Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Genel’ kategorisi arşivi

Eş zamanlılık

img_1711“Tanrı ile Sohbet”in ilk kitabını bugün bitirdim. Kitabı okurken özellikle şu son 2 gündür çok ironik şeyler geldi başıma. Dün Starbucks’tayım. Tam arkamdaki masada bir çift tartışıyor. Ben bir yandan kitaba konsantre olmaya çalışırken bir yandan naklen dinlemek zorunda kalıyorum tartışmayı. Ve çoğu zaman kendi kendime oynadığım oyunu oynayıp, yüzlerini görmediğim bu çiftin tiplerini, yaşlarını hayal etmeye çalıştım. Tartıştıkları konu o kadar yüzeyseldi ki herhalde dedim bunlar taş çatlasa 25 civarıdır. Tartışmanın sonuna doğru kız ağlamaya başladı. Oğlan onu sakinleştirdi ve masadan kalktılar küs bir şekilde. Bir de baktım bunlar annem-babam yaşında. Ve bütün bu olaylar zarfında benim kitapta okuduğum bölüm neydi biliyor musunuz? İlişkiler! Ve işte kitabın bu bölümünden küçük bir alıntı: “Eğer yaşamda garanti istiyorsanız, hayatı istemiyorsunuz demektir. İstediğiniz, yazılan senaryoların provasıdır. Hayat, doğası gereği garanti vermez. Garanti, amacı çarpıtır.”
Bugün de Cafe Nero’dayım ve yine okumaya devam. Yan masada 3 kadın sohbet ediyorlar. Kitaba odaklanmak için i-pod’umu takıyorum. Bir süre sonra pili bitiyor i-pod’un ve yan masaya yine kulak misafiri oluyorum. Kadınlardan biri diyor ki diğerine; “Sen de para bol rahatsın ya biz ne yapalım hiç gelmez ki bize para”. Benim kitaptaki konu; Para ile ilgili çekirdek inançlarımızı nasıl değiştiririz? Kitapta şöyle anlatıyor; Örneğin sürekli “yeterince param yok” gibi bir inancınız varsa bu çekirdek düşünceyi değiştirmenin en hızlı yolu düşünce-söz-yapma sürecini terse çevirmek. Yani “hayalimdeki evi alacak kadar param olsun istiyorum” demek yerine “hayalimdeki evi alacak kadar, yeteri kadar param var” demeniz gerekiyor. Bu çekim yasasının bir kuralı zaten çoğunuz bilirsiniz, evrene yaydığımız titreşimlerle ilgii bir durum. Kitapta para ile ilgili olumsuz düşünce sisteminizi nasıl değiştireceğiniz çok ayrıntılı açıklanıyor.
Hayır sanmayın ki ben böyle habire cafelerde kitap okuyorum:)) Atom karınca misali hop migrosa, hop eve, hop yogaya, hop yuvaya cüceyi almaya giderken aralarda sadece dinlenmece vakitleri bunlar:)

Yukarıdaki foto da bugün çekildi sahilde; yosun ve deniz kokuyor.

Gidesim var

Doğa’yı yuvaya bıraktıktan sonra Fenerbahçe Parkı’nda aldım soluğubu sabah. Yürüdüm, yürüdüm, kaç tur attım bilmem. Sonra alt tarafta bir kayıkhane var, yanında da küçük bir çay bahçesi. Oturdum, açtım kitabımı, söyledim çayımı. Ama yok okuyamıyorum. Böyle midemde bir buruntu, seçim sonuçlarını sindirememiş olmanın verdiğibir huzursuzluk. Yine aynı his geldi oturdu tam kalbime. “Ne işimiz var burada?” dedim yine. Ege’ye gitmeli. Küçücük, deniz kenarı bir yerlerde olmalı. Her sabah martı sesleriyle uyanmalı, dalgaların sesini dinlemeli, Doğa’yla birlikte denize taş atmalı. Seçimi düşünmemek, gazete görmemek için gittim oraya. Bir satır okudum denizi izledim, iki satır okudum düşündüm, üç satır daha okudum yine daldım gittim uzaklara. Çok gidesim var yine. Serdar’ı bir ikna edebilsem. Hani dese ki tamam gidiyoruz, 2 saniyede toplanmayan ne olsun. Neyse, bu akşam Serdar’ın başının etini yemece…
Not: Dün yaptığımız kukla ile gittik okula, bir de ne görelim millet abartmış. Hani sanki aileler kukla yapma yarışmasına katılıyor. Bu veliler hırsı beni daha da deli etti bugün.

Günün anısına

basin-karti2

Serdar’ım bugün doğmuş. Minicik bir pasta aldık üçümüz doğumgünü partisi yaptık. Bütün gün yapışık yaşadılar neredeyse. Mumları bile birlikte üflediler. Bir de uzun zamandır kafayı taktığı ve bizim bulamadığımız “Uzayda Mickey” filmini babası internette bulunca çıldırdı! Filmin adı “Gufy Mars’ta” imiş meğersek.

Günün en komik olayı ise şöyle; “Atıl ile Yaman Hayvanat Bahçesinde” başlıklı bir kitap var annem getirmişti. Aslında ilkokul 1’ler için kitap ama resimlerine falan bakıyorduk biz. Taa ki birkaç gün öncesine kadar. Yazılara taktı bu aralar. “Oku bana” diyor sürekli. Eee biz de ne isterse okuyoruz. Bu kitapta “manşet” kelimesi geçiyor bir yerinde. “Manşet ne demek” diye sordu. Serdar da anlattı geçenlerde. Üzerinden çok zaman geçti ama. Sabah gazete okuyorum. Geldi bir heyecan; “Dur ben sana manşeti gösteriyim. Baakkk işte bu… en büyük harfler. Bak bu da babamın harfi” (S harfini göstererek) !!!

Birşey daha; Futbol oynuyor deli gibi. Bizim evde neredeyse hiç futbol izlenmez. Resmen çift kale maç yapıyor Serdar’la. Ne yapacağımızı şaşırmış haldeyiz:)

Merhaba

Sıcacık bir merhaba benden size!
Özledim her birinizi ayrı ayrı, bu kısacık ayrılık aylar sürdü sanki bana. İşte yeni evim burası. Ben çok sevdim, umarım sizler de beğenirsiniz. Blogdestek’in eline sağlık. Tam da bana göre bir yer oldu!

Zaman zaman yenilikler devam edecek, değişim hiç bitmeyecek. Daha fazla kişisel gelişim, yaşanmış örnekler, kitaplar, öneriler olacak burada.
Ruhsal yolculuğumda inişlerim, çıkışlarım, derslerim, oluşlarım ve küçük rehberim Doğa ile yeniden sizlerleyiz efendim.

Hastalıklar gitsin artık

Şu anda halimizi ancak bu fotoğraf anlatabilir. Kırılıyoruz hastalıktan ikimiz de. O papatya seviyor ben adaçayı. Onunkine gizlice, çaktırmadan pekmez konuluyor benimkine bal. İştahımız da yok. Belki bir kek yaparız kendimize bugün.
Bu güzel havada kolumu kaldıracak halim yok ki çıkalım biraz hava alalım. Hani şöyle bir saat uyuyabilsem… o da yok, bu cadıyla mümkün mü…39 ateşle bile dans ediyor…yorganın altına girip günlerce çıkmayasım var.