Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Meğer insanların ne kadar çok eğlenmeye ihtiyacı varmış. Facebookta her geçen gün yenisi eklenen gruplar beni çok güldürüyor. En son “your ego is my lego” başlıklı bir grup oluşturmuşlar. Yani inanılır gibi değil eğleniyorlar da gerçekten. İçsellikten uzaklaştıkça buralarda arıyorlar eğlenceyi…
Ego, farkındalık, meditasyon, yoga, reiki, yaşam koçu, x koçu, y koçu. vs….bir de Cem Uzan’ın davasından sonra son zamanlarda öfke kontrolü çıktı:)) bunlar çok moda şimdi. Ayaküstü sohbetlerde bile sözü ediliyor mutlaka. Özellikle kadın dergilerinde, yoga kamplarıyla ilgili haberler, alternatif tıp, çeşitli masaj teknikleri….haklılar tabii onlar için güzel bir alan haber anlamında. Ama biraz daha profesyonelce işlenmesi gerekiyor bence. Şu ana kadar incelediğim kadarıyla içlerinde bu konuları en iyi ele alan Eve dergisi sanırım. Tabii bu benmim kişisel fikrim.
Öte yandan, bilen bilmeyen herkes konuşuyor. Öyle ki Pakize Suda geçenlerde bir köşe yazısında kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili öyle talihsiz bir yorum yapmıştı ki…neymiş efendim ancak koca bulmaya yararmış bu kitaplar, her eline aldığında ilk 10 sayfadan ileriye gidemiyormuş. Eeee okuma zaten sen bence, ihtiyacın yok demek.
Yanlış anlamayın işini çok profesyonel yapan yaşam koçu, psikolog, reiki masterı, drama dersleri veren dostlarım var. Bahsettiklerim bunlar değil. Kendini olduğundan çok daha farklı göstermeye çalışanlardan ve de bir de bu konuda hiç bilgisi olmadığı halde körü körüne yargılayanlardan bahsediyorum. Örneğin kendi yaşamındaki sorunlarını çözememiş ama insanlara hayallerini gerçekleştirmeyi vaat eden insan yaşam koçu olabilir mi sizce? Olmamalı değil mi? Tabii bu bir süreç. Öğretmenler, eğitmenler de bu süreçte deneyimler yaşarlar, oradan oraya savrulurlar. Onlarında dibe vurdukları zamanlar olabilir. Ama dengeleri farklı olmalı. Kolay toparlanabilmeliler.
Diğerleri ise yani işin aslını bilmeden yargılayanlar, onlar için ise söylenecek tek şey; bu da sizin seçtiğiniz ve sizin deneyimleriniz. Sizler yargıladıkça sizi de yargılayacaklar…Malesef düzen böyle işliyor, yapacak birşey yok. Ne zaman ki bir gün gelecek kendinizle başbaşa kalacaksınız belki o zaman herkesi olduğu gibi sevip kabul etmeyi öğreneceksiniz. Kişisel gelişim kitaplarının da her kitabın olduğu gibi ne büyük emekle yazıldığını aklınızdan geçirebileceksiniz.
Sinirliyim bugün böyle içimde birikenleri döküverdim.
Bir de biraz önce gazetede bir haber; Hülya Avşar’a sormuşlar. Yeni tv programınızda Tayyip Erdoğan tekrar konuğunuz olsa ne sorardınız diye; “Ergenekon’u değil de bu defa Deniz Feneri’ni sorardım” demiş.
Buyrun işte buna da bir yorum yapmayacağım artık. Ne olur herkes kendi işine baksa

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi süreci “empati” sözlükteki tanımına bakarsak.. Tanımından oldukça kolay gibi görünen, hepimizin bildiği ve dile getirdiği ama günlük yaşantımızda ne yazık ki gerçek anlamında uygulayamadığımız, sağlıklı bir iletişim sürecinin olmazsa olmazlarından “empati”..
Geçen sene katıldığım iki gün süren “Etkili ekip iletişimi” eğitiminde neredeyse bir tam gün sadece empatik yaklaşımı ve önemini tartışmıştık.. Özellikle kişilerin ilgi alanları, yaşanmışlıklar ne kadar ortaksa yani – Ünsal hocanın derslerine girenler bilirlerJ – “ortak izafiyet” çerçeveleri ne kadar genişse insanların empatik yaklaşım kurabilmeleri kolaylaşıyor..
Bunları neden mi anlatıyorum? Dersu’nun bana getirdiği armağanlardan biri de bu çünkü.. Anne olduktan sonra, insanlara çok daha sıcak davrandığımı fark ettim… Normal hayatta “merhaba, günaydınları” esirgediğimiz insanlarla, küçük mucizelerimiz sayesinde iletişim kurabiliyoruz.. Bu bazen parkta, alışverişte bazen internette, telefonda olabiliyor…Örneğin dün akşam, hiç tanımadığım bir kişiyle tam 45 dakika telefonda konuşabildim, sohbet edebildim hiç sıkılmadan, eski bakıcım hakkında referans almak için beni aradığında.. Ortak konularımız çocuklarımız olunca, insanlar birbirlerine gönül gözlerini açabiliyorlar, yani o çok önemli “empatik yaklaşım” devreye giriyor….
Anne olmak nasıl bir duygu diye sorduklarında hep annelik kendi kendinizi eğitebilmeniz için size verilmiş en önemli hediye derim soranlara.. Çünkü çabuk sıkılan, çabuk öfkelenen, sabırsız biri olan ben sabretmeyi öğrendim Dersu sayesinde.. Günlük yaşamın kargaşasında bazen Don Kişot gibi yeldeğirmenleriyle savaşırken hep o arka plana atılan içsel yolculuğuma çıktım oğlum sayesinde… sabaha karşı, en derin uykudan uyansam bile gülümseyebiliyorum yine onun sayesinde… Ve daha etkin empati kurabiliyorum artık biriyle konuştuğumda..
Çocuğunuza duyduğunuz o içgüdüsel ve mucizevi sevgi, bakış açınızı değiştiriyor, daha anlayışlı bakıyorsunuz hayata ve hayatın diğer oyuncularına…
