Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Gökyüzü, Bilimsel araştırma, deney’ kategorisi arşivi

“Dünyamız bugün, 2005 yılından bu yana olmuş en güçlü güneş fırtınasının etkisi altına girmiş bulunuyor. Bugün dünyayı etkileyen jeomanyetik fırtına Pazar günü erken saatlerde güneşte meydana gelen patlamayı izliyor. Güneş fırtınasının etkilerinin Çarşamba günü boyunca da sürmesi bekleniyor. Güneşteki patlamalar, güneşin atmosferinde depolanan manyetik enerjinin birdenbire serbest kalmasıyla oluşuyor. Coronal Mass Ejection (CME – Koronal Kütle Atımı) adı verilen olay sırasında da, enerji yüklü parçacıklar uzaya yayılıyor.
Bu da dünya üzerindeki, elektrik enerji hatları, iletişim sistemleri ve uydu sistemleri gibi teknolojileri etkileyebiliyor. Kutuplara yakın noktalarda uçan uçaklar da güneş fırtınasından etkilenebiliyor. Güneşten dağılan parçacıkların bir başka sonucu da “Kuzey ışıkları”nın olağan bölgelerin daha güneylerinde de görülebilecek olması.
ABD Uzay ve Havacılık Dairesi’nden (NASA) bir sözcü, uzmanların güneşteki patlamanın beklenen etkileriyle ilgili çalışma yaptıklarını ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan 6 astronotun güneşten yağan parçacıklardan kendilerini korumak için birşey yapmalarına gerek olmadığı sonucuna varıldığını bildirdi.
1972 yılında güneşteki bir patlama ardından oluşan jeomanyetik fırtına yüzünden, ABD’nin Illinois eyaletinden yapılan tüm şehirler arası telefon konuşmalar kesilmişti.
1989 yılında da, bir başka güneş fırtınası Kanada’nın Quebec eyaletinde 6 milyon kişinin elektriksiz kalmasına yol açmıştı.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne bağlı Uzay Hava Tahmini Merkezi sözcüsü, bu sonuncu güneş patlamasının sonuçlarının fazla büyük olmayacağını kaydetti”
Kaynak : http://www.internethaber.com

Bugüne kadar defalarca söyledim, yineliyorum; Makro kozmosta ne oluyorsa mikroda da o oluyor. Yani bizler evrenin yansımalarıyız. Bu nedenle uzayın ve gezegenlerin konumu bizler için önemli. Çünkü farkında olmasak da bedenimize bazen kontrolümüz dışında etkiler yapabiliyor. Örneğin, basit bir nezleymiş gibi başlayıp ağır geçen grip, tanımı konulamayan eklem ağrıları, baş ağrıları, nedensiz depresif haller, öfke patlamaları, gündelik hayatımızda olmadık aksilikler, engeller gibi.
2012’de güneşteki hareketlenmenin daha aktif olacağını bazı röportajlarım aracılığıyla da yazmıştım. Bu da demek oluyor ki, bağışıklığımızı çok güçlü tutacağız ve mümkün olduğunca sakin kalmaya çalışacağız. Sevdiklerimizle bolca vakit geçireceğiz ve kendimizle de başbaşa kalabileceğimiz özel zaman aralıkları yaratacağız. Şiddetsiz iletişim kuracağız!
Dolunay günlerini düşünün nasıl gergin olduğumuzu, işte güneş fırtınası bunun çarpı iki belki de çarpı üç daha fazla gergin olacağı anlamında. Birine bir şey söylemeden, bağırmadan, sinirlenmeden, öfkenizi kusmadan önce ne olur 2 defa düşünün. Boşyere kalp kırmayın. Kalp kırma değil, kalp kazanma, elele verme vaktidir.
Öte yandan Astrolog Oğuzhan Ceyhan uyarıyor; “Önümüzdeki 6 gün boyunca güneşten çok ciddi radyasyon çıkışı olacaktır. Temkinli olun, çok ciddi bir uzay fırtınası ile karşı karşıyayız.”

Astroloji bugün günlük hayatımıza girmiş durumda. Dolunay dönemlerinde gergin olmamak için birbirimizi uyarır, Merkür geri giderken aldığımız kararları gözden geçirir, astroloji haritamızı önemser olduk. Yüzyıllar önce kadim uygarlıkların Ay ve Güneş’in konumlarına göre beslenme düzenlerini dahi değiştirdiklerini göz önüne alırsak, bugün bu kadim bilgileri fark edenlerin sayısında artış olmasının da bir sebebi olsa gerek. Aslında astroloji sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden sadece biri, belki ufak bir kaçış noktası bizim için, kimbilir belki de kendimizi iyi hissettiğimiz bir liman bazen. Fakat ne olursa olsun yine her konuda olduğu gibi bu derin bilginin çok doğru kanallardan, bilgiyi gerçek anlamda bilen ve deneyimlemiş olandan alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda Nilgün Yüksel ile tanışmam hiç de tesadüf olmasa gerek. Tam da bu konuları sorgularken çıktı kendisi karşıma ve de keyifli sohbet yaptık astroloji üzerine.

 

Nilgün Yüksel

Yüksel, İstanbul Üniversitesi Teorik Fizik Bölümünün ardından Uygulamalı Matematik ve Bilgisayar alanında Boğaziçi Üniversitesi’nde Master programını bitirmiş. Yıldız Üniversitesi Bilgisayar Müh. Bölümünde 7 sene öğretim üyesi olarak çalışmış. Yıllarca Bimsa, Alexander Mann başta olmak üzere birçok teknoloji şirketinde çalışmış ve sonunda kendi İnsan Kaynakları şirketini kurmuş. Bugün hem kendi şirketinde çalışmakta hem de astroloji ve kişisel gelişim seminerleri eğitimleri vermekte. Astroloji eğitimini ise kişisel merakı sonucunda Hakan Kırkoğlu’ndan almış ve kendi bilgileri ve bilgeliği ile sentezlemiş.

Astrolojik harita kader değil

Astroloji haritamızın kesinlikle bizim kaderimiz olmadığını belirten Yüksel, olayların bizdeki birtakım duyguları tetiklediğini ama o olaylar karşısında ne yapacağımızın bizim seçimimiz olduğunu söylüyor. Ve şöyle devam ediyor; “Bazen başımıza gelecek olayları değiştiremeyebiliriz ama bakış açımızı değiştirebiliriz. İşte burada astroloji, kuantum fiziği ile eşleşmeye başlıyor. Tüm olasılıklar yüzer gezer bir vaziyette evrende dolaşıyor. Bir konuya odağımızı çevirdiğimiz andan itibaren, sanki bir mıknatıs varmış gibi tüm moleküllerimiz, parçacıklarımız ona doğru dönüyor. Olasılıklar buna göre gelişmeye başlıyor. Biz sanıyoruz ki tek şansımız vardı, ama sadece görmeyi tercih etmiyoruz. Bu bizim bilinç bakış açımız. Bilincimiz evriliyor, genişliyor. Sahip olduğumuz her şeye başka bir gözle bakmayı öğreniyoruz. Burada kuantum var; “Ahaa” dediğimiz noktalar var ya, o nokta bizim farkında olduğumuz nokta. Bu da zaten yolun yüzde 80’ini oluşturuyor. İsterseniz gidin 10 günlük inziva yapın, o bilincinizi günlük hayatınıza uygulayamıyorsanız bir şey fayda etmez. Farkında olduğunuzda kolay tetiklenmiyorsunuz. Ayrıca her zaman karşınızdaki insanın içindekini görebilirseniz, karşılaştığınız olaylarda insanlardan dolayı da kolay tetiklenmezsiniz”. Yüksel, astrolojik haritamızdaki korku alanlarımızın ve kendimizi günlük hayatta eksik hissettiğimiz zamanların, aslında kendimizi deneyimleme yolumuzu oluşturduğunu söylüyor.

Burçlara göre genelleme yapmayın

Her birimizin 12 burcun bütünü olduğumuzdan söz eden Yüksel, insanlara burçlarına göre genelleme yapmamak gerektiğini herkeste 12 burçtan bir şeyler olabileceğini vurguluyor.

Yüksel’den aldığım bilgilere göre, 12 burcun hepsi birer bilinç düzeyi. Bu bilinç düzeyimizi gökyüzündeki bir hareket etkiliyor. Oradaki bir hareketle bizde ne harekete geçiyor bilmiyoruz. İşte olasılıklar burada başlıyor. Yani aynı olay sizde başka kayıtları açıyor bende başka kayıtları açıyor. İçerden dışarı bir şeyler çıkıyor; siz kızıyorsunuz, ben gülüyorum örneğin. Hayata belli temaları deneyimlemek için gelmişiz, olasılıklar sonsuz. Ama biz bunları bilinç düzeyimizde görebildiğimiz zaman, o bilinç, korkularımız, başarılarımız, ailemiz gibi bir düzlemde farkına varabiliyoruz.  Farkına varana kadar belirli temaları veya kalıpları tekrarlıyoruz, sadece baş aktörler değişiyor.

Dolunayın ve güneşteki patlamaların etkileri

Dünyanın yapısı ile insanın yapısının aynı olduğundan bahseden Yüksel, konuya şöyle açıklık getiriyor;  “Bizim yapımız karbon bazlı  bir yapı. Dünyanın yapısı da aynı. Dünyanın dörtte üçü sudur insanların da öyle. Dünyanın çekirdeğinde demir vardır bizim de kanımızda demir vardır. Bu nedenle güneşteki patlamalar dünyanın kabuğunun içindeki demiri ısıtıyorsa, orada dengesiz hareketler oluşuyorsa bizim içimizdeki demir de aynı şekilde oynuyor”.

Dolunay zamanının önümüzde duran olayların tam aydınlanma, farkındalık zamanı olduğuna dikkat çekerek, “Dolunay zamanı, bizim içimizdeki sıvı da etkileniyor. Örneğin ay zamanı 28 günde birdir, kadının menstürasyon zamanıyla aynıdır. Bu nedenle kadınlar dolunaydan daha fazla etkilenir. Dolunay, kadının bilincine sahip olma zamanıdır.” şeklinde konuşuyor.

Yüksel, diğer yandan güneş ve ay tutulmalarının da farklı bir bilinçle bakıldığında, gerçek bilgiye ulaşmamızı sağladığını söylüyor. Kendi gerçeğimizi görmemiz için de tutulmaların bir araç olduğunu anlatan Yüksel, özellikle tutulma ve dolunay dönemlerinde kendimizle kalabileceğimiz zamanlar yaratmamızı öneriyor.

Seminerler

Nilgün Yüksel, aşağıdaki başlıklarda seminerler veriyor. Seminerle ilgili bilgi almak isterseniz Mor Danışmanlık’a başvurabilirsiniz;

Astroloji ile Farkındalık Yolculuğu : 8 haftalık workshop, sabah 10:30- 13:30 , akşam 19:30-22:30 seçenekleri

 – Astrolojiye Giriş Semineri : 1 günlük, 13:30-17:30 arası cumartesi günleri

 – Kişisel Gelişim Semineri : Ayda 1 kere, seçilen konu üzerinden, interaktif olarak verilecek seminer. Gün olarak  cuma akşamı 19:30-23:00, veya cumartesi günü 13:30-18:00 arası. İlk seminer konusu “Nedir şu Kuantum dedikleri”.  

Mor Danışmanlık, Etiler  : morkisiselgelisim@gmail.com 
0212 351 76 55 www.nurperiozcelik.com

Güneşe dikkat

Son 6 ayda güneşteki patlamaların  ne kadar sıklaştığının ve arttığının farkında mısınız? Güneşteki bu hareketliliğin hem fiziksel hem de ruhsal bedende ne gibi etkiler yaptığını gözlemleyelim. Örneğin anlamsız yere depresif ruh halinde olabiliriz, bedenimizin çeşitli yerlerinde tanımlayamadığımız ağrılar hissedebiliriz, hormonal düzenimizde de değişimler görebiliriz. Çünkü makro kosmosda ne oluyorsa mikro kosmos yani canlılar da bu durumdan etkileniyor. Evrenin bir yansıması olduğumuzu düşünürsek, güneş aktivitelerinden ne boyutta etkilenebileceğimizi de daha iyi anlayabiliriz.

Elektromanyetik dalgalardan nasıl korunalım?

1. Sabah mümkün oldukça erken kalkıp akşam da mümkün oldukça erken yatın. Böylece güneş ışığından daha fazla yararlanıp, ışıkları daha az kullanacaksınız ve evinizdeki kirliliğin azaltılmasına katkıda bulunacaksınız.

2. Elektrikli aletleri olabildiğince az kullanmaya çalışın. Örneğin büyük bir temizlik yapmıyorsanız elektrikli süpürge yerine, bez ya da paspasla silin. Mutfakta eski usul meyve suyu presleri ve el mikserleri kullanabilirsiniz.

3. Bağışıklık sisteminizi güçlü tutun. Bol meyve sebze (mümkünse organik), probiyotik (kefir, yoğurt) içeren bir beslenme alışkanlığı edinin olabildiğince güneş ışınlarından yararlanmaya çalışın. En az 8 saat uyumaya özen gösterin.

4. Pek çok kimyasal toksin içeren kişisel bakım, temizlik ürünlerini doğal alternatifleriyle değiştirin. Örneğin deodorant yerine sodyum bikarbonat (yemek sodası) kullanmayı deneyin. Çok daha memnun kalacaksınız.

5. Doğal tabanlı (kösele, deri) ayakkabılar kullanın, fırsat buldukça parklarda bahçelerde yalınayak yürüyün, bulduğunuz ağaçlara sarılın. Bütün bunlar vücudunuzdaki fazla elektrik alanının toprağa aktarılmasını sağlayacaktır.

6. Kullanmadığınız elektrikli aletlerin fişlerini çekin.

7. Yatak odanızı, özellikle başınızın olduğu yere yakın alanları her türlü elektrikli (lambalar dahil, uyurken fişlerini çekin) aletten temizleyin.

8. Mobilyalarınızı yerleştirirken duvarların, tavanların, yerlerin elektromanyetik alanları engellemediğini aklınızda tutun.

9. Dimmer anahtarları normal anahtarlarla değiştirin. Bunu yapmak elektrik kablolarındaki yüksek frekanslı radyasyonu azaltacaktır.

10. Halojen ve floresan ampullerden sakının. Floresanlar her ne kadar enerji tasarrufu sağlasa da migrene neden olmakta ve civa içermektedir. LED ampulleri kullanın.

11. Hız ayar özelliği bulunan fan, ısıtıcı vb gibi aletleri kullanmayın.

12. Mikrodalga fırın, saç kurutma makinesi, elektrikli battaniye, elektrikli diş fırçası, bebek monitörleri gibi gereksiz aletleri kullanmayın.

13. Kablosuz dekt telefonları kullanmayın. Bunlar cep telefonunun yaydığının 2-3 katı radyasyonu, kullanılmadıkları zaman bile yaymaktadır. Cep telefonlarınızı kullanmadığınız zaman kapatın. Şarj aletlerini kullanmıyorken fişten çekin.

14. LCD ekranlı televizyon ve monitörleri tercih edin. Plazma ve katot tüplü televizyonlardan mümkün oldukça uzak durun.

15. Başarabiliyorsanız, kablosuz ağlardan, internet kafe vb. gibi alanlardan uzak durmaya çalışın. Kullanmadığınızda evinizde varsa kablosuz ağınızı kapatın. Komşularınızı da bu konuda uyarın.

Hatırlarsanız birkaç ay önce güneş fırtınasından bahsetmiştim. Güneş aktivitelerinin 11 yıllık çevrimleri olduğunu ve bu çevrimlerin zirve yaptığında çok büyük patlamalar oluşturduğunu ve gücü çok yüksek parçacık proton, elektron rüzgarı ve fırtınasının dünyaya çarptığını söylemiştim. Böyle bir şey yüzyılda birkez oluyor. Bu da elektrik ve elektromanyetik bütün aletleri bozuyor ve kullanılamaz hale getiriyor. Böyle bir olay 1859’da yaşandı (Carrington Event). O zaman kuzey yarımküreye çarptı ve bütün telgraf sistemleri iptal oldu. 2 haftaya yakın sürdü. Böyle birşey yüz yılda bir geliyor ama yaklaşık 150 yıldır gelmedi ve her an olabilir. Bilim adamları bu olası felaketi elektronik kıyamet olarak tanımlıyorlar. Bu konuda birçok internet sitesi var, olası bir felakette neler yapmanız gerektiğini anlatan. Tabii amacım felaket tellallığı yapmak değil, sadece ufak bir hatırlatma.

*Mart ayı köşe yazım

Super Moon

19 Mart’ta yaşanacak Super Moon adı verilern doğa olayı yüzünden bilim adamları ve astrologlar birbirlerine girdiler. Hatta bilim adamları da astrologlar da kendi içinde çelişiyor. Kimileri 19 Mart’ın büyük felaketler getireceğini söylerken kimileri de durumu bütün bilimsel gerçekliğiyle gayet olağan bir doğa olayı olarak görüyor. Oldukça fazla makale okudum konuyla ilgili, hatta birkaçını size çevirip buradan yayınlamak istedim ama eminim ki sizler de okudunuz ya da mail olarak düştü posta kutunuza en azından. Yazının en sonunda link olarak vereceğim okuduğum birkaç makaleyi.

Arkadaşlar, bence doğal felaketlere dolunay mı sebep oluyor yoksa nedir şeklinde tartışmaları yapmak için çok geç kalmadık mı sizce de? Zaten olan olmuş ve olmakta! Ekonomik anlamda dünyanın 3.büyük ülkesi Japonya’nın durumunu görüyoruz. Bu duruma neyin sebep olduğu mu önemli yoksa şimdi yani bugün ne yapılması gerektiği mi? Japonya Başbakanı yapılması gerekeni söyledi; “Bu durumu ancak birlikte atlatabiliriz” dedi. BİR-LİK-TE…

Bugün insanlık olarak elele verme vakti. Bireysel endişelerin pek de önemi kalmadı artık bana göre. Büyük resimden bakmak gerekiyor. Çünkü görünen tablo ciddi uyarılar veriyor. Durduğumuz yerde 19 Mart’ta ne felaket olacak acaba diye endişelenmeyi bırakıp işimize bakalım, bugünümüze odaklanalım. Olacağa çare var mı? Yok. Zihinlerimizi sakin tutalım, birbirimizi üzmeyelim, gerilmeyelim boşyere. Hele ki ikili ilişkilerde gerilme vakti hiç değil. Tam tersi kenetlenmeliyiz.

Ve bu güçlü dolunay etkisinde bedenimizi ve ruhumuzu koruyabilmek adına aşağıda Mihri Hocamın yazdıklarına kulak verelim. Nefesimize dikkat edelim, bilmediğimiz ya da henüz yeni tamıştığımız nefes tekniklerini kendi kendimize denemeyelim. Bu süreçte etkisi yıkıcı olabilir.  Açık havada yürüyüş yapalım bolca. Gerildiğimizde yalnız kalabileceğimiz bir yerde oturalım, gözlerimizi kapatalım, kendimizle kalalım, sadece burun deliklerimizden çıkan ve tekrar giren havayı hissedelim. Ve o boşluk hissine bırakalım kendimizi. Boşluğun içindeki sessizliği, huzuru hissedelim. Kalalım orada bir süre sessizliğin sesini dinleyelim. Ve gözlerimizi açtığımızda kaldığımız yerden devam edelim. Kaçmadan, yargılamadan, eleştirmeden, şikayet etmeden, bağırmadan, sadece sevgiyle… her ne yapmamız gerekiyorsa yapalım. Kabul ve teslimiyet içinde…

İlgili linkler;

Nasa Bilim Adamı Dr.James Garvin’in açıklamaları burada.

Tüm Super Moon olaylarının tarihleri ve verileri burada.

UniverseToday’dan bir makale burada.

Güneş

Güneşin battığı yerden doğması konusunu düşündünüz mü hiç? Bildiğiniz gibi kıyamet senaryolarından biridir ama burada anlatılmak istenen aslında kıymetli Ergün Arıkdal’ın açıkladığı gibi ; “Dünyanın alt üst olması değil, insanın kendisinin alt üst olması demektir. Ve uykunun tersi uyanıklıktır. Dünyanın alt üst olması denince, illa ki, mağma tabakasını volkanlardan dışarıya fırlaması akla gelmemelidir.Bu, küçük kıyamet sahibi olarak insanın alt üst olması demektir. En iyi alt üst oluş, nefsani halden vicdani, ahlaki, makul vicdana geçiştir. Yani mevcut olan bütün eksik hallerin, mükemmel, olgun, yetkin hale geçmesi, siyahın beyaza dönüşmesidir. Güneşin battığı yerden doğması budur. Güneşin battığı yerden doğuşu, bir devrin, bir devrenin bitişi anlamında geliyor.” Kıymetli hoca muhteşem yorumlamış. Yolu ışıkla dolsun. Kendisinin makalelerinden bir ufak bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Bu akşam güneş tutulması var biliyorsunuz. Bugünlerde düzenli “Güneşe Selam – Surya Namaskara” yapmanızı öneririm. Duruşları ayrıntılı olarak buradan görebilirsiniz.