Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Yağmur bulutları bizi Kıbrıs’ta da bırakmadı. Güneşi bulduğumuz zamanlarda kumsaldaydık. Yağmur bastırınca da pinpon oynadı baba-kız. Yağmurdan kaçan salyangoz avına çıktılar, dedektif oldular. Doğa’ya göre çok maceralı bir tatildi. Bir yandan da şaşırdı tabii babası bilgisayar ve telefon olmadan da yaşayabiliyormuş diye:)


Ne istiyorsa onu yedi. Açık büfeden pek birşey beğendiremedik kendisine. Sürekli “o acı, bu tatlı” diye bahaneler buldu. Gittiğimiz ilk gece “Neden bu otelde uyumak zorundayız evimize dönelim” diye 1 saate yakın ağladı. Her ortama kolay uyum sağlayan kızımızı ilk defa bu kadar kaygılı görmek şaşırttı ve üzdü bizi o gece. Neyse ki ertesi gün bolca arkadaş buldu ve geri kalan günlerde yanımıza bile pek az uğradı. Ama yine de her sabah uyandığında “Salı günü mü bugün?” diye sordu. Sanırım yaşı itibariyle evine özlem duygusu başladı. Döndüğümüzde yatağına ve oyuncaklarına kavuşma sahnesi görülmeye değerdi:)
Bize ilaç gibi geldi bu kısacık tatil. Üstelik kaldığımız otelde çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza da rastladık. Bolca sohbet ve dinlence birarada oldu. Salamis Bay’da kaldık. Otel küçük ve yetersizdi hizmet anlamında. Fakat kumsalı ve denizi çok güzel. Zaten oraların en iyi denizi orasıymış. Çocuklar için hemen hemen hiç aktivite yok. Sezon olmadığı için mini klüp falan kapalıydı. Sadece birkaç oyun ablası çocukları toplayıp biryerde oyunlar oynatıyorlardı. Bazı gecelerde çizgi film izlettiler fakat bizimki çizgi film gecelerinde hep uyuyakaldı:) Kıbrıs’a gidecekseniz Kaya Artemis’i tercih edin fakat orası da çocuk için ücret alıyor. Bize saçma geldiğinden tercih etmedik ama bir dahaki sefere düşünebiliriz.


Bugün dergi için haber amaçlı bir yere gittim. Öyle bir yer ki adeta cennet… Tam da burada yazdıklarım gibi alternatif, farklı, sevgi dolu, özgün ve bir o kadar da özgür… Gördüm ki istemek ve inanmak yeterli sadece. Olamaz diye birşey yok,oluyor işte. Gördüm ki ne keyifli, ne basit hayatlar var. Bizimki hiçbirşey. Gördüm ki hayat çok basit aslında çook! Mutlu olmak ne kolay! Herşeyi zorlaştıran aslında biziz. Şimdilik bu fotoğraflara bakın ve hayal edin. Hele bir dergide yayınlansın da burası ile ilgili çok şey anlatacağım size.



Fethi Paşa Korusu’ndaydık bugün. Doğa da ben de bizim buralar dışında bir yerlerde olmaktan her zaman çok hoşnut oluyoruz. Hele de böyle doğanın tam ortasına düşersek başka ne isteriz ki. Bir de yanımızda en sevdikleriniz, en yakınlarınız olunca tadı bir başka oluyor…

Nefis boğaz manzarası eşliğinde yemeğimizi yedik, sohbet ettik, oynadık, ördek kovaladık ve hayatımda yediğimiz en lezzetli gözlemeyi yedik. Hımmmm kıymalı ve patatesli!

Sonra ver elini Kuzguncuk… sokak aralarında böyle evler gördük. Hiç ses yok bu sokaklarda. Sessizliğin sesi hakim adeta… Kasap, manav dahil herkese bir sakinlik çökmüş.

Patchwork kumaşları satan bu dükkanda aklımızı kaybettik.

Günün sonunda sahilde nefis bir yürüyüş yaptık. Her ne kadar Doğa yorulup arada kucak istese de ve oldukça uzunca yürümüş olsak da, Doğa’nın ifadesiyle “muhteşem” bir gündü bizim için.
Güzel dostum bu güzel gün için sana binlerce teşekkür…

Fenerbahçe parkı burası. Doğa’yı yuvaya bırakıp 3 saat boyunca buralarda takılıyorum. Tam alışana kadar kolay ulaşılabilir yerlerde olmam gerek. 1-2 haftaya istediğim gibi uzaklaşabilirim fakat buradan nasıl uzaklaşmak ister ki insan baksanıza… Biraz yürüyüş, çiçek, böcek derken geçiveriyor zaman. Kimseler olmuyor sabahları; sadece deniz kokusu, rüzgar ve ben…

Uzun zaman sonra Kadıköy’deydik bugün. Balık pazarı, kitapçılar, antikacılar, kuruyemişçiler, Baylan, Cafer Erol ve de en son Çiya Sofrası’nda yemek ile kapadık günü. Güzeldi Kadıköy’de olmak, o havayı solumak…
Doğa gittiğimiz yerlerde bolca çikolata yedi ve Çiya’da ceviz tatlısına bayıldı. Şaşırmadık tabii, bu kadar cins, farklı şeyleri seven bir damak tadı bunu da sevebilir rahatlıkla. Yalnız bu çikolata sevdasının sonu nereye varacak bilinmez. Özellikle Baylan’dan zor çıktık neredeyse. Bıraksak bütün çikolatalardan deneyecekti. Nezih’te kitaplara baktık, Sünger Bob defteri, Mickey Mouse kalemi ve evimizin vazgeçilmezi post-it aldık.
Tam eve dönecektik ki Dersu’nun kardeşi olmuş haberini aldık. Zeynep bebeği gördük, “aaaa bu kadar küçük mü oluyorlardı” dedik yine şaşırdık kaldık. Nalan’ın doğum yapacağını bir gece önce rüyamda görmüştüm ve de onu dün aradım doğum yakın diye. Bu aralar rüyalarım ilginç yine. Bugün sabaha karşı gelmiş Zeynep hem de çok kolay bir normak doğumla. Zaten birinci de normal doğumdu. Acıya dayanıklı, cesaretli bir Türk annesidir Nalan. Pırt diye çıkarıyor çocukları. Hatta sancılar 6 dk. ara ile geliyor diye doktoru aramış sabahın köründe. Pes diyorum ne diyim artık! Doğa’nın kankalarından birinin kardeşi oldu bugün yani anlayacağız. Bebeği pek bir ilgiyle izledi hatta ona prensesli tuvalet adaptörünü göstermeye çalıştı:) Umarız kardeş isterim diye tutturmaz.

Sayfalar(1): 1