Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Gluten’ kategorisi arşivi

Glutensiz duraklarım

Glutensiz beslenmeye geçeli beri kendimde farkına vardıklarım daha önce hiç bilmediğim yerlerden çıkıyor.  Beslenmenin salt sosyalleşmekle olan ilgisini birebir deneyimliyorum. Örneğin hafta içi çok iyiyim, huzurluyum, rahatım çünkü kendi öğünlerimi kontrol edebiliyorum. Çoğunlukla evde yiyorum zaten. Dışarıda olacaksam da mutlaka yanımda glutensiz ekmeğim, galetem ya da meyvem oluyor. Ama haftasonu Doğa ve Serdar’la dışarı çıktığımızda zorlanıyorum. Hem kendime uygun menü bulmakta hem de zihnimi kontrol etmekte zorlanıyorum. Zihnim diyor ki; Bir kahve zevkin vardı şöyle yanında bir cheesecake yerdin hani ya da şöyle nefis mantarlı bir pizza… bunlardan da mahrum kaldın. Habire sebze, meyve, et, balık nereye kadar…

Ruhum diyor ki; Hiç bu kadar sağlıklı hissettin mi? Hayır. O halde şikayet etme, şükret.

Bedenim diyor ki; zindeyim, şişliğim yok, ödemim yok, mide de sıkışmalar yok. Bana ait olmayan şeyleri bana verme.

İşte böyle içsel çatışmalarla geçiyor haftasonları genelde. En çok da hani ayın belli dönemleri var ya biz kadınların cadıya dönüştüğü, hormonlarımızın ters yüz olduğu, işte en çok o dönemlerde zorlanıyorum. Kendimle savaş veriyorum desem doğrudur. Tabii yoga ve meditasyon oluyor kurtarıcım. Geçenlerde yoga dersimizden sonra sohbet sırasında öğrencilerimden biri “yoga beni hep şaşırtıyor” dedi. Ben de 10 yıldan fazla süredir yoga yaptığımı ve yoganın beni halen şaşırttığını söyledim. Evet sevgili okurlar, yoga disiplini sayesinde sadık kalabiliyorum bu diyete, bu düzene. Önce ruhen sonra bedenen dayanabilme, sabredebilme gücü veriyor yoga bana.

Kesinlikle kolay bir durum değil Türkiye’de glutensiz beslenmek. ürünler çok sınırlı, seçenek az, gittiğiniz restoranlarda glutensiz menü yok. Herşeyi ayrıntısıyla garsona sormanız, menüyü detaylı incelemeniz gerekiyor. Üstelik benim sadece intoleransım var, bir de ömür boyu böyle beslenmek zorunda olan çölyak hastalarına büyük kolaylıklar ve dayanma gücü diliyorum buradan. Ve hepsini çok iyi anladığımı söylemek istiyorum.

Kırıntı’nın mantarlı ve otlu omleti. Çok lezzetli fakat miktarı çok büyük, 3 kişi rahat doyar. O gün karlı bir gündü, yanında sıcak şarap içtim:) Ne alaka ama omlet ile canım istedi işte:)

Şu ana kadar dışarda yemek zorunda kaldığımda en mutlu olduğum yerler Bağdat Caddesi’ndeki Kırıntı ve Le Pain Quotidien oldu. Özellikle Kırıntı’da çalışan garson arkadaşlar konu hakkında çok ilgili ve bilgili. Hatta bana derin dondurucudan glutensiz ekmek kızartıp ikram ettiler. Yoga dersleri sonrası cadde tarafında işim de varsa yani eve dönmeyeceksem mecburen bu iki yerden birine gidiyorum ya da Saray ya da Mado’da menemen de idare ediyor beni:) Bir de Cafe Nero’da glutensiz limonlu muffin var artık. Nero seven biri olarak bu da beni hayli mutlu etti. Denedim yedim, bir sıkıntı yaratmadı midemde. Demek ki içeriğine güvenebiliriz.

Le Pain’de yediğim üzeri monzarellalı ızgara sebzeler. Tadı nefis ve oldukça doyurucu. Yanında yaseminli yeşil çay tavsiye ederim.

Ev halkı çok destek olmakla birlikte bir yandan karşımda çikolatalı her türlü şeyi götürüyorlar. Eee napsınlar onların da diyet yapacak hali yok. Zaten mutfağı tamamen glutensiz hale soktuğum da yok fakat eskisine göre buğdaylı ürünler daha az kullanılıyor. Yalnız geçenlerde glutensiz un ile esmer şekerli, havuçlu, tarçınlı, cevizli kek yaptım o kadar müthiş oldu ki tadı. Doğa ben hiçbir şey söylemeden çikolatalı kek sandı. Esmer şekerden olsa gerek havuçları bile görünmüyordu. Normalde kek bizde 1 hafta sürünür ama bu defa 3 günde bitti. Hatta neredeyse tabakta kalan kırıntılarını da toplayıp yediler. Ben toplamda 2 dilimini falan yemişimdir.

İnsanın oturmuş alışkanlıklarını değiştirmesi hatta bazılarından tamamen vazgeçmesi kolay değil. Ama her değişim farklı yüzleşmeler getiriyor insana kendisiyle ve çevresi ile ilgili. Değişimden korkarak yaşadıkça,”ondan bundan vazgeçemem” diyip kaçtıkça, hayatın asıl gizemini, büyüsünü ve kendi gücümüzün sınırlarını da kaçırıyoruz gibi geliyor… Değişime kucak açıp, hiç denemediklerimizi deneyebilmek, değişimin içinde dönüşmenin tadına varabilmek ve bu süreçte beynimizin çok farklı taraflarını aktive edebilmek için biraz cesaret biraz da kararlılık gerek sadece. Bu bedende bu hayata 1 defa geliyoruz, o halde neyi bekliyoruz değişmek için?

Glutensiz günler

Yaklaşık 2 aydan bu yana, beslenme ve hastalıklar üzerinde etkileri konusunda çeşitli araştırmalar, okumalar, görüşmeler yapmaktayım. Görüştüklerim arasında hem tıp doktorları hem de alternatif terapi uzmanları bulunmakta. Hepsinin buluştuğu ortak nokta ise şudur ki; Yaşadığımız birçok sağlık problemi direkt olarak beslenme şeklimizle ilgili.

Bu konu nereden gündemime oturdu diye sorarsanız tamamen kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak ve tabii bu konulara da biraz meraklı olduğumdan, yoga ve sağlıklı beslenmenin bir bütün olduğuna inandığımdan, dibine kadar sorgulamaya devam ediyorum. Tabiî ki bulduğum ve karşılaştığım bilgileri de sizlerle paylaşmaya.

Yıllardır bitmek bilmeyen gaz şikayetlerim son aylarda iyice artmıştı. Düzenli yoga çalışmama rağmen, ki yoga yapmasaydım çok daha rahatsız edici boyutlarda olabilirmiş doktorlarım öyle söyledi, durup dururken midemde bir sıkışma ve adeta nefes almamı önleyen bir gaz sancısı beni çok rahatsız etmeye başlamıştı. Artık son zamanlarda bana neyin dokunduğunu bir türlü tespit edemediğimden gerçek anlamda az yemek yemeye başlamıştım. Kahveyi, çayı kestim, süt ürünlerini kestim ama yine de düzelme olmadı. Tabiî ki sonunda işin uzmanı bir doktora gittim. Öncelikle laktoz intoleransı ya da çölyak hastalığından şüphelendiler, bir dolu testler, endoskopiler sonucunda her ikisinin de bende olmadığı anlaşıldı. Hatta kan değerlerim o kadar iyi çıktı ki çok şükür doktor benim gibi beyaz tenli birinin bu kadar kanlı canlı olabildiğine inanamadı. Endoskopi sonucunda da hafif gastrit denildi. Fakat gastrit bende üniversiteye hazırlanırken çıkmıştı ilk olarak yani yeni bir şey değil. Hiçbir sonuç ve tahlil beni tatmin etmedi. İçsel olarak biliyordum ki bana dokunan bir şey var ama bulunamıyor. Çünkü yaz mevsiminden beri vücudumda zaman zaman kaşıntılar da midemdeki gaz sancıma eşlik ediyordu ve hayatım boyunca hiç tanışmadığım alerji ile de tanıştım bu sayede. Ama hepsinin bir açıklaması olmalıydı. Sonuç olarak antihistaminik ya da sürekli gaz ilaçları alarak yaşayamazdım, ki zaten ilaçlar da dokunuyor bana. Evet hemen hemen hiç ilaç alamıyorum, zaten çok nadir içiyorum ama hangisini içsem ya mideme dokunur ya da başka türlüsü. Bu nedenle hep alternatif yöntemlerde aradım bugüne kadar çözümleri, iyi ki de öyle yapmışım. Doktorumla pek iyi anlaşamadık, çünkü tam da sinir olunacak tipte bir hastaydım onun için, verdiği mide ilaçlarını içmedim, düzenli kontrole gitmedim ve biraz fazlaca soru soruyordum sanrım. En sonunda şaka yollu bana “siz ilaç özürlüsünüz biraz” dedi. Evet ilaca karşı hassas olduğumu söylemesini tercih ederdim.

Neyse, sonuç olarak ne mi yaptım? Yaklaşık 1 yıldır yaptırmak isteyip de yaptıramadığım, sonuçlarına ve yöntemine şüpheli yaklaştığım York testini yaptırdım. Sonuç; Gliadin, tavuk, kakao ve marula karşı 1. derece intoleransım çıktı. Gliadin ve gluten buğday ürünlerinde bulunan protein. Yani içinde buğday olan her şeye duyarlıymışım. Bu ne demek? Ekmek, makarna, pizza, her türlü hamur işleri yok demek. Ayrıca kakaoya da duyarlı olduğumdan kakaolu hamur işi de yok demek yani glutensiz olsa bile. Tavuğu geçiyorum onu sadece Doğa’ya organik tavuk yaptığımda tüketiyordum. Hiç yemesem hayat boyu arayacağım bir şey değil. Marulu çok severim ama ona da alışabilirim, roka, maydanoz, dereotu var nasılsa. Fakat evde pişirdiğim o nefis tahıllı ekmeklerimden, pazar sabahları bizim fırından aldığımız sıcak simitlerden yiyemeyecek olmak şaşkınlıkla birlikte ilk aşamada biraz üzdü beni. İşinin uzmanı bir diyetisyenle görüştüm, 6 ay bu gıdaları beslenmemden çıkartmam, sonrasında ise 2 hafta ara ile her birini teker teker sokup denemem gerektiğini söyledi. Ve 1 yıl sonunda tekrar intolerans testi yapılıp kontrol ettirmem gerekiyormuş. Çoğu vakada düzelme oluyormuş, tabii diyet disiplinli bir şekilde yapılırsa. Hani 1 ay yaptın ama arada ağzıma bir çikolata atıyım yok.

Okuduğum kitaplardan ve görüştüğüm doktorlardan edindiğim ilgilere göre birçok hastalğın temelinde besin alerjileri ve duyarlılıkları yatıyor. Örneğin Taş Devri Diyeti kitabında Prof. Dr. Ahmet Aydın, şu hastalıkların büyük ölçüde besin alerjilerine bağlı olduğunu yazmış; Kronik bel ağrısı, depresyon, kronik ishal, orta kulak iltihabı, gastrit, aşırı gaz, migren, hassas bağırsak sendromu (IBS), öğrenme bozuklukları, ülseratif kolit, deri döküntüleri, tekrarlayan eklem şişlikleri, tekrarlayan enfeksiyonlar. Aydın, alerji ve intolerans testlerini ciddi olarak önemsiyor. Aynı şekilde Prof. Dr. Canan Karatay ve Dr. Ayşegül Çoruhlu da öyle. Zaten Alkali Diyet kitabı ile ilgili olarak Çoruhlu ile röportaj yapmıştım, kendisi her şeyin temelinin alkali olmak olduğunu söylüyor biliyorsunuz. Aslında evet bana kalırsa da her yol asidik besinlerden temizlenip alkali hayata doğru gidiyor.

Glutensiz beslenmede 3. haftama girdim. Gaz şikayetlerim, şişkinliğim, bağırsaklarımdaki kramplar birden kesildi. İlk hafta çok zordu, kendimi nasıl çaresiz ve yalnız hissettim anlatamam. En büyük destek Doğa ve Serdar’dan geldi neyse kiJ Doğa’nın da hayatına gluten kavramı girdi, glutensiz ekmeklerimi pek sever oldu, zor alıyorum elinden. Şu kısacık gluten serüvenimde şimdiden gelen içsel bilgi, bedenlerimiz değişime ayak uyduruyor. (ama bu ayrı bir yazı konusu) Çocuğunuz özellikle bir gıdadan hoşlanmıyor ve yemek istemiyorsa sakın zorlamayın mutlaka bir hissiyatı vardır o gıda ile ilgili.

Eee bugüne kadar anneannelerimiz ekmekler, hamurlar açtılar yediler, onlar da intolerans mı varmış derseniz, ki ben dedim, işte yanıtı; Günümüzde yediğimiz buğdayın melezleştirme yolları ile gluten içeriği artmış ve sadece ekmek değil çoğu paketlenmiş gıdada (hazır soslar, pastalar, gofretler, hazır çorbalar vs.) yer alıyor gluten. Yani farkında olmadan alıyoruz bu proteni. Bunu da bazı inasanların bağırsakları sindiremiyormuş.

Glutensiz olarak etiketlenen besinlerde dahi gliadin bulunabiliyor. Gliadin varlığını gösterebilecek etiket üzerindeki kelimeler; Un, zenginleştirilmemiş un, modifiye edilmiş besin nişantası, monosodyum glutamat, hidrolize edilmiş sebze proteini, tahıllar, malt veya tahıl özütleri, malt unu, damıtılmış sirke, emülsifiyerler, stabilizörler, buğday nişantası.

Şimdilik benden bu kadar. Glutensiz ürünler ve bu ürünlerin satıldığı yerlerle ilgili tespitlerimi aktaracağım bir yazım olacak yakında.