Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Güneşin battığı yerden doğması konusunu düşündünüz mü hiç? Bildiğiniz gibi kıyamet senaryolarından biridir ama burada anlatılmak istenen aslında kıymetli Ergün Arıkdal’ın açıkladığı gibi ; “Dünyanın alt üst olması değil, insanın kendisinin alt üst olması demektir. Ve uykunun tersi uyanıklıktır. Dünyanın alt üst olması denince, illa ki, mağma tabakasını volkanlardan dışarıya fırlaması akla gelmemelidir.Bu, küçük kıyamet sahibi olarak insanın alt üst olması demektir. En iyi alt üst oluş, nefsani halden vicdani, ahlaki, makul vicdana geçiştir. Yani mevcut olan bütün eksik hallerin, mükemmel, olgun, yetkin hale geçmesi, siyahın beyaza dönüşmesidir. Güneşin battığı yerden doğması budur. Güneşin battığı yerden doğuşu, bir devrin, bir devrenin bitişi anlamında geliyor.” Kıymetli hoca muhteşem yorumlamış. Yolu ışıkla dolsun. Kendisinin makalelerinden bir ufak bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Bu akşam güneş tutulması var biliyorsunuz. Bugünlerde düzenli “Güneşe Selam – Surya Namaskara” yapmanızı öneririm. Duruşları ayrıntılı olarak buradan görebilirsiniz.

“Ay, Dünya üzerindeki hayatın oluşmasında önemli bir etkiye sahiptir. Ay, Dünya’nın etrafında dönüşü ile iklimlerin devamını sağlar. Yani, canlı yaşamın oluşmasını kolaylaştıran iklimlere Ay sayesinde sahip olduğumuz bir gerçektir.
Bilimsel olarak Ay’ın insanlar ve diğer canlılar üzerindeki etkisi henüz tam olarak ispat edilmese de, bazı deneylerde önemli bulgular elde edilmiştir. Örneğin göçmen kuşların ve gece harekete geçen bazı böceklerin Ay’ı yön tayini için kullandıkları kanıtlanmıştır.
Samoa Adaları civarında mrcanlarda yaşayan Palolo’lar sadece Kasım’daki, Ay2ın dördün fazında çiftleşmektedirler. Bu ilginç durum birçok bilim adamını hayrete düşürmüş bir tespittir.
Cisimlerin biyolojik gelgitleri üzerinde araştırmalar yapan ABD Miami Üniversitesi’nden Prof. Dr. Arnold L. Lieber, bu konuda araştırmalarını halen sürdürmektedir. Lieber ve çalışma arkadaşları bitkilerin, hayvanların ve insanların birer mikro kozmos olarak düşünülmesi gerektiğini ve her birinin neredeyse Dünya ile eşdeğer oranda aynı elementlere sahip olduğunu savunur. Bu bilgi eski öğretilerle de son derece uyumludur. Zaten eskiler, insanın kozmosun bir yansıması olduğuna inanırlardı.
Başka Amerikalı bilim adamları ayrıca, beyin fonksiyonlarıın küçük elektrik akımları ile meydana geldiğini ve dışardan gelen elektromanyetik çekim güçlerinin, bu akımlarda dalgalanmalara sebep olabileceğini, bu sebeple migren, sinirlilik ve gerginlik gibi bazı bedensel sorunların ortaya çıkabileceğini de ileri sürmektedirler.
İstiridyelerle yapılan deneyler de saşırtıcı sonuçlar ortaya koymuştur. İstiridyeler her gece Ay tepe noktasına geldiğinde yani denizde taşmanın olduğu anda kabuklarını açarlar. Bilim adamları belirli bir miktarda istiridyeyi yüzlerce kilometre uzaktaki bir laboratuarda deniz suyu ile dolu bir tanka yerleştirip hareketlerini incelemişler. Tanktakisuda bir gelgit olayı gözlenmediği halde, istiridyeler taktaki ilk günlerinde kabuklarını, asıl bölgelerindeki aykonumuna göre açmışlar. Ancak bir süre geçince istiridyelerin zamanlamaları değişmiş; Ay, laboratuarın bulunduğu bölgede tepe noktasına gelince kabuklarını açmaya başlamışlar. Bu da istiridyelerin Ay’ın çekiminden etkilendiklerini düşündürmektedir. Bu etkileşimin tüm organizmalar için olması mümkündür.”
Yukarıdaki bilgiler Yurda Hal’in “Ay Taktikleri” isimli kitabından alıntı. 2 hafta önceydi sanırım aldım, o zamandan beri okuyorum, inceliyorum. Tam da Mihri Hoca aysal döngülerle ilgili yazınca ben de ufak bir katkı yapayım, kitabı sizlerle paylaşayım istedim. Kitapta, Ay fazlarının dünyamız üzerindeki etkileri, Ay’ın 4 elementle (Ateş, Hava, Su, Toprak) ve burçların nitelikleri ile olan ilişkilerinden, Ay’ın her burçtan geçerken günlük hayatımızın çeşitli alanlarında yarattığı etkilerden,bahsediliyor. Ve de bana çok ilginç gelen bir bölümde de, Ay 12 burçta dolaşırken, içinde bulunduğu burca göre etkilediği beden bölgeleri ve bunlara iyi gelen besinler de anlatılıyor. Kitabın sonunda ise ayrıntılı bir Ay Takvimi mevcut.

En karanlık geceyi (yeni ay) takip eden sabah, güneşin doğmasıyla sol burun deliği çalışmaya başlar. 1 saat sürer bu hakimiyet. 2. ve 3. sabahlarda da aynıdır. Dolunayı takip eden 3. sabah ise güneş doğarken sağ burun deliği işler. 1 saat sürer.
Ay gecede hüküm sürer, manyetiktir ve soğuktur. Manyetik ay enerjisi doğası gereği alıcıdır. Sol burun deliği aysal enerjiyi temsil eder. Güneş ve ay, günün 2 kutbunu oluşturur. Doğaları, 2 beyin yarıküresinin ve 2 burun deliğinin doğasıyla benzer. Ay 28.5 günlük dönemde düzenli olarak küçülüp-büyürken denizlerdeki gel-git olaylarını meydana getirir. Yüzde 70’i su olan insan bedeni de aydan etkilenir. Nasıl ki dolunayda su en yüksek seviyeye ulaşıyorsa, insanların duygusal yaşamlarında da yükselmeler olur. Ve karanlık gecelerde sular alçaldığında, insanların duygusallıkları da en zayıf hale gelir. Burun deliklerinin dönüşümü her 2 haftada bir dolunay ya da tam karanlık gece ile yeniden başlar. Ay’ın gücü dolunayda en yüksek seviyesindedir. Bundan sonra giderek azalır. Güneş enerjisi en karanlık gecede en güçlüdür. Karanlık döneminde Ay, Güneş tarafından akümüle olur. Yani doğuma hazırlanır.
Not: Burun deliklerinin her ikisini de aktif hale getirebilen nefes bilimi Pranayama’dan bir önceki yazımda bahsetmiştim. Burun deliklerinizin herhangi biri tıkalı olduğunda aysal döngüyü takip ederseniz, tıkanma nedenlerinin daha iyi farkına varabilirsiniz ve ona göre kendinizle gereken çalışmaları yapabilirsiniz. Tabiki düzenli yoga ve nefes çalışmaları ile zamanla açılacaktır.

Bu akşam Dolunay var. Son birkaç gündür ve yarından itibaren birkaç gün gerginlik hissedebiliriz. Dolunay zamanlarının özellikle kadınları gerginleştirdiği, kronik hastalıkların belirtilerini arttırdığı söylenir. Hatta birçok ülkede acil servis personeli ve polisler, dolunay zamanları, işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının arttığını söylerler. Bilim adamları da bu konuda ikiye ayrılıyor; Bir kısmı bu konuda hiçbir bilimsel kanıt olmadığını söylerken, diğer kısmı da yapılan araştırmalar sonucu ciddi verilere rastlandığını söylüyor. Çok eskilere dayanan bu bilgiler bana göre, aslında biraz da kişisel inanç meselesi ve tamamen insanın kendiyle olan ruh hali. Ay dönümleri özellikle biz kadınlar için önemli. Takip etmek gerek ayın durumunu sürekli, kendimizi daha rahat çözebiliriz bu şekilde, sorularımıza, korkularımıza içsel yanıtlar alabiliriz.
Ayın konumları beni hep yakından ilgilendirmişti ama Doğa’nın doğumundan beri daha da ilgileniyorum çünkü “Aydede çıkmadan uyumam” diyip de 1,5-2 yaş itibariyle öğlen uykularını pat diye kesen bir kızım var. Dolayısıyla aydenin her türlü ayrıntısı ilgilendiriyor beni artık. Sağolsun yoga hocam Mihri Temel bu konuda oldukça engin bilgisiyle aydınlatıyor bizleri de her derste ayrı bir bilgi ediniyoruz sayesinde. Dolunay zamanları farklı nefes teknikleri ve duruşlar çalıştırarak bu zaman aralığını çok rahat geçirmemizi sağlıyor. Verdiği bilgiler de cabası tabii. Onlar da yanımıza kar kalıyor. Bazen diyorum dizinin dibine otursam hocam konuşsa ben öyle günlerce dinlesem.
Düzenli olarak yaptığım yogayı dolunay zamanlarında daha da sıklaştırıyorum. Nefes tekniklerini gece yatmadan önce de uyguluyorum. Duruşları ve nefes tekniklerini öğrendikten sonra evde de rahatlıkla uygulayabilirsiniz. Hem fiziken hem de ruhen çok faydasını gördüm. Şiddetle tavsiye ederim.
Fakat dün ay taşımı kaybettim. Kaybolup gitmek istedi sanırım yer yarıldı içine girdi resmen evin içinde. Bu dolunay da böyle işte bir taş kaybettirdi bana… Sizde de bu akşam varsa gerginlik falan aman diyim dilinizi tutun, kırmayın etrafınızdakileri, kendinize bir mola verip çekilin köşenize sevdiğiniz birşeyler yapın.

Zaman içinde zamansızlık hissiyatı yoğun bugünlerde bende. Örneğin ay, gün yok sanki anlamını kaybetti. Zamanda kaymalar, atlamalar var. Ya çok hızlı geçiyor zaman ya da aynı anda birkaç yerde yaşıyormuşum gibi, paralel evrenler yani. Tam olarak da nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum ama açıkça söylemek gerekirse güzel bir boşluk hissi bu. Evet yaptığım enerji çalışmalarıyla, yoga ile de ilgisi var bu durumun ama en son CERN’de (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) yapılan deneyden sonra biraz daha anlamlandırabildim sanki. Evrenin varolmasına neden olan büyük patlamayı – Big Bang yaratmaya çalıştılar yani daha ötesi var mı? Fiziksel boyutta baktığınızda mesafe olarak bize uzak bir nokta da yapılmasının hiçbir önemi yok. Enerjitik olarak hepimiz etkilendik bence bu deneyden. Bilincimizde sıçramalar, değişimler oldu. Belki farkındayız belki de değiliz.
Bir süredir okuyorum bu deneyle ilgili; Bazı fizikçiler bu deney sırasında ortaya çıkan yüksek enerjinin zamanda bir kırılma yarattığını, atom düzeyinde olsa bile bir zaman tüneli oluştuğunu söylemişler. Yüksek enerji uzayda bir bozulmaya neden olarak zamanda bir tünel yaratabiliyormuş. Zaman tünelinde neler yapılabilir dersiniz, hayal edin? Örneğin geçmişe yolculuk.
Diğer taraftan bu deneyin büyük riskler içerdiğini söyleyen bilim adamları da var; En büyük riski karadelik (evrende hiç ışık vermeyen ve etrafındaki herşeyi içine çekecek kadar yoğun kütle gösteren oluşumlar) ve depremler. Ve dünyanın dengesi ile oynandığını, bu tür deneylerin insanoğlunun yapabileceği en büyük hata olduğunu düşünüyorlar.
Bilim çevrelerinde geniş kabul gören Big Bang teorisinin temelinde Einstein’ın genel görelilik kuramı var. Bu kuram 1916 yılında, kütlenin içinde bulunduğumuz uzayı ve zamanı eğip bükmekte olduğunu ortaya koydu. Genel görelilik kuramı ile evrenin ortaya çıkışı ve yapısı hakkındaki bugünkü bilgilerimizin de temeli atılmış oldu. Fakat Big Bang teorisinin altyapısını oluşturan kurama imza atan Einstein başlangıçta evrenin genişleyen değil sabit bir yapıda olduğunu düşünüyordu. Daha sonra Einstein’ın da doğruladığı Big Bang teorisini birbirinden bağımsız olarak iki bilim insanı farklı zamanlarda ortaya attı. Bu teorisiyle de Einstein, Cern deneyinin en büyük mimarlarından biri.
Flashforward dizisini izliyor musunuz? İzlemelisiniz! Orada yapılanlar ve olan olaylar da bugün yaşadıklarımızdan pek farklı değil. Birtakım mesajlar içeriyor gibi geliyor bana. Tabii almak isterseniz. Asıl mesaj zamansızlık! Geçmiş, gelecek yok! Sadece “an” lar var. Herşey “an” larda oluyor ve bitiyor, sonra yeniden başlıyor. Hayat bundan ibaret. Geçmiş ve gelecek kaygılarını yaratan biziz, zihnimiz.
