Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



İçsel konuşmalar’ kategorisi arşivi

Bir dolunay gecesinden…

Şu anda bilgisayarımın yanıbaşında çıtır çıtır yanmakta olan beyaz mumum, karşımdaki dağların eteklerinden görünmeye başlayıp tepeye kadar çıkmış nefis bir dolunay ve cırcır böcekleri eşliğinde yazıyorum sizlere.  Ay öyle parlak ve canlı ki içimi yıkıyor ışığıyla adeta. Ara sıra hücum eden sivrisinekler de olmasa keyfime diyecek yok. Eh artık onlar da şahitlik etsin bu an’a.

Doğa günün yine yorucu bir yaz gününü yatağa sürünerek giderek noktaladı demek isterdim tabii ama yine direndi her akşam olduğu gibi uykuya. Söylenerek uyudu niye onu erken uyutuyorum diye. Ben de şu güzel dolunay akşamında mumumu yakıp balkon sefası yapmak ve biraz burada çizittirmek istedim.

Peşi sıra rüyalar görüyorum buraya geldiğimizden beri, yani yaklaşık bir haftadır. Kimi zaman geçmişten kareler, insanlar, o günlerdeki hislerim geliyor rüyama misafir. Kimi zaman da hiç bilmediğim mekanlarda bilmediğim kişilerleyim ama tanıdık hislerle. Ne acayiptir benim rüyalarım bir bilseniz hep derim yazsam kitap olur. Çocukluğumda hatırlarım, kimi zaman uykum bölündüğünde rüyam yarıda kaldıysa, tekrar uyumaya zorlardım kendimi aynı rüyaya kaldığım yerden devam edeyim diye. Eminim siz de bilirsiniz bu duyguyu. En fenası da kötü bir rüya görürsünüz ve uyandığınızda yaşadığınıza şükredersiniz. Örneğin bir yakınınızın öldüğünü ya da başınıza kötü bir şey geldiğini gördüğünüzde uyanmak iyi gelir. Ya da kendinizin öldüğünüzü gördüğünüzde. Sahi siz hiç öldünüz mü rüyanızda?

Dolunay öncesi bir hafta ve sonrası bir hafta bedenimiz her anlamda hassaslaşabiliyor, rüyaların artması da ondan. Dolunay her defasında ayrı etki yapıyor bende. Bazen hiç uyutmuyor, deli gibi dolanıyorum ya da oturuyorum sabaha kadar. Ama bazen de böyle geceleri rüya aleminde oluyorum, derin uykuda geçiriyorum.

Bu dolunayın yorgun, kırgın kalplerimizi iyileştirmesini, kalplerimize daha fazla merhamet ve şevkat vermesini, solgun yüreklerimizi ışığıyla parlatmasını, yerine koyamadıklarımızın yokluğuna dayanma gücü vermesini, yaratıcılığımızı artırmasını, kendimize bile söyleyemediğimiz gerçeklerimizi görebilme fırsatları vermesini diliyorum.

 

Kalbini açık, aklını sağlam, bedenini zinde tut!

Değişimin ayak sesleri çoktan geliyordu da kimimiz kulak arkası ediyor, kimimiz de ihtimal vermiyorduk bu kadar hızlı başlayacağına. Oysa ki o gümbür gümbür geliyordu. Değişim bu sana kim durdurabilir ki bir defa yola girdi mi? Şimdi, bugün, şu an değişiyoruz her birimiz. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Ne sen ne de ben ne de çevremizdeki insanlar. Ağaçlar, çiçekler, gökyüzü bile bir başka. Havanın tenimize değdiği anda bıraktığı o his bile değişti. Kuşlar bile bir başka cıvıldıyor farkında mısın? Her güne farklı duygularla uyanıyoruz. Kimi gün çok umutlu iken kimi günler de son derece karamsar ruh halinde içinde olabiliyoruz. Hatta bugünlerde çoğunlukla birçok farklı duyguyu aynı anda hissediyoruz. Endişelerimizle, korkularımızla, sevinçlerimizle, coşkularımızla hepsi biziz. Duygularımızın her birine sahip çıkıp onlara sarılmalıyız. Her birinden öğreneceklerimiz var özellikle bugünlerde. Hayatlarımız değişiyor, biz değişiyoruz.

Yol uzun ve dönemeçli. Dışarda olanlara kendini kapatmadan değişimin içinde var olabilmeyi öğrenmelisin. Her ne öğreti aldıysan işte onu hayatına geçirme vakti. Bu daha başlangıç! Kalbini açık, aklını sağlam, bedenini zinde tut. Ruhunu besle ki var olabilesin.

Artık hiçbir şey için rol yapmana gerek kalmadı. Şeffafsın tamamen içini görebiliyorum. Sen de benim içimi gör ve fark et kendini orada.

Sevdiklerin için fedakarlık yapma ve hizmet etme vakti şimdi. Haydi bırak şikayeti ve harekete geç ne duruyorsun?

Hayatının sorumluluğunu tamamen kendi ellerine al ve ayaklarını yere sımsıkı bas ki kimse seni yolundan vazgeçiremesin.

Hayattaki gerçek misyonunu bulamadığını hissediyorsan halen nelere direndiğine, nerelerde teslim olamadığına bak orada kendini bulacaksın.

Sevdiklerini olduğu gibi kabul edemiyor, yargılıyor ve etiketliyorsan halen, yine aynaya bak! Sen oradasın!

“Sadece Benim değişmemle olacak iş mi bu” diyorsan?

Oku, araştır, düşün ve iç sesini dinle…

Korkunu bırak, en iyi ne yapabiliyorsan onu yap…

Gezi Parkı’nda yaptığımız yogadan.
Virabhadrasana II – Savaşçı 2

Not: Bu gece yatmadan önce içimden geçenleri öylesine yazıverdim. Aman ha akıl vermiş gibi olmayayım. Bu hatırlatmalar önce kendime sonra da sizlere tabii her zamanki gibi. Yapabildiğiniz kadar düzenli meditasyon öneriyorum bugünlerde. Önemli bir dönemeçteyiz. Dışarda her ne olursa olsun dengede ve merkezimizde kalmalıyız.

Evrenden cesaret desteği; yeni ay

Yeni ay giriş yaptı. Yeni ay yeni umutlar, yeni başlangıçlar, atamadığınız bir türlü karar veremediğiniz ya da beklettiğiniz adımları atma zamanı demek.
Evrenden bir cesaret desteği almak demek.
Dualar kalpten gökyüzüne yükselen seslerdir. Sessiz lakin etkili. Kalpten yapılan dualar etkilidir. Gönülden, hiçbir kuralı olmadan yaratıcıya uzanan ellerdir. Belki de bundandır her dinde ellerin dua ederken kalp hizasında tutulması.
Yeni ayda kalbimize dönelim ve bakalım umutlarımıza, hayallerimize, gönülden istediklerimize. Kendimize dürüst olarak kalbimizin sesini bize ulaştıralım, sevgiyle.
Yaratıcıya gönderilip evrenin sesi olmuş dualardan en sevdiklerimden örnekler sunarak yeni ayın hepimize gönlümüzdeki muratlarımızı vermesi dileğiyle…
En içten sevgilerimle…

Evrenin yaratıcısı. Bana yaşam denilen armağanı verdiğin için teşekkür ediyorum.
Gerçekten ihtiyacım olan her şeyi bana verdiğin için teşekkür ederim. Bu güzel bedeni ve zihni deneyimleme imkanı verdiğin için teşekkür ederim. Tüm sevginle, saf ve sınırsız ruhunla, sıcak ve parlak ışığınla içimde yaşadığın için teşekkür ederim. Gittiğim her yerde sevgini paylaşmak için, sözlerimi, gözlerimi, yüreğimi kullandığın için teşekkür ederim. Seni olduğun gibi seviyorum çünkü ben senin yarattığınım. Kendimi olduğum gibi seviyorum. Yüreğimdeki sevgiyi ve huzuru hep korumama yardım et. Bu sevgiyle yeni bir yaşam yaratmaya ve hayatımın geri kalan döneminde sevgiyle yaşamama yardım et.
Amin

Don Miguel Ruiz – Dört Anlaşma / Toltek Bilgelik Kitabı

Sevgili Tanrım , beni senin barışının aracı yap
Öyle ki benden nefret ettikleri yerde sevgi vereyim
Bana hakaret ettikleri yerde affedici olayım
Kavga olan yerde birleştirici olayım
Yalanın hüküm sürdüğü yerde hakikati söyleyeyim
Kuşkunun olduğu yerde inancı getireyim
Kederin yaşadığı yere sevinci getireyim

Moola Mantra

“Ey Büyük Ruh
Sesini rüzgarlardan işittiğim,
Bütün Dünyaya yaşam nefesini veren, duy beni!
Ben küçük ve güçsüzüm, Senin bilgeliğine ve gücüne ihtiyacım var. .
Güzellikler içinde yürüyeyim ve gözlerim güneşin kırmızısını, günbatışının morunu hiç görmediği gibi görsün.Ellerim senin yarattığın herşeye saygılı davransın ve kulaklarım senin sesini duyacak kadar keskin işitsin.Beni bilgili yapki insanlarıma öğrettiğin şeyleri anlayabileyim.Senin her kayaya her yaprağa gizlediğin sırları öğrenebileyim.Güçlü olmaya çalışıyorum ama kardeşlerimden değil. . En büyük düşmanıma karşı kendime karşı. Beni daima temiz ellerle ve güçlü gözlerle sana gelmeye hazır et. Gün batımının solgunluğu gibi benim de yaşamım solup bitmeye başladığında ruhum seni utanmadan ziyaret edebilsin.”

Bir Kızılderili Duası

İçimizdeki tarihleri bulma vakti

Rakamlara gereğinden fazla anlam yüklüyoruz diye düşünüyorum son zamanlarda. Tıpkı 2012’ye ya da 11.11.2011’e yaptığımız gibi. Hemen hemen bütün sosyal medya platformlarında mesajlar dolaşıyor özellikle 11.11.11’e dair. Yok yeni enerji, cennet kapısı, yeni dünya, yeni çağ gibi türlü tanımlamalar içeriyor bu mesajlar. Bir yandan 2012’de felaket bekleyenler tartışa dursun diğer yandan Maya Takviminin tarihlerine göre de kitlemiş durumda olanlar var hayatlarını. Rakamları bir yana koyup, kıyamet beklentilerinden de uzaklaşırsak hem daha gerçekçi bir bakış açısı kazanmış olacağız hem de kendimizle ilgili daha fazla farkındalık yaşayabileceğiz. Kaldı ki daha ne bekliyoruz bilemiyorum; dünyanın her bir tarafı seller, depremlerle cebelleşirken, insanlar şeker gibi anti-depresan tüketirken, her birimiz gerek özel gerek iş hayatımızda büyük değişimlerle yüzyüze gelirken artık biraz olsun tarihlere değil de bugüne bakma vakti gelmedi mi sizce?

Oysa ki asıl kıyamet içimizde dostlar! İçinize bakacak cesaretiniz varsa biraz olsun o halde haydi yüzleşme vakti. Bedeninizin sesine kulak verin öncelikle. Nerelerinizde ağrılar hissediyorsunuz son zamanlarda bir dikkat kesilin. “Rüzgardandır”, “ters yatmışımdır”, “burkmuştum geçen gün”, “çok yoruluyorum bugünlerde” diyip de hemen bir ağrı kesici alıp durumu unutuyorsanız bir sonraki ağrınıza kadar, bilin ki o ağrılar uzunca bir süre daha sizi rahat bırakmayacak. Ancak siz ağrının kökündeki ruhsal nedeni fark edene kadar.

Önce şu soruları sorabilirsiniz kendinize;

En son kime, neye öfkelendim?

Affedemediğim ne, kim var? Neden?

Kendim için son günlerde ne yaptım?

Değişim çoktan başladı ve tam da ortasındayız. Haydi içinde yaşadığımız her anı onurlandıralım, sevdiklerimizle yaşadığımız anların gerçek anlamda hakkını verelim. Çocuklarımıza daha fazla kulak verelim bugünlerde, onların ihtiyaçlarını dinleyelim ve bize yapacakları rehberliği kabul edelim. Her ne yapıyorsak lütfen şikayet ederek değil minnet duygusuyla yapalım. Ve tabiki de deprem gibi felaketlerden muzdarip olmuş halkımıza yardımlarımızı devam ettirelim, hem fiziksel hem ruhsal her anlamda desteğe ihtiyaçları var.

Bugün güzel bir gün demek istiyorum diyemiyorum çünkü yine Van’dan gelen bir deprem haberiyle başladık güne. Diğer yandan Atamızı anıyoruz sevgiyle ve hasretle. Atamızı, o ışıl ışıl özel insanı anarken içimizdeki güzellikleri yeniden hatırlayalım ve herşeye rağmen gülümsememizi, güçlü duruşumuzu, umudumuzu kaybetmeyelim, çevremize de yayalım. Van için daha neler yapabiliriz bir yandan da düşünelim, uygulamaya geçirelim.

“An”da SEN’sin

Dün eski bir dostumla görüştüm. Yakın bir aile dostları kansere yakalanmış. Hem de bütün vücuduna yayılmış, en son safhasındaymış. Sordu bana “napsak sence herhangi bir alternatif terapi işe yarar mı acaba?” diye.

Yarar mı gerçekten?

Bunu kimse bilemez.

Sadece hastalığı yaşayan kişi bilir çünkü o ne isterse o olur. O herhangi bir terapinin işe yarayacağına inanırsa, sonuç olumlu olabilir. Ama “artık bana hiçbirşeyin faydası olmaz” derse, sonuç olumsuz olabilir. Kararsız kalırsa, belirsizlikler başlar bu defa da.

Böyle bir süreçte binbir çeşit terapiye para yatırmaktansa, yüreğinin sesini dinleyip, içinden ne geliyorsa onu yapmak en rahatlatıcı yöntem olabilir. Sevdiğin insanlarla sevdiğin şeyi yapmak ya da istersen yalnızlığınla başbaşa kalmak. Tercih kişiye ait. Hastalık elverdiğince, koşullara göre minik mutluluklar yaratabilir insan.

Bunları söyledim arkadaşıma. Fakat günün devamında öyle bir gelişme oldu ki hayatımda, bu dediklerimi baştan aşağı düşündüren, “hele bir daha düşün” dedirten, afallatan cinsten.

Gördüm ki hayat hepimize herşeyi gösterebilir. Her koşul her an değişebilir. Bu değişime teslim olabiliyorsak, “an” da içimizdeki Tanrı ile kalabiliyorsak, akış mükemmel… “An” da herşey iyi ve güzel.

Ve bir defa daha anladım ki hayatta en en değerli şey SEN’sin.

Kendini güçlü, ayakta dimdik tutabilecek tek kişi de yine SEN’sin.

SEN istemeden içinde güneş doğmaz da, batmaz da…