Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Kızımız 5 yaşında fakat henüz onu bırakıp hiç uzak seyahate gitmedik biz. İstedik çok ama yapamadık, koşullar elvermedi. Annemin çalışması ve işlerimizin yoğunluğu sebebiyle hep erteledik durduk. Geçtiğimiz hafta bir düğün için Konya’ya gitmemiz gerekti. Doğa bazen iş yemeklerimiz olduğunda anneannede kalmaya alışkın olduğundan, haftasonluk 1-2 gün bırakalım dedik. Onun da pek hoşuna gitti bu fikir. Gönül rahatlığıyla çıktık yola biz de…
Yaklaşık 1 yıldır gönlüm istiyordu gitmek, ziyaret etmek Mevlana’yı olmadı bir türlü vakti henüz gelmemiş meğer. Bavullarımızı otele koyar koymaz şehir merkezine indik gittik Mevlana Müzesi’ne. Giderken taksi şoförüyle sohbet sırasında “Bugün çok kalabalık olur mu?” diye sordu Serdar. Şöyle bir yanıt aldık; “Gönülden çağırılmışsan eğer içerde kimseyi görmez gözün. Sadece sen olursun”…
Tahminimizin çok üzerinde turist vardı, çoğunluğu Japon olmakla birlikte, oldukça da ilgililerdi. Müze gayet ihtişamlı ve güzel. Her türlü bilgilendirme mevcut, gerek yazılı gerekse de kulaklık kullanarak bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
Gelmişken Şems’e de gitmeden olmaz dedik başladık onu da aramaya. Biraz aradıktan sonra sokakları bulduk neyse ama üzüldük orası pek bir tenhaydı. Üstelik pek de mütevazi ve küçük bir türbeydi. Bizim çıkmamıza yakın biraz kalabalıklaştı ama hiç turist yoktu örneğin Mevlana’da olduğu kadar. Mevlana’nın gönül dünyasında bu kadar büyük değişimler yaratmış büyük bir alimin yanına giderken heyecanlandık biz.
Şems’e doğru içeri adımımı atmamla birlikte bir amca geldi yanıma eğildi kulağıma, “Baş örtüsü ister misin kızım?” dedi. “Sağolun istemem” dedim. “Tamam istersen veriyim ama istemezsen de böyle girebilirsin” dedi. “İyi ki buradayım tam da şimdi” dedim içimden ve girdim… Konya’dan döndüğümden beri o amcanın ne sesindeki ne de yüzündeki huzur zihnimden gitmiyor.
Fazla da anlatacak birşey bulamıyorum, geri kalan hepsi kalbimde…

Yağmur bulutları bizi Kıbrıs’ta da bırakmadı. Güneşi bulduğumuz zamanlarda kumsaldaydık. Yağmur bastırınca da pinpon oynadı baba-kız. Yağmurdan kaçan salyangoz avına çıktılar, dedektif oldular. Doğa’ya göre çok maceralı bir tatildi. Bir yandan da şaşırdı tabii babası bilgisayar ve telefon olmadan da yaşayabiliyormuş diye:)


Ne istiyorsa onu yedi. Açık büfeden pek birşey beğendiremedik kendisine. Sürekli “o acı, bu tatlı” diye bahaneler buldu. Gittiğimiz ilk gece “Neden bu otelde uyumak zorundayız evimize dönelim” diye 1 saate yakın ağladı. Her ortama kolay uyum sağlayan kızımızı ilk defa bu kadar kaygılı görmek şaşırttı ve üzdü bizi o gece. Neyse ki ertesi gün bolca arkadaş buldu ve geri kalan günlerde yanımıza bile pek az uğradı. Ama yine de her sabah uyandığında “Salı günü mü bugün?” diye sordu. Sanırım yaşı itibariyle evine özlem duygusu başladı. Döndüğümüzde yatağına ve oyuncaklarına kavuşma sahnesi görülmeye değerdi:)
Bize ilaç gibi geldi bu kısacık tatil. Üstelik kaldığımız otelde çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza da rastladık. Bolca sohbet ve dinlence birarada oldu. Salamis Bay’da kaldık. Otel küçük ve yetersizdi hizmet anlamında. Fakat kumsalı ve denizi çok güzel. Zaten oraların en iyi denizi orasıymış. Çocuklar için hemen hemen hiç aktivite yok. Sezon olmadığı için mini klüp falan kapalıydı. Sadece birkaç oyun ablası çocukları toplayıp biryerde oyunlar oynatıyorlardı. Bazı gecelerde çizgi film izlettiler fakat bizimki çizgi film gecelerinde hep uyuyakaldı:) Kıbrıs’a gidecekseniz Kaya Artemis’i tercih edin fakat orası da çocuk için ücret alıyor. Bize saçma geldiğinden tercih etmedik ama bir dahaki sefere düşünebiliriz.


Bugün dergi için haber amaçlı bir yere gittim. Öyle bir yer ki adeta cennet… Tam da burada yazdıklarım gibi alternatif, farklı, sevgi dolu, özgün ve bir o kadar da özgür… Gördüm ki istemek ve inanmak yeterli sadece. Olamaz diye birşey yok,oluyor işte. Gördüm ki ne keyifli, ne basit hayatlar var. Bizimki hiçbirşey. Gördüm ki hayat çok basit aslında çook! Mutlu olmak ne kolay! Herşeyi zorlaştıran aslında biziz. Şimdilik bu fotoğraflara bakın ve hayal edin. Hele bir dergide yayınlansın da burası ile ilgili çok şey anlatacağım size.



Fethi Paşa Korusu’ndaydık bugün. Doğa da ben de bizim buralar dışında bir yerlerde olmaktan her zaman çok hoşnut oluyoruz. Hele de böyle doğanın tam ortasına düşersek başka ne isteriz ki. Bir de yanımızda en sevdikleriniz, en yakınlarınız olunca tadı bir başka oluyor…

Nefis boğaz manzarası eşliğinde yemeğimizi yedik, sohbet ettik, oynadık, ördek kovaladık ve hayatımda yediğimiz en lezzetli gözlemeyi yedik. Hımmmm kıymalı ve patatesli!

Sonra ver elini Kuzguncuk… sokak aralarında böyle evler gördük. Hiç ses yok bu sokaklarda. Sessizliğin sesi hakim adeta… Kasap, manav dahil herkese bir sakinlik çökmüş.

Patchwork kumaşları satan bu dükkanda aklımızı kaybettik.

Günün sonunda sahilde nefis bir yürüyüş yaptık. Her ne kadar Doğa yorulup arada kucak istese de ve oldukça uzunca yürümüş olsak da, Doğa’nın ifadesiyle “muhteşem” bir gündü bizim için.
Güzel dostum bu güzel gün için sana binlerce teşekkür…

Fenerbahçe parkı burası. Doğa’yı yuvaya bırakıp 3 saat boyunca buralarda takılıyorum. Tam alışana kadar kolay ulaşılabilir yerlerde olmam gerek. 1-2 haftaya istediğim gibi uzaklaşabilirim fakat buradan nasıl uzaklaşmak ister ki insan baksanıza… Biraz yürüyüş, çiçek, böcek derken geçiveriyor zaman. Kimseler olmuyor sabahları; sadece deniz kokusu, rüzgar ve ben…
