Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



kedi’ kategorisi arşivi

Sabah sabah içimden çıkanlar

Serdar köprü trafiğini atlatmak için bazı sabahlar 8’den sonra çıkıyor evden. Eee benim de sabah meditasyonum kendi kendi iptal ediyor haliyle. Her sabah 6.30’da uyanıyorum kahvaltı hazırlıyorum. 7’ye 5 kala Doğa’yı uyandırıyorum. Pamuk da söylene söylene dolanmaya başlıyor zaten bu saatlerde evde. 7.30’da Doğa’nın servisi geliyor. Serdar çoğunlukla Doğa’yı servise verip arabasına atlıyor ve doğru ofise. Ama geçen haftaki gibi zor ve yoğun geçen günlerin ardından bir süre kendine gelemiyor. Ne zamanki dergiler baskıya gidiyor, ardından birkaç gün hem fiziksel hem ruhsal yorgun oluyor. Böyle zamanlarda tıpkı Doğa’yı uğurladığım gibi onu da neşe içinde uğurlamam gerekiyor evden. Doğa servise binince o işe gidene kadarki 1 saat bizim başbaşa kalabildiğimiz tek zaman aralığı neredeyse. Arada annemlere bıraktığımız geceleri saymazsak tabii ama bu çok nadir oluyor. Bu yıl okul ilk başladığında ne tuhaf gelmişti bize, ilk defa sabahın körü ve evde yalnız olmak. Şimdi şimdi alıştık biraz. Güzel bir müzik ve sıcak bir kahvaltıyla güne başlayıp, göz göze bakıp, çocuk kanallarının sesi olmadan, “hadi çocum kahvaltını bitir” demeden, tam çayımı yeni koymuşken “anne kakam geldi”yi duymadan, “yapma çocum Pamuk’a öyle” uyarılarını defalarca tekrar etmeden geçen bu 1 saat tuhaf gelmişti… Doğa evden çıktığı an ya da arabadan indiği an bir anda olan sessizlik… içinde çok şey gizli olan o sessizlik. Bunu geçtiğimiz cumartesi de fark ettik. Evlilik yıldönümüz için başbaşa gecemizde onu annemlere bırakırken arabadan indiği o an. Önce büyük bir sessizlik ve sonra bizim konuşmalarımız. Ses tonumuzun bile değiştiğinin farkına vardık o an. Değişti değişmesine de değişmeyen tek şey yemekte bir noktadan sonra yine Doğa’yı konuşmaya başlamamız ve etrafımızdaki 18-20’lik kızlara baktıkça o yaşlarda nasıl bir tip olacağını hayal etmemizle sürdü gitti gece. En sonunda da masadan kalkarken “bir dahaki sefere onu da alıp gelelim burayı sever kesin” diye kalkışımız:) Çok güzel ve tarifi olmayan bir his bu. Öyle ki insanın içinden yani iç organlarından gülümsemesini sağlıyor.
Sabah Serdar kapıdan çıktıktan sonra ikinci bir çay koydum da kendime koca bir fincan ve düşündüm 2011’i. Bu yılın bana, bize verdiği en güzel hediye neydi diye. Pamuk evet! Hayatımızda dan diye giren simsiyah kirli patileri ve kulaklarıyla evimizin ortasına bomba gibi düşen, 2 günde kendini yalayıp temizleyip bembeyaz yapan Pamuk. Bana kedileri sevdiren, insanın yapamam dediği herşeyi yapabilme olasılığının olduğunu gösteren, koşulsuz sevginin gerçek tarifini veren, her dediğimi anlayan ve cevap veren bu güzel varlık…
Barbie’lerin saçını yolan, minik topları yatağımızın içine saklayan, camdan cama koşup deli gibi kuş kovalayan, arada küvete girip kalan suları yalayan, hepimizi kapıda karşılayıp kapıdan uğurlayan, ayrıca prebiyotik, sade, çilekli her türlü yoğurt, dondurma ve tavuk suyu çorba dahil tavuklu herşeyin hastası olan Pamuk, iyi ki geldin bize.
Doğa her hastalandığında annem “Yok bu kedinin tüyleri hasta ediyor bu çocuğu”, benim bir yerimde en ufacık ağrım sızım olsa “yok kızım bu kedi çok yoruyor seni” diyor ama o da biliyor bu minnoş hepimize çok iyi geliyor.

Oldu bizde 2 pisi

Bu evi görmek için içeri adım attığımda “tamam” dedim içimden. Salonun canımdan görünen çam ağaçlarını gördükten sonra arka odalara bile bakmak istemedim. Biliyordum ki burasıydı bundan sonraki yuvanımız.  Eski evimin salon camından da baktığımda ağaçlarım vardı konuştuğum, yine hep ağaç göriyim diye diledim. O kadar çok ev gezmiştik ki hiçbirinde içim bu kadar huzur dolmamıştı. Hemen tuttuk evi ve taşıma şirketi aramaya başladık. Arkadaş tavsiyeleri, bizim bulduklarımız derken Serdar Huzur Nakliyat diye bir isimle geldi bir gün işten. Yok dedim hiç  tanımıyoruz bunları. Araştırdık baktık, referansları iyi, çağırdık tanıştık experlerini çok sevdik. Hani ilk görüşte güven veren tipler vardır ya aynen öyle. Ve gerçekten de adlarına yakışır bir şekilde öyle huzurlu taşıdılar ki bizi, tek bir eşyamız zarar görmedi:) Tabii bunda benim 2 hafta öncesinden neredeyse bütün evi kutulamamın da faydası yok değil:) Bir yandan atıp, eksiltip bir yandan kutuladık annem ve ben. Doğa da kolileri bantlama ve üzerlerini kalemleriyle süsleme konusunda çok iyiydi gerçekten. Her kolinin üstünde bir kelebek,çiçek, pisinin kendi elinin resmi… Yerleşme tabiki toplanmaktan daha kolay her zaman, yavaş yavaş ve keyfine vararak.

Tam yerleştik, tertemiz, her köşesi parlayan evin keyfini sürerken hepimizi şok edici bir gelişme oldu. Yeni biri katıldı aramıza, pat diye geldi evimize, biz de anlamadık nasıl oldu ama yeni bir aşka yelken açtık sayesinde. Kocaman bir yer açtık kalbimizde ona. Bu aşk bana hiç yabancı gelmedi ama çok tanıdık geldi hatta. Öyle koşulsuz, saf bir sevgi ki evrenin bir yansımasından başka birşey değil.

Pisimizin uzun zamandır “beyaz kedim olacak benim” diyip diyip çağırdığı Pamuk henüz 2 gün önce teşrif ettiler. Yaklaşık 1 yıldır bir arkadaşımızın kedisinin yavrulamasını beklemekteyiz. Gri renkli British short hair cins bir kedi. Dünya şekeri birşey. Ama çiftleşmesine rağmen bir türlü hamile kalamadı anne kedi. Biz de akışına bırakalım dedik. Zaten para verip de hayvan satın almak bana oldukça ters bir durum. Sahiplendirilmek istenen kedi olursa diye sevdiklerimize haber saldık. Birkaç haber geldi ama zamanı değildi işte olmadı. Derken Van’dan bir tanıdıklarımız aradı, dağda bir çiflikte sahiplendirilmek istenen bir yavru var diye. Birkaç gün sonra da Pamuk geldi taaa oralardan. İlk geldiği gece yolculuğun da etkisiyle çok endişeli ve korkmuştu, sıkça pati atıyordu bize. Fakat uyuyup, karnını doyurduktan ve ısındıktan sonra kucağımızdan inmez oldu. Tabii tahmin edersiniz ki Doğa çıldırdı. İlk gördüğünde sadece şaşırdı çünkü Pamuk 4 aylık olmasına rağmen biraz irice. Ben ki Doğa doğmadan öncesine kadar kedilerden acayip korkardım, sonrasında bu korkumla çok uğraştım ama yine de bir kediyi kucağıma alıp sevebilecek duruma gelemedim. Ama bu büyülü birşey gerçekten, kalbini tamamen açtığın, korkunu ve endişeni sıfırladığın anda bitiveriyor. Kucağıma almak bir yana 2 günde sarmaş dolaş olduk kendisiyle:)

Daha önce Van kedisi bakmış büyütmüş arkadaşlar varsa lütfen deneyimlerinizi, önerilerinizi benimle paylaşın olur mu? Henüz kedi dünyası ile yeni tanışmış biri olarak meraklayım öğrenmeye:)

Mutlu kedi Boris

Bu Boris. Canım dostum Elif’in Doğa için aldığı harika birşey. Ama şimdilik Elif’in evinde yaşıyor. Doğa ona “mutlu kedi” diyor. Çünkü Elif’in evinde bir de Maviş ve Efe var. Maviş zaten heykel gibi birşey. Asalet akıyor her yanından. Doğa birkaç kez mamasını yerken yanına gitti tabii o da hırladı normal olarak. Şimdi onun adı bizde “kızgın kedi”. Efe ise çok akrobatik yerinde duramayan cinsten. Pek bir sevişgen ama.
Ama bu Boris beni de aşık etti kendine. İçine sokası geliyor insanın yumuşacık. Çok bebek ama süpürge sesinden bile korkuyor. Doğa ona yünler, toplar atıyor oynamak için, o ise kaçacak delik arıyor. Bizimki de tepiniyor yerlerde gülmekten. Sanıyor ki Boris onunla yakalamaca oynuyor.
Serdar’ın çocukken çok kedisi olmuş ama ben hiç hayvan bakmadım evde. Fakat gelin görün ki bu Boris’te kaldı aklım…Doğa biraz daha büyüsün sanırım bizim eve bir kedi gelecek eninde sonunda.

Doğa’yı biz bebekliğinden beri “Doğa Pisi” ya da “pisimiz” diye seviyoruz. Sanırım bu nedenle kedilere kendini bu kadar yakın hissediyor:))