevkat bile barındırmıyor.
Yalın söcüklerle size söylüyorum; Dünya bu halde çünkü siz seçtiniz. Sistematik olarak kendi çevrenizi yok ediyorsunuz, sonra da doğal felaketler olarak tanımladığınız olayları doğanın ya da Tanrı’nın intikamı olarak düşünüyorsunuz. Kendinizi kandırıyor ve bu kandırmacayı intikam olarak tanımlıyorsunuz.
Hiçbirşey ama hiçbirşey doğadan daha şevkatli değildir. Ve hiçbirşey doğaya insan kadar gaddar olmamıştır. Tüm bunlardan sıyrılıp sorumluluğunuzu reddediyordunuz. Kendi hatanız olmadığını söylüyorsunuz. Evet doğru, bu bir hata değil, seçim sorunu.
Tüm savaşları yarın durdurabilirsiniz. Gereken tek şey düşünce birliğine varmanız. Ama birbirinizi öldürmeyi durdurmak kadar basit bir şeyde bile anlaşamıyorsunuz. Yumruğunuzu sıkarken cenneti nasıl yaratabilirsiniz? Kendiniz için yapmadığınızı sizin için yapamam; bu yasadır.
Ne şeytan var ne de cehennem. Kendi kurtuluşunuz, kendinizi gerçekleştirememenin sarhoşluğundan ayılmakla mümkün. Bu savaşı kaybetmeniz mümkün değil. Zaten, bu bir savaş değil, bir süreç. Bunu bilmediğiniz sürece, süreci sürekli mücadele olarak algılayacaksınız. Mücadeleye uun zamandır öylesine inanıyorsunuz ki etrafında dinler yarattınız. Dinler mücadeleyi amaç ediniyor. Bu sahte bir öğreti. Zafer mücadelede değil, kendini aktif olarak akışa bırakmakta.”
Neale Donald Walsch-Tanrılar ile Sohbet 1. kitaptan bir alıntı. Yazar burada iç benliği, içindeki Tanrı, içindeki “ben” ile konuşuyor. Uzun zamandır kitaplığımda duran ve bir türlü okumaya fırsat bulamadığım bir kitaptı. Filmini 2 defa izledim ve hayran kalmıştım. Ama kitabı daha nefismiş.
Bugün dünyanın mevcut koşullarına bakarsanız her anlamda “birlik” bilinci oluşturulamadığı için bu haldeyiz. Bu bilinç oluşana kadar da böyle gidecek. Yazdığım alıntıyı böyle yorumladım ben. Lütfen sizler de yorumlarınızı yazın, tartışalım.
**Doğa’nın ateş azalarak halen devam. Yine yanımdaki koltuktan uyuyor şu an.
