Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



kadın’ kategorisi arşivi

Düşündükleriniz sizi hasta etmesin

“Bedende en çok rahatsızlığa neden olan düşünce kalıpları eleştirme, kızgınlık, içerleme (gücenme) ve suçluluktur. Örneğin, eleştirme eğer alışkanlık halini alırsa artrit (eklem iltihabı) gibi hastalıklara yol açabilir. Kızgınlık, bedende kabaran ve yanan bir iltihaplanmaya dönüşebilir. Uzun süren bir içerleme insanı zehirler, yavaş yavaş yiyip bitirir ve en sonunda urlara ve kansere yol açabilir. Suçluluk duygusu daima cezalandırma peşindedir ve acıya yol açar.” diyor Louise L. Lay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” isimli kitabında.
5 yaşında tecavüze uğramış ve tüm çocukluğu boyunca hırplanmış biri olan Hay, yıllarda şifacı olarak ders verirken dölyolu kanseri olduğunu öğrenir. 6 ay süresince doktorundan izin isteyerek kendi içsel yolculuğunu tamamlayana dek, kendisi ile çalışarak affetme çalışmaları yapar, zihinsel ve bedensel olarak tam bir arınma gerçekleştirir. Bu çalışmanın sonucunda ise düşünce kalıplarımızı değiştirerek ve gerekli onaylamaları düzenli olarak gerçekleştirerek varolan hastalıklarımızı iyileştiribildiğimizi fark eder ve bu kitabı yazar.
Kitapta hemen hemen bütün hastalıklar, olası nedenleri ve onaylayıcı yeni düşünce modelleri ile birlikte veriliyor. Kendimdeki rahatsızlıkları ve nedenlerini gözden geçirirken en ilgimi çeken Adet Öncesi Sendromu ile ilgili olası neden ve onaylaması oldu. Bu sendromun olası nedeni kitapta şöyle açıklanıyor: “Karışıklığın hakim olmasına izin verme. Gücünü dış etkilere teslim etme. Kadınlık süreçlerini reddetme.”
Yeni düşünce modelinde ise şöyle bir onaylama yapmanız gerekiyor: “Şimdi zihnimin ve hayatımın sorumluluğunu üstleniyorum. Ben güçlü ve dinamik bir kadınım. Bedenimin her parçası kusursuz çalışıyor. Kendimi seviyorum.”
Bu onaylamayı en az 1 ay boyunca kendinizle sürekli yapıyor olmanız gerekiyor. Hatta bunun üzerine bir meditasyon yaparsanız belki daha da derinlere inebilir, kendinizle ilgili farklı ipuçları da yakalayabillir, farklı yanlarınızla yüzleşebilirsiniz.
Benim olduğu gibi sizinde kabusunuzsa bu sendrom, bir deneyin derim. Bazen adet döneminden 10 gün önce başladığını düşünürsek bu da ayın yarısı demek oluyor. Her ayın yarısını depresyonda geçirmektense kendimizle çalışmak, kendimizi keşfetmek en güzeli…
Hadi bakalım kolay gelsin bayanlar…

Kadın dediğin hep aynı

Yaz aylarında hemen hemen her günümüzü dışarıda geçirirken kışın iyice kendini gösterdiği bugünlerde çocukla dışarı çıkmak kolay olmuyor. Her ne kadar her gün temiz hava almaları gerekse de çok soğuk havalarda çocukla dışarı çıkmak doğru gelmiyor bana. Bir yandan da kat kat giyin, çocuğu giydir, puseti hazırla…pusete koyarsın oturmak istemez, yürütürsün sağa sola kaçar ya da düşer.
Haftada bir gün toplandığımız bir oyun grubumuz var. Bu grup hem Doğa hem de bana ilaç gibi geldi. Biraz olsun ev yaşantısının monotonluğundan kendimizi kurtarıp sosyalleşmeye başladık. 6 anne ve çocuklarından oluşan oyun grubumuz, İngiliz, Fransız ve Türkler şeklinde pek bir uluslararası ve oldukça eğlenceli bir grup. Her hafta birimizin evinde belli saatlerde toplanıyoruz. Evde oyun grubu oluşturma fikri yazın tesadüfen Gloria Jeans’de kahve içerken tanıştığım Jazz’ın fikriydi aslında. Kendisi bir İngiliz olan ve asıl adı Jaswinder olan Jazz, Fransız eşi ile birlikte İstanbul’a henüz taşınmıştı ve kimseyi tanımıyordu. Şeker mi şeker oğlu Evann ile birlikte Bağdat Caddesi’ni keşfe çıkmışlardı tanıştığımız o gün. Dostluğumuz gün be gün ilerlerken bir de oyun grubuna başladık. Hem Jazz’ın hem benim arkadaşlarım eklenince nefis bir karma oldu grubumuz. En eğlenceli yanı da henüz yeni konuşmaya başlayan minnoşlarımızın birbirlerinin dillerini taklit ederek çıkardıkları komik kelimeler.
Grubun bütün annelerinin en önemli oratak yanı doğumdan sonra işi hayatını bırakmış olmaları. Böyle olunca da konuşacak çok fazla ortak konu oluyor. İngiliz, Fransız ya da hangi milletten olursa olsun kadınların sorunları, sevinçleri, üzüntüleri hep benzer. Kadın hep aynı kadın. Çocuğu için sonsuz fedakarlık yapabilen, bir yandan kariyeri ve evi arasında sıkışıp kalmış, anne olmuş olsa da yine de doğuştan itibaren üzerine yapıştırılmış annelik rolü ile ne yapacağını bilemeyen, duyarlı, hassas, narin ve bir o kadar da güçlü…
Herkes hem çocuğunu kendi büyütüyor olmaktan mutlu ama kendini bir o kadar da eve hapsedilmiş hissediyor. Her ne kadar bu kişisel bir seçim gibi görünse de aslında değil. Şartlar insanı zorunlu kılıyor çoğu zaman.
Çocuklar yuva yaşına gelene kadar oyun grubu düzenli bir şekilde devam edecek. Kimbilir bu 1,5 yıl içerisinde belki bazılarımız sabredemeden iş hayatına geri dönecek, bazılarımız kendi işimizi kuracak, kimimiz de ev hayatına devam edeceğiz. Fakat şu bir gerçek ki çalışan kadının çocuğu her zaman daha rahat sorumluluk alabilen, hayata daha dirençli ve güçlü durabilen bir birey oluyor.
Kadın olmak çok zor…herşeyiyle…